Psikoseksüel Gelişimin Oral, Anal ve İlk Genital Evrelelerinde Ortaya Çıkan Savunmalar

Psikoseksüel Gelişimin Oral, Anal ve İlk Genital Evrelelerinde Ortaya Çıkan Savunmalar

Jerome S. BLACKMAN

Genel kuralı yeniden belirtelim: Savunmalar, hoşa gitmeyen duygulanımların bileşenlerini bilinçli farkındalık dışına çıkaran zihinsel işlemlerdir. (Duygulanım, duygu için kullanılan psikanalitik terimdir.)

Aşağıdaki tanımları incelerken şunu unutmamak gerekir ki, herhangi bir savunma duygulanımın bir parçasını bilinçdışına iterek herhangi bir duygulanımı yatıştırmak üzere kullanılabilir. Ayrıca çoğu zaman bir grup savunmanın birlikte hareket ettiğini görürsünüz.

Ayrıca zihinsel işlevselliğin bütün bir resmini çekebilmek için savunmalardan başka alanların da değerlendirilmesi gerektiğini akılda bulundurmak lazım; örneğin: dürtü etkinliği (yeme içme, cinsellik ve saldırganlık); duygulanım deneyimi (kaygı, bunalım, suçluluk, utanç, neşe, öfke); üst benlik etkinliği (kendini cezalandırma eğilimleri, değerler, idealler, güvenilirlik, dakiklik, sorumluluk); özerk benlik işlevselliği (bütünleştirme, mantıksal düşünme, konuşma, algı, gerçeklik testi, soyutlama, kendini gözlemleme, muhakeme, uğraş ve beceriler [benlik ilgileri]); benlik gücü (duygulanım toleransı, dürtü kontrolü, hayalin içeride tutulması) (bkz. ek 2); nesne ilişkileri kapasiteleri (ilişkilerde istikrar, empati, sıcaklık, güven, kimlik, yakınlık) (bkz. ek 3).

Patolojk zihinsel semptomlar (örneğin, halüsinasyonlar, fobiler, zorlanımlar ve konversiyonlar) dürtüler, duygulanımlar, üst benlik, özerk benlik işlevleri, benlik güçleri, nesne ilişkileri ve savunmaların çatışma biçimlerinden ortaya çıkar. Çeşitli çatışmaların çözümü için nihai ortak yol ise “uzlaşı yaratma” diye adlandırılır. Zihinsel sorunlar olduğu durumda “patolojik uzlaşı yaratılması” durumunu tartışırız (C.Brenner, 2002).

Aşağıdaki klinik örneklerin[1] pek çoğunda birden fazla savunma işin içindedir, yine de üzerinde durulan savunmanın vurgulandığı örnekleri seçmeye çalıştım. Aşağıdaki listede, savunmalar, yaklaşık olarak ortaya çıktıkları psikoseksüel evreye göre düzenlenmiştir. Ancak savunmalar ilk ortaya çıktıkları psikoseksüel evrenin kapanmasıyla birlikte mutlaka ortadan kalkarlar diye bir durum söz konusu değildir. Aslında yetişkinler bu savunmaların herhangi bir kombinasyonunu kullanabilmektedirler. Hem okuyucu hem de yazar için daha kolay olduğunu gördüğüm için, savunmaları anlatırken gündelik bir dil ve ikinci şahıs hitap tarzı (ör. saldırganla özdeşim size yapılana bir başkasına yapmak demektir) kullanmayı seçtim.



[1] Teşhis konulmasını sağlayacak bilgilerin tamamı ya ortadan kaldırılmış yahut son derece gizlenmiştir.

Oral Evre

İçe Atma

Devamı için tıklayın

Temel ve Yan Savunmalar

Temel ve Yan Savunmalar

Jerome S. BLACKMAN

Yetişkinlerde birincil savunma mekanizmaları genellikle bastırma (25) ve (duygulanımı) yalıtma (13) şeklindedir. C.Brenner’a (1982a) göre, bütün duygulanımların iki bileşeni vardır: duyumsamalar ve düşünceler. Duyumsamalar hoşa giden ve hoşa gitmeyen, düşüncelerse bilinçli ve bilinçdışı şeklinde olabilir. Bastırma terimi, kişinin zihninin (bir duygulanımın) düşünce içeriğini otomatik olarak bilinç dışına atması durumunu anlatır. Yalıtma ise zihnin düşünceyi olmasa bile duyumsamayı farkındalık dışına atması durumunu anlatır. Diğer savunmacı işlemler, genellikle, bastırma, yalıtma veya ikisini birden destekleyen yardımcı savunmalardır. Kernberg (1975) bu genel kurala istisna getirerek borderline kişilik tanısı koyduğu kişilerde bölmenin (8) de birincil savunma olarak kullanıldığını öne sürmektedir.

Devamı için tıklayın

Bilinçli ve Bilinçsiz Savunmalar

Bilinçli ve Bilinçsiz Savunmalar

Jerome S. BLACKMAN

Duygulanımların engellenmesi nefes alıp vermek gibidir. İnsanlar genellikle düzenlemenin (bilinçdışı savunma) farkında değildirler ama düzenlemeyi kasıtlı olarak denetim altına alabilirler (bilinçli savunma). Aslında savunmalar bilinçli ve bilinçdışı olarak işler; insanlar onları kasıtlı olarak veya farkında olmadan kullanabilirler.

Analitik sınıflandırmada, bir savunmanın bilinçli ve bilinçdışı kullanımı arasındaki ayrım bazen farklı terimler kullanılarak yapılır. Örneğin, baskılama (31) kasıtlı unutmayı anlatırken bastırma (25) bilinçdışı unutma anlamına gelir. Benzer biçimde, saptırma (23) kasıtlı yalan söylemek anlamına gelirken boşluk doldurma (24) kişinin farkındalığı dışında gerçeklerin çarpıtılması demektir. Bayan AB (yukarıda) başlangıçta öfkesini baskılamış, sonrasındaysa eşinden ayrılma yönündeki öfke duygularını bastırmıştı.

Devamı için tıklayın

Nevrotik Hastalık

Nevrotik Hastalık

Jerome S. BLACKMAN

Nevrotik hastalıkları (fobiler, konversiyonlar, panik, takıntılar, zorlanımlar, bazı dürtüsellikler, bazı bunalımlar) olan insanlarda benlik gücü yeterli olabilir. Fakat duygulanımın yoğunluğu düşük olsa bile, küçük bir duygulanım sinyal etkisi gösterir (Freud, 1926; C.Brenner, 1982a). Bu sinyal duygulanımı kişiye, genellikle bilinçsiz olarak, gerçekten boğucu duygulanım hissettikleri önceki durumları hatırlatan durumlardaki savunmaları tetikler.

24 yaşındaki Renée panik halindeydi. Kendisini kaygılandıranın ne olduğunu düşündüğünde, son zamanlardaki çocuk sahibi olma isteğine gidiyordu. Kocasına söylemeye korkuyordu, çünkü başka çocuk sahibi olmama konusunda anlaşmışlardı. Ayrıca Renée eşinin gelirine “bağımlı” olmak istemiyordu. Gençken babasına harçlık için nasıl yalvarmak zorunda kaldığını ve bunun hiç hoşuna gitmediğini anlattı.

Eşinin de babası kadar cimri davranmasını beklediğine işaret ettim. Renée, bunun kendisine karşı hep cömert davranmış eşine dair haksız bir tanım olacağını fark etti. Kısa bir psikoterapi (birkaç ay) sonrasında Renée çocuk konusunu eşine açtı ve eşi bu fikri heyecan ve mutlulukla karşıladı. (Bu vakanın daha ayrıntılı anlatımı için bkz. Blackman, 2001, ss.174-177.)

Renée, eşiyle aktarım (79) temelli bir kaygıdan kendini korumak için ketumluk (59), kaçınma (61) ve sözde bağımsızlık (72) savunmalarını kullanıyordu. Bir başka deyişle, sinyal işlevi gören kaygısı kendi içinde boğucu olmasa da patolojik savunmaları ortaya çıkarmıştı.

Devamı için tıklayın

Psikoz & Borderline Kişilik

Öte yandan, psikoz veya borderline kişiliğe sahip insanlarda hafif duygulanımlar bile benliğin işlevlerini eritebilir. Bu hastalıklarda, en başta, benliğin bir gücü olan duygulanım toleransı (Kernberg, 1975) asgari düzeydedir.
25 yaşındaki Bay DB, çocukluğu boyunca annesi tarafından aşırı derecede ihmal edilmişti. Abilerinin onu dövmesine izin veriyordu. Ayrıca lise üçüncü sınıftayken ergenlik çağındaki kız kardeşinin fuhuş yaptığına tanıklık etmişti. 15 yaşından beri fazla içki içiyordu. Bütün bu etkenler (abilerine karşı bunaltıcı öfke, kızkardeşinin cinsel etkinliklerini görmekten kaynaklanan aşırı cinsel uyarılması, ergenliği boyunca alkol kullanımının duygulanımını köreltmesi ve benlik gücünün gelişimini engellemesi) Bay DB’nin duygulanım toleransının ciddi şekilde zayıflamasına yol açmıştır.
Şimdi yüksek lisansını yaparken fazladan ödev verildiğinde o kadar öfkeleniyordu ki odaklanıp düşüncelerini toplayamıyordu (bütünleştiremiyordu). Ders çalışamıyordu. Bunaltıcı öfke ve depresif duygulanımla baş edebilmek için, savunmacı bir şekilde, yüksek lisans yapmasını teşvik eden kız arkadaşını suçluyordu (yansıtmalı suçlama) (5). Ayrıca büyüklenmecilik (63) geliştiriyor (hocayı haksızlık yaptığı için şikayet etmeyi düşünüyor) ve içki içiyordu (savunma olarak madde kullanımı) (69).
Bir başka deyişle, duygulanım toleransındaki (benlik) hasarı nedeniyle, fazladan ödev verilmesi gibi normatif bir stres altında öfkeden boğulacak hale geliyordu. Ardından da (benliğin) odaklanma ve bütünleştirme işlevlerindeki bozulmasını deneyimle-mekten doğan utancını dindirmek için patolojik savunmalar devreye giriyordu.

Savunmaların Tetikleyicileri

Savunmaların Tetikleyicileri

Jerome S. BLACKMAN

Normal veya “Ortalama Öngörülebilir” İnsanlar
(Hartmann, 1939)

Normal insanlarda (E.Jones, 1942), çok yoğun bir duygulanım zihnin düşünme, düzenleme ve odaklanma işlevlerini eritme (veya aşırı gelme) riski taşıyabilir. Freud (1926), benliğin düşünme, düzenleme ve odaklanma işlevlerini engelleyen duygulanımları, daha teknik olarak, “travmatik” diye adlandırmıştır (Hartmann, 1939).

39 yaşındaki Bayan AB, evlilik sorunları nedeniyle benimle tedavi görüyordu. Kocasının ebeveyn yatak odasındaki banyonun ecza dolabında marihuana sakladığını fark ettiğini söyledi. 13 ve 15 yaşlarındaki çocukları uyuyana kadar öfkesini baskıladı (bilinçli olarak düşüncesinin dışına itti) ve sonrasında çeşitli endişelerini eşine anlattı: eşinin sağlığından, çocukların refahından, tutuklanması veya yargılanmasından, kafası iyiyken aptalca şeyler yapmasından, elaleme rezil olmaktan endişeleniyordu. Ayrıca çocuklara ahlaki ve yasal açıdan kötü örnek olmasına da karşı çıkıyordu. Kocası ot çekmeye hakkı olduğunu savununca, “kendini kaybetti”. Ağlamaya başladı ama kendine hakim oldu.

Ertesi gün öğle vakti ön bahçe için dükkandan çiçek alırken Bay AB cep telefonundan aradı. Evde bekliyordu. Çocuklar okuldayken “ateşli bir sevişme randevusu” için buluşacaklardı. Kadın tamamen unutmuştu ve eşini hayal kırıklığına uğrattığı için suçlu hissetti.

Bu durumda, Bayan AB önce öfkesini (bilinçli olarak) baskıladı (31), ama eşi kendisinin endişelerine karşı makul olmayan bir tepki verince, öfkesi ve depresyonu yoğunluktan “travmatik” hale geldi. Daha sonra farkında olmadan birtakım başka savunmaları uyguladı. “Ateşli sevişme randevusunu” bastırdı (25); bu, hem öfkesini yatıştırdı hem de ifadesini sağladı (uzlaşma yaratma). Yansıtmalı özdeşim (4) kullanarak isteklerini dikkate almayan eşine kızgınlığını yatıştırmak için eşinde de kızgınlık yarattı. Eşinin kendisine yaptığını ona yaparak (isteklerini hiçe sayarak) saldırganla özdeşim (35) kurdu. Eşinin cinsel teklifini reddederek ilgisini dişil unsurlara (bahçe çiçeklerine) kaydırdı (19) ve sembolik olarak dişiliğini yeniden doğruladı. Böylece eşinin endişelerini gözardı etmesinden duyduğu aşağılanmayı bastırdı (25). Ayrıca evliliğe ilişkin bunalım hislerini de yalıttı (13) (üstünü örttü).

Eşiyle randevusunu unutmanın ve çiçeklere odaklanmanın besbelli yukarıdaki anlamlara geldiğine işaret edince eşine duyduğu öfke ve kendi suçluluk duygusunun daha fazla farkına vardı. Öfke ve suçluluk arasında yaşadığı çatışma nedeniyle eşi kendisiyle tartışırken edilgen (62) kalmıştı. Birkaç gün sonraki takip seansında, eşinin yasadışı ve kendine zarar veren madde kullanımında inat etmesi yüzünden öfkeli hissettiğini ve evliliklerine dair hevesinin kırıldığını eşine açıkladığını anlattı. Yaptığı yüzleştirme eşinin de, özellikle genç çocukları üzerindeki potansiyel etkisi bakımından, inadını gözden geçirmesini sağlamıştı. Eşi özür diledi ve marihuanayı attı.

Devamı için tıklayın

Savunmaların ve Hoşa Gitmeyen Duygulanımın Tanımı

Savunmaların ve Hoşa Gitmeyen Duygulanımın Tanımı

Jerome S. BLACKMAN

Savunmalar, hoşa gitmeyen duygulanımın bileşenlerini bilinçli farkındalıktan uzaklaştıran zihinsel işlemlerdir.

Hoşa gitmeyen duygulanımın içine kaygı, depresyon ve öfke girer. Kaygıyı oluşturan, hoşa gitmeyen bir duyumsama artı kötü bir şey olacağı düşüncesidir. Depresif duygulanım, hoşa gitmeyen bir duyumsama artı olmuş olan kötü bir şeye dair bir düşünceden oluşur (C.Brenner, 1982a). Öfke ise, hoşa gitmeyen bir duyumsama artı birine veya bir şeye zarar verme düşüncesinden oluşur (C.Brenner, kişisel iletişim, 1990). Bu duygulanımların her birini oluşturan düşüncenin kapsamı o güne kadarki herhangi bir gelişimsel evredeki algı veya anılardan gelebileceği gibi gerçekliğe ya da hayale dayalı veya gerçek-hayal karışımı olabilir.

Devamı için tıklayın

Ayırıcı Teşhis, Belirtiler ve Çelişkiler: Karşı Aktarım

Ayırıcı Teşhis, Belirtiler ve Çelişkiler: Karşı Aktarım

James F. MASTERSON, M.D.

Borderline bozukluğu şizofreni ve sosyopat kişilikten ayırmadaki zorluk; bu üç bozukluğun muhtemelen birbirine çok yakın gelişimsel safhalarda ortaya çıktıkları ve bu yüzden de (tıpatıp aynı olmasa bile) benzer ego takıntı seviyelerine sahip oldukları gerçeğinden kaynaklanır. Bu durum, diğer bozuklukların genellikle bir ya da iki tanesini taklit eden borderline psikopatolojisinde klinik bir şekilde yansıtılmıştır. Örneğin, akışkan ego sınırları, paranoyak düşünce veya geçici psikotik nöbetler (genellikle ayrılma stresi altındayken) şizofren ihtimalini ortaya çıkarırken, borderline’da devam görülen eyleme vurmalar da akla sosyopat teşhisini getirir.

Bununla birlikte, ayrılma problemleri de şizofreni hastalarında tekrar tekrar ortaya çıkan bir temadır. Örneğin Rinsley (15), şizofren ergenleri simbiyotik öncesi ve simbiyotik gruplarına ayırır ve her biri için tedavinin ego gelişiminin seviyesine göre temellendirilmesini tavsiye eder. Onun programı, simbiyotik öncesi şizofren hastaların tedavisinde gerekli olan uzun zaman süreçlerini de mümkün kılar. Bu kitapta tasvir edilen tedavi programı ise, hastanın, 18 ay içinde yüz yüze geleceği terapötik stresten kazanım elde etmeye yetecek kadar ego gücü olduğu varsayımı üzerine yapılandırılmıştır. Bu yüzden de, ben, hastaları başa çıkamayacakları kadar büyük bir stres altına sokmaktan kaçınmak için genelde daha uzun süre tedaviye ihtiyaç duyan şizofren hastalarla tepki veremeyen sosyopatları birbirinden ayırmanın ve elemenin önemli olduğunu düşünüyorum.

GELİŞİMSEL BİR BAKIŞ AÇISI

 

Tanısal ayrımdan yararlanabilmek için, sorunun hangi ego gelişimi seviyesinde ortaya çıktığını, ne tip bir psikopatoloji beklenebileceğini ve ne tip bir tedavinin gerekli olduğunu gösteren teorik bir bütünlük (Tablo 1) kurmak yardımcı olabilir.

Tablo 2. Gelişimsel Bütünlük

Yaş                                     Ego Gelişim Safhası                Bozukluğun Teşhisi

3 Aylığa kadar                    Otistik                                     Bebeksi Otizm

3 ila 18 ay arası                  Simbiyotik                              Bebeksi Psikoz

18 aylık                              Ayrılma                                   Şizofreni

18 ila 36 ay arası               Ayrılma-bireyleşme                Sosyopat Kişilik, Borderline

Bebeksi otizme sahip hastalar gelişimin ilk kritik safhasında takılı kalırlarken, bebeksi psikoza sahip olanlar ise simbiyotik safhada kalırlar. Onlar bu safhayı aşmada başarılı olamazlar, çünkü Mahler’e (77) göre, anne desteklerini kullanma becerilerinden yoksundurlar. Şizofreni hastaları simbiyotik safhaya kadar ilerleyebilir ama ayrılmada başarısız olurlar. Borderline hastaları ayrılabilir ama ayrılma-bireyleşme safhasının herhangi bir alt safhasında takılıp kalırlar. Sosyopatı da buraya dahil ettim çünkü bence bu hastanın psikopatolojisinin çoğu, anneden ayrılmayla başa çıkmak için gösterilen kopma savunmasının kullanışının belirtisi olarak açıklanabilir. Sosyopat kişi, yetişkin hayatında, Bowly’nin (34) tanımladığı gibi ayrılmaya karşı bu sonuncu ve en umutsuz savunmaya kadar ilerlemiş bebekler gibi davranır.

KLİNİK

 

Bu varsayılan tabloyu kurmak, onu klinik vakaya uygulamaktan çok daha kolaydır. Bu durumu önceden net bir şekilde ayrıştırmak mümkün olmadığında, hastanın klinik terapi testine tabi tutulması gerekir – örneğin, hastanın eyleme vurmasını kontrol edip edemediği bazen sadece tedavi sayesinde ortaya çıkarılabilir.

OLUMLU BELİRTİLER

 

Bu hastalarla yaptığım çalışmalar, bana, dile getirmenin çok zor olduğu teşhisle ilgili bir “his” ya da sezgi verdi. Her şeyden önce, kişinin hastanın geçmişindeki terk depresyonu ve narsisistik oral takıntıyı tespit edebilmesi gerekir. İstisnasız her zaman, sunulan vakalarda da olduğu gibi, depresyona karşı yapılan savunmaların takip ettiği bir ayrılma geçmişi mutlaka bulunur. Ego hasarlarının geçmişi, ego takıntısını ifşa eder. Ortada paranoyak bir düşünce bulunsa bile paranoyak sanrılar yoktur ve akışkan ego sınırları olsa bile gerçeklikle önemli bir iletişim mevcuttur. Seyrek de olsa, sosyopatta olduğu gibi, çocukluktan kalma tutarlı bir antisosyal eyleme vurma geçmişi görülür. Ciddi eyleme vurma, sadece o anki hastalıkta meydana gelme eğilimindedir. Anne tarafından verilen tarihçe de, tıpkı annenin gözlemleri gibi, düğüm olmuş bağı ortaya serer.

Yapışma savunması ve yeniden birleşme fantezileri tedavi için olumlu belirtilerdir çünkü hastanın sonradan analiz edilebilir bir yapışma aktarımı geliştireceğini öne sürerler. Ne var ki kopma savunması, çoğu sosyopatta görüldüğü gibi, hastanın bir terapötik ilişki geliştirmesine izin vermediği için tedaviyi zora sokar.

Her bir seviye kanıtı – yani güncel hastalığın geçmişi, geçmiş hastalıklar, annenin karakteri ve hastanın anneyle ilişkisi – bir diğerini pekiştirme eğilimindedir ve hastanın görüşme esnasında terapistiyle nasıl bağ kurduğunun gözlemlenmesiyle onaylanabilecek bir teşhis ağı kurulmasını mümkün kılar.

Psikopatolojiye olduğu kadar, hastanın ego yapısının sağlığına ya da potansiyel sağlığına bakmak da önemlidir. Terapistinin kaynak alabileceği bir güven platformu inşa edilebilecek, erken dönem çocukluğunda başka yetişkinlerle beslenme ya da içe yansıtma kaynağı olabilecek ilişkileri olmuş mudur? Savunma yapmak zorunda kaldığı ne kadar çok travma yaşamıştır? Ne kadar derinlemesine çalışma yapmalıdır?

Hastanın ego yapısının sağlık seviyesinin kilit bir belirtisi de yüceltme yaşayıp yaşamadığıdır. Hobileri ya da dış ilgi alanları var mıdır – özellikle gizlilik evresi süresince? Uygun sosyal beceriler geliştirebilmiş midir? Takım oyunları, klüpler ya da izcilik gibi grup aktivitelerine katılmış mıdır? Okul hayatında yeterli notlar alabilmiş midir? Ailesinin mal varlığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Sadece var olmakla yetinmeyen, katılımcı olmaya da gönüllü bir anne babadan oluşan sağlam aile yapısı da zaruridir.

Devamı için tıklayınız

Terapötik Süreç: Ayakta Tedavi

Terapötik Süreç: Ayakta Tedavi

James F. MASTERSON, M.D.

Hastane tedavisi, bu hastaların bağımsızlık safhasına ilerlemek için ne yeteri kadar zaman ne de yeteri kadar tedavi sağlayamayacağı için, sadece bir başlangıcın sonunu işaret eder. Bu tedavi, hastaları, patolojik savunmalarından kurtarmış ve gelişim yoluna sokmuştur; ama önlerinde çok uzun bir yol uzanmaktadır. Dahası, hastalar hazır olduğunda ve bağımsızlık için ileri bir adım atmaya ihtiyaç duydukları zaman, gereksiz yere uzamış bir hastane tedavisinin de gerileyici bir etkisi olabilir.

Bu ergenler, ayrılma anksiyetesi ve narsisistik oral takıntının etkilerinden mustarip olmaya devam ederler – yani her zamanki gibi, boğulma ve terk edilme ikizlerinin eşlik ettiği sıkı bir simbiyotik bağa olan ihtiyaçlarından. Terk edilme meselesi, olgun ve anlamlı yakın ilişkilerin kurulmasıyla çakışır. Ego hasarları hastanın genel uyumunun kurulmasını engeller ve suçluluk duygusu da hastanın bağımsızlık için attığı her ileri adıma hasar verir.

Ayakta hasta tedavisinde iki temel tema vardır: (1) hastanın kendi bireyselliğiyle ilgili çelişkileri – hastanın ortaya çıkmaya başlayan bireyselliğiyle ilgili hissettiği anksiyete, suçluluk duygusu ve depresyonu ve hislere karşı yaptığı savunmalar; (2) hastanın bireyselliğinin her iki ebeveyni (özellikle annesi) için oluşturduğu sorun. Hastanın bireyselleşmesi ebeveynleri arasındaki dengeye öyle bir tehdit oluşturur ki, onu bastırmak adına ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Terapist ise, hastanın ortaya çıkmaya başlayan bireyselliğini koruyan sessiz gardiyan haline şu iki şekilde gelir; (1) hastanın bireyselleşmeye doğru attığı adımları destekleyerek, (2) anksiyete, depresyon ve suçluluk duygusuna karşı yapılan savunmaları yorumlayarak, ve (3) ebeveynlerin ‘bastırmalarını’ en aza indirmeleri için onlarla ortak çalışarak.

Tedavi, bireyleşme ile bağlantılı ortaya çıkan anksiyete, suçluluk duygusu ve depresyonu hafifletir. Hastanın ortaya çıkmaya başlayan bireyselliği kendisini, tamamen yeni dilekler, düşünceler, fanteziler ve hisler aracılığıyla belli eder. Hasta bu yeni hisleri, hem fantezide hem de uygulamada deneyimler ve bu da, görüşmeler dahilinde derinlemesine çalışılmaları gereken, daha fazla anksiyete, suçluluk duygusu ve depresyona neden olur. Bu acı veren duygulanımlar zayıfladıkça, bireyselleşme süreci üzerindeki etkileri de hafifler ve bireyleşme adımları da hızlanır. Hasta deneme yanılma yoluyla ve terapistinin yaptığı ‘iletişimsel eşleştirme’ yardımıyla, uyum sağlamayan deneylerini eleme noktasına gelir ve elinde kalanlar da, şimdiki yeni kimlik algısı içinde birleştirilir.

Devamı için tıklayınız

Ebeveynler: Düğüm Halindeki Bağ – Yapışma

Ebeveynler: Düğüm Halindeki Bağ – Yapışma

James F. MASTERSON, M.D.

Bu bölüm, 5 yaşında bir çocuğun borderline hastası annesinin yoğun psikoterapisi üzerindeki bir rapor aracılığıyla, yapışma savunma mekanizmasını iki ayrı açıdan inceliyor: anneyi terk hislerinden korumaya yarayan savunma işlevi ve çocuğun ayrılıp bireyleşme çabaları üzerindeki yıkıcı etkileri.

Bir sonraki bölümde sunulan temel tema netleştiği zaman, konuyu, borderline bir anneyi haftada bir defa olacak şekilde yoğun bir psikoterapi tedavisiyle gözlemleyerek, derinlemesine araştırma ihtiyacı duydum.

Tam o anda , kaderin cilvesi, hayat bana tam da aradığım imkanı sundu. Beş buçuk yaşında bir kız çocuğu sahibi olan 33 yaşındaki bir Borderline kadın, özel bir tedavi için bana geldi. Kendisi gibi borderline olan annesiyle yaşadığı çelişkileri, kocası vasıtasıyla, ya isyan ederek ya da yapışma yoluyla eyleme vuruyordu. Haftada üç günden bir sene süren psikoterapi sonrasında kadın, kocasından boşanmaya karar verdi ve bu da, terk hislerine karşı savunma yapmak adına yapışmasının yoğun bir bölümünü kızına yöneltmesi gibi önemli bir vites değişikliğiyle sonuçlanmıştı.

Bu durum, yapışma mekanizması üzerine detaylı bir çalışma yapmamı mümkün kılmıştı. Anne, yapıştığı zaman kendisini ‘daha iyi’ hissediyordu – yani daha az kaygı duyuyordu – ama çocuk ayrılma kaygısı semptomları göstermeye başlamıştı. Annenin yapışmasının çocuğun üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çektiğimde kadın davranışlarını kısıtlıyordu ve bir sonraki görüşmede bunun sonucu olarak tecrübe ettiği terk hislerini anlatıyordu. Diğer taraftan çocuk, sadece daha iyi hissetmekle kalmıyor, aynı zamanda, kendi korkularından kurtulmuş bir halde, ayrılma ve bireyleşmeye doğru yeni adımlar atabiliyordu. Bu seanslar süresince ebeveyn ve çocuk arasındaki etkileşimde, tekinsiz, teke tek bir ilişki vardı: hastanın yapışmasını görüşmelerde sunuş şekli, benim yapışmanın yıkıcı etkileriyle ilgili yaptığım müdahaleler ve hastanın kendisine terk edilme hisleri çocuğa ise olumlu gelişmeler getiren, yapışmasını sınırlama çabaları.

Devamı için tıklayınız