Kişilik Oluşumu

Bu biyolojik yapının ahenkli bir şekilde varlığını sürdürebilmesi, büyüyebilmesi için uygun bir çevrede yaşamını sürdürmesi gerekir. Onun içerisinde açmaya hazır bir takım goncalar, güller var. Bu gonca ve güller ruhsal yapımızın ana komponentleri. Bu yapılar belirli bir ortamda bir uyarıya muhatap olursa açılıyorlar, gül halini alıyorlar. Uyarıya muhatap olmazlarsa sönüp kalıyorlar.

Kimlik ve Kişilik Oluşumu

Hepimizin kendimizi tanımlayacağı bir kendilik tasarımı vardır. Bu kendilik tasarımı dış dünyadan bizi ayıran ruhsal bir çeperi vardır. Biz kendimizi bir şekilde tanımlarken bu tanımın içerisine inançlarımız, değer yargılarımızı, becerilerimizi, yetilerimiz, diğeriyle olan benzerliklerimizi ve farklılıklarımızı belki de aykırılıklarımızı katarız. Peki, bunlar nasıl oluşuyor acaba?

Hızlı Rol Değişimleriyle Beraber Nefret

Hızlı Rol Değişimleriyle Beraber Nefret

John F. CLARKIN

Otto F. KERNBERG

Frank E. YEOMANS

Önceki bölümlerde bahsedilen nefretin aktarımdaki görünümleri ve savunmalarının tersine, bir örüntü ciddi karakter patolojisi gösteren baştan sona tüm hastalarda açığa çıkabilir.  Bu örüntü, hızlı rol değişimleriyle seyreden nefretin baskın olduğu bir nesne ilişkisinin harekete geçişini içerir: bir an hasta sadistik nesneyle özdeşim kurar, terapisti azarlar ve ona saldırır; diğer zamanlarda hasta kendisini çaresiz, sadistik nesne olarak görülen terapistin felçli bir kurbanı gibi deneyimler. Bu değişmeler çok çeşitli biçimler alabilen sadomazoşistik aktarımlara yol açar. Hastanın sadistik nesneyle özdeşimi genellikle hastanın davranışında açıkça görünmesine rağmen, hastanın buna dair bir farkındalığı bulunmazken, kurban rolüyle özdeşimin genellikle bilinçli olması çarpıcıdır. Örneğin, bir hasta terapisti seansa beş dakika geç başladığından ötürü öfkeden deliye dönmüştü. Seansa terapiste küfrederek girdi, oturmayı reddetti ve tehdit edici hareketler yaparak terapistinin koltuğu önünde ileri geri yürüdü. Terapistinin kendisinin bekletmesinin, kendisine olan gizli nefretinin ve onu görmek istememesinin bir kanıtı olduğunu, aynı zamanda terapistin davranışının profesyonellik dışı olduğunu ve bunun lisansının iptal edilmesi gerektiğinin bir kanıtı olduğunu söyledi. Bu örnekte, hasta bilinçli olarak agresif bir davranışın kurbanı olmakla özdeşleşmiştir, ancak davranışında hızlı bir biçimde agresif zorba ile bilinçdışı bir özdeşime doğru dönüşmüştür. Terapist için önemli olan, bu dönüşümlerin kaydını tutmak ve hastanın kendi içsel dünyasına dair farkındalığını arttırmaya yardım etmek için, onları hastaya gerçeklere dayalı olarak göstermektir.

Bu örüntünün başka bir belirtisi de, hastanın saldırıya uğrayan kendiliğini kendi bedenine yansıtarak, sadistik bir nesneyle özdeşim kurmasıdır – örneğin, ciddi biçimde kendini yaralama, intihara yakın ya da kendine zarar verici, anoreksiya nervoza gibi davranışlar. Bu davranışa terapiste yönelik agresyon dönemleri veya terapistin hastaya sadistik biçimde saldırdığına dair algılama eşlik edebilir veya birbiriyle yer değiştirebilir. Terapist için kilit bir beceri de parça temsilleri takip etmektir, çünkü bunlar hasta içinde tersine dönmüş ya da terapiste veya farklı bir dış nesneye yansıtılmış olabilir.

Bir hasta hayatındaki tüm başarısızlıklar için acımasız ve aşırı tenkitçi bir biçimde kendisini suçluyordu ve terapistinin bu kendisine saldırmasındaki sadistik yapıyı işaret etmeye yönelik tüm girişimleri, hastanın terapistine işe yaramadığı, anlamadığı ve hoşgörüsüz olduğu şeklinde saldırmasına yol açmıştı.

Devamı için tıklayınız

Travma, Nefret ve Kışkançlık Arasındaki İlişki

Travma, Nefret ve Kışkançlık Arasındaki İlişki

John F. CLARKIN

Otto F. KERNBERG

Frank E. YEOMANS

Klinik deneyim travma, nefret ve kıskançlık arasındaki ilişkinin netleştirilmesine yardımcı olmuştur. Nefret–özellikle de hastanın yaşantısının her alanına sızan yoğun, ilkel nefret–yaşantıları bu türden acı verici, yıkıcı ve kendine zarar verici ilişkiler tarafından düzenlenmeyen herkese karşı bir kıskançlık geliştirmeye yol açar. Daha düşük şiddetteki durumlarda, travma kıskançlığın psikopatolojisi olmadan klinik nefretin görece daha saf biçimlerini ortaya çıkarır. Yine de diğer kimi vakalarda, nefret erken dönemdeki ciddi karmaşık deneyimlerden ya da engellenmeye karşı aşırı bir duyarlılıktan ortaya çıkar; bu da isteyerek, sadistçe kendisini geri çekiyor gibi görünen iyi bir nesneye yönelik yoğun bir kıskançlığa sebep olur. Bu tür durumlarda nefretin psikopatolojisi ikinci bir gelişim olarak nefret tarafından yönetilir ve hem bilinçli hem de bilinçdışı–nefret, kıskanılan ama aynı zamanda da haz sağlayan nesneye yöneltilir.

Narsisistik kişilik yapısının kendisi ölçüsüz kıskançlığın devreye çıkışına karşılık büyük bir karaktersel savunma olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle, nefret sadece sadistik ve travmatize edici olarak algılanan bir nesneye değil, aynı zamanda rahatsız edici biçimde geri çekiliyor olarak algılanan iyi bir nesneye de yönelebilir. Kıskançlığın psikopatolojisi – kıskanılan nesneden kaynaklandığından, onun sevgi ve iyiliği bozma ve değersizleştirme eğilimi – kendi kendini devam ettiren engellenme ve nefreti yaratır.

Devamı için tıklayınız

Nefretin Psikopatolojisi: Libidinal Gelişimin Temel Engelleri

Nefretin Psikopatolojisi: Libidinal Gelişimin Temel Engelleri

John F. CLARKIN

Otto F. KERNBERG

Frank E. YEOMANS

Borderline patolojiye nesne ilişkileri yaklaşımında, diğer bazı formülasyonlarda olduğundan farklı olarak, bu patolojide agresyonun rolüne odaklanılır (Beck ve ark. 2004; Linehan 1993; Young 1994). Kimi psikodinamik yaklaşımları da içeren diğer yaklaşımlar (Bateman ve Fonagy 2004; Buie ve Adler 1982/1983; Kohut 1971; Masterson ve Rinsley 1975), içsel agresyonun rolünü tanımlamadan, agresyonu kötü bir davranışa tepki olarak deneyimlenen öfke olarak görebilirler. Aslında, bizim yaklaşımımız kimi zaman öfkenin rolünü fazla vurgulayan ve borderline bireyleri kötü insanlar olarak resmeden bir yaklaşım olarak nitelendirilir. Agresyona karşı tavrımızı netleştirmek açısından şunu söyleyebiliriz: biz onu her bireyin yapısal bir bileşeni, nörobiyolojimizin içine yerleşmiş bir evrimleşme ürünü olarak görmekteyiz (Pankseep 1998). Bunun ötesinde, agresyonu “kötülük” ile eşleştirmek basit bir yaklaşım olacaktır. Evrimsel olarak, agresyonun genç olanların korunmasına, kaynak tedarik edilmesine ve egemenlik sınırının belirlenmesine katkısı olmuştur. Daha medenileşmiş bir ortamda, agresif dürtüler kontrol edilebilir ve kendini ispata, yaratıcılığa ve liderlik özelliklerine uyarlanabilir. Agresyonun tümden kötü olduğu şeklindeki basite indirgeyici önerme, erken psikolojik gelişmedeki tümden iyi tarafın bir istenen durum olduğu fikrinin bir sonucudur. Kendiliğin ve ötekinin tümden iyi olan temsilleri, tümden kötü olanlardan daha gerçekçi olmadığına göre, bireyin hayatın gerçekliğine adapte olabilmesi için bunların tümüyle üstesinden gelinmesi gereklidir. Hastaların tedavisinde agres-yonla çalışmaya yönelik olarak kapsamlı tavrımıza dair son bir not da, hastanın metabolize edilemeyen ve bütünleştirilemeyen agresyonu tarafından bloke ediliyor olabilen sevme kapasitesini en üst seviyede geliştirilebilmesi için, agresyonunun farkına varabilmesine, anlamasına ve bütünleştirmesine yardımcı olun-ması gerektiğidir.

Normal gelişimde ruhsal yapının bölünmüş iyi ve kötü birimleri entegre olur. Bu entegrasyon bundan böyle bölmeyle karakterize olmayan – bunun yerine hem iyi hem de kötü özellikler içeren kendilik ve ötekine dair temsillerle karakterize olan – bir içsel dünyanın gelişmesine yol açar ve kişilikte gerçek dünyanın karmaşıklığına daha adapte olmayı sağlayan bir esnekliğe izin verir (bakınız Şekil 1–4). Bu entegrasyonu yerine getirirken, birey ideal, mükemmel bakım sağlayıcılarla sadistik zorbalar alanından “yeterince iyi” ötekine dair daha gerçekçi bir tutuma doğru yönelir. İçsel imgelerin bu entegrasyonu iki faktör tarafından harekete geçirilir. Bunlardan ilki bilişsel gelişim, yani birbirine zıt uçların bölünmüş modelinin gerçek insanların karmaşıklığına uymadığına dair, pek çok bireyin sahip olduğu algılama becerileridir. İkinci faktör, pek çok bireyin gelişiminde iyi ve tatmin edici deneyimlerin kötü ve engelleyici olanlara kıyasla yaygınlığıdır; iyi deneyimlerin baskınlığının bireye kimi kötü deneyimleri uç düzeyde öfke tepkisine başvurmadan tolere edebilmesine yardımcı olmasıdır. Gelişimin bu aşaması, Melanie Klein’in (1957) depresif pozisyonuna karşılık gelir, böyle isimlendirilmiştir, bunun nedeni hem bireyin tüm kusurlarıyla beraber ötekine hissedilen gerçek insan sevgisi olasılığına doğru ilerlemeye başlarken, diğer yandan da ilkel ideal bakım sağlayıcısının kaybının yasını tutmakta oluşu; hem de daha karmaşık entegre bir ilişkinin bir parçası haline gelmeden önce “kötü nesne”ye yönelik olarak yansıtılan agresif öfkeden dolayı suçluluk hissetmesidir.  Depresif evrenin bu daha karmaşık öteki parçasına karşılık gelen duygu da – daha önceki bölünmüş ruhsal yapıyla ilişkili tümden sevgiye karşılık tümden nefret şeklindeki basit yapıdan – daha karmaşıktır.

Devamı için tıklayınız

Nevrotik Kişilik Örgütlenmesi

Nevrotik Kişilik Örgütlenmesi

John F. CLARKIN

Otto F. KERNBERG

Frank E. YEOMANS

BKÖ’nün tersine, NKÖ gösteren bireylerin bütünleşik bir kimliği vardır (yani kendilik ve ötekilere dair bütünleşmiş bir algıları bulunur). NKÖ olan bireyler genellikle bölme yerine bastırma çevresinde örgütlenen olgun savunma işlemlerini kullanırlar. Bu savunmacı işlemler hastanın kişilerarası etkileşimlerini anında çarpıtan davranışsal karakteristikler içermezler. Nevrotik savunmalar, bölmenin aksine, tutarlı bir kendilik algısı tanımlayan ve BKÖ’de eksik olan kararlılığı sağlayan, egoya uyumlu, karakter bilime dayalı bütünleşmiş ikililer içerir. Bu türden bir savunmanın en tipik örneği karşıt tepki oluşturmadır[1]. Agresyon konusunda bir çatışma yaşayan nevrotik bir birey kendiliğin baskın algısıyla entegre olmayan sadistik bir otoriteye meydan okuyan asi bir kendiliği içeren izole bir ikiliyi sürekli olarak bilincinden bastırırken, aynı zamanda baskın kendilik algısıyla uyumlu biçimde güçlü bir otorite karşısında kibar ve itaat eden bir birey şeklinde davranabilir. (Bu yorum deneyimin bilinçli – bilinç öncesi düzeylerini yansıtır ve ikilinin gerçekten bastırılması, bu söz konusu korkutucu nesne ilişkisinin, bundan böyle bireyin kendilik algısı ve ötekilere dair algısıyla uyumlu olmadığına işaret eder.) Bu son ikili, sürekli olarak bastırılır ve nevrotik bireyde bunun bir patlama, öfke taşkınlığı ve nevrotik semptomları dışa vurma gibi gerileme durumları haricinde bilince hiçbir çıkışı yoktur. NKÖ olanlar; sıralayacak olursak histerik kişilik bozukluğu, obsesif – kompulsif kişilik bozukluğu ve depresif mazoşistik kişilik bozukluğu daha düşük şiddette kişilik bozukluklarıdır

Devamı için tıklayınız

Borderşine Kişilik Örgütlenmesi

Borderşine Kişilik Örgütlenmesi

John F. CLARKIN

Otto F. KERNBERG

Frank E. YEOMANS

Kişilik örgütlenmesinin borderline düzeyi hem DSM-IV-TR’ de tanımlanan spesifik kişilik bozukluklarını (borderline kişilik bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu, şizotipal kişilik bozukluğu, paranoid kişilik bozukluğu, histrionik kişilik bozukluğu, narsisistik kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu ve bağımlı kişilik bozukluğu) hem de DSM-IV-TR’ de spesifik olarak bahsedilmeyen diğer kişilik bozukluklarını (hipomanik kişilik bozukluğu, sadomazoşistik kişilik bozukluğu, hipokondriya ve kötücül narsisizm sendromunu) içerir (Kernberg ve Caligor 2005).

BKÖ gösteren bireyler bütünleşmemiş ve kontrol edemedikleri ilkel ve yoğun duyguların etkisi altındadırlar. Bu duygular bunlara eşlik eden bilişsel sistemlerle beraber harekete geçerler. Bu bireyler sadece öfkelenmekle kalmazlar, aynı zamanda öfkelenmelerinin geçerli sebepleri olduğuna da inanırlar. Bu türden bir tepki sadece duygulanımdaki bozulmayı değil, aynı zamanda bilişsellikte de bir bozulma olduğuna işaret eder.

ŞEKİL 1–6.   Kişilik bozuklukları arasındaki klinik olarak anlamlı ilişkiler ve bağlantılar. 

Not.     Gri çizgiler bozukluklar arasındaki klinik açıdan anlamlı ilişkileri göstermektedir.

“DSM-IV-TR’ye uyarak çekingen kişilik bozukluğunu da ekledik. Bununla beraber, klinik deneyimimizde, çekingen kişilik bozukluğu olarak tanı konmuş hastaların neticede çekingen kişiliğe yol açan farklı bir kişilik bozukluğu gösterdiklerinin anlaşıldığını gördük. Bunun sonucunda, klinik bir durum olarak çekingen kişiliğin varlığını sorguluyoruz. Bu daha fazla araştırılması gereken tartışmalı bir sorudur.

Devamı için tıklayınız

Bir Psikoanalitik Nozoloji Modeli

Bir Psikoanalitik Nozoloji Modeli

John F. CLARKIN

Otto F. KERNBERG

Frank E. YEOMANS

Teşhisin güvenilirliğini arttırma yönünde bir çabayla, DSM sisteminin teşhis kriterlerini gözlenebilen davranışlara dayandırma eğilimi bulunmaktadır. Bu yaklaşımın sınırlılığı altta yatan kişilik örgütlenmesine bağlı olarak (Kernberg ve Caligor 2005) aynı davranışların çok farklı işlevleri ve anlamları olabilmesidir (Horowitz 2004). Örneğin, sosyal çekingenlik veya ketlenmeyle alakalı davranışlar şizoid veya çekingen kişilik bozukluğu teşhisine götürebilir. Aynı türdeki davranışlar aslında paranoid bir bireyin ihtiyatlılığını ya da narsisistik olarak büyüklenmeci bir bireyin derindeki arzularını açığa çıkartmaya karşı suskunluğunu yansıtıyor olabilir. DSM-IV-TR’ de bu gerçeğin örtük kabulü, Eksen II’ de aynı kriterlerin birden çok kişilik bozukluğu altında sıralanmasıyla yapılmıştır.

Bir kişinin sadece öznel deneyim ve altta yatan psikolojik yapılardan hareketle gözlenebilen davranışları inceleyerek, kişilik ve patolojisini anlayabileceğine dair temel sayıltımızla tutarlı olarak, bu unsurlara dayalı bir psikoanalitik nozoloji modeli oluşturduk. Şekil 1–5 ve 1–6’da gösterilen kişilik bozukluklarının tüm alanlarını anlamak için kişilik bozukluklarının kategorik (yani DSM-IV-TR bozukluklar) ve boyutsal (yani ruhsal yaşantının agresyonla göreceli olarak karışma derecesi) yapılarını birleştiren teorik bir sınıflandırmasıdır. Bölüm 11’de (“Aktarım Odaklı Psikoterapide Değişim Süreçleri: Teorik ve Deneysel Yaklaşımlar”) kişilik patolojisinin tüm alanlarıyla tutarlı bilgiyi sunuyoruz

Devamı için tıklayınız

Gelişimin Değişken ve Bilişsel Yönleri

Gelişimin Değişken ve Bilişsel Yönleri

John F. CLARKIN

Otto F. KERNBERG

Frank E. YEOMANS

Kişilik davranış örüntülerinin mizaçtan, bilişsel kapasitelerden, karakterden ve içselleştirilmiş değer sistemlerden gelen kökleriyle bütünleşmesini temsil eder (Kernberg ve Caligor 2005). Mizaç, içsel ve çevresel uyarana karşı bir tepkiler örüntüsünü deneyimlemek için yapısal temelli bir bozulmadır. Bu örüntü duygusal tepkilerin yoğunluğunu, ritmini ve eşiklerini içerir.  Pozitif, haz veren ve ödüllendirici duygular ile negatif ve acı veren duygular aktive edildiği zamandaki yapıya bağlı eşikler, kişiliğin biyolojik ve psikolojik yönleri arasındaki en önemli köprüyü temsil eder (Kernberg 1994). Borderline kişilik örgütlenmesini (BKÖ) anlamada bir çocukta gelişimsel bir sıra içinde açığa vurulan duyguların yoğunluğunu, türünü ve dağılımını anlamak önemlidir. Duygulanımın bakım görmeyle bağlantılı olması hiç de şaşırtıcı değildir (Kochanska 2001). Anne – çocuk arasındaki bağlanma biçimleri, laboratuar ortamında 14 ay gibi erken bir dönemde bile sergilenebilen duygularla ilişkilidir. Zaman içerisinde güvenli çocuklar daha az öfke duyarlar ve güvensiz çocuklar daha çok negatif duygu gösterirler.

Gerçekliğin algılanmasında ve davranışın belirlenmiş hedeflere doğru organize edilmesinde bilişsel süreçler hayati bir rol oynar. Bilişsel süreçlerin duygusal tepkilerin gelişmesinde ve düzenlenmesinde de merkezi bir rolü vardır. Duyguların bilişsel temsilleri onların aktive edilme eşiklerini etkiler. Bu bilişsel süreçler ilkel duygulanımsal durumların karmaşık duygusal deneyimlere dönüştürülmesinde kritik öneme sahiptir. Bakım verenlerin model oluşturmasıyla sağlanan öğrenmelerin ve mizaçtaki bozulmaların entegrasyonu yoluyla, dikkati düzenleme ve istemli kontrol[1] gibi bilişsel kapasiteler gelişir.

İstemli kontrol bir kısım araştırmacı tarafından bir mizacı kendilik düzenleme[2] boyutu olarak tespit edilmiştir (Ahadi ve Rothbart 1994; Rothbart ve arkadaşları 2000). İstemli kontrol daha az baskın olan bir tepkiyi gösterebilmek için baskın bir tepkiyi bastırabilme becerisi olarak tanımlanır (Posner ve Rothbart 2000; Posner ve arkadaşları 2002; Rothbart ve Bates 1998). İstemli kontrol becerisine sahip bir birey isteyerek dikkatini bastırabilir, aktive edebilir veya değiştirebilir ve bu yüzden sonradan açığa çıkan duygusunu değiştirme ve ayarlama potansiyeline sahiptir. Bebeklerin ve çocukların istemli kontrol becerisini kazanmalarının, duygulanımın düzenlenmesinde, sosyal ilişkilerin ve bilincin gelişmesinde merkezi öneme sahip olduğuna dair giderek artan kanıtlar bulunmaktadır (Eisenberg ve arkadaşları 2004).



[1] Effortful control

[2] Self regulation

Devamı için tıklayınız

Kabullen Temelli Teknikler

Kabullen Temelli Teknikler

Frank M. DATTILIO

Bazı yeni terapötik teknikler, “resmi olarak negatif”, mantıksız hatta psikotik olsalar da psikolojik olaylara açık olma ve onları kabullenme yönünde bilinçli bir tavır benimsenmesini teşvik etmektedirler (Hayes, 2004). Kabullenme terimi bir dizi psikolojik süreci ve etkileşim davranışını tanımlamak için kullanılmıştır.

Hayes’e göre kabullenme ve gerçekleştirme terapisinin (ACT) amacı duygusal kaçınmayı, bilişsel içeriğe verilen aşırı bire bir cevapları ve davranış değişimlerini gerçekleştirememe sorunlarını çözümlemektir (Hayes, 2004).

Çiftler ve ailelerle çalışırken kabullenme sadece bir insanın içinde meydana gelen psikolojik bir olay olarak değil, eşler, aile bireyleri veya kişilerarası bağlantılar arasında meydana gelen bir etkileşim süreci olarak görülür. Kabullenme bir kişinin, başkalarının kabul edip etmemesinden bağımsız olarak, yaşamış olduğu şahsi bir deneyime cevap olarak yaptıklarını içerir. Bu bir düşünce, bir his, bir duygu, uyarılma, arzu veya istek veya başka bir içsel uyaran olabilir (Fruzetti & Iverson, 2004).

Kabullenme şekillerinden biri bir ilişkide yaşanan sıkıntıya veya üzüntüye tolerans göstermek olabilir. Başta hissedilen üzüntüye neden olan uyaran başka cevaplar üretecek farklı uyaranlara dönüştürülebilir. Bu örnekte uyaran üzüntüden memnuniyete dönüştürülür. Stresi kabullenmek bir insanın kendi değerleriyle uyumlu bir şekilde yaşaması veya hedeflerine ulaşmasına en faydalı olacak yaşam şeklini seçmesi anlamına gelir. Kabullenmenin küçük bir kısmı da ortada bir problem olduğunun ve bu problemin ilişkiyi ne şekilde etkilediğinin farkına varmaktır. Fruzetti ve Iverson (2004) kabullenmenin birçok öğesi olduğunu söylemişlerdir: (1) olay kişinin farkındalık kapsamı içindedir, (2) kişi, yaşanan deneyimin niteliğinden (hoş, tatsız, istenen veya istenmeyen) bağımsız olarak, sadece deneyimi veya o deneyime yol açan uyaran(lar)ı değiştirmek için kendi kaynaklarını örgütlemeye odaklı değildir ve (3), kişi yaşanan deneyimle, o deneyimden önce gelen uyaran(lar) arasında bir ilişki olduğunun farkındadır (farkında olunan ilişki doğru veya gerçek olmayabilir ama kişi bir ilişkinin varlığının farkındadır). Fruzetti ve Iverson’a (2004) göre iki kabullenme düzeyi vardır: (1) değişimle gelen denge dahilindeki kabullenme ve (2) salt kabullenme. Salt kabullenme sadece tolerans göstermek anlamına gelebilir veya yaşanan deneyimin negatif olmaktan çıkarak nötr, hatta pozitif bir deneyime dönüştüğü gerçek veya radikal bir kabullenme de olabilir.

sinde� � lr���8�� seviyeleri üzerinde çalışırken ele alınması faydalı bir konudur. Ayrıca empati seviyelerinin farkındalıkla bağlantılı olarak araştırıldığı çalışmalar, başkalarının duygularını algılamak ve bunlara karşı duyarlı olmanın yaşanan ana dikkatini verme becerisiyle bağlantılı olabileceğini göstermektedir. Empati, kişinin bir başkasının duygusal durumuna duyarlı olmasını ve o duyguları karşısındakine yansıtarak onunla birlikte aynı şeyleri hissettiğini iletmesini sağlar (Johnson, Cheek & Smither, 1983).

 

Birçok makalede de farkındalığın aşk ilişkilerinin pekiştirilmesinde oldukça önemli bir etkisi olabileceği yazılmıştır. Kabat-Zinn (1993) ve Welwood (1996) farkındalığın ilişkilerde uyumlanma, bağlantı kurma ve yakınlığı teşvik ettiğini görüşündedirler. y2 G n ���8��eri. Örneğin, aile bireylerinden birinin klinik depresyon durumu.

 

  1. İlişki dinamikleri. Örneğin, eşlerden biri başarı ve kariyer odaklıyken diğeri birliktelik ve yakınlığa odaklanmışsa ikisinin farklı ihtiyaçlarının çözümlenmesi veya bunlara uyum sağlanması gerekir.
  2. Kişilerarası veya fiziksel ortamın özellikleri. Örneğin talepkar akrabalar veya sert bir patron ebeveynlerden birini strese sokuyor olabilir, oysa diğeri mahalledeki şiddet olaylarını daha tehdit edici buluyordur.

anlama }� ee���8��nışları hakkında tahminler yapmayı içeren insani bilgi işlemenin normal yönleridir. Bununla birlikte, bu çıkarımlardaki hatalar, özellikle de bir kişi diğerinin hareketlerini olumsuz özelliklere (örneğin, kötü niyet) dayandırırsa ya da diğerlerinin kendi davranışlarına nasıl tepki verdiğine dair yanlış hüküm verirse, çiftler ve aileler üzerinde zedeleyici etkilere sahip olabilirler.

Devamı için tıklayınız