Yüzleştirme sanatı

Yüzleştirme sanatı
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Yüzleştirme Sanatı Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları
Bu yüzleştirme tartışması içerisinde, “bilim” ve ya “teknik” yerine yüzleştirme “sanat” ını vurgulayan başlığın seçimi bu psikoterapik müdahalenin kullanımı ile ilgili esas kavramın önemini vurgulamaktır.

“Teknik” bağlamda yüzleştirme anlayışı daha çok basmakalıp, rutinleşmiş, hatta mekanik ve kişisel olmayan müdahaleleri birlikte getirir. Gerçekte, uygun pratiğe sahip ve alışık olmayanlar yüzleştirmeyi kavram içerisinde sınırlandırılmış, sınırlar ve çeşitlilik içerisinde dar ve en kötü ihtimalle tek düze, muhalif ve düşmanca bulabilir.

Başarılı bir yüzleştirme bunlardan hiç birisidir. Yüzleştirme borderline hastanın psikoterapisinin ilerleme içerisinde olmasını ayarlayan ve terapinin en son varış noktasına rotası içerisinde ilerlemesini sağlayan bir katalizördür. Borderline kişilik bozukluğunun tedavi sürecinde bu hedeflere ulaşmak için yüzleştirmenin uygun kullanımı terapistin empati, içgözlem, yaratıcılık – ve anlama bilgi birikimi kapasitesini ortaya çıkarır.

Empati terapiste, hastanın herhangi bir anda ki ihtiyaçlarını belirlemesi ve bu ihtiyaçlara hitap etmesini sağlamak için yüzleştirmeyi kullanmasına olanak verir. Her yüzleştirme o hastayı optimum düzeyde dikkate alma, o anda ortaya konan direnç ve savunmanın gücüne ve doğasına uygun olma ve de tedavinin amaç ve hedeflerinin sınırları içerisinde bulunan aşamaya uygun olma özellikleri ile benzersiz olup statik ve kişisel olmaktan da uzaktır. Eğer psikoterapik durum içindeki empati, hastanın psikolojik ihtiyaçları ile birlikte terapistin dolaylı olarak ne olduğunu tespit etmek için yeteneğinin yolunu açıyorsa, bu durumda borderline hastalar ile çalışan terapistin kullanabileceği en empatik müdahale yüzleştirmedir.

Yüzleştirmenin kullanılması hem terapistin kendi hislerini hem de terapinin gelişimini gözlemlemek için terapistin içgözlemi (introspeksiyon) kullanmasını gerektirmektedir. Yüzleştirme kesinlikle terapistin mahrumluğu, öfkesi, ihtiyaçları ve hassasiyetinden dolayı hastayı yönlendirme, idare etme (manupule etmek) ve ya hastaya baskı uygulama gayreti olmamalıdır. Böyle bir yüzleştirme etkisiz olacaktır ve belki de daha büyük bir güvensizliği, direnci ve eyleme vurmayı teşvik edecektir.

Hayal gücü (imgeleme) formundaki yaratıcılık, mizah, mecaz ve semboller çok büyük önem taşımaktadır. Başarılı yüzleştirme kullanımı sitili, dili, terapiste özgü hayal gücünü dikkate almak zorundadır. Yüzleştirme sanatı taklit etme ve tekrarlama olayı değildir. Herhangi iki hastadaki yüzleştirmemde aynı formu ve aynı içeriği nadiren kullanmışımdır. Kendine has hayal gücünü çizmektense diğerleri tarafından kullanılmış yüzleştirme tekniklerini kopyalayan terapist yüzleştirmeyi kritik bir araç olarak değil ama terapötik deli gömleği olarak tecrübe edecektir.

En son ve en önemlisi, başarılı yüzleştirme uygulamasında, terapistin hem “yapılması gerekenler ve gerekmeyenlere” hem de terapötik süreci tanımlayan ve temelini oluşturan teorik kavramlara da hakim olmasını gerektirmektedir. Herhangi bir sanat gibi, yüzleştirme sanatı da teori ve prensibin sesli anlaşılması esasına dayanmaktadır. Bu bölümün geri kalanı bu alanların derinlemesine analizine adanmıştır.
TANIMLANMIŞ YÜZLEŞTİRME

Yüzleştirme sağlıklı egonun ifade edilmesine ve faaliyetine ve ya ortaya çıkan gerçek kendiliğe karşı direnişi veya savunmasını hastaya gösteren terapötik müdahaledir. Bu biçimde belirlenmiş, yüzleştirmenin kullanımı borderline kişilik bozukluğu terapisi ile sınırlandırılmamıştır. Gerçekte fark, yüzleştirmenin borderline hastalarda ki rolünün ana ve benzersiz önemidir. Bu borderline hastalık tedavisinde vurgulanması şart olan yüzleştirmenin önceliğidir. Böyle bir empatik ifade yüzleştirmenin önceliğini doğrulamak için başarılı bir şekilde hitap edilmesi gereken 3 soru akla getirir.

Masterson Kuramı KARŞI AKTARIM KONTROLÜ HASTANIN YANITI

KARŞI AKTARIM KONTROLÜ
HASTANIN YANITI
KLİNİK KAYNAKLAR
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları

37) Terapist karşı aktaraımı kontrol eder; hasta kendi zayıf öz-imajı hakkında konuşarak yanıt verir (ss. 72-73); 38) Ego gücünün klinik kanıtları – yansıtmaya gerçeklik limitlerinin konulması (s 74); 39) hasta çalışırken müdahale etmeyin (s 74); 40) Müdahale görüşmein doğal mimarisini ya da yapısını bozar (s 74); 41) Müdahaleyi yalnızca en önemli aşamanın ortasında yapın (s, 74); 42) müdahalenin önceliği (ss, 77-79); 43) Yeterli terapötik test (s, 80)

Terapist B: Son seminerden sonra kendimi sizin yönteminizi öğrenmeyi denemeye adadığımı belirtmek isterim. Öncelikle ne yapabileceğimi görmek ve sonrasında teori uygulamasındaki benim yanlışlarımı belirlemenizi arzu ediyorum. Son seminerden bu yana ana temaları size kısa bir özet olarak sunacağım. Bir ay önce, öncelikli seanslarımda faaliyetlerim benim tarafımdan çokca aktivite ile onu kontrol etme girişimleri merkezinde geçti. Onu uyanmakla yüzleştirdim, masanın üzerindeki ataçı kavramak, yüzleştirme sırasında kızgın olduğunda gülümseme duygusu hakkında konuşmakla; i.e., Neden hedefleri konuşmak zorunda olduğumuzla kısmıyla ilgili olan noktada katılım gösterdi. Annesinin ona nedenine dair hiçbir geri bildirimde bulunmadığı hastalıklı kızgın davranışları ve onu hep ortada bırakması ile ilgili kızgınlığını ifade etti. Bu noktada ‘ onu parçalamak istiyordum’ dedi ve sonra ekledi ‘hayır, demek istediğim (onu parçalamak istiyordum)’ . Ona ilk hissettiklerinde neyin yanlış olduğunu sorduğumda; karşı çıktı, ‘ bu çok kaba olurdu’.

Bunu not aldım, kurduğu fantezi ve gerçekte yapmak istediği fantezi arasında bir fark olmasına rağmen o bu fanteziden sıkıntı duyuyordu.

Dedi ki; annesi ona hep bu tip saçmalıklar telakki etmekte fakat hep bunu inkar etmekteydi; annesi onu o denli baltalamaktaydı ki; onun kendisini kötü hissetmesine neden oluyordu, fakat yine de o bunları çok çabuk unutuyordu. Kızgınlığını kontrol etmekte çok iyi olduğunu ancak bunu yapmak istemediği zamanlarda bile böyle olduğundan rahatsız olduğunun farkına vardı.

Diğer tema, üniversitedeyken ev ödevlerini yapamamakla ilgili utancını ve mahçubiyeti. Yapmak istiyordu fakat yapamıyordu. ‘Terapiden istediği normal bir işlevselliğe kavuşmak, sürekli kötü hissetmek istemiyorum; bu basit şey olmaya devam ederse öyle görünüyor ki ben hep benim dıdşımdaki şeylerdense hep kendi içimdeki şeylerla bağ kuracağım. Kendimi buraya sıkıca vidalıyorum ve dışarıda olanlara asla ulaşamıyorum.

Dr. M: Probleminin bu kısmıyla ilgili mükemmel bir tanımlama – borderline’ın narsisistik psikopatoloji.

Terapist B: Ayrıca bir şeyi söylemek ya da yapmakla ilgili bir dürtüsü olacağını fakat bunun yabancı olduğunu açıkladı. Bu noktada benim aklımın süzgecinden geçti, bu dışarıda olmaya başlayacak şey değildi. ‘Filtreleme (filtering-out) süreci koşullarındaki tuhaf bir zincir reaksiyon ile kendi içerisinde neler olduğunu tanımladı.’ İyi bir sürücü olmasından dolay kendiyle gurur duyduğunu kavramasına rağmen arabaya bindiğinde kendini rahatsız hissediyor. Ofisteki kapalı pencerelerin ve ışıkların gözünü yorduğunu ve onu rahatsız ettiği hakkında konuşuyor. Aynı zamanda bu gibi şeyleri kabul etmesi gerektiğini öğrendiğini belirtiyor.

Genel problemi kendini savunmasıyla ilgili ne söyleyeceğini ve ne zaman söyleyeceğini bilmeyişi, diğer bir konu; ayrıca, özellikle eski işlerinde; insanlara kaba davrandığında, garantilenmiş olumsuz eleştiride, diğer insanların kendi hakkında yorum yaptığında paranoid olduğunda ayrıştırma (differentiating) sorunu yaşıyor. En son beliren şey, onun mesleki danışmanını görüyor olması ki bu özellikle bölünmeden dolayı dikkate değer – sanıyorum bu noktada tedavinin içinde ilerliyor olmakta.

Dr. M: Bize onun arkaplan geçmişiyle ilgili bilgi verir misin, yaşı vs…

Terapist B: 22 yaşında bir hanım ve yaklaşık 10 yıldır depresyonda. Annesi ve annesinin erkek arkadaşıyla birlikte yaşıyor. Önceden eski erkek arkadaşıyla birlikte yaşıyordu ve hala onu görmeye devam ediyor. Eski erkek arkadaşıyla olan ilişkisinin türü belirsiz çünkü onun başka erkek arkadaşları var. Bu seansta depresivdi ve bunu aksiyona dökmeyeceğini söylemesine rağmen intihar eğilimli düşüncelere sahipti. O 13 yaşındayken anne ve babası boşandılar. Hatıraları belirsiz. Bir süreliğine bir kere görmüş olduğu babasıyla özellikle iyi bir ilişkisi yoktu, Tam olarak bu şekilde belirtilmiş olmasa da annesinin kendini ifade etmesine izin vermediğini hissediyor. Annesinin neden olduğu babası hakkındaki diğer hisleri hakkında konuştuk.

İşini devam ettirmede sorun yaşıyor. Depresyon nedeniyle 1-1.5 yıl sonra üniversiteyi bıraktı.

Dr. M: Öyle görünüyor ki depresyon nedeniyle bir yetişkinin yerine getirmesi gereken dönüm noktalarında başarılı olamamış.

Terapist B: Son keresinde, bir seansı kaçırdığını söylemiştim. Geçici bir işten dolayı bunun olduğunu ve beni beni seans gününde aradığını ve seansın ona fatura edilip öded.ğini söyledi. Bir hafta sonra, 24 saat kuralı dahilinde beni aradı (sigorta şirketinin kuralı en azından verilen bu sürede bildirim yapılırsa fatura edilmeyeceğidir) ve bu seansa geemeyeceğini belirtti. Görüşme saat 16:30 için ayarlanmıştı ve şehir dışına çıkabilmesi ve görüşmeye zamanında yetişebilmesi için işinden saat 14:30’da çıkabilmesi yeterli olacaktı.

Bu yeni bir işti ve patronuna saat beş yerine bu saatte çıkıp çıkamayacağını sormakta sıkıntı yaşadı. Telefonda onunla bunu patronuyla tartışabileceğini konuştuk ve dedi ki; ‘belki yapabilirim; bir şekilde korkuyorum; bu yeni bir iş ve bunu yapabilir miyim bilmiyorum.’ Bunun ona bağlı olduğunu söyledim, ‘hadi ne yapabileceğini görelim’. Dedi ki; ‘ Belki yapacağım, seni yarın arayacağım’ Oysa ertesi gün aramadı ve ben bir sonraki sefere gelebilmesini mümkün kılmanın yollarını düşünmeye başladım.

Saat 18:00’de bir hastam vardı ve yer değişteribilirdim; oysa ben bunu hemen ona sunacak olursam bu noktada hala saat 16:00’ işten çıkmak zorunda olduğunu söyleyebilirdi. Saat 17:00’de işinden çıkmasını mümkün kılan diğer bir seçenek saat 19:00’u açığa almaktı ancak bu da işe yaramadı. Bu noktada ne olabileceğini görmek için bekledim çünkü onu arayıp ona saat 18:00’ boşalttığımı ve bunu reddederse saat 19:00’u açık bırakabileceğimi söylemek istemedim. Çok ödüllendirici olabilirdim.

Dr. M: Kesinlikle haklısın. Ayrıca aklıma gelmişken seni aramadığı noktada top onun sahanın içinde nasılsa.

Terapist B: Gerçekten, bunu düşündüğüm için onu aradım ve bu bana kendi içinde ödüllendirici geldi; bunun yanında eğer onu aramasaydım, oma sunacak bir şeyim olmayabilirdi.

Dr. M: Bunu nasıl biliyorsun?

Terapist B: Çünkü tüm hafta boyunca aramadı.

Dr.M: Ben olsaydım onu aramazdım. Beklerdim.

Terapist B: Ancak sonrasında ben bu materyali ona göstermek için kullandım.

Dr. M: Hımm, bir başka hastayı almak zorunda kaldın.

Terapist B: Yapılacak yanlış şeyi teknik olarak gerçekleştirdim. Buna rağmen, ödüllendirici olma kurallarına çok uzak kalmamakta oldukça iyi olduğumu sanıyorum. Çünkü, onun için başka şeylerin olabileceğini söylemek için onu aramak istemedim.

Dr. M: Onunla konuştuğunda neden aramadığını ona sordun mu?

Terapist B: Evet, ve onun söylediği sadece ‘bu benim tipik özelliğim. Buna engel oldum. Ne yapacağımı bilemedim. Patronumla konuşamadım… ‘

Dr. M: Bu onun kendini ortaya koyma problemi. Seni geri arayamadı çünkü patronuyla görüşemedi. Bu telefon görüşmesinde ortaya çıkabilirdi….

Terapist B: Telefon görüşmesi sırasında ortaya çıkmadı fakat çok kısa bir görüşmeydi ve bin derinine inmedik. Bu hakkında çok şey konuşulabilecek gerçeklik kısmıydı.

Yine de onu arayıp saat 18:30’u önerdiğimde ‘bu daha iyi olacak gibi görünüyor, ben sana geri döneceğim’ dedi. Ve gerekli bildirim süresinde geri aradı ve ‘ Bana bu zamanı önerdiğinizi için gerçekten minnettarım ve orda olacağım’ dedi. Ve ordaydı. O zamandan beri ikinci kez onu gördüm. Son seferde sunduğum şeyi takiben son görüşmede neler olduğunu şimdi anlatmak istiyordum.

Ona en geç 24 saat öncesinde bildirimde bulunmazsa iptal olan seansın ona fatura edileceğini açıklığa kavuşturdum ve kolayca benimle aynı fikirde oldu. Ardından gelen şey önemliydi. aldığı testlere bakan mesleki danışmanın üzerinde süregeldiğini düşündüğüm bölünmeyi (splitting) nasıl bastırdığın hakkındaki senin fikirlerini merak ediyorum. Danışmanının her bir rehberliği sırasında ortaya koyduğu yönerge onun sevdiği ödüllendirme şekline işaret ediyor.

Görmeye devam ettiği ve ona karşı çok yardımsever olan bayan mesleki danışmanı hakkında konuşmaya başladı. Danışmanın ona söylediklerinden verdiği bir örnekte, karar verme sorunu olan kişiler ayrıca matematikte de sorun yaşarlar diyordu; bu onun zayıf bir noktasıydı. Bu onda bir zil çaldırdı ve bundan çok etkilendi. Bulmacanın bir parçasını tamamladığını hissetti. Danışmanına dedi ki; ‘Bunu neden bir yıl önce yapmadım?’ ve danışman bunu tipik bir psikiyatr gibi cevaplayarak ‘en azından bunu şimdi yapıyorsun, dedi. Onu bir psikiyatr olarak zikretti.’ Ona danışmanını psikiyatrlarındanbiri olarak görüp görmediğini sordum. ‘Hayır, fakat onunla her ne yapıyorsam kesinlikle yararlı oluyor.’ Dedi ve ekledi; ‘Bazen arkadaşları ona öğüt vermeye ve yardımcı olmaya çalıştıklarında onları da psikiyatr gibi gördüğünü belirtti ve bunu genelledi – belirli bir yöntemde herhangi biri psikiyatr olabilir.

Bu noktada; bu fırsatı kendi kendi rolümü tanımlamak için değerlendirdim ve burada tartıştığımız gibi ona daha az aktif olacağımı söyledim. Yansıtma üzerine çok aktif olduğumu hissettiğimi belirttim. Dedi ki ‘Çok aktif mi?’ Evet, dedim. Bunu ona söylediğimi çünkü onun bilgisi olmaksızın vurguyu değiştirmek istemediğimi söyledim. Anksiyöz bir hal aldı ve neyi değiştireceğimi sordu? Daha az aktif olacağımı tekrar ettim. Derin bir nefes alarak ‘ bana başka bir terapisti görmem gerekeceğini söyleyeceğini sanmıştım’ dedi. Neden böyle düşündüğünü sordum. ‘Bana söylemeden bir şey yapmak istemediğini söyledin’ dedi. Neden aklına başka bir terapist ile değişiklik yapılacağı geldi, diye sordum? ‘ Çünkü çok aktif olduğunu söyledin ve ben de bana daha az aktif olan başka bir terapiste göndereceğini düşündüm’ dedi.

Bir anlık duraklama oldu ve ardından devam etti ‘ Sanıyorum sonuca çok çabuk atladım.

Bu tip zanlarda bulumak benim için çok doğal. Onun üzerinden en az üç kez bakmam gerekiyor ki böyle olduğunu görebileyim. Çok çabuk üzreinden geçiverdim bu tekrar edilen bir nakarat gibi. Evet ben reddedilme varsaymakta çok iyiyim evet ve büyük bir kesinlikle bunu bir reddedilme olarak görebilirdim.’

Kısa süren bir sessizliğin ardından, dinlediği bir radyo programı hakkında konuşmaya başladı. Ona konuyu neden değiştirdiğini soracağımı tahmin ettiğinden, bunun kendisini nasıl gördüğüyle ilintili olduğunu söyledi. Havada kendi hayatı hakkında konuşan bir adamı otobüste gördüğü insanların gözlerinin kırmızıya dönüştüğünü ve dişlerinin uzadığını görmeye alışık olduğuyla ilişkilendirdi. O hiçbir zaman bu derece kötü olmadı fakat otobüsteki herkesin yıldız oldukarını düşünmeye alışıktı. Bu bağlamda bu hikayeyi, otobüsteki herkesi yıldız olmadığını bildiği halde bu şekilde düşündüğü ile ilişkilendirdi. Bu gerçek bir çıkıştı; deli olduğunu düşünüyordu, çünkü adam bu olayın kendini zihinsel bir müesseseye adamasının sonu olduğunu söyledi. ‘Şimdi o kadar kötü değilim, fakat bu fantasi resimi halen kendimde taşıyorum. Bazen kendimden hoşlanmıyorum. Bu kendimde sahip olduğum eğlenceli bir imaj. Gerçek bir resim, benim çirkinliğimin gerçek bir resmi.’

Dr. M: Şimdi bak, neler olduğuna geri dönmektesin.

Terapist B: Bu olağandışı hastamın bu yaklaşımdan yararlanacağını gerçekten hissetmeye başladım- ve tabi diğer bir çok hastanın da. (Gülüşme) Önceleri gerçekten onun oldukça çok hasta olabileceğini hissetmiştim ve şu anda çok daha az hissediyorum.

Gruptan yorum: Onu kendiyle bu denli bütünleşebileceği ve kendine bakabileceğini görmek beni geröekten büyüledi; deli olabileceğini hissediyor fakat deli olmadığını biliyor.

Terapist B: Ortaya neler çıktığının sonuçlarını yeni hissetmeye başlıyorum; bu terapiyi tolore edebiliyor ve o bölünmeye yenilmeyecek. Olabilecek en kötü şey onun kızması ve tedaviyi bırakması olabilirdi ve bu karar vermek zorunda olduğu bir şeydi.

Devamında işyerinde yakın zamanda gerçekleşmiş olan, bir dağıtıcının ona baştan çıkartıcı bir şekilde çekici olduğunu söyleyeceği bir tecrübesini aktaracak. Dedi ki, bu olay onu acayip etti çünkü kendiyle ilgili alışık olduğu imajın küçük boncuk gözleri, yabanil kıvırcık saçları ve oldukça dışa dönük olan dişleri olduğu ve tüm bunların doğru olmasına rağmen kesinlikle kötü olmadığıydı. ‘en azından şimdi bu sahip olduğum küçük yaratığım bir imajı değil, gerçek bir karikatür.

Dr. M: Bak, bu onun öz imajın (self image) uzaklaşım birimi (withdrawing-unit)

Terapist B: Ayrıca bunu adamın ne söylediği şeyde kendini çok rahatsız hissetmesine rağmen bunun üstesinden gelebileceğine kendini inandırmasına taşıdı. Daha önce yaptığı gibi bunun acı veren etkisine dönmedi. Kendini acayip hissederek adam bunları söylediğine göre bunlar doğru olabilir diye hissetmek yerine; orda kendini iyi hissetti ve adama kısa ve net bir tepkiden sonra sakince içeri geçerek içerdeki kadına neler olduğunu anlattı .

Dr. M: Onunla ilgili söylediğin şeylerle ilgili olarak çok önemli bir farklılık var şimdi. Adam onun öz imajının uzaklaşım birimini güçlendirdi ve tüm bunlar bir dalgalanmanın harekete geçmesine neden oldu. Gerçeklik algısına bağlı olarak sonra ne olabilir; olacak şey eğer bu zayıfsa onun bu etki onu ezecektir. Bu annesinin ona tekrar küçümseyici şeyler söylemesi karşısında hasta buna yenik düşer ve geçici olarak terk depresyonuna girer. Eğer gerçeklik algısı yeterince iyi ise şimdi yaptığı gibi bu durumun da üstesinden gelebilir. Gerçeklik sınırları koyuyor. Şimdi burada güvenebileceğin kanıtlar mevcut. Ve bir hastayla çalışmaya başladığında arayacağın hususlar bunlar olacaktır.

Terapist B: Oysa hasta bazı kısa anlarda öz nefret (self-hatred) hissettiğini belirttiği; ‘tüyler ürpertici hisler. Neden bu şekilde hissettiğimi ve her şeyin bana berbat olduğumu söylediği hissine kapıldığımı bilmiyorum.’

Nerdeyse serbest çağrışıma doğru ilerlemek üzere olduğu nokradan sonra kısa bir sessiszlik oldu. Dedi ki, ‘ Benim yargılarıma güven – yapamıyorum. Bu neden böyle? Sanırım zor öğreniyorum.’ Ailesinin ona ‘Bayan B’yi rahatsız etme’ dediğini hatırladı. Hata yapmak iyi değil ve sen tekrar başlamak için toparlanamayabilirsin. Bu hata sondu – bunu düzeltmek için başka bir şansım yoktu: ‘ Hiçbir zaman çok fazla konuşmadım. ‘ Sen bir pisliksin, bir karar veremezsin; yargıların tamamen hatalı.’ Fakat, buna bana aktarılmış olmalıydı. Bunun olduğunu hissettim. Böyle olduğunu biliyorum. Hiçbir örnek aklıma gelmiyor çünkü, onları hatırlamak istediğimi sanmıyorum.’ Bu noktada ben hiçbir şey söylemedim.

Dr. M: Teşekkürler tanrım – bu noktada bir şeyler söylemiş olabileceğini düşünmüştüm…

Terapist B: …. Fakat basitce bir şeyler söyleseydim diye merak ediyorum; neden olmasın?

Dr. M: Neden? Neden?

Terapist B: … bir yüzleştirme olarak?

Dr. M: Dinle, Hasta güzelce harika bir iş yapıyor. Mücadele etmesi için ona bir şans ver. Bırak düşünsün.

Terapist B: ‘Neden olmasın’ diyebilirdim ama demedim.

Dr. M: Peki, bunu aklımda tutacağım. Bir şey söylemek istediğinde söyleme fakat bunu bir yere yaz böylece bu konuyla ilgili burada konuşabiliriz.

Terapist B: bu konuya çalışacağım.

Dr. M: Aklında tutmalısın ki söylediğim şeyler rastgele seçilmiş şeyler veya gökyüzündeki çörekler değil. Müdahale edebilmek için klinik kanıtların olmak zorunda.
Görüşmenin yapısı kendi gidişatını belirleyecek, doğal bir şeklide spontan olarak hastanın kafasından çıkacak; bu onun mimarlığı ve hasta sana tüm bunlar hakkında neler hissettiğini söyleyecek. Ve sen müdahale ettiğinde süreci bozuyorsun, izlemek istediğin mimariyi bozuyorsun. Bu nedenle bozmak için bir sebebin olmalı.

Terpist B: Bu noktada ‘neden olmasın’ diyebileceğimiz tek zaman; hastanın bu çalışmayı yapmadığı zamandır.

Dr. M: hasta işini yapıyorsa müdalale etme. Eğer bir yere takılırsa da müdahale etme fakat bu konu hakkında düşünmeye başla. Bir borderline hasta ile çalışmaya başladığın ilk aşamada, patolojik savunmalarla ilişki kuruyorsun. Sana kuralları vereyim. 1: eğer bir borderline hasta ile çalışmaya başladığında hasta patolojik savunmalar kullanmıyorsa ve sen de müdahale etmek istiyorsan, en iyi müdahale için çok iyi nedenin olması gerek; çünkü bunu zamanın % 99 ‘unda yapabileceğin bir konu yok. Bu noktada çalışmanın esas konusunu patolojik savunmaların bu aşamanın merkezi olduğudur.

Terapist B: Tamam. İşte bu sorma nedenim. Ve o tkrar diyor ki; ‘Hiçbir örnek aklıma gelmiyor çünkü, onları hatırlamak istediğimi sanmıyorum.’ Bu bir savunma değil mi?

Dr. M: Tabi ki bir savunma.

Terapist B: İşte bu nedenle yapamadığı noktada onu ‘neden olmasın’ ile yüzleştirecektim.

Dr. M: Peki, neden bekleyip bunu tekrar üstlenebileceğini bekleyemiyorsun. Kendi başlarına yapamadıklarını görene dek bunu hastalar için asla yapma; aksi halde onları çocuklaştırırsın. Şimdi neler olduğunu görelim. O bunu üstlenebildi mi?

Terapist B: Kendi yargılarına güvenmediği için bunu söyleme yoluna gitti, kendini ifade etme zorluğu çekiyordu ve hızlıca ‘her zaman omadığını’ ekledi ve bu anda onu bu görüşme sırasında dışarıda bekleyen eski erkek arkadaşını aradığını belirtti. Bu onu daha sonradan hatırlamış olduğu o saatte benimle randevusu olduğunu unutmuş olduğunu söylemeye yöneltti. Ona neden unutmuş olduğunu düşündüğünü sordum. Dedi ki; ‘Bu unutulmayacak bir şey mi?. ‘Bunu söylemek istemedim, fakat bunun ışığında buna ek olarak daha öce de beni aramayı unutmuş olman; diğer olasılıkların da incelemeye değer olduğunu düşünmüyor musun? Özellikle de buraya gelmeyi dört gözle beklediğinle ilişkili olduğunu?’ Çok mantıklı bir açıklama getirdi. Yeni terapi saati henüz benim için bir alışkanlık haline gelmedi. Pazartesi günleri bunu yapıyor, maya alışık olduğunu, Salı günü, Çarçamba Şükran gününden önceki gün vs. sonra uzun bir sessizlik oldu; bu seslikler sırasında yüz ifadesi, göz bakışı ve vücut duruşu ile talepkar bir hastaydı.

Dr. M: Bunun hakkında ne yapmak istiyorsun?

Terapist B: Sessiz kalmak.

Dr. M: Bu bir numara. Ve sonrasında bir şey yapacak olsan bu ne olurdu?

Terapist B: Neden sessiz olduğunu sormak.

Dr. M: Peki, onun vücut duruşunun ne söylediği hususunu ortaya koyabilirdin ‘ Sende neler oluyor?’ Burada hiçbir şey söylemeden oturmanın onu rahatsız edip etmediğini sorabilirdin.

Terapist B: Karşısında 5-10 dakika oturduğum diğer hastalarıma karşı koyarken bu sıra dışı hasta beni biraz rahatsız hissettiriyor.

Dr. M: Tamam, zihinsel mesajı okumana rağmen duygusal mesajı okuyamadığın kesin duygusuyla. Rahatsız olmamalısın. Bu hasta sana buranın nasıl belleneceğini gösterdi; bana öyle görünüyor ki onun kapasitesi bu çalışmayı yapmak için yeterli.

Terapist B: Burada yapmaya çalıştığım gerçekten takip etme girişimimden rahatsızım.
Bu ayrıca çalışmam gereken bir konu.

Gruptan yorum: Eğer onu doğru okuabiliyor olsaydı o zaman belki rahat olabilirdi. Hasta onun üstünde talep oluşturuyor.

Terapist B: Fakat kendimi rahatsız etmememiliyim. Benim rahatsızlığımın kendi problemim olduğunun farkındayım. Bu üstünde çalışmam gereken bir şey fakat bunu görmezden gelemem.

Dr. M: Evet, bu bir eğilim; hasta ne zaman talepkar ve kızgın olması bu rahatsızlığın geldiği nokta. Fakat eğer bu tip hastalarla çalışacaksan, bundan rahatsız olmadan bir üstesinden gelme yöntemi oluşturmalısın, çünkü, onların hepsi bir kere veya başka herhangi bir zamanda talepkar olacaklardır.

Terapist B: İki dakikalık sesizlikten sonra bir şey söylememkte kararlıydım. Rahatsız edici bir gülmeyle dedi ki; ‘Burada sessizce oturmamız için bir neden var mı?’ Ben de ona ‘benim konuşmamı mı istiyorsun?’ diye sordum.

Dr. M: Orada neden sessizce oturduğunuzu sana söyleyeceğim. Onu rahatsız ettin. Orada oturmuş kendi yargılarının güvenilir olmayışı, hakkındaki şüpheleri, kendini ifade etmedeki sıkıntısı, kendi hakkındaki yetersizlik hisleri ve kendi zayıf öz imajı üstünde çalışıyordu ve sen ona neden görüşmeyi unuttuğunu sordun.

Terapist B: Bu aktarımı yalnız eylemlemeden ayrılacaktı.

Dr. M: bu noktada evet. O çalışyordu…

Terapist B: Burada bunu şeklillendirmeye çalışıyorum. Kitaplarında aktarım eylemlemesinin yüzleştirilmesi hakkında konuşuyorsun . Bunu hissettim, Bu konuyu ortaya getirdiğinde neredeyse görüşmeinin bu olguyla olan ilişkisini unuttu ve benim telefon konuşmama geri dönmedi. Bu aktarımı eyleme dökmek için altın bir fırsattı. Onu yalnız bıraktığımı hissettim, yüzleşmeden yoksun olunmasını sorgulayabilirdiniz.

Dr. M: Onu yalnız bırakma nedenim bu noktada görüşem sırasında aktif olmamasıdır. Aktif olduğu noktada onu yüzleştirmeye getireceksin.

Terapist B: Evet, o unuttuğunu söylüyor.

Dr. M: Evet,fakat bu bağlamda gerçekten çalıştığını söyledi. Görüyorsun ki hastalar genellikle aynı zamanda çalışırken aktarımı eyleme dökemezler. Bunlar zıtlıklardır. Bu noktada eğer hasta çalışıyorsa ben diğerini daha geride oynarım.
‘evet, seni aramayı unuttum’ ve sonra tartışacak hiçbir düşünemedi, aktarım eylemlemesini görüyorsun.

Terapist B: Yani, erkek arkadaşıyla buluşma ayarladığında görüşmeyi unutmuş olduğu olgusunu yalnız bırakacaktın. Neden? Çünkü görüşmeye geldi?

Dr. M: Evet. Onu yalnız bırakacaktım. Fakat unutmayacaktım., Öyle sandığı halde beni aramadığı olgusu nedeniyle bunu kaydederdim. Burada iki ‘unutma’ sözkonusu, dört beş unutmaya kadar beklerdim ve altıncı unutmaya geldiğinde bunu işe girişirdim ve eğer savunmayla karşılaşırsam diğer beş unutmaya kadar makarayı geri sarardım.

Bu eğilime senin genel bakış açın için bir argümanın var. Senin her zaman ilk başta patolojik savunma mekanizamalarına yöneleceğin ile sana senin argümanını vermeyi bitirdim. Fakat, Banay B ile şaşırtıcı olmasıyla ne olmuştı. Örneğin, eğer sen son seminerde bu olmuş olabilrdi deseydin ben de sana konumuzun dışında olduğu söylerdim. Bugün beklediğim; her şeyi mükemmel yapmış olsaydın ki bu dört beş görüşme öncesinde tedaviyi rayına oturtmuş olurduk. İlk on görüşmede tam ortalarda bunu hak ediyordu. Bunun nedeni patolojik savunmalar arıyor olduğun için bunu kaçırmış olman.

Terapist B: evet. Benim görüşüm unuttuğunu söylediğinde bir tane duydum fakat, senin ne söylediğini duyuyorum.

Dr. M: İyi, bunu şu an duyuyorsun fakat bu kesinlikle bu anda çalışmaya etki edemiyor.

Terapist B: …. Ancak, o bunu yalnız bırakmak istedi.

Dr. M: Evet, bunu kaydettim. Bunu daha sonraki bir tarihte kullanacaksın. Bunu kısaca detaylandırayım; terapi süresince varolmayan fakat şu anda ve şimdi burada olan – terapist ve hasta arasında şu anda neler oluyor, hastayla her ne yaparsan, bu noktada hastanın içinde olduğu etkili bir durum ile ilişkili olarak arabulucu bir etkisi olmalı. Bu yüzden şunu hep hatırlamalısın. Müdahaleye zorlanırsan, kendine bunun hastanın hastanın içinde bulunduğu etkili bir durum için ne yapabilirsin.

Terapist B: Unutmanın bu kaçınmanın etkili bir durumu olduğunu düşünüyorum. Görüşmede böyle sessiz oturmamız için bir sebep var mı diye sordu. Benim söylediğim şeye karşı çıkmak için ne yapabilirdin? Benim konuşmamı istiyor musun? Öyle görünüyor ki çalışıyor fakat, sen ne söyleyebilirdin? ‘Neden benim konuşmamı istiyorsun’ gibi başka bir şey söyleyebilir miydin?

Dr. M: Ben olsam ‘ Niye bekliyorsun?’ diye sorardım. Sorumluluk onun, senin değil.

Terapist B: bu aynı şey değil mi peki?

Dr. M: Bence bir fark var. Ona konuşmak isteyip istemediğini sorduğunda, kendini bu konuşma içerisinde ait olmadığın bir yere zerkettin.

Terapist B: Şaşkın olmama rağmen ona benim konuşmamı isteyip istemediğini sordum.

Dr. M: Bu çok çötü olmamakla beraber, ona ‘ Niye bekliyorsun?’ diye sormanı tercih ederdim.

Terapist B: Her ne söylersem doğruca ona geri döneceğini düşündüm.

Dr. M: Öyledir ancakseni gerekli olmayan bir yolla ortaya koyuyor.

Terapist B: Peki sen ne söylerdin?

Dr. M: ‘ Neden bekliyorsun’ Sanıyorum o senin sorunu bir yönerge olarak aldığı için ve yeni yönergeler almak için bekliyordu. Bahse girerim bunu üstlenecektir. Devam et ve birlikte görelim.

Terapist B: Çok sakin bir şekilde ‘ Hayır, mecbur değilsin’ dedi. Sonra kısa bir sessizlik oldu, sonra geri döndü fakat konuya dönmeden annesine değindi. ‘ Annemin yaptığım her şeye bir yorumu vardı’ dedi. (Grupta gülüşmeler oldu çünkü sanki Dr. M terapistle çalışıyordu. )

Dr. M: Fakat o konuya dönüyor. Onun öz-sunumu ile ilgili sıkıntısıyla ilişkilendirdiği annesiyle olan ilişkisi ana konudur.

Gruptan yorum: Fakat terapisti ona yanlışına dikkat etmesini söyledi, randevusunu unutması ve bu aslında annesinin de yaptığı şeydi.

Terapist B: Bu doğru. Bu çok güzel bir nokta. İlave olarak Bayan B ‘ Kendi yargılarımın neden hiç olmadıpını nasıl bildiğimdir’. Farklı bir ifadeyle daha önce hatırlayamadığı şeyleri hatırlıyordu. ‘ Neden bu şekilde hissettiğimi hatırlamıyorum’ dedi ve şimdi aniden bu ona ulaşmıştı. ‘Annem yaptığım her şeyi bilmek isterdi ve bunları ona söylemek neredeyse bir takıntı olmuştu. Bu şeyleri öğrenirsin. Kimlerle telefonda konuştuğumu veya her dakika ne plan yaptığımı ona söyleten güdülerimle sürekli mücadele ederdim.’

Sonra bir duraklam oldu ve devam etti, ‘ Ondan uzak kalabildiğim için çalışmak benim için çok iyi. Onu arayıp sadece özel bir geceden dolayı eve gelmeyeceğimi söylüyorum ve bununla ilgili nazik olabiliyor. Geçmişte çok mutsuz olduğunu belirtirdi ve sanıyorum bağımsız olduğumda onu kızdırırdım – ona bağımlı olmak istediğimde de çok kötü olduğunu hariç tutmak isterim.

Sonra kolejdeyken hasta olması nedeniyle eve gelmek isteyişi ile ilgili bir örnek verdi. Annesi hayır dedi. Belki de annesinin erkek arkadaşının evde olduğunu ve bunu bilmesini istememiş olduğundan kaynaklanmış olabileceğini söyledi. Annesinin onu mahçup olabileceği şeylerden korumaya çalışıyor olabileceğini düşündü. Sonra kritik edeceğini bildiği halde annesine her şeyi söyleme güdüleriyle nasıl mücadele ettiği konusunu tartışmaya geri döndü.

Bu noktada, senin hakkında fikirlerini belirtmeni istediğim bir şey söyledim ona.

Yazdığın bir şeyde, ayrılma – bireyleşmeye (seperation – individuation) doğru bir ilerlemeyi desteklemek için ifade etmiştin. Aklımda bu olduğu için ona ‘ Sana öz-yıkıcı olabileceğini düşündüğün şeylerle bir şey yapmak için dürtülerinle çatıştın. Bu noktada ayrılma-bieyleşmeyi destekleyici olmuştum.

Dr. M: Bu fena değil, fakat gereksiz. Eğer kız çalışıyorsa bırak çalışsın.

Terapist B: Yazdığın şeyde çok spesifik olarak bunu desteklemeyi söylüyordun. Bu noktada bunu nasıl destekleyeceksin?

Dr. M: bunu desteklemem. Zamanlamaya bağlı olması çok öenmlidir. Örnek olarak, Bayan B beni aramadıktan sonra beni görmeye geldiğinde, ona neden aramadığını sorardım. Patraonuyla konuşamadığı gibi çeşitli bahaneler ortaya koyabilirdi, bu nedenle arayamadı. Ona derdim ki seni doğru anlamışmıyım acaba; bu senin bahsettiğin onun kendini ortaya koyma (self asserting) problemi olabilir mi? Kendini ortaya koyup patronunla konuşamadığın için beni arayarak bunun etrafında dönemeyeceğini ve kendini ortaya koymak için kendi lehine kullanamayacağını hissettin. Her ikisinden de kaçındın.

Terapist B: Onu başlatabilirdiniz.

Dr. M: Evet, eğer bunun hakkında konuşmasaydı fakat bu yolla. Planı aldın fakat önceliklerle ilgili ciddi srounların var. Anlaşılabilir, ve özellikle bu hastanın arkasındasın ve haklı göstermek için arkasındasın. Hastan senden önde çünkü çalışıyor ve şimdi sen bütün işi yapmalısın. Bu görüşmenin şimdiye kadarki içeriğinden, benim çıkarımım; zaten hasta çalışıyor olduğu için bir sonrakinde bir şey söylemek gereksiz. Bunu görmen için bir sebep yok, çünkü sen nasıl ittifak sağlayacağın üzerine sınırlanmışsın. Ayrıca, bundan çok uzak olduğunu konuşmuştuk. Onun buna uzak olduğuna inanıyorum. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

Terapist B: Burada nispeten aktif olmadığımı sanıyorum.

Dr. M: evet, çok daha iyi yapıyorsun ve bu çok dramatik bir yanıt. Sende bir şeyler değişmiş olmalı….

Terapist B: Bunu yapmayı denemeye çalışacağımı kendime kesin olarak söyledim.

Dr. M: Daha fazla bir şeyler olmalı. İnsanlar bunu kolayca yapamazlar.

Terapist B: Bende olan şey; sanıyorum bu planla savaşmayı bıraktım

Dr. M: dramatik bir yanıt bunu gerçekten inanılmaz bir şekilde alıyorsun.

Terapist B: Bununla ilgili heyecan duyuyorum.

Dr. M: Olmalısın. Aklıma gelmişken bir uyarı; sen tek bir soru sormazken o tüm problemin senin önüne serdi – bu küçük belleksek aktivasyonla ulaştığı onun zayıf öz-imajı (self-image), kendini ifade etme zorluğu, çeşitli alanlarda bundan kaçınması, depresyonu kaçınmayla ilintili ve bunun esas kaynağı annesiyle eşzamanlı ilişkisi.
Bir seansta ve hiçbir soru olmaksızın o her şeyi yaptı fakat kitabı yazdı. Sanırım bu sıra dışı. Bu pasif agresif hastalarda sıklıkla olan bir şey değildir.
Daha önce başka yerde tedavi görmüş hastaları gördüğünde daha önceki tedavilerinin nasıl bir yeterlilikte olduğundan emin olamazsın. Sen yapmaz zorunda olduğunu yapana dek hasta yeterli terapötik testi alamazlar. Sadece sonrasında hastaların neler yapabileceğini görebiliyor musun?
Bu hastayı 18 aydan beri görüyorsun, daha önce hiç bu tarz bir şey oldu mu?

Terapist B: Hayır.

Gruptan yorum: ( geçmişte hastayı kim tanıyordu) Bir mukayese yok; inanılmaz bir şey, o ancak konuştu.

Terapist B: Ne zemen sizin teori koşullarınız kapsamında olduğumu söyleyeyim. İşin özünü kavramam sizin en son genişletmiş olduğunuz en son kitabınızla oldu: Anne hastanın bağlarından ve gerilemesinden kurtulması ve bireyleşme çabalarını geri çekmekteydi, öz-yıkıcı (self-destructive) davranışlar ve olumlu malzeme sağlama amacı hastanın ayrılma- bireyleşmeye doğru hareket etmesini sağlıyor. Peki bunu aktif olarak yapamaz mısını?

Dr. M: bu konuda çok dikkatli olmanız gerekir. Bunu kitaba koyarken biraz endişeliydim. Hatırlamalısın ki kitapta ayrıca söylediğim şey; tehdit edici, ikna edici, suçlayıcı veya başka hiçbir yöntemle hastanın bireyleşmesine yönelik bir güç kullanamazsın. Eğer bunu yapacaklarsa kendi kendilerine yapacaklar. Senin yapabileceğin uygun koşulları oluşturmak. Terk depresyonuna ulaşana dek işin dolaylı bir destek sağlamaktır. Sonrasında iletişimsel uyum sürecinde biraz daha fazla doğrudan olabirsin.

Gruptan yorum: Sanıyorum zamanlama çok önemli ve bunu kitapta belirtmediniz.

Dr. M: Zamanlama orada, fakat bunun nasıl yapılacağını öğrenmek için kitaptan fazlasına ihtiyacınız var. Kitap bir başlangıçtır. Tek başına kitaptan tenis oynamayı öğrenebilen birini hiç gördünüz mü?

Terapist B: Ona bunun öz yıkıcı (self-destructive) olduğunu söylediğimde cevabı ‘bu gerçekten öz-yıkıcı (self destructive)’ oldu. Çok heyecanlandı ve ekledi; ‘Evet, evet, evet, evet bu çok yeni, tekrar dürtülerimle mücadele etmeye dönebileceğim.

Dr. M: Hatırlamalısın ki, böyle oldukça erken hızlandırısan veya yanlış bir yolla, bu tarz bir tepki alırsın ve bunun bedelini sonra ödeyeceksin.

Terapist B: Onu akşam bir şova gitmek ve geceyi birlikte geçirmek için davet eden arkadaşı hakkında konuşmaya başladı. Bu daveti kabul etmek istemesine rağmen annesinden gelebilecek mukavemetle karşılaşmaktan korkuyordu. Dedi ki; anneme karşı hep iyi bir kız oldum, küçük iyi bir kız. Bu patronumun haklı olarak söylediği şeydi.’

Bunu söylemekten heyecan duydu ve şu duygularını açıkladı: ‘ Bunu kelimelere döktüğün için teşekkür ederim.’ Bunu kelimelere döktüğüm için minnettardı. Annesine planlarını söyleyeceğini belirtti ve annesi ona sıkıntı yaratmadı. çocuklaştırmanın bir parçası olarak; annesi, Bayan B’nin onu arayacağını çünkü bunun tehlikeli bir komşuluk olduğunu söyledi.

Bu konuşma babasına karşı olan hislerini tetikledi. Çocukken ailesiyle yemek masasında oturduğunu ve babasının gergin olduğunu hatırladığını söyledi. Bu noktada ayağa kalktı. Biliyorum ki ‘Neden ayağa kalktın? diyeceksin, dedi. Ben de ‘Neden?’ dedim. Cevabı; ‘Öyle görünüyorki ne zaman bir şeyin içine girsem.’ Dedim ki; ‘Fakat, bunu yaparak….’ Oturup babası hakkında konuşmaya devam ederek beni durdurdu.

Dr. M: Bu senin söyleminin dışında olan bir şey. Şimdi geri dönelim ve senin baban hakkında konuşalım. Süper!

Terapist B: Babasını tane tane konuşan ve hasta biri olarak anlatmaya devam etti. Hep kısık sesle konuştuğunu söyledi. Bir başka tehditkar olayı anlatmaya geçti ‘ seni aptal, bunu durdurmazsan sana bir tokat atacağım’ Bunun anlamı nedir diye babasına sordu be babası ona; ‘ Kafanı öyle tokatlayacağım ki bir daha düşünemeyeceksin.’ Sonra gülümsedi, kahkaha attı ve dedi ki ‘ Neden sırıttığımı bilmiyorum. Sanıyorum gerildim.’ ‘Bunu anıyı hatırlatmak seni güldürüyor mu?’ diye sordum. ‘Hayır, fakat bunu yaptığımın farkına varıyorum çünkü bunu daha önce benim için vurgulamıştın.’ dedi. Sonra bir sessizlik oldu ve dedi ki, ‘ Gülmezsan ağlarsın. İnsan etrafta sürekli ağlayamaz. Eğer hayatımda olan her üzücü olayda ağlarsam; ağlayan bebek olarak tanımlanırdım. Bu toplumda bir zayıflık şekli. Bir yetişkin olmalısın. Üzücü bir şeyler olmuş olsa dahi kalabalıkta burnunu çekp ağlamazsın.’ Bazen ağlamakla her zaman ağlamak arasında fark olduğunu belirttim. Süremiz dolmuştu ve dedi ki; ‘zil beni korudu.’

Dr. M: bu son beyanı yapacağını düşünmüyordum. Burada yaptığın, tek seansta terk depresyonunu açmaktı. Bu inanılmaz.
Şimdi, gelecek seansta neler olacak?

Terapist B: Bir miktar savunmanın olduğu bir görüşme oldu. Gelecek seminerde hazırlayıp açıklayacağım ilginç bir materyalle sonuçlandı.

Dr. M: Ne zaman böyle bir seans gerçekleştirsen bir sonraki görüşmede mutlaka bir savunma aramalısın ve bu sana nereye müdahale edeceğini söyler. Eğer kaçınırsa ya da aşka bir şey hakkında konuşursa veya alt üst olduğunu ve bu noktaya girmek istemedini söylerse – bunun gibi herhangi bir şeyler… Bu noktada sen hazırsın ve nereye müdahale edeceğini bilirsin. Bu noktada ona konuşmak zorunda değilsin. Her şeyi kendisi yapabilir ve yapacaktır da.
Bu gerçekten müthiş. Bu görüşmeyi bitirdiğinde gerçekten iyi hissetmiş olmalısın.

Masterson Kuramı Karşı aktarım: Aşırı yönergesizlik

Karşı aktarım: Aşırı Yönergesizlik
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları

KLİNİK ÇALIŞMA
34) Aşırı yönergesiz karşı aktarımın yönetilmesi (s.66);
35) Anksiyeteyle bağlantı kurmak için hareketsizliğin kullanuılması (s. 67) ;
36) Kaçınmayla karşı karşıya gelme (s.66)

Dr. M ( Terapistin ilk görüşmesini değerlendiriyor) Oldukça fazla aktif ve yönlendirici görünüyorsun. Bunu değiştirdiğinde ne olacak?

Terapist B: Bunu nasıl yapabileceğimle ilgili bir öneriniz var mı?

Dr. M: Senin aklına gelen nedir?

Terapist B: Sanırım, ona dürüstçe fazla aktif olduğumu söylerim ve bunu öne çıkarırım.

Dr. M: Doğru, bu uygun – bunun ok yardımcı olacağını sanmadığını ona söyleyebilirdin. Sonrasında o seni buraya sokmak için zorlayacak ve test edecektir. Ve eğer sen buna cevap veremezsen sana saldıracaktır- bu ne olacağı noktasıdır- ve ne söyleyeceğin ‘ Masterson yanılıyor. Bu kıza bir bak! Kız benim buna uyum sağlamış olarak görmüyor’. Onun yapöadığı, bu onun problemi senin değil. Onu idare etmeyi bıraktığında sana çok kızgın oluyorsa ona de ki; ‘ Ben buradayım, burada oturarak seni dinliyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorum ve bu seni çılgına çeviriyor. Neden? Görebiliyor musun? Sanırım senin görüşmeinin yönetimini eline alman hem kişisel ve teorik çıkarımların her ikisi tarafından da motive ediliyor. Her bir devindiricin yüzdesini bilmesem de sanıyorum, bu davranış sana kişisel olarak iyi geliyor. Eğer bunu yapmazsan geriliminin artabileceğini hissedebilirdin ve sanırım o zaman kendi gerilimini haklı çıkarma düşüncesi içerisinde olacaktın. Fakat, bu hastaya kendisinin ne yapabileceğini göreceği bir fırsat ver.

Terapist B: Bunu bu şeklide yapmaya hazırım. Bir olay var, ne zaman onu onun ataç biriktirmesiyle yüzleştirsem bir süre sessizlik oluyor ve etrafa bakıyor, bu bakış bir ataç bulmak için değil herhangi bir şeyi kapmak için.

Her neyse, o bu ataşı aldı ve ben bunu yapmaya neden ihtiyaç duyduğunu merak ediyorum.

En son görüşmemizi kaçırdığı fakat kaçırdığı oturumu biliyordu. Daha önceki terapistinde her bir hafta bir görüşmeyi kaçırdı. Bu benimleyken katılmadığı ilk seanstı.

Dr. M: Hiçbir ilerleme olmadığı için görüşmeleri kaçıracağını söyleyecektim.

Terapist B: Bilmiyorum. Benimle diğerlerinden çok daha fazla ilerlediğini hissediyor.

Dr. M: Sanırım oradadır ama bu çok fazla dile getirdiği bir şey değil. Tabi ki o ayrıca seansları kaçırabilirdi çünkü bir şeyler ilerliyor. O bir seansı kaçırdıktan sonra bir sonraki seansta geldiğinde bununla ilgili ne yapıyorsun.

Terapist B: Onu bununla yüzleştireceğim.

Dr. M: Doğru. Senin kalacağın nokta; ya görüşmeye gelecek ya da tedaviden yoksun kalacak. Bir hafta gelip sonrası olmayan bir iş yoktur.

Terapist B: evet. Geçmişte hep tekrarlandığından bu sorunu önceden tahmin etmiştim. Bir süreliğine sigorta şirketi ona haftada iki görüşme ücreti ödediğinden o ikinci görüşmeyi ödemek zorunda değil ve bu nedenle bunu oldukça kötüye kullanıyor. Şimdi onu haftada bir görüyorum ve daha iyi bir yöntem olarak her görüşme sonrasında ödemeyi kendisi yapıyor.

Ataçlara geri dönersek; bilinçli bir şekilde masanın üzerinden alıp kurcalayacağı bir şey aradı ve sonunda ataçı aldı. Bunu not ettim ve gergin ve huzırsuz hissettiği için bunu yapıyor olduğunu söyledi.

Dr. M: Tam oradasın. Teşhis budur. Terapi sırasında kendi hilelerini terk ettiğinde kendini son derece huzursuz ve tedirgin hissediyor. Ayrılık anksiyetesi yaşıyor, ataçla oynayıp kendi dikkatini dağıtmak bunun üstesinden gelme yöntemi. Tabi ki bu tedavi yoluyla engelleniyor.

Terapist B: Onun bu çekingenliğini tetikleyen başka bir şey olup olmadığını sordum. Hayır dedi; çoğu zaman bu yola yöneldiğini söyledi. Etrafta dlanıp bir şeyler seçip alarak bunu yatıştırabildiğini söyledi.

Dr. M: Şimdi kendi teşhisini kendisi doğruladı. Ve şimdi ona diyorsun ki….

Terapist B: Dedim ki ‘ bu senin çekingenliğinle bağ kurmana yardımcı oluyor’ Benimle aynı fikirdeydi. Ona başka bir eğer başka bir seçeneği olduğunu düşünebilseydi, diye sordum. Güldü ve iğneleyici bir şekilde bunu almaz zorunda olmadığını söyledi. Ve isterse ellerinin üstüne oturabileceğini ya da saçlarıyşa oynayabileceğini ilave etti. Ona başka bir seçeneği olduğunu söyledim. Bu seçenek; burada terapi sırasında anlamaya çalışarak anksiyetesiyle bağ kurabileceğini ve fiziksel anlamları aracılığıyla değil de sözlü olarak dışarıya çıkarabilecek olmandır.

Dr. M: bunlar pek kötü görünmüyor fakat tam olarak da hepsi iyi değil.
ÖZET

Terapistin aşırı yönergesizliği ile karşı karşıya gelindi ve yüzleştirmenin işlevi hastaların savunmalarını önlemeyle nasıl karşı karşı karşıya gelineceğinin tanımlandığı örneklerle açıklandı.

Masterson Kuramında Terapötik İşbirliğinin İnşası

Terapötik İşbirliğinin İnşası (Karşı aktarım:Aşırı yönergesizlik)
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları
Giriş
Miss B annesiyle birlikta yaşayan 22 yaşında bekar bir kadın. İlk terapiye başlaması 18 ay önce önceki terapisti ile olmuş, anksiyete, depresyon, anneesinin onu durağanlaştırma çatışmasından şikayetçiydi. İlk terapisti tecrübeli değildi ve hastayı paralize eden oldukça pasif bir yöntemle yaklaşmıştı. 18 ay borunca haftada bir devam etmesine rağmen,  belirsiz entelektüel içgörüleri dışında sadece bir miktar değişme oldu. Cesaretini kaybetti ve hayal kırıklığı yaşadı, sonunda tedaviyi durdurdu ve analisti hastanın psikoterapiye son derece direnç gösterdiğini rapor etti.  Bayan B depresyonun devam etmesi nedeniyle tekrar psikoterapiye döndü.

Terapist B tecrübeli bir erkek psikoterapist, yüksek lisansını bir analitik enstitüde bitirdi.  Enstitüye verdiği raporda enstitde öğretilenlere göre bu borderline hastanın terapistle uyum sağlayabileceğini hissetmesi ve onu duyduğu ve hastanın duygularının anlaşıldığını hissedebilmesi için terapistin de bir parçası olduğu bir etkinlikle bağ kurulması gerekmektedir. Enstititü bunun hasatanın ‘ bir ilişki kurmasının’ mümkün olmadığında gerekli olabileceğini öğretti ve terapisti ilginç ve yaratıcı olarak değerlendirdi.

Bu açıdan, terapist B yüzleşmelerin sert cezalandırıcı olması üzerine eğilerek; Dr. Masterson ile bir çok önceki seminerleri sayesinde bu uygulama üzerinden ciddi görüşmeler yapmakla meşgul oldu.  Her ikisi de bu uyuşmazlıklarını klinik testlere taşımaya kara verdiler. Terapist B bu geliştirilebilir yöntemin nasıl kullanılacağını öğrenmek ve kendi şüphelerini bertaraf etmek için Bayan B’yi psikoterapiye aldı. Bir sonraki ünitelerde bu iki bakış açısının uyuşmazlıklarını ve terapötikl süreçler içerisinde nasıl çözdüklerini ortaya koyacaktır.  Tekrar, hasta-terapist-supervizör etkileşimi, karşı aktarımın ve özsunum transferinin akışı, gel-gitlerinin dramatik bir resmini çizmektedir.

İlk değerlendirme

Terapist B: Ben aslında bu hastanın tedavisini ilk başlayan terapisti supervize ederdim. O hastayı 18 ay haftada iki kez gördü; sonra klinikten ayrıldı ve hasta ona özel para ödeyerek onunla devam etti. Hasta ödemeden dolayı ona kızgındı ve onu görmeyi bırakarak tekrar hastaneye başvurdu. Ben onu değerlendirmek için gördüm, bu vakayı kendim almak gibi bir niyetim yoktu fakat fikrimi değiştirdim. Çünkü sunacak olduğum ve nispeten yeni bir vaka istedim.

Ona beni görmekten ne beklediğini sordum; çünkü daha önceki terapisti ile görüşmeleri sırasında önemli mesajlar için seanslarını iki kez bölmüş olduğumdan dolayı bana karşı negatif duyguları olduğunu biliyordum. Onun terapisti bana bazı negatif hisleri olduğunu söyledi.  Terapistine karşı olan negatif duygularının benim üzerime yer değiştirmiş olması mümkündü.  Bana dedi ki ‘ Sizi gördüm ve sizden gerçekten hoşlandım. Beni çağırdığınızda benim terapistim olacağınız için gerçekten mutlu oldum ve sabırsızlıkla bekledim.’

Bu hisler ilk terapistine olan negatif hisleriyle oldukça umutsuz bir çelişki içerisindeydi. Terapisti oldukça klasik bir analitik duruş sunmayı denemişti. Hastanın tanımladığı ve benim supervizyonda toparladığım yöntemde terapist boş bir  sahne gibi olacaktı.  Çalışmak için çok zor bir kadın olduğunu hissetmişti.

22 yaşında zayıf ve çekiciydi. Problemini aktarmaya depresiv hissetmesi, tüm gün evde oturması ve durağan olması ile başladı. İlk seansta çok gergin olduğunu itiraf etti. Bu ilk seansta eğer başka bir terapist isterse veya terapiye gelmekten vazgeçerse ne olacağını sordu. Annesiyle olan ilişkisinin fırtınalı olduğunu söyledi. Babasıyla olan ilişkisi hakkında  yedi yıl önceki terapisini ödedği dışında çok fazla bir şey söylemedi. Fakat bu noktada açık olmayan bir sebepten ödemeyi durdurdu

Dr: M: Kendisi neden tedavide ?

Terapist B: Çünkü çok depresif. 13 yaşında ailesi boşandığından beri depresif.

Dr. M: 13 yaşında boşanmaya odaklı depresyon. Bu seni aniden ayrılma ilgili düşünmeye yönlendirmedi mi? Bunun yeterli olduğunu söylemiyorum fakat bununla ilgili düşünmelisin.

Terapist B: Sanırım, eğer kısa bir süre için olsaydı belki  bunu temel depresyon reaksiyonu terimiyle düşünebilirdik.

Dr. M: ve burada 13 yaş büyüme çabalarıyla bir bağlantı var ve kayılarıyla birleşmiş.

Beraber ilerliyorlar: Ayrılma – bireyleşme depresyona öncülük ediyor.

Terapist B: Annesiyle ve annesinin erkek arkadaşıyla yaşıyor. Bayan B ile bir süreliğine birlikte yaşamış olan ve şu anda olmayan erkek arkadaşı, buna rağmen hala onu görmeye devam ediyor ve sanırım bir ya da daha fazla bir süredir onu görmeye devam ediyor. Erkek arkadaşıyla olan ilişkisinin doğası hakkında daha fazla bilgi almam gerekiyor. Annesi destekleyici değil, eleştirel biri olarak tanımlandı.

Drama, sanat ve müzikte entelektüel bir yeteneği olduğu kartlarda not edilmişti. Bir keresinde sekreter olarak iki hafta sürmüş olan bir  işe girdi. İkinci işinden iki ay sonunda ayrıldı. Fakülteye bir bir buçuk yıl sonra terk etti. Annesine kızgınlık duygularını seyrek de olsa ifade ettiği rapor edildi fakat bu daha önce hiç yapamadığı bir şeydi. Çok iğneleyici ve terapistinin kurallar çerçevesinde onun hakkında sorduğu iradi sorulara karşı son derece savunmacı olduğu, terapistin, onu nasıl algıladığı ve nasıl yargıladığı reaksiyonlarına kızgınlığı bir yıl önce rapor edilmişti.  Yorumları düşünülmeden çıkan kendi klişeleriydi.

Tedavi süresince sahip olduğu yaz işinde çok rahattı. Değişimle ve yeni durumlarla ilgili çok büyük zorluk çekiyordu fakat sıkıntısını kelimelere dökmek için çok zor bir düzen buldu. Mesela, Eğer ofiste bir değişiklik varsa, bu onu şaşkınlıkla kapatıyordu.  Hemen alt üst oluyordu ve içe dönüyordu, inanıyorum ki bir çeşit ‘oturma eylemi’

Dr. M: Klasik borderline semptomlarla değişen anksiyete – dışşal bir sistemi kullanarak kilitlenmiş olan içsel sistemin yerine geçiyor. Dışsal sistemin devamlılığı kilitlenmiş içsel süreçlerin devamlılığının yerine geçiyor.

Terpist B: Daha önceki terapisti ile olan seansları ayakkabılarını çıkararak divanın üzerine oturmasıyla başlardı ve başlaması için gerçekten bir süre beklemek gerekiyordu. En azından birkaç dakika süren ‘hazır’ olma işlemi tamamlanmadıkça gerçekten başlayamazdı. Bir seansta seans süresince pek konuşmadığı rapor edildi. Oysa, ofiste ne olduğunu anlatmak istemediği bir sorun yaşadığını belirtmişti.

Ofiste bir problemi olduğunda ve başında bir uyuşma olduğundave konuşmadığını sorduğunda…

Bu noktada ilaç alınmasıyla ilgili konuştuk ancak ilaçlara neden bu denli karşı olduğundan emin değildim.

Dr.M: Belki tedavisinin hiçbir yere gitmemesinden iğreniyordu.

Terapist B:
Özeti toparlarsak, herhangi bir terapistle devam etmek istemediğini bildirdi ve dedi ki; ‘ Durum nedir?  Hiçbir yere gitmeyeceğim.’ Evet geri gelmeye devam edecekti. Terpistinin ona göğüs gerdiği birkaç eksik seans vardı fakat hernasılsa o yine aynı şeyi yapmaya devam ediyordu.  Ana temada ısrar ediliyordu; annesiyle olan ilişkisi hakkıondaki şikayetleri ve babasına ya da annesine karşı olan kızgınlık duygularına ifade etmekteki yetersizliği.  Terapisti bir takım entelektüel içgörü rapor etmişti ancak herhangi bir aksiyon ya da değişme yoktu. Benile olan ilk görüşmesinde, bana önceki tedavisine göre bir şey kazandığınıhissettiğini bunun da onun ailesiyle olan ilişkilerinin doğasının daha iyi anlaşılabildiği olduğunu belirtti. ‘ Ailemi şu anda daha çok diğer insanlar gibi görüyorum, bunu söylemek beni öldürüyor, onlara olan bağımlılığımın farkındayım ve bundan nefret ediyorum.

Masterson Kuramı Karşı Aktarım Suçluluk

Karşı Aktarım Suçluluk
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları

Klinik Yayınlar,
29) Terapistin karşı aktarım sorumluluğunun yönetimi (s.53);
30) terapistin davranışları (tutumu) ile hastanın tanımlanması (s.53);
31) Annesine kızgınken hastanın terk edilme endişesinin yönetilmesi (s.54);
32 ) intrapsişik savunma ve çevresel nedenlerin ayırt edilmesi (s. 54);
33) ödemenin yönetimi

Terapist A: Bayan A gelişme göstermekteydi. Dün dedi ki ‘sorunlarımı fazla sorumluluk olarak tanımlıyorum. Diğer kayıp kişi nedeniyle tanımlıyorum.’ Dedim ki ‘ tüm probleminin bu olduğundan emin misin?’ ve cevapladı ‘ Orda başka ne var? Bu sadece benim egomun bir parçası’ Neden fazla sorumlu diye sordum ben Bayan A cevapladı: ‘Bir çok şeyi üstlendim. Eğer fazla sorumlu olursam herkes beni sevecek.’ Dedim ki ‘ Eğer hissedersem demiyorsun, kulağa çok entelektüel geliyor.’ Bayan A cevapladı ‘ Daha azını nasıl yapabilirim? Bunun üzerine cevapladım ‘ Güzel soru.’ Bayan A dedi ki ‘ Sorumluluk kendimi önemli hissettiriyor ve bana kendim dışında bir kimlik veriyor.’ ‘Kendinde yanlış olan nedir?’ diye sordum. ‘Problemi kelimelerle ifade edebilsem bile bir rolü oynamak zorundayım.’ Hastanın kafası karıştı ve dedi ki ‘ Bilmiyorum; Her zaman işim dışında kendimi yetersiz hissettim. Bu birden düşüncemde beliriyor – annem beni uç bir işim olması için ve kendimi değiştirmem için zorluyor. Kendimi değersiz hissettim, o bir baş belası; sadece büyükannem beni hep sevdi. Bana limit koyan tek kişi oydu. Uzun çorabı bana altıncı sınıfta giydirdi.’ Bayan A sonra işteki sorumluluklarına döner.

Dedim ki ‘duygularından kaçıyorsun’ Bayan A cevapladı ‘ evet kaçıyorum. Rollerimin arkasına saklanırım. Bir partiye 6 kişidense 60 kişiyi davet etmeyi tercih ederim çünkü 60 kişinin arasında saklanabilirim.

Her yerde saklanırım. İçerdeki kendimin yerine, rolümü öne çıkarıyorum. Bu böyle bir zayıflık. Ailem geçen hafta ziyaret etti. Annemi ilk kez gördüm. O en bencil en ben merkezci kişidir. Ayrıldıklarında son derece bitkindim, hiçbir minnettarlık yok ‘bana servis et!’ Bayan A çok ilginç bir tanımlama ile dedi ki ‘ Bana hiç teşekkür etmediler. Annem bir çocuk gibi davrandı. Üvey babama onu sevdiğimi söyledim. O hastaydı ve onu bir daha göremeyebilirdim. Annemin berbat düşüncesi. O aşağılık, adi (hasta bunu söylerken çok kızgındı) iyiliğin ve tatlılığın tüm avantajını alır.

Ona ‘ o bu kadar adi ise sen neden o denli tatlı ve iyisin?’ diye sordum. Bayan A duymuyormuş ve uyuşmuş gibi bir izlenim verdi’ Bunun anlamını’ sordum ‘ Nedir?’ bayan A durakladı ve dedi ki ‘ Kızgın olma güvenliğinden yoksunum. Sadece ayakta durup ağlayabilseydim.’ Dedim ki ‘Kapalı mısın?’ ‘ Hayır, her şeyi hissediyorum ama ifade edemiyorum çünkü iyi olmak zorundayım. ‘İlgili ir anne istiyorum …. (uzun ara) Sadece bilmiyorum. Beni evine davet etmişti fakat, hayal edebilir misin, dedi ki; bir ev kiralamaılıyım ve onunla yaşamamalıyım.

Bununla ilgili ne hissettiğini sordum. Dedi ki ‘ Kızgın, fakat kızgınlığımı ifade etmek büyük bir uçuruma (ayrılık) neden olabilirdi. Dedim ki ‘ Bunu tolore edemezsin’ Cevapladı ‘ Ona uyum göstermek kızgın olmaktan daha kolay’ Ondan ve onun uçurumlarından (ayrılıklarından) korkuyorum. Biraz ilişki hiç olmamasından daha iyi. Ebeveynim olduğunu hissetmeye ihtiyacım var, kötü ebeveyn olsalar bile.

Ona nasıl kötü ebeveyne sahip olmanın onu duyumsatacağını sordum. Dedi ki ‘Ben daha az yalnızım’ (Ağlar duraksar ve devam eder) ‘Bu acıtıyor . Nasıl özlemini çektiğim şeyden yoksun hissettim. Ortada kalmış hissediyorum (annesine gönderme yaparak) Beni büyütmedin ( sonra terapisti giydirdi) Beni kullandılar ve sonra ( anne) attılar . Güçlü kadınlarla arkadaş olamıyorum’ Dedim ki? ‘Ya ben?’

Bayan A cevapladı ‘ Sen bir ilksin Bana güvendin ve beni destekledin. Annemle olduğu gibi güçlü kadınların yanında emekliyorum. Yalnız olmaktan hoşlanmıyorum. Ben hala bu yalnız yedi yaşındaki küçük kızım. Benim erkek arkadaşım çalışanlarıyla çok ilgilidir ve bugünlerde benim için gerşekten müsait değil. Şimdi tüm ilişkilerimde güvensizim. Bir daha içimin sızlamasını istemiyorum. Yas tutmaktan mahrumum. İşim ve rollerim bu düşüncenin önünü kesiyor. Rüyamda hep çıplak olduğumu ve kendimi örtecek giysiler arıyorum. Durumum çok iç karartıcı. Azına sahip olma korkum, pozitif herhangi bir şeye sahip olamaktan daha ağır basıyor.

Dedim ki ‘ Sen bu uğurda kurban oluyorsun,’ buna cevabı ‘ Evet biliyorum. Ama ben sadece yalnız olamam.’ Dedim ki ‘Olmayacak’ Bayan A cepapladı ‘ Evet, gelecekten korkuyorum, ne zaman çocuklarım büyüp ayrılacak.’

Dr. M : bu çok güzel bir görüşme

Terapist A: evet ama gelesek seansı entellektüalize edecek. Her seferinde entellektüalize eder, duygularını ondan çekerim ve ben suçlu hissederim. Her hafta kendime bu kadını gözyaşına doğru zorluyor muyum diye soruyorum. Yapmamalıyım onu bir hafta serbes bıraktım. (Gülüşme)

Dr. M: Senin karşı karşıya gelmiş olman çok çok iyi çünkü sen ısrarla uyumun yıkıcılığına dikkati çekiyorsun. Onun entellektüalize etme ihtiyaçlarına göğüs gerebileceğini ona göstermek zorundasın. Çok kısa bir sürede bunu kendisi yapmalı.

Terapist A: Öncelikle bunu yapmak kendimi çok kötü hissetmeme neden oluyor. Hasta der ki her zaman içimin sızlamasını istemiyorum ve içtenlikle onunla aynı fikirdeyim.

Dr. M: evet fakat o seninle birlikteyken bununla yüzyüze gelmeli. Hastan herhangi bir şeyi irdelemek istemediğinde geçmiş zamanla ilişkilendiriyor. Ondan bu yana farkında olduğu herhangi bir duyguyu tanımladı mı?

Terapist: evet, bir çok şekilde.

Dr. M: O zaman, onun pozitif ögelerle içinin sızlaması hakkındaki şikayetlerine karşı koy. De ki, ‘ bu saklı duygulara geldiğimiz ilk anı hatırla, çok hızlı bir şeklide gelişecek daha çok değişikliği başarmak için bu hislerin üzerine burada çalışmak zorundasın’

Senin bir terapist olarak tedavi ile ilgili omnipotent fantezilerin var, (gülüşme) Onu açmakla ilgili seninle aynı fikirde olsam da. Tedavi bu şeklide işlemez. O an son üç saniye olabilir ve dünya taşar ve bu şekilde güvenilirliği işler. Tedavide bunu herkes hisseder; bu acıtır. Neden suçluluk hissettiğini bilmiyorum. Kendini bir cerrah olarak düşün: Karnı açmazsan apandisi asla bulamazsın. Bu ameliyat biraz acıtır, fakat sonra hasta iş görür. Ayrıca, o sadece iki nöronunu ameliyat ettiriyor, rahatlıktan ayrılarak paslanmaktan kurtulmak.

Bu tedavi çalışmasının kendisi onu sükunete, bu problemlerin yönetilebilirliğini, tolore edilebilirliğini, paylaşılabilirliğini, üzerinde çalışılabilirliğini tutarlılığa bir üzerine almasını açığa çıkarmaktadır. Hastan sadece senin sözlü müdahalalerini değil ayrıca, tarzını ve tutumunu da bir tutmaktadır, tanımaktadır. Ayrıca tüm şikayetlerinin depresyonla bağlantılı olduğu gözükmektedir.

Terapist: Eğer sadece dışarıyla savaşırsa ne yapabilirim. Problem benim için onunkinden daha da büyüror gibi görünüyor. Sanki onun neden şikayet ettiğini soruyorum ve o sanki diyor ki; ‘bundan feragat edemem’ . Diğer kelimelerde, bu ego- dystonic yapmaya çalışmakta iken bu onu gerçekten ego uyumsuz yapmıyor. Diyor ki bu onun yaşam sürdürücüsü, annesi olmadan çalışmıyor.

Dr. M : Kendisinin olmadığı, bu roller dışında kimliğinin olmadığı hislerini takip et; rol oynadığı her seferde hisleri derinleşiyor.

Terapist A: Kesinlikle. Annesi felaketti, Bayan A çok iyiyken ve hiç kızgın olmadığı anda ‘Anneni dinle, teşekkür etmez misin?’

Dr. M: Ona diyebilirisin ki: ‘kendin duygun olmayışına – kendini destekleyememene şaşırmıyorum’

Terapist A : Güzel. Bunu daha önce neden düşünmedim.

Dr. M: Kullanacağım bir şey daha ‘ İnsanların seni senden dolayı cevapladığını hiç hissetmedin çünkü onlara kendini hiç göstermiyorsun. Onların yanıtlarını kendi davranışlarınla manipüle ediyorsun. Onların senden hoşlanıp hoşlanmadığını veya onlar için ne yapıyor olduğunu nasıl bileceksin?’

Terapist A: Onun annesini kaybetme korkusu ve hiç annesi olmamasındansa kötü bir annesi olmasının daha iyi olacağı fikirleriyle gerçekleşen yetersizliğini nasıl yöneteceğim. Kendimi tekrar ediyorum, bu ego uyumsuzu yapmaya çalışıyorum ve olmuyor.

Dr. M: Ne, onu iki seçeneği olduğuna çok kesin olarak inandırabilir?

Terapist A: Annesine ona olan kızgınlığını söylerse annesinin kendini geri çekeçeğininden endişeleniyor.

Dr. M: Neden bunun gerçek olduğunu farzettiğini bilmiyorum. Bu odak onun aşırı uyum rolü oynama davranışında ikincil etken. Söylediğine göre tüm hayatı bu davranışları içeriyor, bunlarsız hiçbir şeyi yok. Bu şeklide hissediyor çünkü kendini hiç desteklemiyor. Aslında, kendini daha destekleyici olamaz mı?

Terapist A: Sadece başka insanlarla; abisine limit koyabiliyor.

Gruptan soru: Abisiyle ne olduğunu ortaya koy.

Terapist A: Bnun hakkında daha önce neden düşnmedim. Abisi bunu çok güzelce aldı. Bayan A abisinin kızgın olabileceğine ama olmadığını düşünmüştü. Durum daha iyileşti.

Dr. M: Anne imajı hala onungeri çekilme biriminin bir yansıtması. O herkesin annesi gibi olduğunu varsayıyor. Diyebilirdin ki; ‘ Abinin yanıtlarına bak. Onun kızgın olacağını düşünmüştün ama öyle olmadı. Herkesin üstüne yansıttığın bir illüzyonun üstüne tutunuyorsun. Sonra da kendini bu yanılsamayla dövüyorsun.

Terapist A: Evet, kendisiyle çok gurur duyuyordu. Onu kullanmış olan bir çok kşiyi durdurabilmişti.

Dr. M: Ve şimdi diyebilirsin ki; ‘ Burada,orda limit koyuyorsun ve bu kapasiteni sağlamlaştırıyorsun fakat bunlardan hiç birini kullanmıyorsun. Yapamadığını söylüyorsun ama açıkça yapabiliyorsun.’ Bu onun annesini kaybetme korkusundan ziyade onun terapiye karşı intrapsişik savunmasıyla ilgili. Fakat bunu yaparsa seans sırasında seninle yüzleşmek durumunda. Bu seansta oldukça aktif olmalısın, en başında biraz daha aktif olabilirsin. Biraz daha çok diyalogda bulunarak onun sorumluluklarını hafifletiyorsun.

Terapist A: Başlangıçta, entelektüel düşünen birindense ona yardım etmeye çalışıyorum. O çok sözel.

Dr: M: Bazen bunu saatlerce hiçbir sonuç alamayarak gıcık eden hastalarınla yapmak zorunda kalabilirsin. Bence şimdi o senin onun rahatman için sana hazır.

Gruptan soru: Perşembe günü sana çiçek getirdi. Bunu sık yapar mı?

Terapst A: evet sıklıkla çok neşeli ve mutlu gelir…

Dr. M: İyi hasta rolü oynuyor ve sen bunu çalışmalısın. Sana çiçek getirdi mi?

Terapist A: Evet, haklısınız. Bunu böyle almamıştım.
55
Dr.M: burada mükemmel bir çalışma yaptık. O ioryi bir hasta oldu, sana bir hediye getirdi.

Terapist A: bunu bütünüyle kaçırdım.

Dr. M: Tahmin ediyorum bu hep ilişkilerde hep oluyor değil mi? (Gülüşme)

Terapist A: Onun iyi hastayı oynamasından daha çok.

Dr. M: Haha çok roller oynamak zorunda. Bunları görmeye çalış.

Terapist A: evet, o neredeyse baştan çıkarıcı.

Dr. M: Ve sen onunla tartışıyorsun, çiçekleri ona geri verebilirsin. Tedavisi için ne ödüyor?

Terapist A: O bir klinik Hastası. Oğlu günlük bakımda olduğu için kliniğe USD 5.- ödüyor.

Dr. M: Ne olmuş?

Gruptan yorum: Günlük bakımı için bile ödemesini yapmadı.

Terapist A: bununla ilgili onunla konuşacağım. Sanıyorum fatura edilmeyeceğini anladı.

Dr. M: Supervizyonunu yaptığım bazı terapistler hastaları kötü bir depresyona düşene dek terapötik açıdan tarafsız olurlar ve her şeyi doğru yaparlar. Sonra onlar kollarını ve kalplerini açarlar,ve harcanan haftalar onları esas komplikasyonadan uzaklaştırır. Üstelik de, kendi depresyonun gerçekten çözememişsen, yine de ile de depresyon terk edilmez, hastanın depresyonunu tolore etmek sizi büyük bir zorluğa sürükler, çünkü bu sizin kendi depresyonunuzu tahrik eder.

Gruptan yorum: Peki kendimi her adımda son derece bilinçli tutarsam ve karmaşıklaştırmazsam, neden depresyona gireyim?

Dr. M: Çünkü hastanın getirdiği materyal senin bir çok bastırılmış çocukluk anını yankılar, onları uyarır ve sıkıca onlara bağlanır ve zorlamaya başlar, açığa çıkmaya çalışır. Tüm hastane sakinlerimiz, çok kötü sıkıntılara sahiptir çünkü ancak kendilerini ergenlikten çıkarınca, ve onlar hastadan çok tedaviye yönelirler. Onları bunun dışında analiz etmek gereksiz çünkü, senin amacın her zaman kişisel gelişimin olmamasına rağmen bu olur. Senin amacın duygularını tedavinin dışında tutmak. Sadece hangi duygularının tedaviye girdiği noktasını tanımla ve bunları kontrol et. Sonra tedavi iyiilerliyecektir. Bu durumda kendini berbat hissedebilirsin fakat tedavi iyi olacaktır. Sonra bir şeyi değişmek isteyip istemediğine karar verirsin.

Bazı küçük vrilerle Bayan A’nın terapötik içeriği değişti. Dramatik bir şeklide nasıl değişip ilerlediğini gördüğünüzde, terapi daha kolay olacaktır. Teorik birsebep, hipotez veya sonuç olmadığı taktirde hiçbir müdahalede bulunma hakkınız yok. Hipoteziniz yoksa, kendi dugularınız medeniyle muhtemelen müdahale ediyorsunuzdur.

Eğer bu olursa hastayı unutun. Bırakın siz kendi duygularınızdan çıkana dek hasta kendi kendine mücadeleye devam etsin çünkü, sizin hisleriniz bu noktada tedaviyi etkileyecektir.

Bu süreçte hastanın haftada birden daha fazla gelme olanağı var mı? Başarılı olursan ne olacak? Yaşayacağı traumalarla daha da derine inecek ve gerçekten haftada birdense iki kez görüşmeye ihtiyacı olacak. Bu çalışmada, ona onun neye ihtiyacı olduğunu öneremediğin durumda, kendi kendine hiçbir şey yapamadığı şeklinde bir savunma yakalamış olacaksın. Bu her zaman olmayabilir oysa, bu olduğunda her zamanki ücretini fatura etmelisin çünkü gerileyen bir çerçevede çalışamazsın. Olgunluk ve sorumluluk için gerçekçi bir çerçeveyi sürdürmelisin.
Birinci Bölümün Özeti

İlk beş ünitede karşı aktarımın Terapiste A’ya yapışan karşı aktarımları olduğu kadar, yapışan transferasın eylemlenmesi ile karşı karşıya gelmenin kullanılmasını ele örneklerle gösterdik. Uygun bir karşılama mümkün değildi, Bayan A’nın depresyonuna karşı hareket noktası güçlü, panikle, yapışan eylemleme savunması 1) eylemlemeyi kontrol; 2) Depresyona karşı savunmalarının tanımlanması; 3) ikinci düzey depresyonuna karşı savunmalarının tanımlanması ve kontrol edilmesi, (i.e.) aklileştirme, ayırma, kaçınma, yadsıma. İkinci düzey savunmalarla karşı karşıya gelme ve kontrol etme altta yatan terk depresyonun ortaya çıkmasında öncülük edecektir. Bu sonra güçlü savunmaları çökertir, hastanın eksik görüşmelerine etki eder. Dirençlere karşı konulduğunda, hasta savunmalarından sıyrılacak, grafik terimlerle betimlenmiş ve tarihsel geçmişiyle bağ kurulmaya başlanarak ortaya çıkan terk depresyonunun adı konulacaktır.

Yukarıdaki her bir klinik aşama Terapist A ile meydana gelmiş olabilecek terapötik süreçten daha önce Bayan A’nın tanımlamış olması gereken kendi karşı aktarımını göstermektedir. Ardışık sıra içinde terapistin karşı aktarımının sürekliliği 1) hastanın terk etme tehdidindeki çaresizliğinin ve anksiyetesinin eylemlenmesi; 2) Hastanın kendini ortaya koymasını yönetmek ve itelemek; 3) Hastanın terk depresyonu üzerinden tanımlanması.

Terapist asla , karşı aktarımın temeli olan onun kendi RORU yansıtmalı özdeşimini i.e, tam olarak anlayıp kontrol edemez. Hasta ve ödüllendirici nesnelerden dolayı oynadığı rol üzerinden o kendi yoksun öz sunumunu yansıtmaktadır. Bununla birlikte, terapi sürecinin ilerlemesi için yeterli kontrole izin vermektedir. sergilenen günlük davra
terapi içindeki günlük ve dışarıdaki davranışsal çıkarımların , davranışların motivasyonun altında yatan intrapsişik çıkarımların görüşülmesi üzerinden terapi mekanizmasını açık bir resim temsil etmektedir.

Masterson Kuramı'nda Karşı Aktarim :Hastanın Aşırı Yönlendirilmesi

Masterson Kuramı’nda Karşı Aktarim :Hastanın Aşırı Yönlendirilmesi

Kontr – transferans: Aşırı Yönlendirme
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme:Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları

Dr. M: Tamamen. Haftasonları daha depresif oluyor ve içmesi gerektiğini hissediyor.

Terapist A: Ben de ona, “Bana iki ayrı kişiymişsiniz gibi geliyor; biri işine hakim bir idareci ve diğeri de incinmiş/yaralanmış küçük bir kız çocuğu” diyorum. O ise bana bunun farkında olmadığını söylüyor, ancak erkek arkadaşı durumun tam da böyle olduğunu belirtiyor. Kadına durumun neden farkında olmadığını sorduğumda bilmediğini ve sanki iki ayrı devri varmış gibi hissettiğini belirtiyor – açık ve kapalı: “Dinlendiğimde ve kendime hakim olduğumda onu da kontrol edebiliyorum ….”

Dr. M: Bu durum bana manik-depresif bir vaka gibi geliyor, ya da duygudurumundaki yükseliş neticesinde duygulanımını yoğun bir şekilde inkar ederek aslında depresyona karşı manik bir savunmaya da geçiyor olabilir. Bazen bu ikisi arasında ayrım yapmak zor olabilir.

Terapist A: Ben de ona, “Altta kalan tarafını kontrol etmek için çok çaba sarfetmen gerekiyor mu?” diye sorduğumda Bayan A’nın yanıtı şu oldu; “Evet, ama bazen onu biraz serbest bırakmak istiyorum. Bazen tek yapmak istediğim kendime acımak. İşyerimdeki idareci olduğumda iyimser bir kişi oluyor, kiliseye bile gidiyorum. Küçük ve yaramaz kız çocuğu olduğumda ise kendimi kullanılmış, aşırı yük altında, çirkin ve herkes tarafından susturulup bastırılan biri gibi hissediyorum. Niye birazcık olsun rahat/özgür kalamıyorum? 12 yaşımdayken kendi evimi temizlemek ve yemek yapmak zorundaydım. Her şey için katı kurallar vardı; lise mezuniyet balosuna gittiğimde eve o kadar erken dönmem gerekiyordu ki arabada koklaşıp oynaşmak için sadece yarım saatim olmuştu.”

Ona, “kızgınmış gibi konuşuyorsunuz”, dedim. O da, “evet öyleyim”, diye cevap verdi. “Geçen hafta işten eve döndüğümde bir kız arkadaşımla çöpçatanlık hizmeti veren bir bara gittik ve eve çok geç döndük. Çocukluğumda çok fazla sorumluluğum vardı ve her zaman küçük erkek kardeşimlerime bakmam gerekiyordu.”

Dr. M: Duygulanımı nasıl? Kızgın ve depresif? (Terapist A başıyla onaylar) Eh, her şey ortada, değil mi? O döneme geri gitmiş.

Terapist A: 14 yaşındayken kendi elbiselerini almak için çalışmak zorunda olduğunu ve zengin bir adam olan babasının ona sadece postayla sipariş edilen kıyafetlerden aldığını söyledi. Babası her zaman sorumluluklar konusunda öğüt verir dururmuş. Ona, “çok fazla bir şey kazanmıyormuşsun” dediğimde bana, “çok hafif ifade ettiniz”, dedi. “Onlara kızgın olduğunu” eklediğimde Bayan A’nın cevabı şu oldu: “Evet, Babama kızgınım.”

Dr. M: Bana öyle geliyor ki kontr-transferans durumunuz burada tekrar devreye girmiş. Onu öfkesini ifade etmeye zorlamışsınız. Aslında hiç bir şey söylemeye, onu yönlendirmeye gerek yok. Öfke ve depresyonun bazı hallerini ifade ettikten sonra savunmaya geçecektir. Ona asıl göstermeniz gereken bu savunma hali. Yavaş yavaş bir mozaik inşa etmeli ve yaşadığı hayatın oldukça büyük bir kısmının depresyonun devam ettiği hissinden kendini korumasına yardımcı olduğunu ona göstermelisiniz. Bu yavaş yavaş olacaktır ve ona savunma halini göstermeniz gerekmektedir. Bütün bunları yaparken yönlendirici olmamalısınız.

Terapist A: Bize sosyal çalışmalar okulunda öğretilenler dikkate alındığında bu yönlendirici yanıtlar oldukça doğal geliyor bana ve öte yandan siz anlatınca bahsettiğiniz diğer yöntemi öğrenmek de çok kolay olurdu diye düşündüm. Keşke o zamanlar öğrenmiş olsaydım.

Bayan A “açılmak” için içiyor, ben de ona şunu sordum: “İçmeniz gerekiyor mu? Neden içki içiyorsunuz?” Cevabı şuydu: “Direncimin düşmüş olması gerekiyor; aşırı yorgun olmam gerek, aksi takdirde aynı şeyleri hissetmiyorum.” Ona bu incinmiş/yaralı duyguları dışarı bırakmanın nasıl bir his olduğunu sorduğumda ise “Korkutucu – o duyguları serbest bıraktığımda çok fazla konuşuyor olmaktan utanıyorum” diye cevap verdi. Bunun üzerine sarhoşken söylediği şeyleri benim yanımda rahatlıkla dışa vurabileceğini söyledim. Cevabı şuydu: “Yapabilirim, ancak bu çok bilinçli ve mantıklı olacaktır ve de ardında yatan duyguyu kapmam zorlaşacaktır.” Ben de ona duygularıyla bağlantı kurup kuramayacağını sordum …

Dr. M: “Yapabilir misin” tarzı sorular kullanmayın zira bu belki de yapamayacağını ima etmek olacaktır. Her zaman yapabileceği varsayımıyla hareket edin – herkes yapabilir, yaptı ve yapacak. Çalışmanızın temelinde bu varsayım olmalı. Ona şöyle yaklaşın: “Neden burada yapmıyorsun?” Unutmayın ki kaçınma mekanizmalarıyla ilgili çalışırken her zaman şanslı olursunuz çünkü size gelip doğrudan “Yapamam” demeyecektir.

Terapist A: “Yapabilir misin” diye sorduğumda “Evet geliyor, parça parça (incinmiş tarafı). Dışarıda bu şekilde uzun süre kalamam; bu o kadar alçaltıcı ki bütün düzenim bozuluyor” şeklinde cevap verdi. “Çok mantıklı konuşuyorsunuz, o bahsettiğimiz duygu nerede?”, diye sorduğumda ise cevabı şu oldu: “Yavaş yavaş geliyor.” Sonra terapinin çok rahatsız edici olduğu hakkında bir şeyler söyledi ve ben, “Sizi bu kadar rahatsız eden şey ne?”, diye sordum. “Göründüğüm kadar iyi biri değilim.” Daha sonra patronuna anlattığı bir şeyden bahsetmeye başladı ve sonra bana dönüp şunları söyledi: “Sorunlarım olduğunu söylemek benim için oldukça zor. Şimdi anlıyorum ki hep insan tarafımı, yumuşak tarafımı suçladım.” Okulda oğluna karşı tutumlardan dolayı kızdığını ama aslında okula değil kendine kızdığını ve bunun acı verdiğini ifade etti. Artık daha yumuşak, daha nazik ve daha açık olduğunu belirtti.

Dr. M: Bu aklıma onunla ilgili ilk raporunuzu getirdi. Oğlunun okulunda sorunları vardı ve o da okulunu değiştirmek istiyordu. Ben de sorunun aslında onda olduğunu ve o dönemde bununla yüzleşemediğini öne sürmüştüm. Bence, “Yavaş yavaş dışarı çıkıyor” dediğinde asıl gerçekleşen şu; onun savunmalarına karşı durduğunuzda depresyon ve çatışma yavaş yavaş dışarı çıkıyor. Herkesin nasıl sevilebileceği ve sevilmemenin korkunç bir şey olduğu gibi ifadeler kullanmayarak onun kendini ifade etme yolunu bulmasına izin veriyorsunuz. Kendi düzenine bıraktığınız zaman tek başına yaşadığı depresyonu yavaş ve emin biçimde ifade edebilmenin yolunu bulabiliyor.

Bu oturum en başından beri anlatmaya çalıştığım konuyu çok güzel ortaya koydu. Savunmalarına karşı durduğunuz zaman hastanın elinde depresyonu ifade etmekten başka bir yol kalmayacaktır. Burada bir kez daha hastanın klinik resminin ortaya çıktığı ilk sunuma dönmek istiyorum. Eminim ki bu odadaki hiç kimse, ben de dahil (ki benim daha iyi bilmem gerekiyor) Bayan A’nın kısa sürede bu kadar ilerleme göstereceğini beklemiyordu. Bu neredeyse imkansız görünüyordu. Şimdi ise ortaya koyduğu kapasiteyi görüyoruz. Yüzleştirmeyi kullanmadan hastanın terapi kapasitesinin ne olduğunu bilemezsiniz. Bundan ötürü hastanın terapiyi terkedeceği endişesi taşımayınız zira yüzleştirmeyi yapmazsanız zaten hiç bir şey değişmeyecektir. Yüzleştirme burada asit denemesi işlevi görmektedir. Bayan A içinde bulunduğu korkunç depresyon hakkında konuşmaya hazır olduğunu gösterdi.

Duygulanım deneyimlerine dair mecazi bir tanım da yaptı. Hastanın yaşadığı terk depresyonu için kendi kullandığı sözcükler arasından bir mecaz yakalamaya çalışın. Hastalar buna kara delik ya da yarı ölü olma durumu diyeceklerdir. Bu durumu nasıl tanımladıklarını saptamaya çalışın ve daha sonra depresyona atıfta bulunmak için o sınırlandırılmış mecazı kullanın. Buradaki vakada hastanız incinmiş kız çoçuğundan bahsediyor ve bence bir terapist olarak sizin kafanızda incinmiş bir çocuk olmakla alakalı bir duygular bileşiği mevcut ve bu çocuk olma hali terk depresyonunun farklı bileşenlerinin yerine geçiyor. Hastanızın terk depresyonuna atıfta bulunmak istediğiniz zaman, üstüne basa basa ima ettiğiniz o duyguları anlatırken kullandığınız ifade “yaralı/incinmiş çocuk” olmalıdır. Bu noktada unutmamalısınız ki hastanız henüz durumu tamamıyla inceleyip, duygularını masaya yatırmamıştır. Aslında ne olduğunu halen muğlak biçimde algılamaktadır. Konuya hastanızın yaptığı şekilde muğlak biçimde atıfta bulunmalısınız. Elbette ki daha fazlası vardır, ancak konu derinleşene ve iyice incelenene kadar beklemeniz gerekmektedir. Onu haftada iki kere kabul ediyorsunuz, öyle değil mi?

Terapist A: Hayır, bir kere… Haftada iki görüşmeye karşı koyuyor. Ona tekrar sorarım.

Dr. M: Durun, bekleyin. Seanslarının sıklığını artırması için öylesine önerilerde bulunmak istemeyeceksinizdir. Önerilerini duygulanımında olup bitenlerle bağlantılı hale getirmelisiniz. Bence beklememiz gerekiyor; kendisinin gelip incinmiş olan benliğiyle konuştuğunu ve benliğine, yaptıklarından ötürü çok kötü hissettiğini ve o duygunun her yerde onu takip ettiğini anlatmasını beklemeliyiz. İşte bu noktada daha sık gelmesinin iyi bir fikir olduğunu söyleyebilirsiniz. Yapmanız gereken iki basit şey var: Her şeyden önce onu yönlendirmeyin ve konuşmadan önce ne yaptığınızı gözden geçirmeyi unutmayın. Bu değerlendirmeyi yapın. O bakımdan artık tek yapmanız gereken depresyonla ilgili konuşmadığı zamanlarda yüzleştirme yöntemini kullanmak olacaktır. İkinci olarak hastanız depresyonu hakkında konuştuğu zaman ebeveyn-çocuk sevgi öyküsünden uzak durun; bu onun sorunu, sizin değil. Bu iki öneriyi izlemeniz halinde tedavi anlamında bir hareket gözlemlemeye başlayacaksınızdır. Kendi programınızı/gündeminizi sürecin dışarısında tutun. Unutmayın ki “Siz sürecin bir uşağısınız.” Süreç onun kafasında yaşanmaktadır; sizin işiniz yaptığınız her şeyi o sürece tabi kılmak olacaktır.
ÖZET

Terapist A, hastanın seansı terketmesiyle ilgili kontr – transferans durumunun üstesinden kısmen gelmiştir ve gerektiği gibi yüzleştirmeye başlamıştır. Hasta kendini bu yüzleşmeyle bütünleştirir ve kendisini ileri sürerek/ifade ederek hayatına sınırlar koymaya başlar. Terapistin kontr – transferans durumu; (1) hastayı kendisini ileri sürme noktasında yönlendirdiğinde ve (2) hastanın çocukluğunda yaşadığı mahrumiyetle kendisini aşırı özdeşleştirerek hastayı öfkesini ortaya çıkartmaya zorladığında; tekrar devreye girer. Terapistin kontr – transferans durumunu tam olarak çözememesine rağmen hastasının yüzleşmeyle bütünleşmesini ve depresyonuna eğilmesini sağlamaya yetecek kadarını yine de başaracaktır. Burada da açıkça görüldüğü üzere terapistin hastanın seansı terketmesi korkusuyla alakalı olarak başlangıçta yaşadığı kontr – transferans aslında sadece tatmin konumunda olmak ve hastayı yönlendirmekle alakalı daha dahili bir kontr –transferans ihtiyacının/yani buzdağının sadece görünen bir parçasıydı.

ŞİZOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Kontr – transferans Kontrol Altında;Sonra Kontrol Kaybediliyor
Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın Karşıaktarım Kitabından Tercüme edilmiştir.
Tercüme: Psikoterapi Enstitüsü Çalışanları
KLİNİK KONULAR
21) WORU öz tasviriyle yüzleşmenin bütünleştirilmesi gerçekliğin daha iyi algılanmasını sağlayacaktır (sayfa 35 – 36);
22) görüşmelere başlarken sınırdaki hastanın zorluklarının yönetimi (sayfa 36);
23) direnme tepkisinin terapötik çerçevede yönetimi – seansa katılmama, telefon çağrıları, mali durum (sayfa 38 -40);
24) ayrılma savunma mekanizmasının yönetimi (sayfa 41);
25) yüzleşmelerin pekiştirme tekrarları (sayfa 43 -44);
26) hastanın yüzleşmeye karşı direncini belirleme ve yok etme (sayfa 45 -46);
27) savunmanın tahmin edilmesi (sayfa 46).

Terapist A: Bayan A; çiftlik evine oğluyla tek başına gitmek istemiyordu zira bu durum çok fazla fiziksel çaba gerektirecekti. Kendisini kötü hissediyordu çünkü çocuklarına bu tatili verebilmek için çok çalışmıştı ve sonra çocukları tatili istememişti. Yeni yıldan iki gün önce büyük bir partiye katıldı. Seanslara gelmeye başladığından beri artık insanlara daha farklı baktığını söyledi. Örneğin: “İnsanların beni kullandıklarını görüyorum.” Partideki bir adam ona şu soruyu sormuş, “Elinizde benim için nasıl kızlar – seks partneri – var?” Bu soru bir hakaret olarak onu çok rahatsız etmiş. Başlangıçta kullanıldığını hissetmekle beraber parti hoş bir biçimde sona ermiş. Artık gidişat hoş olmadığı zaman partileri yarıda bırakıp gidebildiğini söyledi: “Bunu daha önce yapamazdım. Arkadaşlarımdan biri içimdeki küçük kız çocuğunu farketti ve ben ona bu parçamı bir daha gösterip gösteremeyeceğimi sordum. Cevabı şu oldu: “İnsanlara güvenmeye başladığında gösterebileceksin.” “Ona terapiden bahsettim ve o küçük kızı dışarı çıkarmaya çalıştığımı anlattım. Hayat gerçekten de güzel. Cesaretim arttı ve üvey anneme Noel yemeği için yardım etmeyi teklif ettim. O profesyonel bir mağdur; ben de öyleyim ancak daha az.” Daha sonra Bayan A, neden randevu tarihini değiştirmek zorunda olduğunu anlattı ve “Benim tedaviyi terkettiğimi düşünmenizi istemem”, dedi (Ben ayrılacağından çok korkuyordum ve o beni tekrar temin ediyordu). Sonra konuşmaya devam etti, “Sizi görmek istiyorum. Kendimi iyi hissettiriyor. Kendim için daha fazla şey yapıyorum. Nasıl biri olduğumun daha fazla ayırdındayım. İçindeki bazı parçalar iyi, sıcak ve sevmeyi biliyor.” Bu noktada eski kocasından bahsetti. Kaçınma denemesiyle yüzleşmesini sağladım: “Eski kocanızdan bahsettiğinizin farkında mısınız?” Eski kocasının oğullarıyla çok fazla ilgilenmediğini söylerek anlatmaya devam etti …

Dr. M: Çok güzel. Onu yönlendirmediniz ve sonuca vardınız. Kendi kendisine odaklanmanın yarattığı anksiyeteye karşı kendini savunmak için rastgele anlatıp duruyor, bunu sürece alışmak için kısa bir hazırlık dönemi olarak görebiliriz. Belki de müdahale edip etmeyeceğinizi görmek için yem atıyor, yani konuyu kendinden daha da uzaklaştırıyor.

Terapist A: Ben de ona, “Galiba bugün kendinizle ilgili bir şeyler yapmak istemiyorsunuz,” dedim ve cevabı şu oldu: “Nasıl başlayacağımı bilmiyorum.”

Dr. M: Bunu yapmak yerine “nesneyle alakalı materyal” hakkında konuşarak başlıyor; örneğin duygunun kendisini tanıma sürecinden çıkan bir materyal kullanmıyor. Tanımlar kanalıyla ortaya çıkan materyalleri anlatıyor: “Bu şurada oldu, o burada oldu.” Psişik yapısı açısından baktığımızda öğeler sadece nesneler aracılığıyla ortaya çıkıyor.

Terapist A: Tamamen öyle oldu.

Grubun Sorusu: Bu konuda ne yapacaksınız?

Cevap: Tamam, seansa tam olarak dahil olabilmesi için bunu yapmaya ihtiyacı olduğunu belirtebilirim.

Dr. M: Ya da, “Neden gerçek konulara girmekten kaçınıyorsunuz?” sorusunu yöneltebilirsiniz.

Terapist A: Bu durum bir sonraki seansta daha fazla belirginleşti. “Nasıl başlayacağımı bilmiyorum” dedikten sonra oğlundan konuşmaya başladı ve bana onun resmini gösterdi.

Dr. M: Nasıl başlayacağını bilmiyor – bu tedavi için son derece enteresan ve kritik bir konu aslında. Sınırdaki hastalar neden seansa başlamakta sorun yaşarlar?

Terapist A: Depresyonun verdiği acıyı hissetmek istemiyor.

Dr. M: Elbette. Kendi kendini başlatma, görüşmeye girmek için gereklidir, dediğimiz şey kendini ifade etme, birey olma anlamındadır ve bu depresyona, depresyon da savunma mekanizması kullanımına yol açar. İşte sınır üçlüsü budur. Hasta görüşmeye başlamaktan kaçınır çünkü yol açacağı depresyondan da kaçınmaktadır. Bu nedenden ötürü tedavinin başında hasta kendini ifadeden ziyade nesneye odaklanır. Seansın başlangıç aşaması çok önemlidir ve sizin sabırlı olmanız ve de ne olacağını beklemeniz gerekmektedir. Bu aşama eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Kafamda bu hastaları sıklıkla bir tahteravallinin üzerinde canlandırırım: Hangi yöne gideceklerdir acaba? Bana sıkıca tutunup savunmayı mı geçecek, başka şeylerden mi konuşacaklar yoksa diğer yöne yatarak kendilerinden mi bahsedecekler? Belirli bir süre sonra amaçlayacağınız şey doğrudan kendisiyle ilgili konuşmaya başladığı noktaya erişmek olacaktır.

Narsistik bozukluğu olan bir hastam var, üç-dört yıldır haftada üç kere kabul ediyorum. Bu hasta daha önce gittiği “terapide” onüç yıl boyunca ilerleme kaydedememiş. Alışılagelmiş görkemli narsist resmine benzeyen biri değil. Aksine, olumsuz narsisizm yüzünden kendini ifade etmiyor ve saldırılara karşı korunmak için görkemi kullanmıyor. Beni her şeye gücü yeten biri olarak görüyor: Eğer ona neyle ilgili konuşmasını ya da ne yapması gerektiğini söylemezsem çok uzun süredir demlenen soğuk bir öfkeyle öylece oturuyor. Yavaş yavaş bunu aşmaya başladı.

Çocukken kendini ifade edecek olursa narsist babasının mükemmel yansımasını bulma ihtiyacına tecavüz edeceğini hissediyordu ve bunun narsist babasının ona saldırmasına yol açacağına inanıyordu. Bunun sonucunda kendi öz ifadesini saklama ve babasının kendini kurtaracağını hayal etmeye başladı. Bu ise elbette hiç bir zaman gerçekleşmedi.

Her halükarda gelip bana şunu söylerdi (bir çok verimli görüşmeden sonra nihayet bunu aşmayı başardı): “Başlamak istemiyorum, hayır başlamak istemiyorum.” Ben de ona şöyle cevap verirdim: “Bir türlü karar veremiyorsun,” ve cevabı şu olurdu: “Hayır veremiyorum. Anlatacak çok şeyim olduğunu biliyorum ve gerçekten onları hissedebiliyorum ama başlamak istemiyorum.” “Nereye gitmek istediğini bilmiyorsun, eski örüntünü tekrar bana tekrarlıyorsun” dedim, yani ya saklanıyor ve beni transferans baba figürü yapıyordu ya da kendini ifade etmek için beni kullanıyordu. Gördüğünüz gibi ifade etme eylemi hastaların terapisi için hayati önem taşımaktadır.

Grubun Sorusu: Peki bunun sınırda olma durumuyla farkı nedir?

Dr. M: Fark nitelikten kaynaklanmaktadır. Sıradan narsistik kişilik bozukluğu vakaları kendini her yere saçacaktır, beni bir nesne olarak sergileyecek ya da idealleştirecek ve benim mükemmeliğime katılacaktır. Bu hastada ise tam tersini görmekteyiz. Narsistik bir hasta mükemmel, eşsiz ve özellikle onunla ilgilenen bir yanıt bekleyecektir. Sınırdaki hasta ise ne elde edebilirse onunla yetinmeye hazırdır. Narsistik kişik bozukluğunda sadece mükemmele yer vardır.

Terapist A: Bayan A nasıl başlayacağını bilmediğini iddia ediyor ama oğlu hakkında konuşup, bana onun resmini gösteriyor.

Dr. M: Nesneye geri dönüyor.

Terapist A: Daha sonrasında, “Kendim üzerinde çalışmak istiyorum çünkü yeni yılda ailemin yanına gideceğim. Lisedeyken hayatımın hikayesini yazmıştım,” dedi. Ben de, “Zihninizden konuşuyorsunuz,” dedim. Cevabı şu oldu: “Biliyorum. Anneanneme dair ilk hatıram bana anne ve babamın beni sevmediklerini söylemesiydi.” Ama artık bu konu hakkında zihninden kopmuş biçimde konuşuyor.

Dr. M: Konuşmak için nesnelerden bahsetme ve onları savunma olarak kullanmaktan vazgeçmiş ve artık kendine dönecektir – ama duygulanım olmadan. Burada ikinci savunma devreye girer. Bunu yakalamanız ve göstermeniz gerekmektedir.

Terapist A: Şöyle devam etti: “Ailem beni sevmedi…. Sebzeden nefret ederdim ve her gün fazlasıyla yemek zorundaydım.” Ben de ona şunu söyledim: “Hala zihninizden konuşuyor gibisiniz.” Konuşmaları halen duygudan yoksun. Bana bu şekilde konuşarak duygularını serbest bırakmaya başlayabileceğini söyledi. “Altı yaşımdayken babam yeniden evlendi. Üvey annem bana kendini hiç sahip olmadığım ideal anne olarak tanıttı.”

Grubun Sorusu: “Neyi serbest bırakmak istediğini” sorabilir misiniz, savunmasına karşı çıkmak için?

Dr. M: Hayır, bu içeriğin aşırı vurgulanması olur. Onun yerine şunu diyebilirsiniz: “Bana bunları bahsettiğin şeyleri ifade edebilmek için mi anlatıyorsunuz, bunu duygu olmadan mı yapmanız gerekiyor? Eğer öyleyse, nedeni nedir?”

Terapist A: Belki de yapmalıyım.

Dr. M: Aynı şekilde, seans devam ettikçe eğer bir savunmaya takılmış durumdaysanız ve aşamıyorsanız yüzleştirmeye devam edin: “Bu konuya bugün bir kaç defa dikkatinizi çektim, ama yine de beni hiç duymamış gibi aynı şeyi tekrarlamaya devam ediyorsunuz.”

Terapist A: Bunu bir çok defalar yaptığımı itiraf ediyorum. Bunun ardından iki seansa gelmedi.

Dr. M: Aha! Şimdi sıra sizde (gülüşmeler).

Terapist A: Aslında kabul etmeyecektim… Bunu yapmış olduğum için çok suçlu hissediyordum, aslında çok ufak bir şeydi.

Dr. M: Kesinlikle ufak bir şeydi. Bakın, gayet iyi gidiyorsunuz.

Terapist A: Evet ama sonra iki seansa gelmedi…

Dr. M: Gelmedi çünkü siz işinizi yapıyorsunuz. Belki de yokluğu olması gereken bir etmen, tabi bunu nasıl kullandığınıza ve sürecin neyi öğrettiğine bağlı olarak. Grup farketti mi bilmiyorum, ben kesinlikle farkettim, bütün çalışma tavrınız ve tutumunuz deneme ve endişe halinden kurtuldu. Unutmayın, sizi kaygılandığınızı bildiği için ayrılmayacağı konusunda temin etmişti. Onunla yüzleştiğinizde kendisini biraz kötü hissetmesine neden oldunuz ve bu durum onu kışkırttı. Bu konuyu geri geldiğinde araştırınız.

Grubun Sorusu: Bu hastanın yeniden toparlanmak için zamana ihtiyacı olabileceğini söylediniz, olayları dramatize etme savunmasını kullanarak bazı seansları kaçırabileceğini belirttiniz. Bununla nasıl başa çıkabilirsiniz? Bir kaç seans kaçırdığında ücret kesmeye devam ediyorsunuz – peki sonra?

Dr. M: Evet. Geri geldiği zaman o bir saatinizi seansları neden kaçırdığını anlamaya ayırın ve her şey anlaşılana kadar başka bir şey hakkında konuşmayın.

Terapist A: Bu harika! Geri geldi ve ben bundan bahsetmedim bile (gülüşler).

Dr. M: Benim de alakalı komik bir anım var. Payne Whitney’de çalıştığım birimde çok nitelikli bir baş hekim genç bir hastayı tedavi ediyordu ve tekrarlayan yüzleşmeleri kullanıyordu. Sonra baş hekim iki haftalığına tatile gitti. Hasta o süreyi sessiz odada geçirdi. Baş hekim, geri döndüğü ilk gün, hastayı sessiz odada gördü ve bu bağlantıdan hiç bahsetmedi. Dolayısıyla ayrılık stresinin yadsınması konusunda da konuşmamız gerekiyor.

Terapist A: Bununla ilgili bir şey yapmaktan korkuyorum çünkü tedaviyi bırakabilir.

Dr. M: Ama hastalarınızla bu koşullarda çalışamazsınız ve daha önceki konuşmalarınız ışığında bu duygularınız beni şaşırttı. Geri gelmediği zaman konuştuklarımız…

Terapist A: Aradı – ilk olarak erkek arkadaşı aradı ve çok hasta olduğunu söyledi. Gerçekten hastaydı ve ben de durumu kabul ettim. Sonraki hafta yine aradı ve bir cenazeye katılması gerektiğini söyledi.

Dr. M: Ona telefonda söylediğiniz şey çok önemliydi.

Terapist A: Erkek arkadaşının teyzesinin cenazesine neden gidilir ki?

Dr. M: Şöyle söylemeniz gerekiyor: “Teyzesini ne kadar tanıyorsunuz? Erkek arkadaşınız bu yüzden bir seansı kaçıracağınızın ve yine de ödeme yapmak zorunda olduğunuzun farkında mı? Son seansta olanlara tepki olarak geri dönmeme düşüncenizle alakası var mı bu söylediklerinizin?” Onunla yüzleşin.

Grubun Sorusu: Diyelim ki çağrı cihazınıza not bıraktı?

Dr. M: Bazı hastalar bunu yaparlar çünkü benimle doğrudan konuşmak istemezler. Seansa geldiklerinde neden çağrı cihazına mesaj bıraktıklarını sorarak bu konuya doğrudan girerim. Bütün hastalarım çağrılarına hep yanıt verdiğimi ve bana her zaman ulaşabileceklerini bilirler. Arada aracı olduğunda çok zaman geçer ve bazı şeyler dile getirilmez. Bu durumu kontrol etmek için gelen aramalara ben cevap veririm. Olayları dramatize etme eylemiyle dikkatli biçimde ilgilenmeli ve tutarlılığı mutlaka korumalısınız. Bunu gözardı etmeniz tedaviyi etkileyecektir.

Terapist A: Muhtemelen doğruyu söylediğini düşünüyorum.

Dr. M: Bir terapist olarak duruşunuz şu olmalı: kanıtlanana kadar hiç bir şey gerçek değildir çünkü o zaman ancak yüzde 99 doğru olur. Anlatılanlar gerçek olduğunda bile dirence hizmet ettiği unutulmamalıdır ve bu durum mutlaka değerlendirilmelidir.

Terapist A: Önümüzdeki hafta bir iş seyahatine çıkıyor.

Dr. M: Ona şu soruyu sormanız gerekiyor: “Bu iş gezisinin buradaki çalışmamıza etkilerini düşündünüz mü?”

Terapist A: Hayır, bu hiç aklıma gelmedi.

Grubun Sorusu: Peki bir hasta buna karşılık, “Gitmezsem işimi kaybederim”, derse ne olacak?

Dr. M: O zaman ona katılırım ve “korkunç bir ikilemdesiniz” derim. Hastanız çok ciddi biçimde hikayeler uydurmuyorsa bu çok nadiren yaşanacaktır. Bir hastanın seansa gelmeme için sayısız nedeni olabilir, ancak eğer siz görüşünüze sadık kalır ve hastanın bunu anlamasını sağlarsanız o kullandığı nedenlerin bir çoğu kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Bir terapist olarak her zaman tedaviye devam etme tarafında olmalısınız. Elbette gerçekleri de yansıtmanız lazım. Hastanın iki haftalık bir iş gezisine ya da meşru bir tatile (hepimiz gibi) gitmesi geri kalma durumu yaratacaktır. Eğer gelmemesinin motivasyonu dirençse, gelmemesi neticesinde sizin aylardır kırmaya çalıştığınız o direnç iyice pekişecektir ve bunun yarattığı gerilemeyi düzeltmek mümkün olmayabilir. Hastanız sizin tavsiyelerinizi reddettiğinde ona şunu söyleyin: “Para sizin, zaman da hayatınız da.” Hastanız geri döndüğünde ve konuşmaya başladığında anlattıklarını dikkatle dinleyin ve ona şunu söyleyin: “Aa, evet şimdi hatırladım. Bu bahsettiğiniz konuları altı ay önce de konuşuyorduk. Seyahatiniz size duygusal maliyeti işte bu oldu.”

Grubun Sorusu: Peki randevuyu başka bir tarihe alabilir miyiz?

Dr. M: Eğer hasta başka bir randevu tarihi talep ederse nedenini sorarım, ancak muhtemelen tarihi değiştirmem.

Soru: Neden önce sorup sonra tarihi değiştirmezsiniz?

Dr. M: Sormaları gerekiyor çünkü tedavilerine dair endişeleri onları her seansa katılmaya itmeli. Benim zamanım (ya da zamanımın olmaması) tamamıyla farklı ve pratik bir konu.

Grubun Sorusu: Ama siz zaten soruyu sormadan önce kararınızı vermiş oluyorsunuzç

Dr. M: Hastanın kendi motivasyonu üzerinde ve duygu durumları üzerindeki etkileri hakkında düşünmesini istiyorum.

Terapist A: Eğer Bayan A randevuyu o hafta iptal etmek yerine yeni bir randevu tarihi talep etseydi bu yine de bir direnç olur muydu?

Dr. M: Evet, bir hastamın değiştiremeyeceği bir iş programı yoksa ve benim zamanım da müsait değilse genellikle randevu tarihini değiştirmem. O zaman diliminin sorumluluğu tamamen hastadadır. Örneğin bir cenaze varsa bu durum biraz karmaşık olabilir. Unutmayın tedaviyi savunan sadece sizsiniz. Hasta zaten yüklenmiş durumdadır ve sizin dikkatli olup tedbirli davranmanız gerekmektedir.

Terapist A: Bence ilk iki iptali tedavi direncinin eyleme vuruşuydu, ama iş gezisi değildi.

Grubun Sorusu: Lütfen açar mısınız: Eğer hastanız kırk derece ateşli, ağır bir grip geçiriyorsa…

Dr. M: Sorun yok; ücretinizi yine de alırsınız. Beni arayan hastalar asla ateşlerini ölçmezler, ki bu tek gerçek objektif tedbirdir. Hastalarınıza ateşlerinin kaç derece olduğunu sorun ve bir taksiye atlayıp 45 dakikalığına ofisinize gelmelerini önerin. Hastalığın bulaşması mesleki bir tehlikedir ama siz bu öneriyi yaptığınızda artık karar alması gereken onlardır. Eğer gelmezlerse yine de seansın ücretini öderler. Hastanın söylediklerinin ne kadarının gerçek ne kadarının tedavi direncine katkıda bulunduğuna karar vermekle sakın uğraşmayın. Bizlerin istikrarlı ve katı sınırlar belirlememiz gerekmektedir.

Gözetim altında tuttuğum insanların çoğu sizin yaptığınıza benzer şeyler yapmaktalar ve aslında kendilerine karşı çalışıyorlar. Hastasıyla ilerleme kaydeden bir uzmanın da gözetmeniyim. Bu uzman hastasına fatura vermiyor. Hastasını haftada bir kez ve her ay sonu görüyor, hastası bir ödeme de yapıyor ama uzman ne kadar aldığına bakmıyor. Altı ay sonra farketti ki hastası aslında ayda dört seansa gelip sadece üç seanslık ücret ödüyormuş. Başından beri böyle yaptığının farkında değildi. O uzmanla parayla ilgili sorunu hakkında konuştuk. Bu durumu hastasına söyledikten sonra hastası eksik miktara için bir çek yazdı. Para konusuyla gerektiği gibi başa çıkamadığı için hastanın tedavi direncini tamamıyla gözardı etti. Terapi sadece hastanızı dinlemekten ibaret değildir. Tedavi bütün bu saydıklarımı da kapsayan bir süreçtir ve eğer diğer konularla gerektiği gibi ilgilenmezseniz seanslar önemli oranda engellenecektir.

Terapist A: Bu kadını kaybetmekten neden bu kadar korktuğumu bilmiyorum.

Dr. M: Nedenini özellikle bilmiyorum ama o size bir mesaj veriyor. Sizi manipule etmiş. Bir sonraki seansta onu dikkatle gözlemleyin ve sizde bu duyguları kışkırtmak için ne yaptığını saptamaya çalışın. Seansta anlattığınız biçimde davranmaya başladığında bunu ona geri yansıtın. Ona şöyle sorun: “Neden kendinizi bağırdığım anda kaçacak küçük ve çaresiz biri olarak sunuyorsunuz?” Hastanız duygulanımını dolaylı olarak ifade ediyor ve siz de buna tepki veriyorsunuz.

Terapist A: Bu gerçekten güzel, bana yeni alanlar açıyor.

Dr. M: Ayrıca açıkça dışarı vurduğunuzda duygulanım gücünü kaybedecektir. Hastanız şöyle bir şey söyleyebilir: “Sizi kontrol etmem gerekiyordu çünkü bana ne yapacağınızdan korkuyordum ve sizi bu şekilde kontrol etmeyi düşünüyordum.”

Terapist A: Bunun farkında mı?

Dr. M: İlla öyle olmayabilir.

Terapist A: Bence zayıf noktamı buldu ve şimdi bunu kullanıyor. Seansa devam etmek için ona şunu söyledim: “Zihninizden konuşuyorsunuz.” Onun cevabı ise şu oldu: “Dışarı çıkarmak için böyle konuşmalıyım. Altı yaşımdayken babam yeniden evlendi ve üvey annem kendini hiç sahip olmadığım ideal anne olarak tanıttı.”

Dr. M: İşte bu noktada söylediklerinize cevap vermeyerek seansı kontrol etmeye başlıyor. Vermek istediği mesaj şu: “Beni sıkma; bu işi benim istediğim şekilde yapacağız.” Bunu ona söyleyin.

Terapist A: Belki. Ama bütün o ağlamalarını hatırlayın – belki de biraz dinlenmeye ihtiyacı vardır…

Dr. M: Onun için çok fazla endişeleniyorsunuz. Orada bulunma nedeni tedavi için ve ya bunu başarır ya da başaramaz.

Terapist A: Evet gerçekten de o küçük zavallı kıza çok takılıp kalıyorum. Ona yine şunları söylüyorum: “Bugün duygularınızla ilgilenmiyorsunuz.” Bayan A’nın cevabı ise şöyle oldu: Din hakkında konuşana kadar olmaz. Annem benim kötü olduğumu düşünürdü; bana güvenmezdi. Üvey annem o kadar kötü değildir ama ona annemi hatırlattığım için beni hiç bir zaman sevmeyecek. Bu bir çocuk için çok fazla sorumluluk.”

Dr. M: O seansın sonunda bir tekrarlama yapabilirdiniz. Ona şunu söyleyebilirdiniz: “Bu seansta bu hikayeyi gözden geçirmek istediğinizin farkında mısınız? Bu hikaye konumuzla çok da alakalı olmayabilir. Size tam altı defa duygularınızı kullanmadan konuştuğunuzu söyledim ve beni her seferinde duymamazlıktan geldiniz. Beni dinlememek için mi tedaviye geliyorsunuz?”

Terapist A: Yani pat diye söyleyeyim.

Dr. M: Yapmalısınız. Bu kadın kontrol etmeyi fena halde seviyor. İşiniz gereği hastanız seans boyunca konularla, sizin sunduğunuz şekilde ilgilenmeli. Eğer bunu yapmıyorsa nedenini anlamaya çalışın.

Terapist A: Neden bu kadar direndi?

Dr. M: Diğer seanslarda çok bozulmuş ve bu şekilde savunmaya çekilmiş olabilir. Şimdi ise farklı bir açıdan bu durumu kabul edip etmeyeceğinizi anlamaya çalışıyor. Gözleminiz doğruydu ancak devamını getirmediniz.

Terapist A: Daha sonraki iki seansa gelmedi. Geri geldiği zaman ilk söylediği ise şu oldu: “Bugün kendimi kızgın ve moralsiz hissediyorum.” Ben de şöyle cevap verdim: “Gülümsüyorsunuz”. O da, “Size anlatmak istediğim çok şey var; oğlumla ilgili durumlar, öğretmenlerin dirençleri…,” dedi.

Dr. M: Hastanız şimdi tam olarak hangi noktada?

Terapist A: Savunmaya geçmiş durumda.

Dr. M: Doğru. Görüşmeye tam da bıraktığı yerden yeniden başlıyor.

Terapist A: Rastgele çocuğunun okul müdürü hakkında konuştu ve müdürün kendisine büyük oğlunun ciddi bir uyuşturucu sorunu olduğunu söylediğini aktardı.

Dr. M: İşte, bir kez daha sizi dinlemeyi reddediyor.

Terapist A: Doğru; konuyu dağıtıp durdu. Daha sonra sorumluluk duygusunu geliştirdiğini ve parasını daha idareli harcadığını anlattı.

Dr. M: Bir şekilde biliyor; siz onunla seanslara neden gelmediğini konuşmadığınızda ve son seansta konuştuklarınızı gözden geçirerek yeni seansa başlamadığınızda bu şekilde laflayarak kaçabileceğine inanıyor. Böyle yapmaya devam da edecek – siz başka türlü davranmadıkça.

Terapist A: Daha sonra erkek kardeşini anlatmaya başladı. Ben de sordum: “Neden onun hakkında konuşuyoruz?”

Dr. M: Terapiyi artık o yönetiyor. Bu farklı ve alakasız konuları incelemeye başladığınızda artık onu takip etmiyor oluyorsunuz. Belki de o noktada ipin ucunu kaçırdığınızı düşündünüz ve nereye gitmeniz ya da ne yapmanız gerektiğini sorgular hale geldiniz. Bu durumda en iyisi siz ne yapmak istediğinize karar verene kadar hastanın konuşmaya devam etmesine izin vermek olacaktır.

Terapist A: Daha sonra annesiyle yeni yıl yemeğinde yaptığı bir tartışmayla ilgili uzun ve sıkıcı bir hikaye anlattı. Çok fazla içmiş ve ebeveynleriyle kavga edip, sızmış. Ama çocukları harika davranmış ve kavganın çıkması aslında onun suçu olmasına rağmen herhangi bir şey söylememiş ve kızmamışlar. Ona, “Neden o kadar çok içtiniz?”, diye sorduğumda cevabı şu oldu: “Bunu yapmak hakkımdı. Onlara ancak yakıtım olduğu zaman karşı durabiliyorum.” Bunun nedenini sorduğumda tekrar konuyu değiştirdi; ailesine ona ve çocuklarına saygı duymadıkları için çok kızmıştı. “Oğulları ve züppe karısı onlarla alay edip duruyor. Üvey annem bununla nasıl başa çıkıyor bilmiyorum? Benim çocuklarımın onlara karşı her zaman daha iyi olduklarını bir türlü farketmiyorlar.”

Dr. M: Burada konuşma esnasında duygulanımı artmış olmalı; özellikle geçmiş yerine şimdiki zamanla ilgili konuşurken. İçerik önemli ve öncekine göre önemli oranda değişmiş.

Terapist A: Bana şöyle dedi: “Diğer torunlarını hiç görmüyorlar ama bütün övgüleri o alıyor.” Ben de neden bu duruma katlandığını sorduğumda cevabı şu oldu: “Üvey annem çok savunmasız görünüyor.” Benim kuşkuyla baktığımı görünce ise şunları dedi: “Haklısınız. O profesyonel bir mağdur… Yeni yıl yemeği çok şeye sebep oldu. Artık onları değiştiremem ve benim ailemi böyle bir duruma sokmalarına bir daha izin vermeyeceğim.” Daha sonra babası ve üvey annesi aramış ve ilk olarak erkek kardeşiyle ilgili sorular sormuşlar. O da, “Hepimiz bıktık. Ailemi bizden uzaklaştırabilirim.” Dedi. Annesi yeni yıl hediyesi olarak sadece bir kraker kutusu almış ve bu onu çok kızdırmış. Bayan A, annesinin erkek çocuklarına daha fazla değer verdiğini düşünüyor: “Kendimi çok uzak hissediyorum. Beni hiç sevmediler ve şimdi ben de o sevgiyi neredeyse hiç aramıyorum. O yeni yıl gecesi benim son içki alemimdi. Artık yeni yıl için gelip bizi evimizde görebilirler sadece. Kendime güvenim arttı ve artık değerlerimi geri kazandım. Siz bir terapist olarak insanları tedavi ediyorsunuz. Ama biliyor musunuz ki onlar insanlara hayvanmış gibi muamele ediyorlar. Artık daha affediciyim ve diğerlerinin zayıflıklarına daha anlayışlı yaklaşıyorum. Erkek arkadaşımla ilişkim mükemmel gidiyor. İşim de bile gelişmeler oldu. Artık hayır demeyi biliyorum.”

Dr. M: Burada üç tane sorununuz var: gelmediği seanslar için uydurdukları; son derece büyük kontrol etme etmenleri ve kopuşları. Kendi deneme yanılma eğiliminiz konusunda da daha dikkatli olun. Eğer kopup gitmeleriyle ilgili bir müdahalede bulunma niyetindeyseniz o zaman sonuç elde edene kadar tutarlı davranın ve kararlılığınızı koruyun.

Terapist A: Aynen öyle yaptım. Ben konuya geri döndükçe o da kaçmaya devam etti.

Dr. M: Ve bakın ne oldu? Neden görmezden geliyorsunuz? Neden Bayan A’ya şunu söylemiyorsunuz: “Görünürde burada bulunma nedeniniz benim görüşlerimi dinlemek, ama ne zaman bir şey söylesem sanki ben bir şey dememişim gibi davranıyorsunuz. Neden?”

Terapist A: Peki onun, “Bunu kendi bildiğim yoldan yapmaya ihtiyacım var” düşüncesi ne olacak?

Dr. M: O zaman şöyle demeniz gerek: “Bunun doğru olduğuna nasıl emin oluyorsunuz?”

Terapist A: Yani bunu kabul etmiyor musunuz?

Dr. M: Onun ifadelerini kabul etmeniz bir nörotiğin tedavisiyle alakalı bir yaklaşım, ama onun ifadelerinin gerçek nedeni savunmaya geçmek ve muhtemelen kaçınmak.

Terapist A: Doğru.

Dr. M: Eğer bundan eminseniz o zaman bütün görüşlerim teyit edilmiş demektir. Eğer savunması kaçınmaksa ve onu bu durumu incelemek zorunda bırakmıyorsanız, bunu hiç bir zaman yapmayacaktır. Bu durum bir 15 yıl değişmeden sürebilir.

Bu konuyu tekrar gündeme getirmeli ve ona şunu demelisiniz: “Farkında mısınız, size ne zaman hoşunuza gitmeyen bir şeyi göstersem, siz ona bakmak yerine bana kızıyorsunuz. Sonuçta burada bulunma nedenimiz duygularınızı anlamak ve siz burada duygularınızı saklıyorsunuz. Buna ne zaman dikkatinizi çeksem bu sefer reddediyorsunuz. Neden?” Bu şekilde direncinin temeline saldırmış olacaksınız. Tedavi işlemeye başlayacaktır çünkü verdiğiniz yanıtların çoğunun gerçeği yansıttığını – özellikle bir türlü girişken olmadığını –farkedecektir. Girişken hale gelip, kendi hakkında konuşmaya başladığı zaman da kendi içerisindeki psişik dinamikleri tersine çevirecektir. Bu organik süreci durduramaz ama bir süre sonra kendini bastırılmış hissedecek ve depresyonla yüzleşmekten kaçınacaktır. Kopukluk ve uydurma hikayeler işte bu durumdan kaynaklanmaktadır.

Grubun Sorusu: Peki ona bu resmi gösterir misiniz?

Dr. M: Bir noktadan sonra evet, ama başlangıçta değil. Yüzleştirmeyi tamamladıktan sonra ve hastanın yaşadığı çatışma veya ikilemin esasını haritalandırdıktan sonra yapabilirsiniz. Buna dair iki tane örnek vermek isterim.

Son derece kötü niyetli ve karşısındaki aşağılamayı seven bir annesi olan sınırda bir genç kıza tedavi uygulayan ve benim gözetimimde olan bir terapist var. Hasta aşırı yemek yiyor, okulda başarısız ve erkeklerle son derece mazoşistik cinsel ilişkileri var. Altı aylık tedaviden sonra yüzleşmeyi içselleştirmeye başladı, ancak cinsel eylemleri halen kendisini hor gören annesine karşı duygularının bir ifadesi olarak kullanmaya devam ediyor. Bütün duyguları dışsallaştırılmış ve yıkıcı biçimde ifade edilir halde. Tedavideki yüzleşmelerin sonucunda terapist şunu demelidir: “İki seçeneğiniz var: Kendinizi bu şekilde hırpalamaya devam edebilirsiniz ya da annenizle ilgili duygularınızla daha doğrudan yüzleşebilirsiniz.”

Bir diğer hasta ise bir sosyal hizmet okulunda çalışmaktadır. Ben onu “yanlış öz” hastası olarak tanımlıyorum çünkü yanlış bir yüz takmış vaziyette. Psikotik bir annesi varmış. Psikotik annesinin onayını kazanmak için kendi gerçeklik algısını askıya alırmış. Ne zaman bu çarpık gerçeklik algısı konusuna dikkat çeksem çok kızar ve bana saldırırdı; ben de ona karşılık verirdim. Sonra benim de bir gün psikotik olacağım hayallerini kurardı ve ben bundan annesiyle paralellikler çıkarırdım. Ayrıca kendisini hiç desteklemeyen biriydi. Sürekli hayatının düzeldiği konusunda beni ikna etmeye çalışıp duruyor. Aslında bu doğru değil. Kendisi üzerinde hakimiyet kurmuş bir adamla çıkıyor. Ama kendini daha iyi hissediyor, savunma temelinde. Nihayet annesiyle ilgili uzun konuşmalardan sonra cinsel çarpıklıklarıyla korkuları arasında, özellikle anne olgusunu bağımsızlık korkusuyla çarpıtması, bağlantılar saptadığımızı ona anlattık. Genç bir kızken kendisini ifade ettiğinde annesi psikotik bir mesajla buna karşılık veriyordu. Bu da o psikotik mesajı engellemek için gerçeklik algısından vazgeçmesine neden oluyordu. Bu durumunu saldırıya uğradığını ya da mistik bir olguyla yüzleştiğini söylediği rüyalar görerek sergilemekte. Kendisi hakkında çok korkunç düşüncelere sahip, ben de ona şöyle diyorum: “Bakın, önünüzde iki seçenek var: bu şekilde devam ederek, kendiniz hakkında iyi bir şey hissetmek için hiç bir neden bulmamak ya da korkularınızla yüzleşip onların sonuna kadar gitmek. Korkuyorsunuz, ancak ilerlemezseniz hiç bir zaman değişmeyeceksiniz.” Yüzleşme sürecini tamamlamadan hastanıza bu şekilde yaklaşmamalısınız.

Unutmayalım ki buradaki örnekte seansların kontrolü halen Bayan A’da.

Terapist A: Bir sonraki görüşmemizde oğlunun okulunda yaşadığı sorunları uzun uzun anlattı ve şunları söyledi: “Geçen haftaki seansımız olağanüstüydü.” Neyi kastettiğini sorduğum zaman o seansta çok şey başardığımızı anlattı: “Daha önce böyle hissetmemiştim. Kayak yapmaya gittim ve çok güzel bir haftasonu oldu.” Erkek arkadaşının annesi hakkında şikayet etti ve kadının sürekli çocuklarının nasıl olduğunu sorduğunu ama onun hatırını sormadığını söyledi. “Çocuklar hiç bir şey yapmıyorlar ama bütün ilgiyi onlar çekiyor.” “Bunu daha önce kimseye söylediniz mi?”, diye sorduğumda cevabı şu oldu: “Aileme, benim onlardan daha güçlü olduğumu ve böyle diyerek çocuk gibi davrandığımı söylediler.” Ben de ona bunu sorma hakkının olduğunu söyledim ve cevaben, “Sormak yetmez, ama yine de erkek arkadaşıma söyledim”, dedi. Ben de ona şunu dedim: “Ona söylediniz ama annesine söylemediniz mi?” ve cevabı şu oldu: “Annesi 75 yaşında”. “Yani?”, dedim ve cevaben, “Ne söyleyeceğimi bilemedim. Galiba onun hiç sahip olmadığım annem olmasını istedim. Onu incitmek istemem. Ayrıca bu kendi ebeveynlerimle ilgili sorunları onun üzerine yansıtmak olur”, dedi. Ben de şöyle dedim: “Bir kez daha, alma hakkı olmadığı halde veriyorsunuz.” Bayan A’nın cevabı şu oldu: “Bunun benim hayatımda ciddi bir etkisi olacaktır. Öfkemi kendi anne babam yerine ona yöneltmiş oluyorum. Üvey annem bir sorunla ilgili bana çok iyi davranmıştı. Ona hiç şans vermiyorum.”

Daha sonra işteki sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. Patronuna çok yakın ama patronunun asistanı, patronunun dikkatini çekme konusunda onunla rekabet halindeymiş. Bu rekabet patronun da hoşuna gidiyormuş. Hastam şöyle devam etti: “Bu bana babamı ve üvey annemi hatırlatıyor. Babam sadece oturur ve onun için kavga etmemizi isterdi. Bu beni o kadar kırdı ki hiç savaşmadan ayrıldım.” Ben de şunu söyledim: “Karşılık vermediniz mi?” ve Bayan A’nın cevabı şu oldu: Patronum beni savunmadı. Sadece erkek arkadaşım beni destekliyor. Dün gece işteki sorunlarımla ilgili nihayet ona açılabildim. Yemeğe çıktık ve sonra dans ettik. Daha önce kaybettiğimiz mükemmel bir şeyi dün gece yine yakaladık. Az bir şeyler içtim. En sonunda ona işle ilgili sorunlarımdan bahsettim.”

Grubun Sorusu: Peki ona şunu söyleyebilir misiniz: “Seninle ilgilenmesi çok güzel, peki ama sen kendi kendini destekleyebilir misin?”

Dr. M: Neden, “Seninle ilgilenmesi çok güzel,” diyelim ki? İyi bir ilişkiden değil doyurucu biriminden bahsediyor ve siz bunu desteklemek istememelisiniz. Bunun yerine neden başka birine ihtiyaç duyduğunu sormalısınız.

Terapist A: Güzel bir nokta. Muhteşem akşamından ve sevgilisinin onunla ilgili gerçek hislerini öğrenince nasıl şaşırdığından bahsetti. Şunları söyledi: “Pazartesi gecesi (iş arkadaşıyla tartışmasından hemen sonra) içmeye başladım ama ne yaptığımı farkedince hemen durdum. Terapi gerçekten de yardımcı olmaya başladı. Durumum değişmedi ama bunun üzerinde çalışabiliyorum.”

Dr. M: Yadsımayla ve de kendini ifade edebilme ve desteklemeyle ilgili yeni algılarını sizin üzerinize yansıtıyor. Ancak seansların kontrolü halen onda ve sorunlarının geri kalanını görmezden gelmeye devam ediyor. Şunu ilerisi için aklınızda tutunuz: Kendini ifade etmeye başladı, artık daha girişken ve bireyleşiyor. Ancak ardından gelen depresyona karşı da savunmaya geçmeye devam ediyor. Örneğin bir sonraki seansta herhangi bir nesneyle ilgili içerik hakkında konuşmaya başlarsa bunu kabul edin ve o konuda kalın.

Terapist A: O konuda beş dakika kalmasına izin vereyim mi?

Dr. M: Her zaman izin verin, çok acil terapötik bir konu olmadığı müddetçe. İçeriği onunla beraber ele alın ve kendini seansta doğrudan ifade etmede yaşadığı zorluk hakkında onunla konuşun. Bir hareket bekledim ama bu seansta hiç bir şey olmadı. Bunu Bayan A ile deneyin ve eğer ilk seansta herhangi bir hareket olmaz ve ikinci seansta bir şeyler kıpırdanmaya başlarsa hemen ona geri gidin ve tam hareketi sağlayana kadar o konuda kalın. Bir müdahale yaptığınızda ne yaptığını izlememe eğiliminizi engelleyin ve onu konuya geri çağırın. Kaçma konusunda çok başarılı, ancak eğer gerçekten de kaçınma mekanizmasına dokunmaya başladıysanız geri dönecek ve karşı saldırıya geçecektir. Saldırıları ve tehditlerine kendinizi hazırlayın.

Terapist A: Hazırım.

Dr. M: Tedaviyi terketmekle tehdit ederse ne yapacaksınız?

Terapist A: Ona, “Terketmek size nasıl yardımcı olacak?”, diye sorarım.

Dr. M: Daha da ileri gidebilirsiniz.

Grubun Görüşleri: Neden terkettiğini gösterirsiniz.

Dr. M: Doğru. Ona şöyle söyleyin: “Siz bunu idrak etmedikçe tedavinin nasıl ilermesini bekliyorsunuz ki? Yani ya benim bu karmaşık duygusal unsurları inkar etmeme izin verin, ya da ben tedaviyi terkederim diyorsunuz. O zaman zaten neden görüşüyoruz ki?”

Terapist A: Böyle bir tehdit yapacağını zannetmiyorum. Muhtemelen daha önce yaptığı gibi gelmemek için bahaneler uyduracaktır. Beni erkek arkadaşı arayacak ve böylece ona ulaşamayacağım.

Grubun Görüşleri: Bunun hakkında konuşabilirsiniz.

Dr. M: Kesinlikle ve eğer erkek arkadaşı ararsa ona şöyle söyleyin: “Üzgünüm ama bunu bana Bayan A’nın söylemesi gerekli.” Eğer bu konuya bir sonraki seansta girecek olursanız ve bunun olacağını tahmin ediyorsanız, tahmininizi onunla paylaşın. Şöyle bir şeyler söyleyin: “Söylediklerimden hoşlandığınızı zannetmiyorum ve zaten hoşlanmanız gerekmiyor. Aynı fikirde olmamamız gayet doğal. Ama bence eve geri döndüğünüzde söylediklerimden hoşlanmadığınız gerçeğiyle başa çıkmak için tedaviye geri gelmeme eğiliminde olacaksınız. Hatta beni kendiniz aramayacak, bir başkasının aramasını sağlayacaksınız. Beni zor bir duruma sokacaksınız, ama aslında kendinizi büyük bir zorluğa atmış olacaksınız. Bunu yapmak yerine o dürtüyü kontrol edin, geri gelin ve bununla ilgili konuşalım.” Bu noktada eğer korkuyorsanız ve kendinizden emin değilseniz o zaman daha fazla ileri gitmeyin. Ancak sadece kendinizden emin değilseniz, o zaman devam edebilirsiniz: “Burada tedaviden bir şeyler aldığınızı söylediniz. Ben de buna katılıyorum; peki şimdi bütün bunları çöpe atmaya gerçekten hazır mısınız?” Bunları söylediğinizde hastanıza verdiğiniz mesaj şu olacaktır: Burada ancak belli bir seviyede çalışacağız, ya bu seviyeyi korursunuz ya da hiç bir şey başaramayız. Elbette bir kaç hafta sonra bana hatalı düşünmüş olduğumu söyleyebilirsiniz çünkü hastanız tedaviyi terketmiştir ve hastanızı kaybetmenize neden olduğum için benden nefret edersiniz.

Doğrusu ben de hayal kırıklığına uğrarım, ama bunu çok da kafaya takmam zira eğer tedaviyi terkederse bu herhangi bir terapistle hiç bir zaman ilerleme kaydedemeyeceği anlamına gelir çünkü tedavi olmak istemiyordur – sadece işin tatmin edici tarafıyla ilgileniyordur. Sizin işiniz onu bu anlamda tatmin etmek değil. Ayrıca onun kız çocuğu hareketlerine de dikkat ediniz, çünkü bu tavırlarını ve çaresizliğini kullanmaya kalkabilir. Bu durumda tepki göstermeyin ve onu yönlendirmeyin; sadece yaptığını ona gösterin: “Neden bu konuda bu kadar çaresiz davranıyorsunuz?” Kendini ifade edebildiği zamanlar daha iyi hissettiğini söylerken kullandığı kelimeleri bir kez daha vurgulayın. Bu yaklaşımınız sonunda ne olursa olsun size yardımcı olacaktır.

Hastanızın tedaviyi terketme korkunuzu yenmedikçe tedavi süreci ilerlemeyecektir. Belki şu cümleyi kurmanız gerekebilir: “Ayrılma kararınız akılcı değil ve yıkıcı sonuçları olabilir. Ama haklarınızın farkındayım. Ayrılmanız tedavinin başarısız olduğunun göstergesi olacağından elbette üzüleceğim ama gitmeniz beni korkutmuyor. Zaten siz olmadan burada bir şey yapamayız.”
ÖZET

Hasta yüzleşme sürecini daha da içselleştirmiş ve girişken biçimde kendini ifade edebilmiştir. Bahane bulma, kaçınma, zihinselleştirme ve kopuş savunmaları saptanmış ve kontrol altına alınmıştır. Ancak halen kontr-transferansa kapılmış olan terapist izlemeye devam etmemektedir. Bu bölümde yüzleşmeye karşı ortaya çıkabilecek ikinci seviye dirençle başa çıkmak için gerekli olan terapötik teknikler vurgulanmıştır. Ayrıca; direnci pekiştirebilecek farklı pratik konularla ilgili neler yapılabileceği tartışılmıştır: telefonla arama, seanslara gelmeme, mali konular, çaresizlikten ortaya çıkan transferans gibi. Son olarak terapistin kontr-transferans tepkisine katkıda bulunan hasta davranışlarının neler olduğu saptanmıştır; çaresizlikten ortaya çıkan transferans gibi.

Masterson Yaklaşımında ŞİZOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU

  • ŞİZOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU
  • Mütercim:Uz. Dr. Gülinay Akçalı
  • Not: Aşağıdaki metin J. F. Masterson’ın “Emerging Self” Kitabından Tercüme edilmiştir.

Bu yüzyıla girildikten kısa bir süre sonra kendiliğin şizoid kişilik bozukluğu psikopatolojinin şu veya bu formda bir boyutu olarak tanınmıştır. Bu bakış açısı zaman içinde farklı anlamlar çağrıştırabilir. Şizoid kişinin yalnızca klinik boyutta değil, intrapsişik yapının bileşkesi olan orijinal gelişimsel bozuklukların doğası açısından ve bu özelliklerin terapi sürecindeki hem aktarım eyleme vurumlarında hem de özel bazı terapi müdahalelerine tepki olan belirtilerine de bakılarak daha bütün bir portresinin çıkarılması istenmektedir.
Klinik Bulgular

Bir teşhis konulacağı zaman diğer kişilik bozukluklarında olduğu gibi klinik görünümler klinisyenin dikkatini çekmeye yönelik bir işaret gibi hizmet edebilir. Bununla beraber şizoid bozukluğun DSM-III-R teşhis kriterlerine katı bir biçimde bağlı kalınırsa bu bozukluğa sahip pek çok hasta gözden kaçırılacak dolayısıyla yanlış teşhis konulacaktır. DSM-III-R’de tanımlandığı şekliyle şizoid kişilik bozukluğu genelde alçak seviyede kişilik yapılarına sahip olan kabaca klinik şizoid hasta prototiplerine denk gelen soğuk, ihtiyatlı, izole, içe dönük, ekzantrik, ve garip ağır hastaları saptar. Genel şizoid bütünün bir parçası olarak ya da narsisistik ya da borderline boyutlarına ilaveten bunun yerini alacak psikopatoloji boyutu olarak önereceğim DSM-III-R’nin kaçınmacı kişilik bozukluğu tanım açısından daha yüksek seviyede şizoid kişi profiline yaklaşır.

Ayrıca teşhis için yararlı olan Guntrip’in şizoid bireyin gösterebileceği klinik özellikleri içeren bakış açısıdır. Bunlar şu şekilde düzenlenebilir:

  1. Saf şizoid küme: geri çekilme, içe dönüklük, duygu yoksunluğu
  2. Narsisistik küme : Narsisism, üstünlük, kendine güven
  3. Borderline küme : Depersonalizasyon, regresyon, yalnızlık

Şizoid küme; kişinin güvenli, stabil kişiler arası uzaklık sağlama ihtiyacının en dolaysız ifadesidir. Bu küme şizoid kişilik bozukluğu tanısı koymak için bir gerekliliktir ama yeterli değildir.  Bu kümede bulunan görünümler gözlemci tarafından kolayca tanınabilen aleni bir  fenomen olarak ya da örtülü bir fenomen olarak görülebilir.  Diğerlerini ve ilişkileri uzak bir mesafeden subjektif ve intrapsişik olarak deneyimleyen hasta, gizli şizoid olarak tanımlanabilir.  Bu durum hasta tarafından içsel ve subjektif bir fenomen olarak anlatılır.

Şizoid küme tanı için gerekli olsa da, hasta narsistik ya da borderline görünümlü semptomlarla karşımıza çıkabilir. Ancak, şizoidin narsisizmi narsistik kişilik bozukluğundan farklıdır.   Bu, hastanın diğerlerinin üzerinde güvenli bir mesafe sağlama ihtiyacının bir yansımasıdır. Bu, diğerlerine güvenmeme duygusudur, grandiyöz kendilik gösterimi değildir.  Aynı şekilde borderline özellikler, borderline kişilik bozukluğunun bölünmüş nesne ilişkileri biriminin yansımaları değildir (özellikle kötü kendilik gösterimi).  Bu daha çok uzak durmanın değişik bir biçimde gösterimidir.

Gelişimsel Yaklaşımlar

Borderline ve narsistik bozukluğu olan hastalar kendileri ve diğerleri arasında bir iletişim ağının bulunduğuna inanırlar. Ancak, iletişim kanallarını açık tutan ve kurulmuş olan bağlanma örüntülerini sürdüren özel durumları keşfetmek için yüzleştirilirler.  Bu durumlar regresyon, uyma, aynalanma ve mükemmeliyetçi gayretler içermektedir.  Şizoid kişi, bir iletişim ağının bulunmasına dair bir inanç beslememektedir.  Böyle bir ihtimal olsa bile ciddi şekilde riskli ve tehlikelidir.  Şizoid kişi için temel “primitif ıstırap” veya “tasavvur edilemez anksiyete”, iletişimin hiç olmadığı bütünüyle izolasyon halidir (Winnicot).

Bu düzlemde ilişkiler nasıl oluşur? Bu soruya şu andaki en iyi cevap şudur: şizoid kişi, ne yaparsa yapsın iletişimi sürdürmek, yapılandırmak ve uzlaşmak için gerekli durumlardan tatmin olmadığında bu kanıya varır.

Şizoid kişiyi ilgi konusunda umutsuzluğa yaklaştıran hissin doğasında ne vardır?  Doğa ve kaderi bir kenara bırakırsak, birçok şizoid kişinin ilgideki/ilgilenmedeki  çabalarına dair subjektif deneyimleri hiçbir işe yaramaz ve aşağılama, küçümseme, hor görülmeyle karşılaşır.  Subjektif deneyimleri, aile sisteminde vazgeçilemez bir unsur olmak değildir.  Sağlıklı ya da patolojik bir amaca hizmet eden insancıl olmayan ve kimliksiz fonksiyon, arka sahanlığa atılır ta ki hizmetleri daha sonra istenene kadar.  Bu deneyim birçok metaforla açıklanır: örneğin kendini android, kukla ya da köle hissetmek.

İntrapsişik Yapı

Şizoid kişilik bozukluğun intrapsişik yapısı iki bölümden oluşur:  Savunmacı Nesne İlişkileri Birimi (Efendi – köle birimi) ve Sadistik Nesne İlişkileri Birimi (Sürgündeki kendilik birimi).

Şizoid kişilik bozukluğu genellikle son birimi aktive eder ve diğerlerini potansiyel olarak tehlikeli, aşağılayan ve yoksun bırakan olarak deneyimler.  Sürgünün karı, güvenliktir ama bu arada zararlı yanı da izolasyon, yalnızlık, yabancılaşma ve “kozmik” yalnızlık deneyimidir.  Bu kişileri nadiren tedavide görürüz.

Bedeli ne olursa olsun güvenliği sağlamaya isteksiz şizoid kişilik bozukluğu, efendi- köle birimini aktive etmeye eğilimli olur.  Ve bundan da ötesi, gönüllü olarak tedaviye istekli olurlar.  Efendi – köle birimi başka bir düzen oturtmaktır.  Daha ilişki içerisindedir ancak bunun da hastaya bir bedeli vardır.  Burda nesne manipule edici, zorlayıcı, kontrol edici ve uygun olarak algılanır.  Kişi ilişkinin durumlarını bir kölenin kabullendiği gibi kabullenir çünkü kişi ilginin açık olma yolunun sadece bu olduğunu düşünür.  Bu durum kendini uyma, bağımlılık, itaatkarlık ve kurban olma olarak ortaya koyar.  Şizoid kişilik bozukluğu olan hastalar korunmacı, adaptif olarak ve savunmacı olarak kendine yeten, kendine güvenen, kendini kapsayan ve fanteziler üreten insanlar olurlar.  Fantezi ve kendine yetebilme şizoid uzlaşmadır.  Bunlar, efendi-köle ve sürgündeki kendilik birimleri arasındaki gelgitleri regüle etmek için sarf edilen çabalardır.

Transferans Eyleme Vurmaları, Terapötik Alyans Ve Tedavi

Şizoid kişilik bozukluğu olan hastanın transferans eyleme vurmasının doğası, intrapsişik yapıyı yansıtır.  Hasta, terapistini ya efendi görünümün yansıması olarak görür ya da sadistik nesne görünümünün yansıması olarak görür.  Terapist bu yüzden, ya manipulatif, kontrol edici olarak deneyimlenir ya da sadistik, tehlikeli ve yoksun bırakan olarak deneyimlenir.  İlk durumda hasta, köle rolünü ilişkinin bedeli olarak kabul eder.  İkinci durumda duygusal sürgün, özgürlük ve kendiliğin korumasını sürdürmek için var olan bir durumdur.

Transferans eyleme vurmanın başka bir formu terapistin haberi olmadan onunla yakınlık fantezisi geliştirmektir.  Bu fantezi, terapötik alyans kurulana kadar hatta tedavinin ileri safhalarına gizlenir.

Rüya ve Yorumu Rüya ve Yorumu

Kaynak: Bütüncül Psikoterapi (Tahir Özakkaş)
Bilinçdışı istek ve arzular, rüya ve hayaller yoluyla deşarj yolu bulabilir. Rüyalar şifrelerle donatılmış mesajlar içerir. Her şeyden önce rüya fizyolojik bir fenomen ve ihtiyaçtır. Normal bir sekiz saatlik uyku periyodunda her birey ortalama her biri 15–20 dakika süren üç ya da dört rüya görebilir. Sekiz saatlik bir uykunun her iki saatlik döneminde rüyalı bir döneme girilir.

Uyuyan bir bireyin rüya görüp görmediği, onu gözleyen biri tarafından farkedilir. Rapid Eye Movement (Rem), göz kürelerinin hızlı hareketlerine verilen isimdir. Uyku esnasında, gözler kapalıyken göz kapaklarının altındaki göz küreleri hareket etmeye başladığında birey rüyalı döneme girmiş demektir. Göz küreleri hareket ettiği müddetçe (ortalama 15–20 dakika) rüya da devam etmektedir. Tam bu esnada uyandırılan bir birey rüya gördüğünü ifade eder.

Yapılan laboratuar çalışmalarında, uyuyan bireylerin Rem dönemlerine girdiklerinde uyandırılmaları halinde Rem’siz bir uyku temin edilmiştir. Ertesi günkü takiplerinde bir gün önce rüya gördürülmeyerek uyutulan bireylerin, o gün Rem dönemlerinin iki kat arttığı tespit edilmiştir. Şayet bireyler devam eden günlerde rüyasız bırakılırsa normal bir uyku durumuna geçtiklerinde Rem dönemleri bütün eksiklikleri kapatacak kadar uzamaktadır. Rem dönemi uzun süreli engellendiğinde bireylerin gündüz uyanık iken hayal gördükleri, halüsinasyon yaşadıkları tespit edilmiştir. Bu durum her sağlıklı insanda ortaya çıkabilmektedir. Hâlbuki uyanık iken halüsinasyon görmek psikotik bir bozukluktur. Bu da rüya görmenin insanın vazgeçemeyeceği fizyolojik bir ihtiyacı olduğunu ortaya koyar.

Neden böyle bir ihtiyaç söz konusudur ve rüya nasıl bir fonksiyon ifa etmektedir; bu konuyla ilgili çok çeşitli iddialar ve tartışmalar vardır. Bizim burada ilgilendiğimiz sorun, rüyanın fizyolojik gerekliliği ve ne tür bir ihtiyacı karşıladığından ziyade psikolojik olarak rüyanın ne anlama geldiğini ve psikolojik olarak ne tür bir ihtiyaca cevap verdiğini araştırmak ve bunu yanıtlamaktır.

Bir takım araştırmacılara göre rüyalar anlamsız, bağlantısız ve rasgele oluşan düşünce ve imaj akımlarıdır; hiçbir anlamı ve özelliği yoktur. Psikolojik yaklaşımlarda ise rüyalar farklı farklı değerlendirilebilmektedir. Davranışçı yaklaşım tarzına göre rüyalar, gün boyunca devam eden refleks kalıplarının izdüşümlerinin oluşturulması, netleştirilmesi ve hafıza kayıtlarının alınması ile ilgiliyken; bilişsel yapıda rüyalar bireyin kognisyonlarının aktif olarak çalıştığı ve sistemin yerleştirildiği bir süreci ifade etmektedir.

Dinamik yapıda ise olay çok farklı bir perspektifte ve içerikte ele alınmaktadır. ‘Rüyalar kral yoludur,’ Freud XE “Freud”  böyle demektedir. Rüyalar bilinçdışında deşarj olmaya çalışan dürtülerin üstü örtülü bir biçimde, bazen çok özel simgelerle bazen çok özel şifrelenmiş kodlarla deşarj olmasını temin eden bir yapıdır. Bilindiği gibi ruhsal aygıtımızda deşarj olmaya çalışan güçler ile bunları engellemeye çalışan güçler arasında büyük bir savaş söz konusudur. Bu savaşta zaman zaman engelleyici güçler olaya hâkim iken zaman zaman da deşarj olmaya çalışan güçler hâkim olmaktadır. Engelleyici güçlerin yoğun ve fazla olduğu durumlarda dürtülerin aşırı oranda bastırılması ve deşarj yolu bulamaması iç dünyamızda bulantı ve sıkıntıya sebep olur. Bulantı ve sıkıntının artması bir patlamanın veyahut da bir patolojinin öncü belirtileridir. İçeride birikmiş olan bu enerji, bir şekilde deşarj edilmelidir. Rüyalar bunu temin eden temel mekanizmalardır. Rüyalar vasıtasıyla bu dürtüler, öncelikle açık bir şekilde deşarj yolu bulur ve kendilerini ifade ederler. Ancak dürtülerin bu şekilde açıkça ifade edilmesi ego XE “ego”  ve süperego güçleri tarafından kabul edilemez bulunursa sansür mekanizmaları devreye girebilir.

İşte dinamik yapı, sansür mekanizmalarının hangi aşamada, ne tür yöntemlerle ve nasıl faaliyete geçtiğini inceler ve bu sistemi deşifre etmeye çalışır. Bu andan itibaren hikâye tamamen farklılaşmaktadır. Bir dürtü XE “dür­tü”  rüyada, fincancı katırlarını ürkütmeden kendine deşarj yolu bulmalıdır. Bu da çok zor ve zahmetli bir şeydir. Dürtü hem kendini ifade edecek hem deşarj yolu bulacak hem de egoyu, gerçekliği ve süperegoyu rahatsız etmeyecektir. İşte olmayacak olan bu işi, rüyalar çok başarılı bir şekilde gerçekleştirebilmektedir. Dürtünün kendini açıkça ifade etme derecesiyle, engelleyici güçlerin engelleme derecesi veya yargılama dereceleri arasında zıt bir korelasyon vardır. Engelleyici güçlerin kabullenilme oranı yükseldiği oranda rüyanın içindeki dürtü XE “dür­tü”  kendini daha açık bir şekilde ortaya koyarken; engelleyici güçlerin yargılayıcı ve bastırıcı tarafları yükseldikçe dürtünün rüyadaki temsilcisinin şekil değiştirmesi, kılıf değiştirmesi ve kendisini saklama oranı o derece artmaktadır.

Bir rüya nasıl oluşur

Her rüyanın bir senaristi vardır. Bu senarist, id ile ego XE “ego”  arasında duran, id’in yapısından da egonun yapısından da haberdar olan, iki tarafı da gözlemleyen ve gözetleyen farklılaşmış bir ego parçasının görevidir. Yani her rüyanın yazarı kişinin kendisidir. Rüyadaki her figür, her sahne, her cümle, her duygu egonun bu parçası tarafından özenle seçilerek hazırlanmış, yazılmış ve uygulamaya konulmuştur. Rüya, yazılması çok zor, içinde çok ciddi yapılandırmalar barındıran kompleks ve karmaşık bir senaryodur. Bu senaryonun senaristi çok akıllı, çok zeki, çok planlayıcı ve gelecek hamleleri önceden tayin edebilecek yetenektedir. Her insanoğlunda da bu yetenek vardır. Rüyanın içeriği senarist tarafından belirlendikten sonra bir kurgu oluşturulur. Senaristin amacı hiçbir gücü ürkütmeden bilinçdışında deşarj olmaya çalışan dürtülere çıkış yolu sağlamaktır. Bir dürtü XE “dür­tü”  temel içerik olarak alındıktan sonra kurgusal bir zemin hazırlanır. Buna bir mekân denilebilir. Mekânın üzerine bir zaman giydirilir. Zaman ve mekânın buluştuğu noktada çeşitli figüranlar görevlendirilebilir. Figüranların seçimi ve rol dağıtımı tamamen senarist tarafından hazırlanmış bir programa göre yapılır. Figüranlara oynatılan her rol ego tarafından bilinçli, amaçlı ve bir hedefe hizmet etmek amacıyla verilmiştir.

Senaryonun hazırlanmasını hiyerarşik bir zeminde tartışabiliriz. Senarist öncelikle çıplak bir senaryo hazırlar, dürtü XE “dür­tü”  açık ve nettir. Hedefine doğrudan gider. Bu bir cinsellik veya bir saldırganlık ya da bir haz arayışı olabilir. Bu senaryo birinci sansür heyetine gönderilir; sansür heyetinde bu senaryo, tehlikeli olup olmayacağı ve içteki dengeleri bozup bozmayacağı ile ilgili değerlendirmelere tabi tutulur. Sansür heyeti bu senaryonun tehlikeli kısımlarını belirleyerek oraların bir işleme tabi tutulmasını ister. Sansür heyetinin, senaryonun tehlikeli olan kısımlarını nasıl bir sansüre tabi tutacağı ve ne tür yöntemler kullanacağı bugün için belirlenmiş durumdadır. Bir rüyanın çeşitli aşamalarında aşağıdaki şekillerde dürtüyü saklamaya yönelik sansür mekanizmaları devreye girer.

1. Rüyanın esasını cürufla saklama

Her rüya bir öz ve bir esas içerir. Rüyanın kurgulanmasının temel amacı ise bu özü ifade etmektir. Esasın tehlikesine, sansür heyetinin vermiş olduğu gizlilik derecesine göre rüyanın üzeri, esası ve özü saklayacak şekilde sanki moloz yığını ile örtülmüş gibi görüntü ve fragmanlarla doldurulur. Özü saklama amaçlı bu kabuk kısmının hiçbir özelliği yoktur; bu kısım, dolgu maddesidir. Dolgu maddesinin seçiminde de kendine has bir takım özellikler ve yararlılıklar bulunmaktadır. Bunu daha sonra tartışacağız. Rüya içeriğinin tehlikesinin şiddet derecesi oranında rüyanın gereksiz materyalinin veya cürufunun çoğaldığı ve hedef şaşırtıldığı gözlemlenmektedir. Rüyada açık ve net olan, rahatça gözlemlenen, bilinen ve hissedilebilin şeyler rüyanın esası ve özü değil, egonun bilinçli kısmının dikkatini çekmeye yönelik gereksiz malzemelerdir.

2. Rüyada flûluk ilkesi

Rüyada açık ve net görülen, hissedilen ve algılanan materyal; ego XE “ego” , gerçeklik ve süperego için yeteri kadar tehlikeli olmayan malzemelerdir. Görüntü ve algı flûleştikçe tehlikenin şiddet derecesi artmaktadır. Bir rüya içeriğinde geçiştirilen, tam görülemeyen ve flû olarak algılanan bölümler rüyanın esasını veya özünü barındırır.

3. Rüyanın duygu ilkesi

Flûleşen bölgeler, geçiştirilen kısımlar imaja ve algıya dönüşemeyen kısımlardır. Fakat ilginçtir ki flûleşen kısımlara odaklanıp, bireyin ne hissettiği sorulduğunda, o karanlık bölgeden nasıl bir duygu aldığı sorgulandığında kişi görmediği, duymadığı ve algılayamadığı şeyi çok net bir şekilde tanımlayabildiğini fark eder. Arkasından birisi kovalamaktadır ama onu görememektedir. Verilen rüya materyali bu kadardır. Doktor sorar: “Arkadakini gördün mü, kim o?” Hasta cevap verir: “Bilmiyorum”, doktor yine sorar: “Arkandan gelen kadın mı erkek mi?” Hasta: “Büyük ihtimalle erkek” der. Doktor sorar: “Bu erkek yedi yaşındaki bir çocuk mu, yetmiş yaşındaki bir yaşlı ihtiyar mı?” Hasta: “Hayır, orta yaşlarda” der. Doktor sorar: “Bu orta yaşlı erkek, hasta ve yürüyemeyen cılız birisi midir?” Hasta: “Hayır, güçlü ve atletik birisi” der. Doktor: “Bu adam çok iyi niyetli ve sana bir hediye vermek için geliyor arkandan, değil mi?” der. Hasta cevap verir: “Hayır, bana kötülük yapacak, onu hissediyorum” der. Doktor sorar: Sana hayatta daha önce böyle bir kötülük yapan birisi oldu mu?” Hasta birden bire fark eder: “Çocukluğumda bana cinsel taciz yapan adam buydu” der. Rüyada en önemli tercüme, duyguların ve hislerin tercümesidir. Görüntü aldatıcıdır.

4. Rüyada deformasyon ilkesi

Rüyada açık olarak ortaya konan mesaj engelleyici güçler tarafından sıkıntı olarak hissedilecekse rüyanın o kısmına deformasyon yapılabilir. Deformasyon iki şekilde yapılır: a Objenin belirli bir bölgesinin flûleştirilmesi, b Objenin belirli bir bölgesinin değiştirilmesi. Ödipal çatışması olan bir genç rüyasında orta yaşlı bir hanımla cinsel ilişkiye girdiğinden ve ardından sıkıntı hissettiğinden bahsetmektedir. Hanımın nasıl bir hanım olduğundan bahsetmesi istendiğinde; bu hanımın yüzünün olmadığından, yüzünün görülmediğinden bahsetmektedir. Burada yüz flûleştirilmiştir; çünkü yüz tehlike arz etmektedir. Muhtemelen bu yüz ensest XE “ensest”  özelliği haiz birisini simgelemektedir. Objenin şekil değiştirmesinde belirgin bir kısmı veya özelliği, ilgisiz bir figürle deforme edilir. Vücut birisine benzerken yüz ilgisiz birine benzeyebilir. Bu çok çeşitli boyutlarda ve derecelerde meydana gelebilir.

Bir hastamız, çok sevdiği eşinin ilgisizliğinden yakınmakta, aynı zamanda ona karşı yoğun öfke duymaktadır. Âşık olduğu bir insanın kendisine ilgisiz kalması onu çılgına çevirmekte ve yoğun bir öfke krizine sokmaktadır. Rüyasında eşinin vücudunu görmektedir; ancak eşinin vücudunun üzerinde kayın validesinin başı durmaktadır. Kayın validesi ile de arası pek iyi olmayan bu hanım rüya boyunca kayın validesine hakaretler yağdırmakta ve ona şiddet uygulamaktadır. Bu hastamızın yapılan analizinde bütün öfkesinin eşe karşı yoğunlaştığı fakat rüyanın bu şekilde uygulamaya sokulması halinde sıkıntı derecesinin aşırı artacağı kaygısıyla bu kısmın deforme edildiği görülmüştür. Eşinin başı değiştirilmiş onun yerine kayın validesinin başı getirilmiştir.

5. Rüyada yoğunlaştırma (kondensasyon) ilkesi

Rüyada düşmanlıklar, öfkeler, kızgınlıklar veya yasak cinsel dürtüler, oluşturulan tek bir figür üzerinden deşarj yolu bulabilir. Bir ömür boyu çeşitli nesnelere karşı öfke ve şiddet duyguları içerisinde bulunan dürtüsel yapı, her bir öfke nesnesi için bir rüya senaryosu oluşturamayacaktır. İşte senarist burada devreye girerek bir heykeltıraş gibi çalışma yapar. Diyelim ki şiddet ve öfke duygularımızı deşarj ettirmek istiyoruz: Kime karşı? İki yaşındayken uzandığımız bibloyu alan annemize karşı, dört yaşındayken bizi yatağa almayan babamıza karşı, sekiz yaşındayken bizimle alay eden sınıf arkadaşımıza karşı, on üç yaşındayken bizi döven öğretmenimize karşı, on yedi yaşındayken bizi karakola götüren polis memuruna karşı, yirmi yaşındayken bizi reddeden kız arkadaşımıza karşı ya da yirmi beş yaşındayken patronumuza karşı. Velhasıl tüm öfke objeleri zamandan ve mekândan uzak bir şekilde bir figür üzerinde şekillenir. Ayakkabıları anne, ayakları abla, elbisesi ve pantolonu baba, ceketi polis, duruşu öğrenci, bakışı müdür, gözleri patron, saçları bir başka öfke kaynağını simgeleyen ve her bir öfke nesnesinden belirgin olarak alınmış olan parçaların oluşturduğu yeni bir yapı rüya boyunca bizim öfkemizin boşaldığı birey olabilir. Bu bireye hakaretler yağdırır, yumruklar savurur ve hatta o bireye işkence çektirirken tüm bu bireylerle olan hesaplaşmamızı toptan görmüş ve dürtüler hedefine ulaşmıştır.

6. Rüyanın ekonomiklik ilkesi

Rüyalar bir taşla birkaç kuş vurmayı hedeflerler. Rüyanın her bir figüründe mümkün olduğu kadar az malzeme ile çok yarar elde etmek rüyanın temel amacıdır. Rüyanın ekonomiklik prensibi, bir dürtünün deşarjını hedeflediği gibi o gün yeni öğrendiği nesne ilişkisinin tecrübesini de kazanır. Belki bir ders çalışması tecrübesi görünümünde ego XE “ego” , idealinin oluşturmak istediği bir kimliği aynı senaryoda aktive edebilir. Öfke veya sevgi objelerini bir figür üzerinden tamamlayabilir.

7. Rüyada zoom ilkesi

Rüyanın içeriğinde normal bir akış içinde bireyin dikkati özellikle belirli bir figür, cisim, renk, eşya veya ses üzerine odaklanırsa bu malzemenin önemli bir içeriği bulunduğu hatırlanmalıdır. Dıştan bakıldığında anlamsız gelen bir figür, eşya, ses bir başka olayın linkini veya çağrışımını oluşturmak için kullanılmış olabilir. Rüya esnasında zoom yapılan herhangi bir obje veya fenomen çok önemlidir, dikkatle incelenmelidir.

Hipno-drama çalışmaları esnasında, hastamızın oluşturduğu bir rüyada orman içerisinde bir gezinti yapılmaktaydı. On dört yaşlarındaki bayan hastamız intihar teşebbüsü ve ağır disosiyatif semptomlar ile bize müracaat etmişti. Kişilikte sanki bir bölünme söz konusu idi. Zaman zaman çok iyi, çok çalışkan, çok sevimli bir kız olurken zaman zaman birden bire vahşileşmekte, hırçın, öfkeli ve terbiyesiz bir kız haline dönüşmekteydi. Kolej öğrencisi olan bayan hastamız okul hayatında çok başarılı ve dönem birincisiydi. Ruhsal muayenesinde psikotik herhangi bir şey bulunamamış; disosiyatif bulgular ve kişilik patolojisi tespit edilmiş idi. Tedavi süreci içerisinde uyguladığımız hipno-drama XE “hipno-drama”  çalışmasında hastamızı anlamaya, teşhis koymaya ve tedavi etmeye uğraşıyorduk.

O günkü seansımızda orman içerisinde patika bir yolda, bir bahar günü, şen ve şakrak bir şekilde yürüyüşünü yapıyordu. Şarkılar söylüyor, kuşların sesini dinliyor ve yürüyüşe devam ediyordu. Trans altındaki hastamız tam o sırada, ilerde ağaçların arasında sarı papatyalar olduğunu ve o papatyaları kopartmak istediğini ve buna izin verip vermeyeceğimizi sordu. Şimdiye kadarki süreçte böyle bir izin talebi söz konusu olmamıştı. Hipno-dramaların doğal seyrinde de böyle bir süreç işlemezdi. Hastamız zoom yapmıştı. Belirli bir figüre bizi odaklamıştı. Sarı papatyalar bize verilen bir linkti ve içinde bir şifre barındırıyordu. Ama o anda onun ne anlama geldiğini bilmiyorduk. Papatyaları koparmasına izin verdik. Papatyaları eline alarak yine şen ve şakrak bir şekilde orman içindeki patika yolda yürüyüşüne devam etti. Bir müddet sonra yine durdu ve bize bir soru yöneltti. Patika yol şeffaf bir yapı ile kapatılmıştı. Yola devam edebilmesi için o şeffaf yapının yırtılması gerekiyordu. Şeffaf yapıyı yırtıp yırtmaması için bizden izin istedi. Biz de izin verdik. Burada ikinci bir zoom olayı gerçekleşmişti. Bizim iznimizden sonra kızımız şeffaf yapıyı yırttı ve yapının öte tarafına geçti. Ancak bir anda haykırışlar ve ağlama sesleri yükseldi. Öte tarafa geçmesiyle birlikte ormanın zifiri bir karanlığa büründüğünü, her yerden canavar ulumaları geldiğini ve çok korktuğunu ifade etti. Bir an önce oradan çıkmak istediğini söyledi ve bizden yardım talep etti. Bu esnada ego XE “ego”  destekleyici telkinlerimizle; güçlü olduğunu, orada kalabileceğini ve bir müddet sonra ormanın yine ışığa kavuşacağını ve korkacak hiçbir şey olmadığını telkin ettik. Karanlığın derinliğine baktığında orada bir ışık huzmesi belireceğini ve o ışığa doğru yürümeye devam ederse, ışığın tüm ormanı aydınlatacağını söyledik. Işığa yaklaştıkça ormanın yine aydınlandığını eski normal haline döndüğünü, kızımızın mutluluğunun da tekrar yerine geldiğini tespit ettik.

Ormandaki keşif yolculuğumuza devam ederken hastamız bir göl kenarına geldiğini ve gölde yüzmek istediğini ve bunun için de bizden izin almak istediğini ifade etti. Üçüncü bir zoom olayı ile karşı karşıya idik. Hastamızın yüzmesine izin verdik. Göle atladı, yüzmeye başladı, derinlere daldı, çok keyifli bir süreç yaşadı. Artık sudan çıkmak istediğini söyledi, biz de sudan çıkabileceğini ifade ettik. Daldığı suyun dibinden yavaş yavaş yüzeye doğru yüzmeye başladı. Suyun yüzeyine yaklaştığında, suyun yüzeyinin kalın bir buz tabakasıyla kaplı olduğunu ve yüzeye çıkamadığını ifade etti. Oksijeni bitmiş ve boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Yine büyük bir sıkıntı ve huzursuzluk çökmüştü ve bizden onu kurtarmamız için yardım talep ediyordu. Buzun belirli bir bölgesinin daha ince ve zayıf olduğu telkinini yaparak o alanı kırabileceğini ve suyun yüzeyine çıkabileceğini ifade ettik. Hastamıza verdiğimiz ego XE “ego”  destekleyici telkinlerle hastamız, mücadele edip buzun ince olan bölgesini kırdı ve suyun yüzeyine çıktı. Rahat bir şekilde nefes aldı, o nefesle birlikte tekrardan büyük bir panik ve korku başladı. Suyun yüzeyine çıkıp nefes almıştı ama bir anda orman yine karanlıklara bürünmüştü, vahşi ulumalar her bir taraftan ona tehdit ve korku hissettiriyordu. Yine telkinlerimizle hastayı normal hale getirip uyandırdık.

Yaptığımız yorumlarda hastamızın bekâretle ilgili bir sorunu olduğu, başından bir travma geçtiği, bu travma nedeniyle bir kişilik bölünmesine yöneldiği, disosiyatif bir çoğul kişiliğe doğru eğilim gösterdiği tespit edildi. Daha sonraki gelişmelerde hastamız bu yönlerden incelendiğinde, rahatsızlığı başlamadan önce yazlıklarında komşunun oğlu ile cinsel bir yakınlaşma yaşadığını, bu yakınlaşmadan dolayı bekâretini kaybettiği gibi bir endişeye kapıldığını ve ailesinin, onu kaybettiği için kendisini ağır bir şekilde cezalandıracağı korkusunu içinde taşıdığını belirtti. Bütün sıkıntılar ve hikâye bu olaydan sonra gelişmişti. Sanki içinde ikinci bir kötü kimlik yaratarak onu tescil ettirmeye çalışıyordu: ‘Ben aslında iyi bir kızım, ancak bir takım yanlışlar var ise bu bana ait değil içimdeki kötü kıza aittir’ diye düşünerek bu eylemi kendinden dışlamaya gayret ediyordu. Bunun için de patolojik bir süreci başlatmıştı.

Yapılan tıbbı muayenelerinde bekâretinde hiçbir problem olmadığı, bunun sadece bir kuşkudan ibaret olduğu anlaşıldı. Bu bilgi inandırıcı bir şekilde kendisine anlatıldıktan sonra kimlikte bir entegrasyon terapisine geçilip süreç tamamlanmaya çalışıldı. Rüyayı doğru şekilde yorumlamış, zoomların üzerine odaklanmıştık. Ancak bir numaralı papatya zoomu hala gizemini korumaktaydı. Terapilerimiz esnasındaki konuşmaların birisinde, travma gününü tekrar konuşurken, lakayt bir tarzda o gün üzerinde sarı papatyaların bulunduğu bir elbisesi olduğundan bahsetti. Birinci zoom da yerine ulaşmıştı.

8. Rüyaların rakam, isim ve kelimelere odaklanması

Rüya içeriğinde gözlenen ve odaklanılan sayılar, tarihler, isimler vb. özel önemi haizdir. Bunlar bilgisayar ortamında sıkıştırılmış dosyaların giriş şifreleri gibidir. Üzerine vurgu yapılan bu tarih, rakam veya isimlerin arka planındaki çağrışım zinciri kovalandığında bilinçdışı XE “bilinçdışı”  dürtünün kaynağına ulaşmak mümkündür. Burada sadece gizli içeriğin ipucu ve ayak izleri bırakılmaktadır.

9. Bütününün parçalanması ilkesi

Tehlike arz eden bir nesne bütün olarak algılanır. O bütünün bir şeyi temsil XE “temsil”  ettiği bilinir, ancak o bütünün bir parçası yoktur. Rüyanın bir başka boyutunda, o figürde aynı parça oluştuğu halde o parça yok olmuştur. Sanki bütünün tamamı rüyada şekillendiğinde, suç işlenmiş ve kaygı düzeyi artmış olacaktır. Ancak bütünü oluşturan parça eksik bırakıldığında suçun bütünü oluşmadığından, suçluluk duygusu ve kaygı düzeyi düşük olacaktır.

10. Rüyanın figür değiştirme ilkesi

Rüyada esas veya özü gizlemeye yönelik olarak çeşitli figürler çeşitli figürlerin yerine ikame edilebilir. Bir genç kızı bir büfe ile anlamlandırmak, haset ve kıskanç bir hanımı bir yılanla ifade etmek mümkündür.

11. Simgeleştirme, rüyaların simge kullanma ilkesi

Rüyalar esas içeriği saklamak amacına yönelik olarak esasla fonetik açıdan, kelime benzerliği açısından, anlam açısından, materyal açısından ve kıyas açısından yakınlık arz edebilecek her türlü malzeme ile simgeleşebilir. Simgeleşen materyal rüyanın gizli içeriğini bize anlatır ve ifade eder. Simgelerin incelenmesinde ortak bir takım özellikler vardır:

a- Simgelerin evrensel özellikleri: Her kültürde ve her toplumda ortak anlamlar içerebilecek figürler, insanoğlunun dürtü XE “dür­tü” , duygu ve düşüncelerinin ortak simgeleri olabilmektedir. Bunlar da rüyalarda aynı şekilde ortaya çıkmaktadır. Aydınlığın, ferahlığı; karanlığın, sıkıntıyı; güneşin, bereketi; karanlığın, gizliliği ve korkuyu; toprağın, üretkenliği; yağmurun, vericiliği ve bereketi; suyun, iyiliği ve hoşluğu; yeşilliğin, dinginliği ve muradı simgelemesi gibi evrensel simgeler mevcuttur. Bunlar bütün kültürlerde ortak rüya simge dili olarak kullanılagelmiştir.

b- Kültürlere özgü simge dili: Her kültürün değer yargılarına göre iyiliği, kötülüğü, mutluluğu, cinselliği ve şiddeti simgeleyen öğeler ve figürler vardır. Bir insanın kültürel özelliklerini, yaşadığı toplumsal çevreyi bilmiyorsanız bu bireyin rüyasını doğru bir şekilde yorumlamanız çok zordur. Bir kültürde yaşlı bir kadın iyi bir nesneyi simgelerken bir başka kültürde bir cadıyı simgeleyebilir. Bir kültürde bir yabancıyı misafir etmek insanî hasletler ve misafirperverliği simgelerken bir başka kültürde başkalarından zarar görebilme ihtimalini simgeleyebilir.

c- Bireyin kişisel simgeleri: Evrensel ve kültürel simgeler genel olması, özünde fazla sırlar barındırmaması ve rüyanın özünü saklayabilme kabiliyetinden uzak bulunması nedeniyle her birey kendine has bireysel simgeler geliştirebilmektedir. Bireysel simgeleri ortaya çıkarabilmek çok önemlidir. Bir rüyayı yorumlayabilmenin, bilinçdışı XE “bilinçdışı”  içeriğini açığa çıkarabilmenin ve şifreleri çözebilmenin temel sırrı bireyin simgesel dünyasına girmekle mümkündür. Her insanın da simgesel dünyası farklıdır. Bu nedenle bireyi tanımadan, bireyin iç dünyasını bilmeden, bireyin o zaman dilimindeki sürecini anlamadan bir rüyayı tam manasıyla yorumlamak mümkün değildir. Bu çerçevede bireyin simgesel dünyasını kavrayabilmek için etkilendiği kişiler, kitaplar, kurumlar, filmler, anılar çok yakinen bilinmelidir. Özellikle rüya görüldüğü esnada etkisi altında olduğuna inanılan olaylar, filmler, kahramanlar, kitaplar çok iyi değerlendirilmelidir. Bunların içerisinden alınacak materyaller rüyada bir simge ile dile gelerek kişinin iç dünyasındaki istek ve talepleri belirleyebilir.

12. Rüyaların ardıcıllığı ilkesi

Rüyalarda esas materyal bir simge aracılığıyla, bir çağrışımla veya bir olguyla verilebilir. Burada bir dürtünün bir kerede hedefi bulmasından ve deşarj olmasından söz edilir. Bazı ego XE “ego”  idealleri bir rüya fragmanına sığmayacak kadar detaylı ve uzun ilişkiler barındırabilir. Bu durumda bir dizi filmi seyreder gibi ardıcıl bir şekilde rüyaların peş peşe, bölüm bölüm senaryolaştırıldığı görülür. Narsist kişilik örgütlenmesine sahip olan bir birey ülkeyi kurtarma misyonuna soyunabilir. Bu misyonu gerçekleştirmek için de tarihsel süreç içinde büyük insanlardan birisiyle (Gandhi, Churchill, Mustafa Kemal Atatürk vb.) gizli bir özdeşim yaparak onun yaşantısını tekrardan yeni mekânlarda, yeni zaman dilimlerinde, yeni figüranlarla hayata veya rüyaya sokabilir. Bu durumda rüyayı kavrayabilmek için birçok rüyayı takip etmek, parçaları bir araya getirmek ve senaryonun bütününü görmek gerekebilir.

13. Rüyaların bir figür üzerinden izlenmesi ilkesi

Bireyler ruhsal sıkıntılarını, değişimlerini ve gelişimlerini simgesel olarak bir figür üzerinden uzun vadeli bir şekilde anlatabilirler. Hastalarımızda rüya işleyiş mekanizmasının çoğunlukla bu periyotta oluştuğunu gözlemlemekteyiz. Özellikle kişilik analizi yapıp kişilik değişimini hedeflediğimiz hastalarımızda tek bir figür üzerinden bir gelişme ve değişme, ısrarlı bir şekilde rüyalara aksetmektedir. Bu figürler:

a- Ayakla ilintili olabilmektedir: Ayağa giyilen bir ayakkabı, bir alet, kişilikle ilintilenmektedir. Ayakkabının dar ya da geniş gelmesi; ayakkabının çalınması, kaybolması, bir tekiyle diğer tekinin farklılık arz etmesi, hep kişiliğin değişim sürecini simgeleyen bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişi ayakkabılarını giyerek yola çıktığında ayaklarının çıplak olduğunu fark edebilmektedir veya ayakkabılarının değiştiğini görmektedir. Kişi belirli bir hedefe doğru yönelmekte, o hedefe ulaşabilmek için hep ayakkabısıyla ilgilenmektedir. Bu durum tedavi sürecinin bir indikatörü olarak takip edilmektedir. Kaybolan, değişen, dayanıklılığı az olan ayakkabılar yerine ayağına tam oturan, rahatlıkla yürümesini temin eden ve hedefe kadar onu götürebileceğinden emin olunan ayakkabı rüyaları görülmeye başlandığında süreç tamamlanmaktadır.

b- Otomobil veya araç rüyaları.
Kimliği ve kişilikleri en çok simgeleyen simgelerden birisi de araba rüyalarıdır. Terapi süreçlerinde hastalarımız özellikle arabayla ilintili rüyaları ardıcıl bir şekilde sıkça önümüze getirmektedir. Bu rüyaların niteliğine göre hastamızın, terapinin hangi sürecinde olduğunu tespit etmek kolaylıkla mümkün olabilmektedir. Bu araçlar basit bir bisikletten otomobile, otobüsten kamyona, sandaldan gemiye, helikopterden uçağa kadar bir değişiklik arz edebilmektedir. Burada hep binilen bir araç ve gidilmek istenen bir hedef vardır.

Terapi süreçlerinde kişilik değişimi ile ilgili tedavi uygulanırken, rüyaların üç ana bölümde geldiği gözlemlenmiştir: Tedavinin başlangıcı, ortası ve sonu. Tedavinin başlangıcında bir araca binilmekte, bir hedefe yönlenilmektedir. Bu bir bisiklet, bir otomobil, bir kamyon veya uçak olabilir. İlginçtir ki bu araçlar kullanılırken, aracı kullanan şoför bireyin kendisi değildir. Aracın kendisine ait olduğunu, kendisinin kullanması gerektiğini, ancak aracın bir başkası tarafından kullanıldığını ifade ederler. Aracı kullanan kişi çoğu zaman flû görülmekte veya hiç görülmemekte ve direksiyon boş durmaktadır. Birey ya şoförün yanında ya da arka tarafta oturmaktadır. Bu tip rüyalarda hastalarımız şaşkınlıklarını dile getirmektedir. Yapılan incelemelerde görülmüştür ki bu dönemlerde aracın emanet edildiği kişi genellikle tedaviyi yürüten hekim olmaktadır. Bu da hekime olan güven derecesinin yüksekliğini gösteren bir göstergedir. Henüz hekime güven yok ise aracı kendi götürmeye çalışmakta, ancak araç yerinden hareket etmemektedir. Orta seviyedeki terapi sürecinde hasta aracı kullanmakta fakat araç belirli bir istikamette, belirli bir hedefe doğru giderken ya kontrolden çıkmakta ya direksiyon elde kalmakta ya da gaz veya fren pedalları çalışmamakta veya bir şarampole yuvarlanmakta, en iyi durumlarda da yolun ortasında aracın benzini bitmektedir. Bu dönem çeşitli kazaların yaşandığı, arabanın kaportasının veya motorunun hasar gördüğü ve tadilat-tamirat işleriyle uğraşıldığı bir süreç olarak gözlemlenmektedir.

Tedavinin son aşamasında ise rüya içerikleri değişmekte, araçlar kaliteli, kaportası ve motoru sağlam, hedefe emniyetle gidebilen araçlar haline dönüşebilmektedir. Araç rüyalarında özellikle aile reisi ve sorumluluk mevkiinde bulunan hastalarımızla yaptığımız çalışmalarda minibüs ve otobüs gibi araçların devreye girdiğini, eş ve çocukların ve bakmakla yükümlü olduğu bireylerin ise yolcu olarak taşındığı gözlemlenmektedir. Aynı sıkıntılı süreçler bu araçlar için de devam etmektedir. Rüyaların ekonomikliği prensibi perspektifinde, rüyalarda seçilen araçlar bazen gemi, bazen savaş uçağı olabilmektedir. Bu durumda da kişi kimlik değişimiyle uğraşırken ego XE “ego”  idealinin arzu XE “arzu”  ve isteklerini de yerine getirerek dürtülerini deşarj edebilmektedir. Hatta bir rüyada savaş pilotu olarak uçan bir hastamız, sevdiği kızın köyünün üzerinden geçerek iki kavağı biçmiş, ardından paraşütle atlayarak canını zor kurtarmıştı. Bu rüyada hem kimliğin durumu belirlenmekte, hem ego ideali gerçekleşmekte, hem de sevgilisinin köyüne paraşütle inerek sevgilisine ulaşılmakta idi.

14. Rüyaların zaman dışılığı ilkesi

Rüyalarda, geçmişte yaşanmış bir acı ve travma yeni bir senaryoyla değiştirilerek veya ortadan kaldırılarak farklı sonuçlara ulaşılabilir. Bugün yaşanmış bir gerçek, sıkıntı veriyorsa bu gerçek rüyalarda farklı şekillerde canlandırılarak bireyin rahatlaması sağlanabilir ve gelecekte olması istenen beklentisel bir durum, beklemeye gerek kalmadan rüyalar yoluyla o gün realize edilebilir. Her üç durumda da ego XE “ego”  rahatlamakta ve dürtüler hedefine ulaşmaktadır.

15. Rüyaların sindirme ilkesi

Midemiz, gıdaları sindirmek için gıdaları tekrar tekrar döndürmek zorundadır. Hayvanlarda bu, daha da öteye giderek geviş getirme sistemini oluşturmuştur. Bir travmanın hafifletilebilmesi için o travmanın tekrar tekrar canlandırılması ve dile getirilmesi gerekmektedir. Özellikle post-travmatik stres XE “stres”  bozukluğunda gördüğümüz klinik tabloda bireyler, yaşadıkları travmayı ne kadar çok anlatır ve paylaşırlarsa o derece sindirir ve patolojik bir hastalığa neden olmadan atlatabilirler. Bu manada yaşanmış travmaların hafifletilebilmesi için zihinde bunların mükerreren yaşantılandırılması ve sindirime tabi tutulması gerekir. Rüyalar bu fonksiyonu görerek kişiyi tedavi ederler.

Aynı şekilde korkuların ve olabilecek felaketlerin önünü alabilmek ve kişinin egosunu ona hazırlayabilmek için ön egzersizler amacıyla rüya hazırlanır. Böyle bir durumda sınava girecek delikanlı, sınavdan kalma riskini hazmedebilmek ve egosunu buna hazırlayabilmek için sınavdan kaldığı rüyalarını görür veyahut da çok sevdiği bir nesnesini (baba, çocuk, eş vb.) kaybedebilme riski karşısında hazırlıksız kalmak istemeyen ego XE “ego” , böyle bir kayba hazırlanabilmek için bunların öldüğünü rüyalarında tekraren yaşar. Bir servetin, bir uzvun kaybı, hatta şampiyon olmasını dilediği takımın şampiyon olamamasını görme, bir sindirme ve hazırlanma olayıdır. Bazı sindirme rüyalarında aşırı obsesif XE “obsesif”  bir kişilik örüntüsünün olayı abarttığı, doğal bir mekanizmadan patolojik bir mekanizmaya dönüştürdüğü gözlemlenmektedir. Buradaki problem, rüyanın savunma düzeneği ile ilgili değil kişinin kişilik örüntüsünün patolojisiyle ilgilidir.

Yukarıdaki sansür mekanizmaları, genellikle rüya senaryosu oluşturulurken baştan hesaplanır ve planlanır; hazırlanmış olan senaryo uygulamaya konulur. Muhtemelen rüya uygulamaya girdikten sonra veya uygulamanın tam ortasında tehlikeli olabilecek durumlarda, rüya senaryosunu fazla değiştirmeden yukarıdaki sansür mekanizmalarından bir kısmı kullanılarak tehlike bertaraf edilmeye çalışılır. Rol verilmesinde başlangıçta tehlike bulunmayan bir aktör, son anda veya rüya uygulamaya alındıktan sonra tehlike arz edecek olursa; aktörü tanınmaz hale getirmek için üzerinde deformasyon mekanizmaları uygulanır. Bu şekilde aktör yazılan senaryoda görevini ifa ederken, her şeye rağmen yine aktörün kimliği açığa çıkma tehlikesi oluşmuş ise veya hissedilirse, o anda aktörün görüntüsü tamamen devre dışı bırakılabilir.

Beynin Ruhsal Bileşenleri

Beynin Ruhsal bileşenleri
1. Algılama
Beynin normal çalışabilmesi için en temelde bulunması gereken yapı algılamanın doğru ve düzenli olmasıdır. Algılama nedir? Algılama, beynin dışındaki dünyanın, reseptörler vasıtasıyla beyne aksettirilmesidir. Beynimizi kapalı bir kutu olarak düşünürsek bu kapalı kutuda dışarıya bakabileceğimiz beş pencere bulunmaktadır. Bu pencereler dışarının ne olduğu ile ilgili olarak içeriye bilgi vermektedir. Pencereden birisi ışık ve renkleri tarayan göz penceresidir. Bu pencereden dış dünyanın görsel imajı hakkında bilgi edinebiliriz. Bu bilgi sınırlı bir bilgidir. Görme organımız olan göz belirli spektrumdaki ışıkların yansıması ile ilgili olarak bir algılama yapabilir. Belirli bir değer düzeyinde olan ışığı görebilir. Bu sınırlılıkların ötesinde algı yapması mümkün değildir. Bu nedenle dış dünya görebildiğimiz oranda vardır. Göremediğimiz oranda ise zihnen yoktur. Görmediğimiz yıldız yok kabul edilir. Görmediğimiz mikro-organizma XE “mikro-organizma”  değerlendirmeye alınmaz. Bunları algılayabilmek için ek görme araçlarına ihtiyaç duyarız. Görme siniri ve göz normal çalışıyorsa görme algısında hiçbir problem olmaz. Bilgi direkt olarak beyne ulaşır. Pencerelerin ikincisi sesleri algılayan kulak penceresidir. Bu pencereden dış dünyadaki belirli frekans ve amplitüd değerlerine sahip sesler algılanmaktadır. Dışardan gelen sesler tasnif edilmekte belirli elektriksel stimuluslar halinde beyne ulaşmaktadır.

İşitme organı olan kulak nasıl çalışmaktadır? Havada toz zerrecikleri bulunmaktadır. Hava, uzay boşluğu gibi değildir. Bir ses üretildiğinde aslında bu ses havada bir titreşim yaratmakta bu titreşim dalgalar halinde insan orta kulağındaki orta kulak zarına çarpmaktadır. Bu ses dalgaları orta kulağı hareket ettirmekte ve orta kulak zarı mekanik olarak titreşmektedir. Hemen orta kulağın arkasına yapışmış bir şekilde duran örs, üzengi ve çekiç ismini verdiğimiz vücudun en küçük üç kemiği bu titreşimleri algılamaktadır. Aynı şekilde kulak zarıyla beraber titreşimleri birbirine aktaran bu kemikler en son olarak iç kulaktaki tüycüklere bu titreşimi intikal ettirmektedirler. İç kulaktaki tüycüklerin bu titreşimin frekansı ve amplitüdüne göre belirli oranda titreşmesi, işitme sinirinde elektriksel bir potansiyele neden olmaktadır. Kodlanmış bu elektriksel uyarı işitme merkezine ulaştırılmakta oradan da beyin ilgili merkezlerine gönderilmektedir. Bu normalde anlamsız bir ses ve anlamsız bir elektriksel uyarı zincirinden başka bir şey değildir. Bu anlamsız elektriksel uyarı zincirini insanoğlu konuşma yeteneği sayesinde anlamlandırmış, ses dalgalarından anlamlar üretmiş ve iletişimin ana yoluna ulaşmıştır. İşitme kavramasının oluşabilmesi için işitme sinirinin normal çalışması gerekir. Belirli frekans eşiğinin altında ve üstündeki sesleri insan kulağı algılayamamaktadır. Bu manada algılayamadığı sesler yoktur. O sesleri algılayabilmek için çok özel ek düzeneklere ihtiyaç duyulmaktadır.

Pencerelerin üçüncüsü koku penceresidir. Burundaki koku reseptörleri vasıtasıyla algılanan ortamdaki kimyasal uyarıcılar kodlanarak elektriksel stimulus XE “stimulus”  (uyaranlar) halinde beynin koku merkezine gönderilir. Bu merkezden de ilgili beyin birimlerine bilgi dağıtılır. Dış dünyanın tamamıyla kavranabilmesi için kokusal özellikleri diğer pencerelerden gelen bilgiler ile birlikte kodlanarak anlamlandırılır. Eğer sistemde bir bozukluk var ve biyolojik yapı normal çalışmıyor, gelen bilgiyi algılayamıyor, çarpıtıyor, eksiltiyor veya artırıyorsa bilgi işleme yanlış yapılmaktadır. Buna bağlı olarak da kavrama eksik veya yanlış oluşacaktır.

Pencerelerden dördüncüsü tad penceresidir. Dış dünyadaki nesnelerin tadının nasıl olduğunu algılayabilmek için nesnelerin ağız içinde bulunan dilin üzerinde dokunarak bir iletişim içine girmesi gerekir. Bebeklik dönemimizde her şeyi ağızla kavramaya çalışan ruhsal yapımız, ağzı sadece gıda maddelerinin niteliğini algılamak için kullanmaya başlayacaktır. Bu şekilde dış nesneler yeni bir alandan daha kavranmaya çalışılarak bunlara belirli anlamlar yüklenecektir. Dil üzerinde bulunan ve her biri ayrı tad özelliklerini kavrama yeteneğine sahip olan tad reseptörleri normal çalışıyorsa tad kavraması normal olacaktır.

Pencerelerden beşincisi dokunma, vibrasyon, basınç ve titreşim penceresidir. İnsan vücudunu tepeden tırnağa sarmalamış olan bir elbisesi vardır. İğne ucu kadar bile hiçbir yeri açıkta bırakmamaktadır. Bu organın adı deridir. Derimizin her milimetresinde omuriliğimizden çıkan ince sinir tellerinin sonlandığı milyarlarca alıcı reseptörler mevcuttur. Vücudumuzun her tarafını dolduran bu milyarlarca sinir ucu, vücudumuzla dış dünya arasında temel bağlantıyı sağlayan ana bağlantı noktalarıdır. Bunlar dış dünyadan bizi haberdar eder. Elimizin ve ayağımızın yerini, vücudumuzun nerede olduğunu, dış dünyanın soğuk mu sıcak mı olduğunu, basıncın şiddetini ve derecesini, gerilim ve vibrasyonun olup olmadığını ve uyaranların ağrı yaratıp yaratmadığını derimizin üzerindeki sinir uçlarından öğreniriz. Bizi bir bütün olarak tutan, varlığımızı kuşatan ve bu manada dış dünyadaki nesnelerden ayırdımızı sağlayan esas organımız derimizdir. Derimiz kimliğin ve kişiliğin oluşmasında sınırlarımızın belirlenmesinde nesne ile ilişkilerin belirlenmesinde hayati önemi haiz organımızdır.

Bu beş pencerenin yanında iç organlarımızdan her an bize bilgi taşıyan diğer sinir yolları da mevcuttur. Beyne bilgi getiren tüm sinir yollarını sağlıklı ve normal bir durumda beyne gelen bu bilgileri değerlendirecektir. İşte bu noktada algılama dediğimiz olay gerçekleşecektir. Algı organları vasıtasıyla beyne ulaşan bilgilerin beyin tarafından orijinaline uygun bir şekilde algılanmasına normal algılama diyoruz. Birçok rahatsızlıkta bu algılama bozulmaktadır. Dış dünyanın geçerli reel bilgisinin beyne ulaşımında beyinde yorumlanmasında ve değerlendirilmesinde bir takım problemler ve hastalıklar söz konusu olursa algılama bozuk, çarpık veya hatalı olacaktır.

2. Düşünce
İnsanı hayvandan ayıran en temel özelliği düşünebilmiş olmasıdır. İnsanın var olduğunun temel kanıtının da düşünebilmesi olduğu iddia edilir. Bir insan düşünüyorsa o halde gerçekten vardır. Varlığı sanal bir kurgudan ibaret değildir. Düşünme beynin en üst entelektüel fonksiyonudur. Düşünme insana has bir özelliktir. Düşünebilmek için beynin ilgili kompartmanlarının sağlıklı ve normal çalışması gerekir. Eskilerin tefekkür veya fikir yürütme olarak isimlendirdiği düşünce olaylar arasında bağlantı kurabilme, kıyas yoluyla sonuç çıkarabilme yetisidir. Ruhsal sağlığı yerinde olan veya olmayan her birey düşünebilir. Sadece belirli ruhsal hastalıklarda düşünce tamamen dumura uğramış olabilir. Sağlıklı bir ruhsal yapı, algılamalarının normal olmasıyla düşünceyi sağlıklı bir zeminde sürdürebilir. Eğer algılama bozuk ise düşünce de ona bağlı olarak otomatik şekilde bozulacaktır. Düşüncenin normal olabilmesi için ön şart, bireyin algılamasının normal olmasıdır. Bir insan beş duyusu vasıtasıyla dış dünyadan aldığı malumatı beynine sağlıklı bir şekilde ulaştırabiliyorsa düşünce bu malzeme üzerinde çalışacaktır. Düşünce fonksiyonu normal olarak çalışıyorsa algılanan materyalin yorumlanması da sağlıklı şekilde olacaktır. Beynin bu fonksiyonu bozuk çalışıyorsa algılanan materyal düşünce vasıtasıyla çarpıtılacak hatalı sonuçlara ulaşılacaktır. Düşüncenin yavaşlığından ve süratinden bahsedebiliriz. Bu beynin biyolojik bir fonksiyonudur. Bazı hastalıklarda düşüncenin sürati yavaşlar (depresyonda olduğu gibi). Bazı hastalıklarda ise düşünce süratlenir (mani de olduğu gibi).

Düşüncenin niceliği ve niteliğinin sağlıklı olması gerekir. Bu bağlamda düşüncede nicelik ve nitelik açısından bozukluklar ortaya çıkabilir. Birçok psikotik hastalıkta düşünce aşırı derecede bozulmuştur. Bu bozulmanın bir kısmı algılamanın çarpıklaşmasıyla ilintili olduğu gibi bir kısmı da düşünce fonksiyonunun bizatihi kendisinin bozulmasıyla ilintilidir. Düşünce mantıkla birlikte yürür. Mantık medeniyetin oluşabilmesi için sebep-sonuç ilişkilerinin bir matematiksel kurgudan ibaret olduğunu gösteren anlayıştır. Düşüncenin sağlıklı olup olmadığına karar vermek için bunun mantıklı olup olmadığı açısından değerlendirme yapılır. Bireyin iddiaları mantığa uygunsa düşüncenin normal çalıştığından, mantığa uygun değilse anormal çalıştığından bahsedilebilir. Ancak bazı düşünceler vardır ki mantıksal olarak olabilirliği mümkündür. Ama bu düşünceler düşünce bozukluğunun ürünüdür. Bireyin yersiz yere eşinin kendini aldattığı iddiasında veya çevresindeki insanların kendisine zarar vereceği ili ilgili kuşkularını dile getirdiğinde olduğu gibi. Bir de öyle düşünceler vardır ki bunların mantıkla ölçülebilmesi mümkün değildir. Tamamen absürddür. Tanrılık ya da şeytanlık iddiası, karıncaların CIA’nin ajanı olduğu iddiası gibi. Düşünce algılanan materyalin bir düzen içinde, tertipli bir şekilde düzenlenip fikir yürütülmesi süreçleridir. Düşünce bozukluklarında ise çok çeşitli şekillerde bu tertibin bozulduğu, birlikteliğin oluşturulamadığı ve sürecin sürdürülemediği gözlemlenir. Bu ağır klinik tablolarda karşılaştığımız bir durumdur. Hafif klinik tablolarda ise düşünce bilişsel çarpıtmalara alet edilir. Bilinçli veya bilinç dışı bir takım süreçlerle birey kazanç elde edebilmek için düşüncesinin işlemesini çarpık bir şekilde sürdürebilir. Burada nevrotik bir düzey sözkonusudur.

3. İrade
Bebeklik döneminde bir yaşından sonra bir eylemi oluştururken bu eylemi yapmak veya yapmamak fiiliyle karşı karşıya kalmaktayız. O andan itibaren bir eylemi yapmaya ya da yapmamaya karar veren bir merci bulunmaktadır. İçimizdeki bu merci ilk ilkel irade çekirdeğimizdir. İrade bir şeyi yapmak ve yapmamak perspektifinde karar verebilme yetisidir. Bir şeyi yapmak veya yapmamanın ötesinde birçok alternatifler arasından bir şeyi tercih edebilme yetisidir. Bu yeti ilk olgunlaşmasını iki-üç yaşlarında ortaya koyar ki bu dönemde iradenin gerçek mahiyette teşekkül ettiğini iddia edemeyiz. Ancak iradenin kullanılabilir bir fonksiyon (işlem) olduğu ve kullanılabildiği birey tarafından bu dönemde algılanır veya fark edilir. Ergenlikte ise irade yetisi çok daha özgürce çok daha güçlü bir şekilde, bireysel varoluşumuzun ayrı kimliğinin oluşmasının temel bir aracıdır. Kişi irade sayesinde karara varabildiğini ve aldığı kararı uygulayabildiğini ve yönelebildiğini fark eder. Bu manada istediği eylemin yaratıcısı ya da uygulayıcısı odur. Kimse ona müdahale edemez, o artık geleceğini kendisi belirleyen, kendi kaderini oluşturan ayrı bir bireydir. İrade yetimizi ortadan kaldırdığımızda hemen hemen hiçbir özelliğimizi kullanamayız.

İrade, alternatifler arasında tercihler yapabilme ve o tercihleri uygulayabilme yetisidir. Bu yeti eğitimle güçlendirilebildiği gibi tamamen bastırılarak ortadan da kaldırılabilir. Tercih edebilme ve yönelebilme yetisi olan iradeyi güçlendirdiğimizde ve buna azim ve kararlılık duyguları eklendiğinde çok güçlü bir kimliğin temelleri atılmış olur. İrade bu bağlamda bireyin ego XE “ego”  gücünün onaylamadığı içsel dürtülere karşı da durabilme yetisidir. İçsel dürtülerin onu yönetmesine izin vermeyen ve dürtüler üzerinde hâkimiyet kurabilen yapı irade gücüdür. Onayladığı ve izin verdiği dürtüler hayata geçirilirken karşı geldiği dürtüler aktifleşme imkânı bulamaz. Bu manada iradesi zayıf olan bireyler dürtü XE “dür­tü”  kontrolü zayıf olan bireylerdir. Dürtüler her zaman var olacağından bunların hangilerinin etkin kılınacağına ya da durdurulacağına karar veren yeti irade gücüdür. Bir takım ruhsal hastalıklarda bazen irade hiç kullanılamadığı gibi bazen de belirli eşik değerlerde kontrol yetisine sahip olabilmektedir.

4. Dikkat ve Konsantrasyon
Dikkat ve konstanrasyon beynimizin fonksiyonel özelliklerinden birisidir. Sağlıklı algılayabilmek, kavrayabilmek düşünebilmek ve irade edebilmek için beynimizin dikkat ve konsantrasyon XE “konsantrasyon”  yeteneğinin bulunması gerekir. Biyolojik bir takım bozukluklarda bu yeteneği kullanmak mümkün olamamaktadır. Ruhsal sıkıntılar aynı şekilde dikkat ve konsantrasyon yeteneğini bozarlar. Dikkat, iradenin isteği ile düşüncenin ve kavramanın belirli bir hedefte odaklanma ve o hedefte durabilme yetisidir. Dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu olan bireylerde bu yeti çalışmamaktadır. Bu bozukluk bazen biyolojik kaynaklı olabildiği gibi bazı durumlarda da sonradan ortaya çıkabilir. Bu durum kalıcı veya geçici olabilmektedir. Kullanılan bir ilaç veya uyuşturucun etkisiyle geçi olarak bir dikkat ve konsantrasyon bozukluğu meydana gelebildiği gibi ağır major depresyonda veya manik-atakta dikkat ve konsantrasyon bozukluğu bir süre devam eder. Alkol komasına uğramış bir bireyde veya Alzahimer hastalığında dikkat ve konsantrasyon bozukluğu kalıcı olarak devam edebilir.

5. Duygulanım
Duygulanım yaşanan her zaman diliminin kodlanmış ikinci bir dilidir. Konuşma, bilgilendirme ve düşünce o zaman dilimindeki yaşanan hadiseleri anlamlandırma çabalarıdır. Bunlar algılama ve kavramayla meydana getirilir. Ancak yaşanan her hadisenin hemen yanı başında o hadiseye eşlik eden duygusal bir ton vardır. Bireyin duygulanımının temeli biyolojik bir yapıya dayanır. Duygulanımla ilgili beyin bölgeleri ve sinirsel iletişim normal çalışıyorsa algılamaya ve düşünceye uygun duygulanım paketleri sürece eşlik eder. Yani mutlu olunması gereken durum ve şartlarda mutluluk, hüzün duyulması gereken şartlarda hüzün hissedilir. Bu manada birçok insani duygulanım şekli vardır. Mutluluk, hüzün, zevk, acı, keder, öfke, kızgınlık, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, iç daralması, kaygı, endişe, huzursuzluk, dingilik doygunluk, tatmin, haz, hayal kırıklığı ümitsizlik umut, vs. şeklinde birçok duygulanım şeklinden bahsedilebilir. Psikiyatrik uygulamalarda daha ziyade depresyon XE “depresyon”  ile mani arasındaki keder ve sevinç spektrumu anlaşılır. Gerçek manada duygulanım ise yukarıda bahsetmiş olduğumuz tüm insan yapılarını içine alan yapıdır. Her bir duygunun duygusal spektrumundan bahsetmek mümkündür. Acının, zevkin, korkunun ve endişenin her bir olayda bir şiddet derecesi sözkonusudur. Uygun olaylara uygun duygulanım kodları eşlik ediyor ise bu sağlıklı bir kimliğin işaretidir. Bazı klinik tablolarda sürece eşlik etmeyen duygulanım bozuklukları sözkonusu olmaktadır. Manik-depresif XE “Manik-depresif”  psikozda bunu görmek mümkündür. Pseudo bulber paralizinde sürece uygun olmayan gülme ve ağlama kirizlerini tespit etmek mümkündür. Bunun haricinde bir takım ruhsal bozukluklarda çok ciddi duygulanım bozuklukları ortaya çıkabilmektedir.

6. Davranış
Davranış beyin tarafından algılanan bilginin cevabını yansıtan bir görüntüdür. Beynimiz kendisine gelen bilgileri değerlendirmekte, yorumlamakta ve bir cevap oluşturmaktadır. Bu cevap kaslarımıza ulaşarak davranış dediğimiz örüntüyü meydana getirmektedir. Dıştan gözlemlenen her türlü hal ve hareketimiz davranış olarak isimlendirilir. Sürece uygun sergilenen davranışlar sağlıklı bir yapının işaretidir. Yani uygun düşünceye ve uygun duygulanıma uygun davranışlarla eşlik edebilmek sağlıklı bir beynin bulunduğunu bize göstermektedir. Bazı organik veya ruhsal kökenli beyin rahatsızlıklarında davranış bozukluklarını görmek mümkündür. Düşüncenin ve duygulanımın içeriğine uygun olmayan davranış kalıpları bireyde ciddi hastalıkların olabileceğine işaret edebilir. Bu durumda ruhsal yapının bütüncül olarak değerlendirilebilmesi için bahsi geçen tüm bu fonksiyonların birlikte ahenkli ve bir hedefe doğru çalışır olması gerekir. Davranışlarımız böyle bir bütünün ahenkli bir parçasını oluşturuyorsa bir problem sözkonusu değildir. Bu bağlamda düşünce, duygulanım ve davranış arasında yakın bir işbirliği ve birbirini etkileme potansiyeli sözkonusudur.

7. Dürtü
Dürtü, bireysel varoluşumuzun sürdürülebilmesi için yaratılışımıza uygun olarak arzulara verdiğimiz isimlerdir. Dürtüler temelde hayatta varlığımızı sürdürebilmek için gerekli ana elemanlardır. Bunların sayesinde hayat anlam kazanmakta arzu XE “arzu”  ve istek dolu hayatı sürükleme ve devam ettirme hissiyle dolmaktayız. Dürtü bir yaşam enejisidir. Dürtülerin özüne indiğimizde iki ana temel dürtüden bahsetmek mümkündür. Bunlardan birincisi her türlü yaşamsal faaliyetimizi sürdürdüğümüz yaşam enejisi kaynaklı üretken dürtülerimiz; yemek, içmek, çalışmak, düşünmek, cinsellik vs. gibi. İkinci ana bölümde ise saldırganlık dürtüleri söz­ko­nusudur. Özellikle birincil dürtülerin ketlendiği, engellendiği veya hedefe ulaşamadığı durumlarda bu ikinci tür dürtü XE “dür­tü”  aktive olmaktadır. Engeli ortadan kaldırmak, yok etmek, tahrip etmek veya öldürmek bu dürtünün temel amacıdır. Dürtü içten gelen temel bir arzu ve istektir. Bu manada her dürtünün bir hedef nesnesi vardır. Dürtünün amacı hedef nesneye ulaşmaktır. Dürtü hedef nesneye ulaşabilme arzusuyla dolu bir enerji yüklenir, bu enerji kişinin o dürtüyü hedefine ulaştırabilme arzusuyla sürdürülür. Hedef nesnesine yaklaştıkça dürtü XE “dür­tü”  bu süreçte keyif alır, mutlu olur. Hedef nesneyi yakaladığında ve bir anahtar kilit gibi onunla iç içe geçtiğinde dürtünün hazzı doruk noktasına ulaşır ve üzerindeki yükü boşaltır. Bu keyifli bir yolculuktur. Ancak dürtü XE “dür­tü”  hedefine ulaşamazsa ve dürtünün hedefine ulaşma ihtimali zayıflarsa ya da dürtü XE “dür­tü”  hedefe doğru giderken engellenirse bu haz dolu süreç yerini gerilim dolu bir hale bırakır. Artık dürtü XE “dür­tü”  gerilimle yüklenmiştir. Bu gerilim birçok dürtüde oluşur ise bireyi patlama noktasına götürebilir. Birey bebeklik döneminde bu temel dürtülerini tatmin etmeye çalışır. Ancak sosyal bir varlık olabilmesi için dürtülerini kontrol etmeyi, toplumun uygun gördüğü yer ve zamanlarda deşarj etmeyi öğrenmesi gerekir. Bunu yapabilmesi için de beyinin değir fonksiyonların sağlıklı çalışması gerekir. Beynin diğer alanları veya ego XE “ego”  fonksiyonları sağlıklı çalışmıyor ise dürtü XE “dür­tü”  kontrolsüz bir şekilde hedef nesneye doğru yönelebilir. Bu da bireye toplumsal uyumunda çok ciddi sorunlar oluşturabilir. Dürtü kontrol bozuklukları psikiyatrinin temel ilgi alanıdır. Cinsel işlev bozukluklarında kliptomani de patolojik kumar alışkanlıklarında ve borderline XE “borderline”  kişilik örgütlenmelerinde dürtü XE “dür­tü”  kontrol bozukluğu tedavisi için uğraşılan en temel konudur.

8. Zekâ
Zekâ, entelektüel olaylar arasındaki bağlantıları kurma süratine verilen isimdir. Kurgulanmış mantıksal yapıda, birbirleriyle bağlantılı olabilecek mantıksal süreçleri kısa sürede kurabilme yetisi olarak da adlandırılır. Diğer ruhsal bileşenlerin normal çalıştığı bir bireyde bu bağlantı kurma sürati yüksekse zekâ seviyesinin yüksekliğinden bahsedilir. Süratli bağlantı kurma yetisi temelde biyolojik bir yapıya dayanır. Düşüncenin, kavramanın dikkat ve konsantrasyonun bir ekip ruhuyla çalıştığı süratli intikal edebilme yetisi entelektüel zekâ olarak isimlendirilir. Son dönemlerde insanoğlunun tek bir zekâ çeşidine değil birçok zekâ çeşidine sahip olduğu fark edilmiştir. Özellikle matematiksel beynin iş gördüğü toplumsal hayatımızda matematiksel bağlantı seviyesi ve derecesi zekâyla eş değerde kabul edilmiştir. Ancak görülmüştür ki matematiksel zekânın yanında ondan daha kıymetli ve değerli olan zekâ türleri de mevcuttur. Klinik çalışmalarımızda bunu çok daha net görmek mümkün olmuştur. Özellikle duygusal zekâ, karşıdaki insanların hissiyatlarını sözlü iletim olmadan algılayıp anlayabilme yetisini ifade etmektedir. Bunun yanında sosyal zekâ, uzamsal zekâ ve sanatsal zekâ gibi diğer zekâ türlerinden bahsetmek de mümkündür. Bazı organik ve ruhsal hastalıklarda zekâ seviyesi düşük olmakta ve böyle bir başlangıçla hayata başlayan bir birey kimliğini ve kişiliğini oluşturmakta çok geri planlarda kalmaktadır. Böyle bir yapı hayvanlardan bir adım önde insanlardan da bir adım geride bir yaşantıyı ve farkındalığı simgelemektedir. Üstün zekâ düzeyindeki bireylerde ise zekâ sürati çok yüksek ve kavrama kapasiteleri olağanüstüdür. Bu durum onlarda zaman zaman avantaj olabildiği gibi çoğu zaman dezavantaja dönüşmektedir. Birinci etapta zekâlarına güvenen bu bireyler tembel kalmakta, irade etmek, çalışmak, azmetmek, kararlı olmak, uzun süreli eyleme yönelmek gibi yetilerini geliştirememektedirler. Bunları başarabilen zeki bireyler ise toplumsal uyumda diğer insanlardan zekice yankılar alamadıklarından dolayı derin bir yalnızlık çekmektedirler.

9. Konuşma
Düşünmenin yanında insanı insan yapan temel özellik konuşabilmesidir. Konuşma insanoğlunun, genetik evriminin en son aşamasında ulaştığı muhteşem bir işlevsel etkinliktir. Eşyanın ve düşüncenin sesle kodlanması, bu sayede insanlar arası iletişimi mümkün kılmaktadır. Konuşma sayesinde hayvanlıktan kurtulup medeniyet kurma yeteneğine sahip olmuşuzdur. Her birey konuşma potansiyeli ile doğar. Konuşma bir yaşına gelen çocukta spontan bir şekilde aktive olur ve konuşma yetisi faaliyete geçer. Böylece birey bir dil öğrenir. Herkesin bir ana dili vardır. Anadil, eşyayı ses simgeleriyle kodlama dilidir. Konuşma düşünce, mantık ve matematikle çok yakından ilintilidir. Konuşmanın kendi içerisinde mantıksal bir kurgusu vardır. Sesin eşyayı etiketleme özelliğinde insanlık tarihinin kodlanmış yapısını bulmak mümkündür. Konuşma düşünülen şeyin algılanan yapının sese dönüştürülmesidir. Bu süreçlerde herhangi bir problem yoksa sağlıklı bir bireyden bahsetmek mümkündür. Ancak birçok organik ve ruhsal beyin hastalıklarında ilk bozulan fonksiyonlardan birisi konuşmadır. Konuşma rahatsızlığın bir indikatörü gibidir. Konuşmanın sürati yavaş veya hızlı olabilir. Konuşmada, kelimelerin ardı ardına bir şekilde birbirine eklenerek cümle kurulması, cümlenin anlamlı bir cümle olması, önündeki ve ardındaki cümleyle anlam bütünlüğü içermesi ve bir hedefe yönelmesi gerekir. Bu, konuşmanın şekil açısından irdelenmesidir. Cümle yapısının düzgünlüğü, öncül ve ardıl cümlelerle bağlantısı ve bir hedefe yönelebilmesi konuşmanın nicel olarak sağlıklı olduğunu gösterir. Ancak konuşmanın içeriğinin düşünceye, duygulanıma ve davranışa da uygun olması gerekir. Mantıksız duygulanıma ters ve davranışla çelişkili konuşma tarzı hastalıklı bir yapının işaretidir. Çok çeşitli hastalıklı konuşma şekilleri olabilir. Absürd konuşma, anlamsız konuşma, yandan konuşma, kelime salatası, dil uydurma, simgesel konuşma ve kafiyeli konuşma, konuşma bozukluklarından birkaçıdır.

10. Bilinç
Yukarıda bahsetmiş olduğumuz tüm ruhsal bileşenlerin sağlıklı çalışması durumunda kişinin ulaşacağı nokta bilinç halidir. Yani farkındalığı fark etme halidir. Bu beynimizin özellikle pre-frontal korteks XE “korteks”  dediğimiz ön beyin kabuğunun işlevidir. Ön beyin kabuğunda milyarlarca data ruhsal bileşenlerle birleştirilerek bunlara bir anlam bütünlüğü kazandırılmakta ve kişi bilinçliliğini fark etmektedir. Bir nevi yukarıdaki ruhsal bileşenlerin koordinasyonu sonucunda ulaşılan sinerjist üst bir etki halidir. Ruhsal bileşenlerin her birini birer notaya benzetirsek bunların ardı ardına bir şekilde bir enstrümanla seslendirilmesi anlamlı bir besteyi ortaya çıkarmaktadır. İşte buna bilinç demek mümkündür. Bilinç, ne bunların toplamından ibarettir ne de onlardan ayrı bir şeydir. Bu yapıların entegrasyonunun tamamen bozulduğu durumlarda koma halinden yani bilinçsizlikten bahsedilebilir. Kısmen bozulduğu durumlarda ise yarı koma yada yarı bilinçli halden söz edilebilir.

11. Hafıza
Yukarıdaki ruhsal bileşenlerin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için dış dünyadan alınan tüm materyalin bir yerde depolanıp saklanması gerekir. Daha sonra da saklanan yerden geri çağrılıp uygun bir şekilde kullanılması gerekir. Bu, beynimizin hafıza bileşeninin özelliğidir. Bir bireyin algıladığı ve kavradıklarını beyindeki hafıza kayıtlarında tutabilme yeteneği var ise sistemi çalıştırmak mümkün olabilmektedir. Bazı bireyler biyolojik yapılarına uygun olarak doğuştan getirdikleri materyalle hafızaya daha süratli kaydedebilme ve hafıza kayıtlarından da daha süratli bir şekilde geri çağırım yapabilme yetisine sahiptirler. Bazı bireylerde ise hafızaya kaydedebilme ve geri çağırabilme yetisi zekâda olduğu gibi daha zayıftır. İnsanlarda birçok hafıza şeklinden bahsedilebilir. Bu bir türlü yaşanan bir olayın belirli şekillerde hafıza kayıtlarında depo edilmesi anlamındadır.

Beynimizin sağ ve sol yarım küreleri farklı fonksiyonlar yürütmektedir. Sağ beynimiz daha çok romantik, duygusal, sanatsal ve görsel alanlarla ilgili iken sol beynimiz mantık, matematik ve dil gibi alanlarla ilgilidir. Dolayısıyla bir olayı yaşarken sağ ve sol beynimiz kendi açılarından olaya yaklaşmaktadırlar. Bu durumda bu olayın hafıza kaydı tutulması durumunda sağ beyin daha çok görsel materyale bağlı bir hafıza kaydı tutarken sol beyin matematiksel, mantıksal veya dile bağlı yani simgesel hafıza kaydı tutmaktadır. Hafıza kayıtlarından geri çağırım ise ya görsel bellek vasıtasıyla ya da sol beyin vasıtasıyla olabilmektedir. Bu nedenle bireylerin çalışmalarında hafızalarını güçlendirebilmek için hâkim olan beyin yapısına göre yönlendirilmesi daha uygundur. Sol beyin hâkimiyeti olan bireylerde daha çok yazıya, mantığa veya rakamlara dayalı bir hafıza kaydı sistemi çalıştırılmalıdır. Sağ beynin hâkim olduğu bireylerde ise görsel materyalin, işitsel materyalin, kokusal materyalin, duygusal materyalin ve tatsal materyalin işlendiği bir hafıza türü ile çalışmalar sürdürülmelidir. Sağ tarafta his ve duygu ön planda iken sol tarafta mantık ön plandadır. Sağ beyinde simgelerle donatılmış insani özümüz mevcutken sol beynimizde simgeleştirilmiş duygularımızın medeni yapısı mevcuttur. Bazı bireylerde doğuştan ve sonradan hafıza kayıtlarında bozukluklar meydana gelmektedir. Bireyin hafıza kaydı ortadan kaldırıldığında dünyası yıkılmakta ve hafıza kaydı yok olmaktadır. Nevrotik-travmatik amnezilerde birey bir anda hafıza kayıtlarına ulaşma yetisini kaybetmekte geçmişi olmayan kimliksiz bir varlık olarak ortada kalmaktadır. Kim olduğunu, ne olduğunu bilememektedir. Travmaya bağlı bir şekilde geçici olarak meydana gelen bu hafıza kayıpları hipnotik trans XE “hipnotik trans”  çalışmalarıyla ve diğer bir takım yöntemlerle ulaşılabilir hale getirilmektedir. Alzahimer hastalığında ise beynin korteks XE “korteks”  bölgesinin organik tahribatı sonucunda hafıza kayıtları tamamen ortadan kalkmakta ve hafıza kayıtlarına ulaşmak mümkün olmamaktadır. Klinik tablonun şiddet derecesine göre de hatırlananlarla hatırlanmayanlar belirli düzeyde ortaya çıkmaktadır.

12. İçgörü
İçgörü, farkındalık düzeyini artırmış bir bireyin kendisi ile ilgili bir takım bilgilere ulaşabilme yetisidir. Her bireyin içerisinde kendisini etkileyen pozitif ve negatif güçler XE “negatif güçler”  vardır. Çoğu zaman iç dünyamızda kendimize veya egomuza ters gelen bir takım istek, arzu XE “arzu” , dürtü XE “dür­tü”  ve yönelimleri görmezlikten geliriz. Bir nevi kendi kendimizi kandırırız. İşte içgörü, bu durumların farkında olabilme yetisidir. Kendisini etkileyen güçlerin etkilerini görebilen, normalle anormali ayrıştırabilen ve doğru ile yanlışı fark edebilen bir kavrayıştır.

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz bileşenlerin sağlıklı olduğu bir beyin yapısında bir kimliğin inşa harekâtı başlayacaktır. Yukarıdaki malzemeler kurulacak olan kimliğin temel yapı taşlarıdır. Bu yapı taşlarının sağlam olduğu kabul edildiğinde bu biyolojik yapının üstüne sanal bir yapı yüklenecektir. Bu çalışmamızda bu sanal programın bir bireye adım adım nasıl yüklendiğini, nasıl yüklenmesi gerektiğini, nerelerde hatalar yapılabileceğini ve bu hataların ne tür sonuçlar doğurabileceğini göstermeye çalışacağız. Bu çerçevede bir kimlik ve kişiliğin içinde, birbirinden tamamen ayrı, birbiriyle tezat teşkil eden birçok yapının oluştuğunu öğreneceğiz ve gözlemleyeceğiz. Bu yapılardan bir kısmı kişiyi rahatsız eden, onu sıkıntıya sokan ve bunaltı yaratan yapılardır. Bu yapılar, kişinin kimliğinin içine sinerek onun ruhuyla içi içe geçmiş ve kişiliğiyle bütünleşmiş yapılardır. Kaplumbağanın, sırtındaki kabuğundan kaçmak için koşması ve kaçması ne kadar abes ise bir bireyin içindeki bunaltı ve sıkıntıdan kaçması da o kadar abestir. Bunaltı ve sıkıntıyı halledebilmesi için farkındalığının artması gerekir. Aksi takdirde kaplumbağanın yaptığı şeyin aynısını yapar, yani hastalığını her yere taşır. Kendi kimlik ve kişilik özellikleri gibi hastalıklı öğeleri de savunur. İçgörü, bireyin ruhuna sinmiş, kimliğini işgal etmiş ve onun bir parçasıymış gibi görünen hastalıklı veya bozuk öğeleri fark etme yetisidir. Kişi öncelikle kendi içinde kendini işgal eden, kendine zarar veren bu kimlik parçalarının ayrımına varmalı kendi bireysel sağlıklı yapısını bu hastalıklı öğelerden ayrıştırmalıdır. Bu yeti ancak içgörü sayesinde mümkün olabilir. Ruhsal tedavilerimizin ana dayanaklarından birisi kişinin bu yetisine sığınmak ve bunu güçlendirmektir. Bu yeti sayesinde sağlıklı kişilik parçaları ile hastalıklı kişilik örüntüsü birbirinden ayrılır ve kişinin hedefi hastalıklı kimlik öğelerini ortadan kaldırmaya yönelir. Bu da tedavinin temel basamağıdır.