Bebeğin Öznel Deneyimini Keşfetmek: Kendilik Hissinin Merkezi İşlevi

Bebeğin Öznel Deneyimini Keşfetmek:  Kendilik Hissinin Merkezi İşlevi

Daniel N. STERN

İnsan tabiatıyla ilgilenen herkes küçücük bebeklerin öznel yaşamlarını merkeze alır. Bebekler kendilerini ve başkalarını nasıl deneyimlemektedirler? Başlangıçta kendilik mi yahut başkası mı veya bunların ikisinin bir bütünü mü söz konusudur? Bebekler nasıl olup da münferit sesleri, hareketleri, dokunuşları, görüntüleri ve hisleri bütün bir insan oluşturacak şekilde bir araya getirmektedir? Yahut bütünü dolaysız bir biçimde hemen mi kavranmaktadır? Bebekler başkasıyla “birlikte olmaya” dair sosyal olayları nasıl deneyimlemek-tedir? Biriyle “birlikte olmak” nasıl anımsanmakta, unutulmakta ve zihinde temsil edilmektedir? Gelişim ilerledikçe bunların arasındaki ilgi nasıl deneyimlenmektedir? Yani bebekler ne tür kişilerarası dünya veya dünyalar yaratmaktadır?

Bu soruları sormak evrenin büyük patlama öncesi neye benzediğini merak etmeye benzer. Ancak evren olduğu gibi bir defada yaratılmışken kişilerarası dünyalar her gün küçük bebeğin zihninde yaratılmaktadır. Ancak her iki olay da her ne kadar tamamen farklı sınırlarda yer alsalar da bizim doğrudan deneyimimize uzak ve erişilmez olmayı sürdürmektedir.

Bebeğin zihnine girmemiz mümkün olmadığından bebeğin ne deneyimleyebileceğini tahayyül etmek anlamsız gibi görünebilir. Ancak bilmek istediğimiz ve bilmemiz gereken şeyin merkezinde bu yer almaktadır. Bebeğin deneyiminin neye benzediği üzerine tahayyül ettiklerimiz bebeğin kim olduğuna dair kavramlarımızı şekillendirmektedir. Bu kavramlarsa bebekliğe dair işleyen hipotezlerimizi meydana getirmektedir. Böylece psikopatolojinin nasıl, neden ve ne zaman başladığı üzerine klinik kavramlarımıza yön veren modeller işlevi görmektedirler. Bütün bunlar bebeklere dair deneylerin arkasında yatan görüşlerin kaynağını oluşturmaktadır: Bebekler ne düşünür, ne hisseder? Bu işleyen kuramlar da ebeveynler olarak bizlerin kendi bebeklerimize nasıl yanıtlar verdiğimizi ve bunun sonucunda da insan tabiatı üzerine görüşlerimizi şekillendirir.

Bebeklerin içinde bulundukları öznel dünyayı bilemediğimizden, başlangıç noktası tesis ederek hipotezler ortaya atmak için bunu inşa etmek durumundayız. Bu kitap işte böylesi bir inşadır. Bebeğin kendi sosyal yaşamına dair öznel deneyimine ilişkin işleyen bir hipotezdir.

Önerilmekte olan işleyen kuram şu anda ortaya çıkmaktadır çünkü yakın geçmişimizdeki muazzam araştırmalarda kaydedilen ilerleme elimize bebeklere dair koca bir bilgi bütünü ve bebeklerin zihinsel yaşamlarını sorgulamak için yeni deneysel yöntemler sunmaktadır. Bunların sonucunda gözlemlenen bebeğe dair yeni bir bakış açısı kazanılmıştır.

Bu kitabın amaçlarından biri bu yeni gözlemlenen verilerden bebeğin öznel yaşamına ilişkin bazı çıkarımlarda bulunmaktır. Bu iki nedenle daha önce gerçekleştirilmemiştir. Bir yandan bu yeni bilgileri bize kazandıran gelişimciler genellikle gözlemci ve deneysel araştırma geleneği içerisinde çalışmaktadırlar. Bu yaklaşım yüzünden öznel deneyimin tabiatına ilişkin çıkarımlarda bulunmaktan kaçınmaktadırlar. Klinik mevzularda dahi nesnel fenomenler üzerine yaptıkları vurgu şu anda Amerikan psikiyatrisinde yaygın olan fenomenolojik trende uygun olmakla birlikte klinik gerçeklik olarak beynin kucaklanması gerektiği hususunda –öznel değil nesnel olaylar- katı sınırlar çizmektedir. Yine eşit öneme sahip bir diğer husus ise bu yaklaşımın bebeğin deneyiminin tabiatına dair temel soruları yanıtsız bırakmasıdır.

Öte yandan psikanalistler kendi gelişimsel kuramlarını oluştururken bebeğin öznel deneyimlerinin tabiatına dair çıkarımlarda bulunmaktan geri durmazlar. Bu bir yükümlülük olduğu kadar güçtür de. Bu durum bahsi geçen kuramların öznel olarak deneyimlendiği ölçüde yaşamı içeren daha geniş çaplı bir klinik gerçekliktir (işte bu yüzden klinik olarak işe yaramaktadır). Ancak bahsi geçen kuramcılar kendi çıkarımlarını yalnızca yeniden inşa edilen klinik materyal ve gözlemlenen bebeğe dair eski ve modası geçmiş görüşler temelinde gerçekleştirmektedir. Bu hususta önemli çabalar gösterilmeye başlanmış olsa da psikanaliz henüz yeni gözlemlerden elde edilen verilere tam manasıyla yönelmemiştir (bkz. Brazelton 1980; Sander 1980; Call, Galenson ve Tyson 1983; Lebovici 1983; Lichtenberg 1981, 1983).

m;marg�u oth �P�margin-left:0cm; text-align:justify;text-indent:14.2pt;line-height:120%’>Biz genellikle, cinsel olarak çekici ve baştan çıkarıcı insanların ne yaptıklarını bildiklerini ve akıllarındaki dürtünün son derece farkında olduğunu tahmin ederiz. Ama bazen kışkırtıcılar, ne kadar uyarıcı olduklarının nispeten farkında değildirler – bu farkında olmama durumu, başkalarında cinsel isteği kışkırtma ve zaman zaman da davranışlarının etkisinin gerçekliğini reddetme gibi pek çok bilinçdışı savunmadan kaynaklanmaktadır .

 

2002 yılında, bir erkek meslektaşım, tanıdığı tüm erkeklerin hemen onunla birlikte olmayı düşünmesinden şikayet eden son derece çekici genç bir bayan hastayla sıradışı bir görüşmesini anlattı. Sıradışı olan, kadının seansta transparan bir bluz giymiş ve sütyensiz olmasıydı. Bir noktada, meslektaşım, giydiği kıyafetin sorunlarına katkıda bulunuyor olabileceğinin farkında olmadığını nazikçe ifade etti. İlk tepkisi savunmacıydı, transparan bluzun “moda” olduğu şeklinde bir mantıksallaştırmaya başvurdu. Ancak, mantıksallaştırdığının çabucak farkına vardı, aynı zamanda kendi teşhirci isteklerinin farkında değilken başkalarında bilinçdışı bir şekilde cinsel istek uyandırdığını da fark etti . Ceketini giydi ve görüşme boyunca ceketiyle oturdu.

Devamı için tıklayınız

Gizlilik Evresi, Ergenlik Dönemi Savunmaları ve Diğerleri

Gizlilik Evresi, Ergenlik Dönemi Savunmaları ve Diğerleri

Jerome S. BLACKMAN

GİZLİLİK EVRESİ (6-11 yaş)

40.
Bilinçaltındaki Güdüleri İyiye Yönlendirme
(A. Freud 1936)

Sizi şaşkınlık içerisinde bırakan cinsel veya yıkıcı bir fantezi yaşadığınızda, kısmen sembolik olarak bu fanteziyi temsil eden üretken bir etkinlikle meşgul olarak kendinizi savunursunuz. Siz dahil olmak üzere kimsenin fanteziden haberi olmayacaktır. Dahası genellikle bundan sağlıklı bir çıkarım elde edersiniz.

Ebeveynler ve öğretmenler okul çağındaki çocukları sağduyunun çocuklar için “iyi” olduğunu söylediği sanat, müzik, atletizm, kolleksiyon yapmak gibi etkinliklere yönlendirmeye çalışır. Bunlar gerçekten de iyidir. Bu etkinlikler cinsel ve saldırgan fantezilerin kanalize edilmesini sağlar.

Bir Katolik Kız Yurdu müdürü bir dizi intihar teşebbüsünün ardından bana danışmıştı. Yurtta ilkolkuldan lise çağına kadar 200’de fazla kız kalıyordu. Bu kızların çoğu ebeveynlerinin fiziksel ve cinsel istismarına maruz kalmıştı.

Yurtta kalan ve intihara teşebbüs eden 30 kızı değerlendirdikten sonra bazı kızların bireysel farklarının yanı sıra kurumsal bir sorunun da olduğunu anladım. Kızları disipline etmek için kullanılan temel ceza onları okul sonrası spor yapmak ve sanat dersleri gibi etkinliklerden men etmekti.

Müdüre bilhassa daha önce gördükleri muameleden ötürü kızgınlık duyan kızlar için bu saldırganlığı sağlıklı yollara kanalize etmelerine izin vermenin son derece mühim olduğunu anlattım (Bilinçaltındaki güdüleri iyiye yönlendirme). Aksi takdirde düşmanca-yıkıcı saldırganlık kendilerine dönecek ve intihara teşebbüs edeceklerdi. Cezaların daha ziyade ekstra görevlere veya işlere yönelmesini; saldırganlığın sağlıklı bir biçimde yönlendirilmesini sağlayan kanalların muhafaza edilmesini tavsiye ettim.

41.
Kışkırtma (Freud, 1916; Berliner, 1947, C. Brenner, 1959, 1982a)

Diğer insanların size bir şeyler yapmasını sağlayacak davranışlarda bulunursunuz. Sizinle birlikte olurlarsa, cinsel fantezi uyandırmışsınızdır. Eğer sizi incitirlerse, muhtemelen suçluluk duygunuzu hafifletsin diye size acı çektirmeleri, sizi cezalandırmaları için onları kışkırtmışsınızdır.

Genel psikiyatri eğitimim sırasında, bazen bazı stajyer doktorlar, cinsel olarak kışkırtıcı insanları kötülemek amacıyla “alt benliği gıdıklayanlar” deyimini kullandılar. Cinsel yırtıcılar, örneğin, bazı savunmasız (kolay incinebilir) kişilerin onlarla cinsel ilişkiye girmelerine neden olabilecek çeşitli manipülasyonlar keşfetmişlerdi.

Biz genellikle, cinsel olarak çekici ve baştan çıkarıcı insanların ne yaptıklarını bildiklerini ve akıllarındaki dürtünün son derece farkında olduğunu tahmin ederiz. Ama bazen kışkırtıcılar, ne kadar uyarıcı olduklarının nispeten farkında değildirler – bu farkında olmama durumu, başkalarında cinsel isteği kışkırtma ve zaman zaman da davranışlarının etkisinin gerçekliğini reddetme gibi pek çok bilinçdışı savunmadan kaynaklanmaktadır .

2002 yılında, bir erkek meslektaşım, tanıdığı tüm erkeklerin hemen onunla birlikte olmayı düşünmesinden şikayet eden son derece çekici genç bir bayan hastayla sıradışı bir görüşmesini anlattı. Sıradışı olan, kadının seansta transparan bir bluz giymiş ve sütyensiz olmasıydı. Bir noktada, meslektaşım, giydiği kıyafetin sorunlarına katkıda bulunuyor olabileceğinin farkında olmadığını nazikçe ifade etti. İlk tepkisi savunmacıydı, transparan bluzun “moda” olduğu şeklinde bir mantıksallaştırmaya başvurdu. Ancak, mantıksallaştırdığının çabucak farkına vardı, aynı zamanda kendi teşhirci isteklerinin farkında değilken başkalarında bilinçdışı bir şekilde cinsel istek uyandırdığını da fark etti . Ceketini giydi ve görüşme boyunca ceketiyle oturdu.

Devamı için tıklayın

Psikoseksüel Gelişimin Oral, Anal ve İlk Genital Evrelelerinde Ortaya Çıkan Savunmalar

Psikoseksüel Gelişimin Oral, Anal ve İlk Genital Evrelelerinde Ortaya Çıkan Savunmalar

Jerome S. BLACKMAN

Genel kuralı yeniden belirtelim: Savunmalar, hoşa gitmeyen duygulanımların bileşenlerini bilinçli farkındalık dışına çıkaran zihinsel işlemlerdir. (Duygulanım, duygu için kullanılan psikanalitik terimdir.)

Aşağıdaki tanımları incelerken şunu unutmamak gerekir ki, herhangi bir savunma duygulanımın bir parçasını bilinçdışına iterek herhangi bir duygulanımı yatıştırmak üzere kullanılabilir. Ayrıca çoğu zaman bir grup savunmanın birlikte hareket ettiğini görürsünüz.

Ayrıca zihinsel işlevselliğin bütün bir resmini çekebilmek için savunmalardan başka alanların da değerlendirilmesi gerektiğini akılda bulundurmak lazım; örneğin: dürtü etkinliği (yeme içme, cinsellik ve saldırganlık); duygulanım deneyimi (kaygı, bunalım, suçluluk, utanç, neşe, öfke); üst benlik etkinliği (kendini cezalandırma eğilimleri, değerler, idealler, güvenilirlik, dakiklik, sorumluluk); özerk benlik işlevselliği (bütünleştirme, mantıksal düşünme, konuşma, algı, gerçeklik testi, soyutlama, kendini gözlemleme, muhakeme, uğraş ve beceriler [benlik ilgileri]); benlik gücü (duygulanım toleransı, dürtü kontrolü, hayalin içeride tutulması) (bkz. ek 2); nesne ilişkileri kapasiteleri (ilişkilerde istikrar, empati, sıcaklık, güven, kimlik, yakınlık) (bkz. ek 3).

Patolojk zihinsel semptomlar (örneğin, halüsinasyonlar, fobiler, zorlanımlar ve konversiyonlar) dürtüler, duygulanımlar, üst benlik, özerk benlik işlevleri, benlik güçleri, nesne ilişkileri ve savunmaların çatışma biçimlerinden ortaya çıkar. Çeşitli çatışmaların çözümü için nihai ortak yol ise “uzlaşı yaratma” diye adlandırılır. Zihinsel sorunlar olduğu durumda “patolojik uzlaşı yaratılması” durumunu tartışırız (C.Brenner, 2002).

Aşağıdaki klinik örneklerin[1] pek çoğunda birden fazla savunma işin içindedir, yine de üzerinde durulan savunmanın vurgulandığı örnekleri seçmeye çalıştım. Aşağıdaki listede, savunmalar, yaklaşık olarak ortaya çıktıkları psikoseksüel evreye göre düzenlenmiştir. Ancak savunmalar ilk ortaya çıktıkları psikoseksüel evrenin kapanmasıyla birlikte mutlaka ortadan kalkarlar diye bir durum söz konusu değildir. Aslında yetişkinler bu savunmaların herhangi bir kombinasyonunu kullanabilmektedirler. Hem okuyucu hem de yazar için daha kolay olduğunu gördüğüm için, savunmaları anlatırken gündelik bir dil ve ikinci şahıs hitap tarzı (ör. saldırganla özdeşim size yapılana bir başkasına yapmak demektir) kullanmayı seçtim.



[1] Teşhis konulmasını sağlayacak bilgilerin tamamı ya ortadan kaldırılmış yahut son derece gizlenmiştir.

Oral Evre

İçe Atma

Devamı için tıklayın

Temel ve Yan Savunmalar

Temel ve Yan Savunmalar

Jerome S. BLACKMAN

Yetişkinlerde birincil savunma mekanizmaları genellikle bastırma (25) ve (duygulanımı) yalıtma (13) şeklindedir. C.Brenner’a (1982a) göre, bütün duygulanımların iki bileşeni vardır: duyumsamalar ve düşünceler. Duyumsamalar hoşa giden ve hoşa gitmeyen, düşüncelerse bilinçli ve bilinçdışı şeklinde olabilir. Bastırma terimi, kişinin zihninin (bir duygulanımın) düşünce içeriğini otomatik olarak bilinç dışına atması durumunu anlatır. Yalıtma ise zihnin düşünceyi olmasa bile duyumsamayı farkındalık dışına atması durumunu anlatır. Diğer savunmacı işlemler, genellikle, bastırma, yalıtma veya ikisini birden destekleyen yardımcı savunmalardır. Kernberg (1975) bu genel kurala istisna getirerek borderline kişilik tanısı koyduğu kişilerde bölmenin (8) de birincil savunma olarak kullanıldığını öne sürmektedir.

Devamı için tıklayın

Bilinçli ve Bilinçsiz Savunmalar

Bilinçli ve Bilinçsiz Savunmalar

Jerome S. BLACKMAN

Duygulanımların engellenmesi nefes alıp vermek gibidir. İnsanlar genellikle düzenlemenin (bilinçdışı savunma) farkında değildirler ama düzenlemeyi kasıtlı olarak denetim altına alabilirler (bilinçli savunma). Aslında savunmalar bilinçli ve bilinçdışı olarak işler; insanlar onları kasıtlı olarak veya farkında olmadan kullanabilirler.

Analitik sınıflandırmada, bir savunmanın bilinçli ve bilinçdışı kullanımı arasındaki ayrım bazen farklı terimler kullanılarak yapılır. Örneğin, baskılama (31) kasıtlı unutmayı anlatırken bastırma (25) bilinçdışı unutma anlamına gelir. Benzer biçimde, saptırma (23) kasıtlı yalan söylemek anlamına gelirken boşluk doldurma (24) kişinin farkındalığı dışında gerçeklerin çarpıtılması demektir. Bayan AB (yukarıda) başlangıçta öfkesini baskılamış, sonrasındaysa eşinden ayrılma yönündeki öfke duygularını bastırmıştı.

Devamı için tıklayın

Nevrotik Hastalık

Nevrotik Hastalık

Jerome S. BLACKMAN

Nevrotik hastalıkları (fobiler, konversiyonlar, panik, takıntılar, zorlanımlar, bazı dürtüsellikler, bazı bunalımlar) olan insanlarda benlik gücü yeterli olabilir. Fakat duygulanımın yoğunluğu düşük olsa bile, küçük bir duygulanım sinyal etkisi gösterir (Freud, 1926; C.Brenner, 1982a). Bu sinyal duygulanımı kişiye, genellikle bilinçsiz olarak, gerçekten boğucu duygulanım hissettikleri önceki durumları hatırlatan durumlardaki savunmaları tetikler.

24 yaşındaki Renée panik halindeydi. Kendisini kaygılandıranın ne olduğunu düşündüğünde, son zamanlardaki çocuk sahibi olma isteğine gidiyordu. Kocasına söylemeye korkuyordu, çünkü başka çocuk sahibi olmama konusunda anlaşmışlardı. Ayrıca Renée eşinin gelirine “bağımlı” olmak istemiyordu. Gençken babasına harçlık için nasıl yalvarmak zorunda kaldığını ve bunun hiç hoşuna gitmediğini anlattı.

Eşinin de babası kadar cimri davranmasını beklediğine işaret ettim. Renée, bunun kendisine karşı hep cömert davranmış eşine dair haksız bir tanım olacağını fark etti. Kısa bir psikoterapi (birkaç ay) sonrasında Renée çocuk konusunu eşine açtı ve eşi bu fikri heyecan ve mutlulukla karşıladı. (Bu vakanın daha ayrıntılı anlatımı için bkz. Blackman, 2001, ss.174-177.)

Renée, eşiyle aktarım (79) temelli bir kaygıdan kendini korumak için ketumluk (59), kaçınma (61) ve sözde bağımsızlık (72) savunmalarını kullanıyordu. Bir başka deyişle, sinyal işlevi gören kaygısı kendi içinde boğucu olmasa da patolojik savunmaları ortaya çıkarmıştı.

Devamı için tıklayın

Psikoz & Borderline Kişilik

Öte yandan, psikoz veya borderline kişiliğe sahip insanlarda hafif duygulanımlar bile benliğin işlevlerini eritebilir. Bu hastalıklarda, en başta, benliğin bir gücü olan duygulanım toleransı (Kernberg, 1975) asgari düzeydedir.
25 yaşındaki Bay DB, çocukluğu boyunca annesi tarafından aşırı derecede ihmal edilmişti. Abilerinin onu dövmesine izin veriyordu. Ayrıca lise üçüncü sınıftayken ergenlik çağındaki kız kardeşinin fuhuş yaptığına tanıklık etmişti. 15 yaşından beri fazla içki içiyordu. Bütün bu etkenler (abilerine karşı bunaltıcı öfke, kızkardeşinin cinsel etkinliklerini görmekten kaynaklanan aşırı cinsel uyarılması, ergenliği boyunca alkol kullanımının duygulanımını köreltmesi ve benlik gücünün gelişimini engellemesi) Bay DB’nin duygulanım toleransının ciddi şekilde zayıflamasına yol açmıştır.
Şimdi yüksek lisansını yaparken fazladan ödev verildiğinde o kadar öfkeleniyordu ki odaklanıp düşüncelerini toplayamıyordu (bütünleştiremiyordu). Ders çalışamıyordu. Bunaltıcı öfke ve depresif duygulanımla baş edebilmek için, savunmacı bir şekilde, yüksek lisans yapmasını teşvik eden kız arkadaşını suçluyordu (yansıtmalı suçlama) (5). Ayrıca büyüklenmecilik (63) geliştiriyor (hocayı haksızlık yaptığı için şikayet etmeyi düşünüyor) ve içki içiyordu (savunma olarak madde kullanımı) (69).
Bir başka deyişle, duygulanım toleransındaki (benlik) hasarı nedeniyle, fazladan ödev verilmesi gibi normatif bir stres altında öfkeden boğulacak hale geliyordu. Ardından da (benliğin) odaklanma ve bütünleştirme işlevlerindeki bozulmasını deneyimle-mekten doğan utancını dindirmek için patolojik savunmalar devreye giriyordu.

Savunmaların Tetikleyicileri

Savunmaların Tetikleyicileri

Jerome S. BLACKMAN

Normal veya “Ortalama Öngörülebilir” İnsanlar
(Hartmann, 1939)

Normal insanlarda (E.Jones, 1942), çok yoğun bir duygulanım zihnin düşünme, düzenleme ve odaklanma işlevlerini eritme (veya aşırı gelme) riski taşıyabilir. Freud (1926), benliğin düşünme, düzenleme ve odaklanma işlevlerini engelleyen duygulanımları, daha teknik olarak, “travmatik” diye adlandırmıştır (Hartmann, 1939).

39 yaşındaki Bayan AB, evlilik sorunları nedeniyle benimle tedavi görüyordu. Kocasının ebeveyn yatak odasındaki banyonun ecza dolabında marihuana sakladığını fark ettiğini söyledi. 13 ve 15 yaşlarındaki çocukları uyuyana kadar öfkesini baskıladı (bilinçli olarak düşüncesinin dışına itti) ve sonrasında çeşitli endişelerini eşine anlattı: eşinin sağlığından, çocukların refahından, tutuklanması veya yargılanmasından, kafası iyiyken aptalca şeyler yapmasından, elaleme rezil olmaktan endişeleniyordu. Ayrıca çocuklara ahlaki ve yasal açıdan kötü örnek olmasına da karşı çıkıyordu. Kocası ot çekmeye hakkı olduğunu savununca, “kendini kaybetti”. Ağlamaya başladı ama kendine hakim oldu.

Ertesi gün öğle vakti ön bahçe için dükkandan çiçek alırken Bay AB cep telefonundan aradı. Evde bekliyordu. Çocuklar okuldayken “ateşli bir sevişme randevusu” için buluşacaklardı. Kadın tamamen unutmuştu ve eşini hayal kırıklığına uğrattığı için suçlu hissetti.

Bu durumda, Bayan AB önce öfkesini (bilinçli olarak) baskıladı (31), ama eşi kendisinin endişelerine karşı makul olmayan bir tepki verince, öfkesi ve depresyonu yoğunluktan “travmatik” hale geldi. Daha sonra farkında olmadan birtakım başka savunmaları uyguladı. “Ateşli sevişme randevusunu” bastırdı (25); bu, hem öfkesini yatıştırdı hem de ifadesini sağladı (uzlaşma yaratma). Yansıtmalı özdeşim (4) kullanarak isteklerini dikkate almayan eşine kızgınlığını yatıştırmak için eşinde de kızgınlık yarattı. Eşinin kendisine yaptığını ona yaparak (isteklerini hiçe sayarak) saldırganla özdeşim (35) kurdu. Eşinin cinsel teklifini reddederek ilgisini dişil unsurlara (bahçe çiçeklerine) kaydırdı (19) ve sembolik olarak dişiliğini yeniden doğruladı. Böylece eşinin endişelerini gözardı etmesinden duyduğu aşağılanmayı bastırdı (25). Ayrıca evliliğe ilişkin bunalım hislerini de yalıttı (13) (üstünü örttü).

Eşiyle randevusunu unutmanın ve çiçeklere odaklanmanın besbelli yukarıdaki anlamlara geldiğine işaret edince eşine duyduğu öfke ve kendi suçluluk duygusunun daha fazla farkına vardı. Öfke ve suçluluk arasında yaşadığı çatışma nedeniyle eşi kendisiyle tartışırken edilgen (62) kalmıştı. Birkaç gün sonraki takip seansında, eşinin yasadışı ve kendine zarar veren madde kullanımında inat etmesi yüzünden öfkeli hissettiğini ve evliliklerine dair hevesinin kırıldığını eşine açıkladığını anlattı. Yaptığı yüzleştirme eşinin de, özellikle genç çocukları üzerindeki potansiyel etkisi bakımından, inadını gözden geçirmesini sağlamıştı. Eşi özür diledi ve marihuanayı attı.

Devamı için tıklayın

Savunmaların ve Hoşa Gitmeyen Duygulanımın Tanımı

Savunmaların ve Hoşa Gitmeyen Duygulanımın Tanımı

Jerome S. BLACKMAN

Savunmalar, hoşa gitmeyen duygulanımın bileşenlerini bilinçli farkındalıktan uzaklaştıran zihinsel işlemlerdir.

Hoşa gitmeyen duygulanımın içine kaygı, depresyon ve öfke girer. Kaygıyı oluşturan, hoşa gitmeyen bir duyumsama artı kötü bir şey olacağı düşüncesidir. Depresif duygulanım, hoşa gitmeyen bir duyumsama artı olmuş olan kötü bir şeye dair bir düşünceden oluşur (C.Brenner, 1982a). Öfke ise, hoşa gitmeyen bir duyumsama artı birine veya bir şeye zarar verme düşüncesinden oluşur (C.Brenner, kişisel iletişim, 1990). Bu duygulanımların her birini oluşturan düşüncenin kapsamı o güne kadarki herhangi bir gelişimsel evredeki algı veya anılardan gelebileceği gibi gerçekliğe ya da hayale dayalı veya gerçek-hayal karışımı olabilir.

Devamı için tıklayın

Ayırıcı Teşhis, Belirtiler ve Çelişkiler: Karşı Aktarım

Ayırıcı Teşhis, Belirtiler ve Çelişkiler: Karşı Aktarım

James F. MASTERSON, M.D.

Borderline bozukluğu şizofreni ve sosyopat kişilikten ayırmadaki zorluk; bu üç bozukluğun muhtemelen birbirine çok yakın gelişimsel safhalarda ortaya çıktıkları ve bu yüzden de (tıpatıp aynı olmasa bile) benzer ego takıntı seviyelerine sahip oldukları gerçeğinden kaynaklanır. Bu durum, diğer bozuklukların genellikle bir ya da iki tanesini taklit eden borderline psikopatolojisinde klinik bir şekilde yansıtılmıştır. Örneğin, akışkan ego sınırları, paranoyak düşünce veya geçici psikotik nöbetler (genellikle ayrılma stresi altındayken) şizofren ihtimalini ortaya çıkarırken, borderline’da devam görülen eyleme vurmalar da akla sosyopat teşhisini getirir.

Bununla birlikte, ayrılma problemleri de şizofreni hastalarında tekrar tekrar ortaya çıkan bir temadır. Örneğin Rinsley (15), şizofren ergenleri simbiyotik öncesi ve simbiyotik gruplarına ayırır ve her biri için tedavinin ego gelişiminin seviyesine göre temellendirilmesini tavsiye eder. Onun programı, simbiyotik öncesi şizofren hastaların tedavisinde gerekli olan uzun zaman süreçlerini de mümkün kılar. Bu kitapta tasvir edilen tedavi programı ise, hastanın, 18 ay içinde yüz yüze geleceği terapötik stresten kazanım elde etmeye yetecek kadar ego gücü olduğu varsayımı üzerine yapılandırılmıştır. Bu yüzden de, ben, hastaları başa çıkamayacakları kadar büyük bir stres altına sokmaktan kaçınmak için genelde daha uzun süre tedaviye ihtiyaç duyan şizofren hastalarla tepki veremeyen sosyopatları birbirinden ayırmanın ve elemenin önemli olduğunu düşünüyorum.

GELİŞİMSEL BİR BAKIŞ AÇISI

 

Tanısal ayrımdan yararlanabilmek için, sorunun hangi ego gelişimi seviyesinde ortaya çıktığını, ne tip bir psikopatoloji beklenebileceğini ve ne tip bir tedavinin gerekli olduğunu gösteren teorik bir bütünlük (Tablo 1) kurmak yardımcı olabilir.

Tablo 2. Gelişimsel Bütünlük

Yaş                                     Ego Gelişim Safhası                Bozukluğun Teşhisi

3 Aylığa kadar                    Otistik                                     Bebeksi Otizm

3 ila 18 ay arası                  Simbiyotik                              Bebeksi Psikoz

18 aylık                              Ayrılma                                   Şizofreni

18 ila 36 ay arası               Ayrılma-bireyleşme                Sosyopat Kişilik, Borderline

Bebeksi otizme sahip hastalar gelişimin ilk kritik safhasında takılı kalırlarken, bebeksi psikoza sahip olanlar ise simbiyotik safhada kalırlar. Onlar bu safhayı aşmada başarılı olamazlar, çünkü Mahler’e (77) göre, anne desteklerini kullanma becerilerinden yoksundurlar. Şizofreni hastaları simbiyotik safhaya kadar ilerleyebilir ama ayrılmada başarısız olurlar. Borderline hastaları ayrılabilir ama ayrılma-bireyleşme safhasının herhangi bir alt safhasında takılıp kalırlar. Sosyopatı da buraya dahil ettim çünkü bence bu hastanın psikopatolojisinin çoğu, anneden ayrılmayla başa çıkmak için gösterilen kopma savunmasının kullanışının belirtisi olarak açıklanabilir. Sosyopat kişi, yetişkin hayatında, Bowly’nin (34) tanımladığı gibi ayrılmaya karşı bu sonuncu ve en umutsuz savunmaya kadar ilerlemiş bebekler gibi davranır.

KLİNİK

 

Bu varsayılan tabloyu kurmak, onu klinik vakaya uygulamaktan çok daha kolaydır. Bu durumu önceden net bir şekilde ayrıştırmak mümkün olmadığında, hastanın klinik terapi testine tabi tutulması gerekir – örneğin, hastanın eyleme vurmasını kontrol edip edemediği bazen sadece tedavi sayesinde ortaya çıkarılabilir.

OLUMLU BELİRTİLER

 

Bu hastalarla yaptığım çalışmalar, bana, dile getirmenin çok zor olduğu teşhisle ilgili bir “his” ya da sezgi verdi. Her şeyden önce, kişinin hastanın geçmişindeki terk depresyonu ve narsisistik oral takıntıyı tespit edebilmesi gerekir. İstisnasız her zaman, sunulan vakalarda da olduğu gibi, depresyona karşı yapılan savunmaların takip ettiği bir ayrılma geçmişi mutlaka bulunur. Ego hasarlarının geçmişi, ego takıntısını ifşa eder. Ortada paranoyak bir düşünce bulunsa bile paranoyak sanrılar yoktur ve akışkan ego sınırları olsa bile gerçeklikle önemli bir iletişim mevcuttur. Seyrek de olsa, sosyopatta olduğu gibi, çocukluktan kalma tutarlı bir antisosyal eyleme vurma geçmişi görülür. Ciddi eyleme vurma, sadece o anki hastalıkta meydana gelme eğilimindedir. Anne tarafından verilen tarihçe de, tıpkı annenin gözlemleri gibi, düğüm olmuş bağı ortaya serer.

Yapışma savunması ve yeniden birleşme fantezileri tedavi için olumlu belirtilerdir çünkü hastanın sonradan analiz edilebilir bir yapışma aktarımı geliştireceğini öne sürerler. Ne var ki kopma savunması, çoğu sosyopatta görüldüğü gibi, hastanın bir terapötik ilişki geliştirmesine izin vermediği için tedaviyi zora sokar.

Her bir seviye kanıtı – yani güncel hastalığın geçmişi, geçmiş hastalıklar, annenin karakteri ve hastanın anneyle ilişkisi – bir diğerini pekiştirme eğilimindedir ve hastanın görüşme esnasında terapistiyle nasıl bağ kurduğunun gözlemlenmesiyle onaylanabilecek bir teşhis ağı kurulmasını mümkün kılar.

Psikopatolojiye olduğu kadar, hastanın ego yapısının sağlığına ya da potansiyel sağlığına bakmak da önemlidir. Terapistinin kaynak alabileceği bir güven platformu inşa edilebilecek, erken dönem çocukluğunda başka yetişkinlerle beslenme ya da içe yansıtma kaynağı olabilecek ilişkileri olmuş mudur? Savunma yapmak zorunda kaldığı ne kadar çok travma yaşamıştır? Ne kadar derinlemesine çalışma yapmalıdır?

Hastanın ego yapısının sağlık seviyesinin kilit bir belirtisi de yüceltme yaşayıp yaşamadığıdır. Hobileri ya da dış ilgi alanları var mıdır – özellikle gizlilik evresi süresince? Uygun sosyal beceriler geliştirebilmiş midir? Takım oyunları, klüpler ya da izcilik gibi grup aktivitelerine katılmış mıdır? Okul hayatında yeterli notlar alabilmiş midir? Ailesinin mal varlığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Sadece var olmakla yetinmeyen, katılımcı olmaya da gönüllü bir anne babadan oluşan sağlam aile yapısı da zaruridir.

Devamı için tıklayınız