Kendilik Psikolojisi

 

Kendilik Psikolojisi(Self psikolojisi)

 

Bu en son gelişen psikanaliz ekolü Heinz Kohut’un çalışmalarından ortaya çıkmıştır.Kendiliği  “id, ego ve süperego’nun” toplamı olarak gören bu anlayış, “kendilik deneyiminin parçalara bölünemeyen sürekliliği ve özgüven” üzerinde durmaktadır.Kendilik psikolojisinin “kişilik bozukluklarını” anlama çabasında nesne ilişkilerinden ileri bir durak olarak görülmesi  zaruridir.Kohut bilinçdışı,birincil süreç düşünce ve psişik determinizm gibi psikanalizin temel kavramlarına sadık kalmakla birlikte , güdülenimin cinsel temelde değil narsistik temelde olduğu iddiası ile bazı çevrelerce klasik psikanalizden kopmuştur.Bu ne anlama gelmektedir? Ortodoks psikanaliz cinsel dürtülerin “haz ilkesi” çerçevesinde doyum aradığını iddia eder. Oysa Kohut ,gelişimin erken dönemlerinde güdüleyici temel etkenin  çocuğun mükemmelliği ve gücü her şeye yeterliliği olduğunu söyler.Çocuk mükemmeliyetini “kendilik nesnesi”denilen ve çoğu kez annenin temsil ettiği nesnenin gözlerinde,gülümsemesinde ,sözlerinde görmek ister.Böylece kendini beğenme  ihtiyacı karşılanmış olur.Bir dönem sonra çocuk annenin ima-söz ve davranışları sayesinde  kendisindeki kimi eksiklikleri ,yetersizlikleri görecektir.Zamanla kendisi gibi idealize ettiği annesinin de eksikleri olduğunu anlayarak  “kendisini beğenme ile kimi eksikleri olma” arasındaki dengeyi kuracak biçimde kendiliği gelişecektir.Eğer bu esnada kendiliği beklendiği  gibi gelişemez,olgunlaşamazsa ve kendi mükemmelliğine yönelik bir saplantı içinde kalırsa bu durumda narsistik bir kişiliğe sahip olacaktır.

 

Kohut görüldüğü gibi  ruhsal yapıyı oluşturan “id-ego-süperego” üçlemesinin yerine “kendilik” denilen  kişinin içinde duyumsadığı bir imajdan söz etmektedir.Kendilik  kişinin zaman ve mekan içerisinde bütünleşmiş ,tek bir kendilik şeklinde duyumsanır.Ancak bu da birden olmaz.Ancak çocukluktan itibaren uzun bir gelişim süreci sonunda ortaya çıkar.Narsistik kişiliklerde gelişimin duraklaması sonucu kendiliğin bir bütün halinde değil parçalar halinde algılandığı görülür.

 

Kohut’un terapi anlayışı da klasik psikanalizden farklılık gösterir.Geçmişe odaklanmak yerine şu anda elde bulunan kendilik üzerinde çalışılır.Geçmişten söz edilmesi mümkündür.Ancak bu da kendiliğin üzerinde çalışılması için bir art plan görevi görür.Yani psikanalizdeki gibi bastırılmış anıların-arzuların ortaya çıkarılması ve bir çatışmanın çözülmesi söz konusu değildir.Terapi ,hastanın “kendiliğinin” ,kendilik nesnesi olarak  seçtiği terapistin “kendiliğinden” aldığı ve “dönüştürerek içselleştirdiği” yani kendisine mal ettiği tüm güçlülükten uzak,gerçekçi bir profilin oluşması için uğraşır.Bu esnada başlangıçta terapistin ölçülü bir şekilde de olsa hastanın narsistik ihtiyaçlarına saygı gösterdiği bir dönem olması gerekir.

Klinik Uygulamada Zihinselleştirme

Bütüncül psikoterapi, hastanın bilişlerinin, davranışlarının, kişiliğinin ve duygusal süreçlerinin yeniden düzenlemesine yardımcı olmak için pek çok farklı ekolden faydalanarak daha gerçekçi, uyumlu ve esnek bir çalışma alanı sunar. Bu kitapta Bütüncül Psikoterapi Teorik Eğitimi 9. Grubunun Mayıs ayı deşifrelerini sunulmaktadır. Bu ders notlarında ilişkisel psikoterapi, ilişkisel kuram ve döngüsel bağlamsal model ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.

Nesne İlişkileri

Nesne ilişkileri ekolü çocuğun hayatında önemli nesnelerle olan ilişkilerini  ,bu ilişkiler esnasında yaşadıkları dram ve hayal kırıklıklarını inceler ve geçmişteki “sorunlu ya da başarısız  nesne  ilişkilerinin” bireyi başarısız olanların üzerinde yeniden “hakimiyet (mastery) –başarı kazanana ” kadar onları temsil eden yeni nesnelere yansıtılarak devam ettirildiği üzerinde durur.

 

Psikanalizde nesne tabirini ilk kullanan Freud’dur. Bu tabirle çocuğun içgüdüsel enerjisini yansıttığı dış dünyanın varlıkları kastedilmektedir.Egonun ilk durumu tüm hazzın kendisinde toplandığı bir “haz egosu” durumudur.Sonra Libido egodan  dış dünyanın nesnelerine yatırılarak bu primer narsistik durum sona erdirilir.Ancak bir engellenme sonucu dış dünyadan libidinal enerji geri çekilmek durumunda kalırsa sekonder narsizm denilen narsistik tablo ortaya çıkar ki bu tür bir durumun söz konusu olduğu “narsistik kişilik bozukluğu”  nesne ilişkileri teorisinin en çok ilgilendiği ruhsal rahatsızlıklardan birisidir. Nesne ilişkileri kuramı Freud’un“özdeşleşme””introjeksiyon-içe alma” ve “aktarım” fikirlerinden doğmuştur.

 

Freud,ego’nun id’e karşı, ancak kendisini bir sevgi nesnesi olarak sunması ve libido ile dolması halinde Eros’un bir temsilcisi haline gelebileceğini söyler.O halde,  ego id tarafından dış dünyaya yöneltilen libidinal yatırımları kendisine çekmek üzere, dış nesnelerin içsel bir temsilcisini oluşturmalı, başka bir deyişle  “özdeşleşmeler” kurma yoluyla id’in sevgisini isteme talebinde  bulmalıdır.Süperego’nun oluşumu da özdeşleşme mekanizmasının bir sonucudur.Odipal dönemin sonunda (oğlan) karşı cinse (anne) olan ensestiöz arzulardan vazgeçerek aynı cinsten (baba) ebeveyn ile özdeşleşme sonucu gerçekleşir.
İntrojeksiyon ise Sevilen veya nefret edilen objelerin kısmi veya bütün olarak içe alınmasıdır. Freud “Yas ve Melankoli” eserinde özdeşleşmenin depresyonun oluşum mekanizması içindeki yerini göstermiştir.Kaybedilmeye tahammül edilemeyen ama bir şekilde (ayrılık,ölüm sebebiyle)  kaybedilen nesne ego’nun içine alınarak (introjeksiyon) korunur.
Freud’un büyük başarısı hasta ile terapistin etkileşim sürecinde ortaya çıkan ve hastanın geçmişinden kaynaklanan önemli çatışmaların terapi ortamında canlanması anlamına gelenaktarım olgusunu ortaya koymasıdır. Hastanın tedavi sürecinde terapistle kurduğu ilişki biçimi ve duygulanımı özgün olmayıp, geçmişindeki önemli figürlerle olan ilişkilerinin ve duygulanımlarının  izlerini taşır. Hasta terapist ile kurduğu ilişki üzerinden babası, annesi, kardeşleri ve önemli öteki figürlerle ilişkilerinin benzerini yaşamaya başlar.Olumlu aktarım gerçekleşirse hasta terapistten önemli figürlerden beklediği sevgiyi ve ilgiyi arayacaktır.Böyle bir hasta uyumlu,destek arayan ve terapisti duygusal olarak olumlu etkileyen türde bir hastadır.Olumsuz aktarım gerçekleşirse hasta terapistini eleştirir,yargılar ve terapist üzerinde olumsuz ,rahatsız edici bir etki bırakır.
İşte bu olgular nesne ilişkileri ekolünün Freud’un attığı “özdeşleşme- introjeksiyon ve aktarım kavramlarına” dayanan temel üzerinde kendi bakış açılarını yansıtan bir okul geliştirmelerine izin vermiştir.

Nesne ilişkileri ekolü anayol psikanalizin dürtü-savunma ekolünün getirdiği argümanlara karşı değildir,aksine onlara pek çok açıdan katılır.Nesne ilişkileri içgüdülerin harekete geçmesi sonucu libidonun ve agresyonun nesneye yansıtılması ile başlamıştır.Ancak nesnelerle birlikte süren yaşantı pek çok doyum ve doyumsuzluk getirmiş ve bu esnada pek çok değişik duyguya neden olmuştur.Bu duygular son zamanlarda “psiko-nöro-biyolojinin” işaret ettiği gibi sinir siteminde kaydedilen ve ileride benzeri yaşantı durumlarında ortaya çıkan “nörokimyasal işaretlerin ekspresyonlarıdır (tezahürleridir-dışavurumlarıdır). O halde Kernberg’in “affect/duygu durumu”dediği bu duygusal durumların “orijinal izleri  ve onun dışavurumlarının” nesne ilişkilerinde özel bir önemleri bulunur. Bu izler açıktır ki nesneler  ile bir sonraki ilişkiyi belirleyici özelliktedir.

Nesne ilişkileri ekolü ,başlangıçta bazı nesnelerin “iyi veya kötü” olarak değerlendirilerek prototiplerinin ortaya konulduğunu ve geçen zamanla birlikte bu nesneleri temsil eden döneme ait “ikameler”  ile bu tarzda ilişki kurulduğunu söyler.Psikanalist “nesne ilişkileri ekolü” bakımından terapi sürecine baktığında hastanın “adına konuştuğu nesnenin kim olduğunu” ve hangi konumdan konuştuğunu, “terapiste söylediği sözleri aslında karşısında bulunduğunu farz ettiği hangi kişiye  söylediği”  ve bu sözleri söylerken “amacının, ne olduğu hangi çatışmaları yaşadığını”araştırmalıdır.  O halde nesne ilişkileri ekolünde dürtü-savunma ekolünü terk etmez. Aslında ona ilave ettiği esinsel kavrayışlar söz konusudur. Aktarım nevrozu esas olarak hastanın hayatında ilk olarak yer alan sevgi—ve saldırganlık nesnelerine yönelik yaşanan duygu,düşünce ve fantezilerin psikoterapiste aktarılmasıdır.   Psikanalistin dinlediği ve analiz etmek üzere ayrımsadığı meseleler ; sadece bilinç veya bilinçdışının kaba içeriğinden  ibaret olmayıp ,yaşam boyunca ilişki kurulan değişik tabiata sahip nesnelerden ve bu nesnelerle olan  değişik tabiata sahip ilişki tarzlarından (etken-edilgen vb.)  oluşmaktadır.
Nesne ilişkileri ekolünün, psikanalizin Freud’un nevrozlar teorisinden çıkıp,  kişilik bozuklukları analizine  doğru yöneldiği bir dönemde ortaya çıktığı açıktır. Freud zamanında , kişilik bozukluklarına teorik yaklaşım  onun nevroz teorisi ile analiz edilemeyecek ölçüde farklı bir düzlemde bulunmaktaydı.Ancak nesne ilişkileri teorisi bu aralığı kapattı ve kişilik bozukluklarının analiz edilmesine yetecek teorik zemini oluşturdu.Bu bakımdan ego psikolojisinin “zeitgeist” e (zamanın ruhu) uygun olan “verimlilik ve pratikliğe” dayalı anlayışı ile başlattığı değişim; nesne ilişkileri teorisi ve uygulamaları ile nevrozun analizinin ilerisindeki bir noktaya “narsistik ve borderline (sınır)” kişilik bozukluklarının analizine taşınması ile devam etmiştir.
Bu ekolün başlıca temsilcileri Melanie Klein ve Otto Kernberg’dir.

Dürtü-Çatışma Kuramı

 

Freud , psikanalizi üç temel psikolojik önermeye dayandırmıştır.Bu önermeler; kişiliğin  “yapı, gelişim ve  güdülenmesi” ile ilgilidir.

Yapısal kuram,ruhsal yapının “id,ego ve süperego” terimleriyle bilinen bileşenlerini ve bu bileşenlerin birbirleriyle ilişkilerini işlevsel biçimde ele alır.

 

Gelişimsel kuram,bireyin psikolojik gelişim sürecine odaklanır ve bu süreç esnasında geçtiği ve takılı kaldığı evreleri inceler.Freud,psikoseksüel gelişim süreci adı verdiği süreçte bebeğin cinsel dürtülerin kuvvetli bir biçimde kendini gösterdiği ve buna karşılık dış dünyanın “kültürel,dinsel ve ahlaki engelleri” ile engellenerek çatışma yaşadığı  bir takım dönemlerden sırasıyla geçtiğini söyler.Oral,anal ve odipal (fallik) dönemler olarak belirtilen “çocukluk cinselliğinin yoğun olarak yaşandığı” bu dönemlerden sonra ilkokul çocuğunun “gizil/latent” denilen dürtüsel açıdan sakin ,sessiz bir döneme girdiği belirtilir. Ergenliğin başlamasıyla birlikte psikoseksüel gelişim süreci  son bir döneme doğru evrilir..Adolesan dönem denilen bu dönemde ruhsal yaşam “çocukluk dönemindeki” dürtüsel canlılığı kazanır. Erişkin cinselliğinin nispeten stabil  “genital dönemi” Psikoseksüel süreçlerin sonuncusudur.

 

Güdülenim kuramı,ruhsal işlevlerin sürdürülebilmesi için gerekli görülen enerjinin kaynağını , dolaşımını ve dönüşümünü inceler.Libido adı verilen bu enerji temelde “cinsel bir enerjidir”. “Haz ilkesi” temelinde cinsel dürtüler doyuma ulaşmaya çalışır.Ancak büyüme ve uygarlaşma süreci esnasında karşılaşılan engeller ,çocuğa bazı kereler (kendi çıkarları gereği) “haz ilkesi”nin çabuk doyuma ulaşma arzusuna tümüyle veya kısmen karşı çıkması gerektiğini öğretir.Yapısal kuramda ortaya konulan “ego” isimli işlevsel kompartımanın şekillenmeye başladığı yer de tam burasıdır.Ego, doyumun gerçekleşmesi halinde  uğranılacak zararı gözeterek arzuyu bekletebilir.Giderek, tehlike karşısında “sinyal anksiyetesi” denilen haberci mekanizmayı harekete geçirerek,potansiyel tehlikeye dikkat çekmeyi başarır.Bu mekanizma tehlikeyi bertaraf etmek üzere ego’nun önderliğinde organizmayı faaliyete davet eder..Üst ben  yani ahlaki ben ile arzular arasında uzlaşma noktaları oluşturabilmek adına “savunma mekanizmaları” denilen bazı tekniklere başvurmayı öğrenir.
Freud sonrası dönemde kuramın merkezinde bulunan bu üç psikolojik önerme çeşitli açılardan  tartışmaya açılmış hiç biri ancak tümüyle reddedilmemiş ; hatta yeni geliştirilecek bir kişilik kuramının mantıksal tutarlılığa ve işlevselliğe sahip olmak kaydıyla bu önermelerin üçüne de yanıt vermesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Farkındalık Terapileri

FARKINDALIK TEMELLİ TERAPİLER

Farkındalık temelli terapiler, farkındalık düzeyini arttıran çeşitli terapi tekniklerinin ve alıştırmaların kullanıldığı terapi yaklaşımlarıdır.Farkındalık temelli teknikler, şimdiki ana odaklanmayı, anlık yaşantıların gözlemlenmesi, bu yaşantılara yargısızca ve kabullenmeyle yaklaşılmasını amaçlayan alıştırma ve pratiklerden oluşmaktadır.

Farkındalık temelli terapiler, bilişsel ve davranışçı terapilerde “üçüncü dalga” eğilimi olarak kabul edilmektedir.Farkındalık temelli terapiler, kronik ağrı, stres, depresyon, kaygı (anksiyete) bozuklukları, yeme bozuklukları, psikozlar, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, borderline kişilik bozukluğu, obsesyonve obsesif kompulsif bozukluklar gibi psikolojik sorunlarda uygulanmaktadır (ilgili araştırmaların listesi kaynakça bölümünde sunulmuştur).Farkındalık temelli terapilerin hem bireysel terapi hem de grup terapisi şeklinde uygulamaları bulunmaktadır.

Farkındalık Temelli Kognitif Terapi (Mindfulness Based Cognitive Therap)       Zindel Segal, John Teasdale ve Mark WilliamsFarkındalık Temelli Bilişsel Terapi, daha önce depresyon geçirmiş kişilerde, depresyonun tekrarlamasını engellemek amacıyla geliştirilmiştir. Terapi, sekiz hafta devam eden grup terapisi olarak uygulanmaktadır. Grup çalışmalarında, oturma meditasyonu, yürüme meditasyonu gibi meditatif tekniklerin yanında, düşüncelere mesafe kazanmayı amaçlayan bilişsel yöntemlerde uygulanmaktadır.

Kernberg Günleri 2 Program

 

October 28, 2011

 

09:00 10:30

Transference Focused Psychotherapy:
Overview and update

10:30-11:00

Coffee Break

11:00-12:30

The Interpretive Process in the Psychoanalytic Psychotherapy
of Borderline Personality Pathology

12:30-14:00

Lunch

14:00-15:30

Case Presentation

15:30-16:00

Coffee Break

16:00-17:30

Case Presentation

 

October 29, 2011

 

09:00 – 10:30

Structural Interview and Countertransference

10:30 – 11:00

Coffee Break

11:00 – 12:30

The Almost Untreatable Narcissistic Patient

12:30 – 14:00

Lunch

14:00 – 15:30

Case Presentation

15:30 – 16:00

Coffee Break

16:00 – 17:30

Case Presentation

Kernberg Günleri 1 Program

P R O G R A M

1.GÜN

16 Ekim 2010 Cumartesi

08.30-09.00      Açılış Konuşmaları

09:00-10:45       Borderline Patoloji  1. oturum

10:45-11:15       A R A

11:15-13:00         Borderline Patoloji  2. oturum

13:00-14:00     Ö Ğ L E    Y E M E Ğ İ

14:00-15:45      Borderline Patolojinin Değerlendirilmesi

15:45-16:15       A R A

16:15-18:00        Borderline Patolojide Tedavi Kontratı

2.GÜN

17 Ekim 2010 Pazar

09:00-10:45       Aktarım Odaklı Psikoterapinin Temelleri

10:45-11:15       A R A

11:15-13:00         Borderline Tedavisinin ilk evreleri

13:00-14:00     Ö Ğ L E    Y E M E Ğ İ

14:00-15:45        Borderline Kişilik Bozukluklarının Psikanalitik Psikoterapisi

3. Oturum Olgu Sunumları  DVD gösterimi ile Tartışma ve Soru-Cevaplar

15:45-16:15       A R A

16:15-18:00        Borderline Kişilik Bozukluklarının Psikanalitik Psikoterapisi

4. Oturum Olgu Sunumları  DVD gösterimi ile Tartışma ve Soru-Cevaplar

Kapanış Töreni

JOHN F CLARKIN  M.D.

Kernberg Sunum Slayt


Orjinal DVD Satın almak için tıklayınız

Kernberg Günleri 1 Duyuru

KERNBERG ADINA PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİ GÜNLERİ I

A T Ö L Y E   Ç A L I Ş M A S I

“BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞUNDA AKTARIM ODAKLI PSİKOTERAPİ”

Prof. Dr. John Clarkin

Kişilik Bozuklukları Enstitüsü Eş Başkanı

New York Cornell Üniversitesi Weil Tıp Fakültesi

16- 17 Ekim 2010

Psikoterapi Enstitüsü, Bayramoğlu

A M A Ç

Ruh sağlığı alanında psikoterapist olarak çalışan uzmanların, borderline kişilik bozukluklarına yönelik  psikoterapi uygulamalarında aktarım odaklı psikoterapiyi de farklı bir yöntem olarak tanımaları ve uygulama örnekleri üzerinden bilgi ve deneyimin paylaşılması.

H E D E F

Katılımcılar, bu atölye çalışmasının sonunda aktarım odaklı psikoterapi uygulamaları çerçevesinde, olgu sunumları üzerinden,  borderline patolojinin oluşma evreleri ve borderline yapının bölünmüş ilk nesne ve kendilik yapılarının görüngüleri, bu yapıların mentalizasyondan entegrasyona yönelik olarak  olgunlaşma ve bütünleşme süreçlerini tartışmış olacaklardır.

H E D E F  G R U P

Doktorlar, psikologlar, psikolojik danışman rehberler, sosyal hizmet uzmanları ve

bu bölümlerin lisans – yüksek lisans öğrencileri.

K O N U L A R

“Aktarım Odaklı Psikoterapiye Giriş”

“Borderline Patolojinin Doğası,

Değerlendirilmesi ve Tedavi Kontratının Yapılması,

Aktarım Odaklı Psikoterapinin Esasları;

Stratejiler, Taktikler ve Teknikler,

Tedavini ilk Aşamaları ”

S Ü R E

2 gün

09.00-18.00 arası

Toplam 16 saat

S E R T İ F İ K A S Y O N

Katılımcılara atölye çalışması sonunda Psikoterapi Enstitüsü onaylı Katılım Belgesi verilecektir.

K A Y I T

Ön kayıt formunu lütfen

basvuru@psikoterapi.com

adresine gönderiniz

BİLGİ ve KAYIT İÇİN:
Aysun Çamkerten
0262 653 66 99

K A T I L I M   Ü C R E T İ (KDV Dahil)

Erken Kayıt 15 Eylül 2010

Psikoterapi Enstitüsü Üyelerine: 300 TL +KDV

Üye olmayanlara: 350 TL +KDV

Geç Kayıt:

Psikoterapi Enstitüsü Üyelerine: 350 TL +KDV

Üye olmayanlara: 400 TL +KDV

Hesap No:

Psikoterapi Enstitüsü  Eğ. Araş. Sağ. Org. ve Danışmanlık Ltd. Şti.
İş Bankası Bostancı Şubesi

IBAN: TR8400064000001 10260866805

E Ğ İ T İ M   Y E R İ
Psikoterapi Enstitüsü Eğitim ve Kongre Merkezi
Sahil Mah. Fatih Sultan Mehmet Cad. No : 285

Bayramoğlu-Darıca/KOCAELİ (İstanbul-Kadıköy 30 km uzaklıkta)

Tel : 0262 653 6699