Grup Terapileri

GRUP PSİKOTERAPİLERİ
Grup psikoterapisi ile hipnoterapinin ne alakası vardır diye sorabilirsiniz.
Literatürde grup hipnozlarından bahsedilmesine rağmen, bir kaç çalışmam
haricinde bugüne kadar ciddi bir grup hipnozu çalışması yapmadım. 1980
yıllarında bir grup enürezisli yurt öğrencisi üzerinde yaptığımız grup
hipnozu , dolayısıyle grup psikoterapisini bu çalışmalarım arasında
sayabilirim.
Konumuzun başında da belirttiğim gibi tedavilerde eklektik bir yaklaşım
izlemekteyim. Bu anlamda bireysel hipnoterapi uyguladığım hastalarımdan
uygun gördüklerimi grup terapisine de almaktayım. Uygun vaka seçiminde grup
terapisinin çok yararlarını ve olumlu sonuçlarını mütalaa ettim. Bu
çerçevede grup terapisinin, hipnoterapi ile yakından ilgisi bulunmaktadır.
Grup tedavilerinin tarihine baktığımızda, bilimsel anlamda ilk kez 1907
yılında Pratt tarafından veremli hastalara uygulandığını görüyoruz. Veremli
hastalarla görüşme, onlardan bilgi alma ve onlara bir takım direktifleri
verme olarak haftada iki kez uygulama yapan Pratt, hastalarından çok olumlu
tepkiler almıştır. Daha sonraları bu yöntem yaygınlaşmış ve bir çok alana
girmiştir. Sadece psikiyatri departmanlarını değil etkileşim grupları
altında tüm ülkeleri sarmıştır. Alkolikler, şeker hastaları, dullar, sorunlu
kadınlar, sigara bağımlıları, uyuşturucu bağımlıları bu tip gruplar
oluşturmuş ve birbirlerine yardımcı olmaya çalışmışlardır.
Bu arada grup terapileri psikiyatri kliniklerinin vazgeçilmez araçları
haline gelmiştir. özellikle bireysel psikoterapinin zaman ve hekim yönünden
yetersiz kaldığı dönemlerde cankurtaran simidi özelliğini kazanmıştır.
Özellikle 2. dünya harbinden sonra görülen asker ve sivillerin
problemlerinde yaygın olarak kullanılmıştır.
Kendiliğinden başlayan bu çalışmalar, yavaş yavaş bilimsel incelemlere,
kontrollü çalışmalara kadar uzanmış. Her psikoterapi okulu veya anlayışı
kendine has bir grup terapi tekniği geliştirmiştir. Konuya birazda
eleştirisel bir yaklaşım tarzı ile inceleyen meşhur grup terapi lideri
irwing Yalom şunları açıklamaktadır."Serbest etkileşim özellikleri gösteren
bir grup, bazı yapısal sınırlamalarla birlikte zamanla katılanların
toplumsal bir mikrokosmosuna dönüşecektir. yeterli bir zaman verildiğinde
her hasta kendisi olmaya çalışacaktır. Kişi grup üyeleriyle tıpkı kendi
toplumsal ortamı içindeymişçesine ilişki kuracak, grupta alışageldiği
kişiler arası evreni yeniden yaratacaktır. Başka bir deyimle, kişilerarası
uyumsuz toplumsal davranışlarını grup içinde göstermeye
başlayacaklardır;onlar açısından patolojilerinin tanımlanması
gerekmektedir:Er veya geç bunu grup üyelerinin gözleri önüne sereceklerdir.
Bu kavramın grup terapisinde büyük önemi vardır ve grup terapisi
yaklaşımının bütünün dayandığı bir temel oluşturur. Bu durum, her bir
terapistin gruptaki olaylar hakkında algı ve yorumlarının ve tanımlama için
kullandıkları dilin bağlı oldukları ekole göre değişmesine karşın
klinisyenler tarafından geniş biçimde kabul görmektedir. Freudcular
hastaları diğerleriyle ilişkileri çerçevesinde oral, sadistik veya
mazohistik gereksinimlerini ortaya koyar tarzda görebilirler; nesne
ilişkileri teorisyenleri bölünme (splitting), yansıtıcı özdeşim (projective
identification), idealleştirme (idealization), ayna gibi yansıtma
(mirroring), değersizleştirme (devaluation), üzerine odaklaşabilirler;
davranışı düzeltmeye yönelik terapistler yönetme (conning) ve sömürücü
davranışı (exploitative behavior) ön plana alabilir; bazı sosyal psikologlar
egemenlik, etki etme veya dahil olmaya ilişkin türlü çabaları öncelikle
gözönüne alabilir; Adlerciler daha fazla olarak telafi edici davranıştan söz
açabilir ve doğum sırasını göz önüne almaları (en küçük kız kardeş, büyük
erkek kardeş gibi) olasıdır; Karen Horney'i izleyenler enerjilerini tarafsız
ve ilgisiz görünmeye harcayan ayrı ve boyun eğmiş kişiler ve diğerlerinin
yanlışlarını kanıtlayarak kendi doğruluklarını doğrulamaya çalışan
gururlu-kinci kişiler üzerine dikkatlerini yöneltebilrler." (Yalom,
s:27,1992)
Grup tedavilerinde tedavi edici etmenleri belirli başlıklar altında toplamak
mümkündür.Bunlar;
1. Umut aşılama,
2. Evrensellik,
3. Bilgisel katkıda bulunma
4. Özverili olma ve fedakarca davranma,
5. Birincil aile özelliklerinin grupta tekrar yaşanması ve bunun tedavi
edici özelliği,
6. Toplumsallaştırıcı tekniklerin gelişimi,
7. Taklitçi davranış,
8. Karşılıklı öğrenme,
9. Grup bağlılığı,
10. Duygusal boşalım (Katarzis),
11. Varoluş etmenleri.

Kişilerarası bir etkilenme ve öğrenme  süreci olan grup terapisinde beklenen
etkiler ve yararları şu  ana başlıklar altında incelemek mümkündür.;
1. Kişilerarası ilişkilerin önemi;
2. Tedavi edici coşkusal yaşantı ve tecrübe;
3. Grubun bir toplumsal mikrokosmos olma niteliği.
Bu ilkeler mantıksal bir sıralamaya sokulduğu takdirde kişilerarası öğrenme
mekanizmasının tedavi edici bir etmen olma niteliği daha açık olmaktadır.
1. Psikiyatrik semptomatoloji kişilar arası bozuk ilişkilerden
kaynaklanmaktadır. Psikoterapinin görevi çarpık olmayan, doyurucu
kişilerarası ilişkilerin nasıl geliştirileceğinin öğrenilmesinde hastaya
yardımcı olmaktır.
2. Kendi gelişimini sağlayan psikoterapi grubu katı yapısal kısıtlamalarla
engellenmez, toplumsal bir mikrokosmosa, her bir hastanın toplumsal evrenin
minyatür hale getirilmiş bir temsiline dönüşür.
3. Grup üyeleri karşılıklı onaylama ve iç gözlem yoluyla kendi kişiler arası
davranışlarının çeşitli yönlerinin, kendi güçlerinin, sınırlarının,
parataksik çarpıtmalarının ve diğer insanlara karşı istenmeyen tepkilere
neden olan uyumsuz davranışlarının farkına varırlar. Geçmişte bir dizi
yıkıcı ilişkisi olan ve bunların ardından reddedilmeyi yaşayan hasta bu
yaşantıları diğerleri açısından yorumlamayı başaramamıştır. Başkalrının
ondaki güvensizliği sezmeleri ve normal toplumsal ilişkilerde etiket koyarak
davranmaları nedeniyle kişi hiçbir zaman neden reddedildiğini
anlayamayacaktır. Bu nedenle, hasta hiçbir zaman davranışının sakıncalı
yönlerini ayırt etmeyi ve kendinin neden kabul edilemez bir kişi olduğunu
öğrenememiş olacaktır. Terapi grubu tam bir geri bildirim içinde
destekleyici yönüyle böylesi bir ayırt etmeyi olanaklı kılmaktadır.
4. Düzenli bir kişilerarası ilişki dizisi oluşur:
	a. Patolojinin ortaya konması (üye diğerinin davranışını ortaya kor)
	b. Kişinin geribildirim ve iç gözlem yoluyla:
		1. Davranış açısından daha iyi bir gözlemci olması
		2. Davranışının etkilerini şu yönlerden değerlendirmesi
			a. Diğerlerinin duyguları
			b. Diğerlerinin kendisi hakkında kanıları;
			c. Kendi kendisi hakkında edindiği kanılar;
5.Bu zincirin bütünüyle farkına varan hasta, bunlardan kaynaklanan kişisel
sorumluluğun da farkında olur. Her birey kendi kişiler arası ilişkiler
dünyasının yaratıcısıdır.
6. Bu kişilerarası ilişkiler dünyasında kişisel sorumluluğu bütünüyle
kabullenen birey ardından bu keşfin sonuçlarını yakalmaya başlayabilir: Bu
dünyayı yaratan kişi, aynı zamanda onu değiştirebilen tek kişidir.
7. Bu bilinçlenmenin derinliği ve anlamlılığı sonuçlardan etkilenme
derecesiyle doğru orantılıdır. Bir yaşantı ne denli gerçek ve ne denli
coşkusalsa, etkisi o denli güçlüdür; ne kadar nesnelleştirilmiş ve
düşünselleştirilmişse öğrenme açısından o kadar etkisizdir.
8. Bu bilnçlenmenin bir sonucu olarak hasta diğerleri ile ilişki de yeni
yolları göze alarak aşamalı bir biçimde değişim geçirir. Değişimin
gerçekleşmesi olasılığı şu koşulların bir işlevidir:
	a. Hastanın değişim güdülenimi ve uygulamakta olduğu davranış
tarzının doğurduğu kişisel rahatsızlık ve doyumsuzluğun derecesi;
	b. Hastanın gruba ilgisi, yani grubu kabullenmenin hasta için ne
derece önem taşıdığı;
	c. Hastanın karakter yapısının ve kişiler arası davranış biçiminin
katılığı
9. Davranıştaki değişim iç gözlem ve diğer üyelerden kaynaklanan
geribildirim yoluyla kişiler arası öğrenmede yeni bir dönüm noktası
oluşturabilir. Bundan başka hasta şimdiye dek söz konusu davranışı
engelleyen, korkulan bazı felaketlerin akıldışı olduğunu kavrar; bu yeni
davranış ölüm, yıkım, terkedilme, alay edilme, yerin dibine geçme gibi
felaketlere yol açmıştır.
10. Toplumsal mikrokosmos kavramı iki yönlüdür. Davranışın dış görünümü
grupta belirgin hale geçmekle kalmaz, grupta öğrenilen davranış sonuçta
hastanın toplumsal çevresine aktarılır ve grup dışındaki kişiler arası
davranışlarında değişiklikler ortaya çıkar.
11. Uyumsal bir sarmal (adaptive spiral) aşamalı olarak önce grup içinde,
sonra dışında harekete geçirilir. Kişiler arası çarpıklıklar azaldığından
olumlu karşılığı bulunan ilişkileri biçimlendirme gücü artar. Toplumsal
bunaltı azalır; diğerleri bu davranışa olumlu tepki verir ve hastaya karşı
daha fazla onay ve kabul gösterir,bu durum benlik değerini daha da yükseltir
ve değişimi daha da artırır. Sonuçta uyumsal sarmal profosyonel terapinin
gerekmediği ölçüde özerklik ve yarar sağlar.
Bu aşamaların herbiri için terapistin sağlayacağı kolaylıklara ihtiyaç
vardır. Terapistin farklı davranış grupları ortaya koyması gerekir: Özel
geribildirimler sağlama, iç gözlemi destekleme, sorumluluk kavramını
açiklama, risk almayı destekleme, felaket getirici sonuç fantezisini
onaylamama, öğrenilenin aktarılmasının desteklenmesi ve benzerleri gibi."
(Yalom, s:40-41, 1992)
Carl Rogers'e göre ideal bir terapist hasta ilişkisinde yaşanması gereken
iletişim veya süreç şu şekilde olmalıdır:
"Hasta duygularını dışa vurmada giderek özgürleşir.
Gerçeği sınamaya başlar ve çevresiyle, kendisiyle, diğer kişilerle ve
yaşantılarıyla ilgili duyguları ve algıları konusunda daha ayırt edici olur.
Yaşantıları ve kendine ilişkin kavramları arasındaki uygunsuzluğun giderek
farkına varır.
Önceden yadsıdığı veya bilinç alanında çarpıttığı duygularının da farkına
varır.
Terapistin koşulsuz ve olumlu ilgisiyle giderek tehditsiz yaşayabilmeye
kendine karşı koşulsuz ve olumlu bir ilgi duyabilmeye başlar.
Kendini giderek bir nesnenin veya yaşantının oluşmasında ve bir değer
kazanmasında odak noktası olarak görmeye başlar.
kendisini başkalrının nasıl değerlendirdiği konusundaki algısından çok söz
konusu algının kendi gelişimini olumlu biçimde etkilemesine göre eylemlerde
bulunur." (Yalom, s:53, 1992)
Grup terapisinde tüm amaç hastanın kendisi ve çevresi ile olan
barışıklılığını sağlamaktır. Bunu sağlarken her bireyde doğuştan mevcut olan
bir takım mekanizmalrın önündeki engelleri kaldırmak hekimin görevidir.
Hekim bu anlamda sadece bir yol gösterici bir rehber konmundadır. Zaman
zaman telkin verivci, zaman zaman ikna edici, zaman zaman iyi bir dosttur.
Hekimin tedavideki hedefi aşağıdaki gerçekleri hastaya kabul ettirmektir.
Bunlar;
"1. Kendim için yarattığım dünyayı yalnızca ben değiştirebilirim.
2. Değişmekte bir tehlike yoktur.
3. Gerçekten istiyorsam değişmem gerekir.
4. Değişebilirim, güçlüyüm."
Grup terapileri, bireysel hipnoterapi ile birlikte yürütülebilir. Özellikle
hipnodramalar sayesinde oluşturulmaya çalışılan yeni kişiliğin ilk sınama ve
deneme laboratuvarı bu grup terapileri olabilir.

Davranışçı Psikoterapiler

 

DAVRANIŞÇI TERAPİLER

Davranışçı   terapilerden bahsedildiğinde ilk akla gelen isimler meşhur Rus  Fizyologu Ivan Pavlov ve ABD’li psikolog Edward    Thorndike’dir.

Her   iki      araştırıcı da öğrenme fizyolojisi ve psikolojisi üzerine çalışmışlar; Pavlov’ un klasik    şartlandırması   ile    Thorndike’nin     operant    şartlandırması  bizlere çok şey öğretmiştir.

İnsan davranışlarına   egemen    olan    öğrenmenin     boyutlarını,   koşullu ve koşuls-uz  şartlanmanın    insan    hayatındaki   yerini   bu    araştırıcılara borçluyuz.

Davranışçı  terapiler    bu   bilim    adamlarının    bilgilerinden   yola    çıkarak kurulm-uşlardır.

Temel   amaçları   öğreme    yolu   ile  bir     takım olumsuz davranışları düzeltmeye çal-ışmışlardır.

Bilimsel   anlamda   Davranışçılık okulunun kurucusu John B.  Watson’  dur.  Temel il-ke  uyarıcı-tepki modeli üzerine kurulmuştur.   Davranışçılara göre;   tüm    davranışlarımız ister açık ister kapalı olsun, tamamı  öğrenme   yolu   ile  sonradan   kazanılmıştır. Bu bakış açıları ile insanı sadece etki, tepki  ikilemine sokan bu görüş çok eleştiri almıştır.

Öğrenme ile    ilgili   bir   çok  konuyu    açıklığa kavuşturmalarına rağmen, sadece etki tepki prensinbi çerçevesinde insan davranışlarını anlamak mümkün değildir. İnsan daha ka-rmaşık, kompleks ve holistik bir ruh dünyasına sahiptir.  Davranışçılara göre kişi bir takım olumsuz  davranışlar elde etmişse, bunların tamamını öğrenme yoluyla elde etmiştir.

Aynı öğrenme yoluyla bu davranışları düzeltmek mümkündür.  Klasik şartlandırma ile ilgili yeterli bilgiyi kitabımızın  birinci   cildinde    verdiğimizin kanaatindeyim.   Operant şartlandırma daha farklı bir öğrenme teorisi getirmektedir. Organizmanın genitik tepkileri dışınrdaki davranışlarını incelemektedir. Olumlu  pekiştirme, olumsuz    pekiştirme temel kavramlarıdır.    Operant şartlandırma, davranışın   sonucuna  göre   oluşur.    Organizma tarafından yapılan bir davranışın sonucunda kişi bundan ya hoşlanır ya elem duyar   veya nötr bir duyguya sahip olur.  Davranışın sonucunda olumlu ve haz duyumu elde edilirse; – benzer davranış tekrar yapılmak   istenir   ve   olumlu pekiştirme   ortaya çıkar.   Davranış sonucunda elem  ortadan kaldırılıyorsa, tekrar bu elemle karşılaşmamak için kişi bu eyleme yine yönelir. Bu olumsuz pekiştirmeyi sağlar.Kişi davranışı sonucunda olumsuz bir duygu-yu yaşamak zorunda kalmışsa, bir daha o davranışı yapmamaya çalışır o davranıştan uzakl-aşır.

 

Öğrenmelerimiz bireysel tecrübelerimiz ile başlar, aile içinde   devam   eder   ve   sonuçta toplumdaki bir çok grup tarafından belirlenir. Davranışçı terapileri biz de hipnoterapide çok sık kullanmaktayız. Özellikle fobik  davranışlarda  ve  cinsel problemlerde kullanmaktayız. Davranışın hem  düşünce aşamasındaki abartıları veya   problemleri    hem   de    davranışı oluşturan   diğer ögelerin (Sonuç, pekiştirmeler) oluşumuna müdahale edilebilmektedir.

Hipnodrama vasıtasıyla   bu   fasid   zincir kırılabilmekte ve yeni davranış   örgüsüne kişi şartlandırılabilmektedir. Prof. Dr. C. Güleç Davranışçı Tedavilerin Ortak Özelliklerini çok güzel   sistematize etmiştir.

“1. Davranışçı  tedaviler,   bireyin   kendisinin   farkında   olduğu ve   başkaları   tarafından gözlenebilir   davranışlarıyla ilgilenir. Bilinçdışı dürtüler,   kişilik   özellikleri gibi hipotetik süreçlerin davranışçı tedavilerdeki yeri  önemsizdir.

2. Davranışçı tedavilerde  bilimsel bir  yaklaşım izlenir.   Tedavinin amaçları   ve   yöntemi önceden belirlenmiştir. Tedavinin etkinliği ve sonuçları objektif   olarak değerlendirilebilir.

3. Davranışçı tedaviler şimdiki zamana odaklanır. Tedavi alan kişinin güncel  sorunları ve bunları   etkileyen   faktörler   üzerinde   durulur.   Bu yönüyle diğer  tedavilerden oldukça farklıdır.

4. Tedavi sırasında,davranışı sürdüren faktörlerle ilgili sürekli bir ölçmeve değerlendrirme yer alır. Böylelikle tedavi süreci içinde ve sonucunda   ortaya çıkan davranışsal değişimler değerlendirilebilir.

5. Davranışçı tedavilerin eğitici bir yönü vardır. Tedavi alan kişi, tedavi    boyunca davranış değişikliklerinin ne şekilde ortaya çıktığının farkındadır. Bir öğrenme süreci yaşarr ve yeni beceriler kazanır. Dolayısıyla, ileride  karşılaşacağı  sorunlarla başetmede   bu   becerilerini tekrar kullanabilir.

6. Davranışçı tedaviler, çoğunlukla tedavi  alan  kişinin    günlük yaşamında   ve    özellekle sorunun yer aldığı ortamda uygulanır. Bu özelliği nedeniyle,  tedavi alan kişi öğrendiklerini günlük yaşam ortamlarında çoğu zaman kendi  başına uygulamak  zorundadır.   Dolayısıyla tedavi sorumluluğunun büyük bir  bölümünü tedaviyi alan kişi üstlenir.

7. Davranışçı tedaviler eyleme yöneliktir.   Sorunların konuşulup  tartışılmasından çok yeni davranışların eyleme dökülmesi önemlidir.

8. Davranışçı tedavilerde kullanılan yöntemler, tedavinin amaçlarına ve  tedavi alan kişinin ihtiyaçlarına göre seçilip düzenlenebilir ve   gerketiğinde değiştirilebilir.

9. Çoğu zaman tedavinin başında terapist ve tedaviyi alacak olan kişi arasında bir anlaşma yapılır. Bu anlaşma sırasında, tedavinin amaçları, bu  amaçlara ulaşmak için uygulanacak yöntemler ve tedavi alacak kişinin  yükümlülükleri açıkça belirlenir.” ( Güleç, s:81-82, 1993)

Hipnoterapide eklektik bir yaklaşımı tercih eden bir hipnoterapist için  uygulayabileceği bir çok kombinasyonlar vardır. Bu kombinasyonlarda davranışçı terapiler vazgeçilmez bir yere ve öneme haizdir.

Tedavi  bölümlerinde yeri geldikçe bu konuya değinmek istiyorum.

 

 

Bilişsel Psikoterapiler

BİLİŞSEL (KOGNİTİF) PSİKOTERAPİLER
Kognitif kelimesi temelde düşünce proçesini ihtiva etmektedir. Davranış
terapilerinin başlangıcında her şey yalın etki tepki prensibine göre
şekillendirilirken, insan düşüncesi bir nevi ihmal edilmiştir. Gerçekte ise
insanın eylemlerinin içeriğine bakıldığında çok değişik yapılanmalar
görürüz. Etkilere karşı verilen tepkilerde insanların ruh dünyalarındaki
duygulanımları çok önemlidir. Algıları, beklentileri, geçmiş yaşantıları,
hatıraları, çevresel yargılamalar velhasıl düşünceyi oluşturan tüm iç dünya
tepkinin şekillenmesinde çok önemlidir.
İşte etki ile tepki arasında iç dünyamızda şekillenen düşünce zincirinin
oluşmasına müdahale etme ve sonucu etkileme kognitif psikoterapinin temelini
oluşturmaktadır. Davranış terapilerine göre biraz daha insan modeline
yaklaşılmış, insanı basit bir makine olmaktan dışarı çıkarmıştır. İnsanın
düşünce zincirindeki tüm halkalar çeşitli boyutları ile incelenebilir ve
tepkiyi oluşturan tüm faktörler incelenerek ortaya serilebilir.
Konuyu bilimsel olarak ilk inceleyen bilim adamı Beck ve ekibidir.
Duygularımızın tepkilerimizi ne derece etkilediğini ortaya koymak bu kuramla
mümkündür. Kognitif psikoterapiler, analitik psikoterapiler gibi bilinçdışı
dürtüleri, rüyaları veya birtakım anlamlı motor davranışları (tikler, dil
sürçmeleri v.b.) ele almazlar ve yaklaşım tarzlarında bir nevi bunları
dışlarlar. Bu anlamda da analitik psikoterapilerden ayrılırlar.
Kognitif psikoterapilerde, kognisyonlar; “Dış ve iç dünyadan gelen
uyaranları algı süreçlerine dönüştüren, bunları belirli bir düzen ve
bütünlük içinde işleyen, değerlendiren (bir anlamda onları anlamlandıran),
depolayan, yeniden belleğe çağırıp hatırlayan ve yeniden değerlendiren
ruhsal süreçlerdir.
Bu tanımdan da nalaşılacağı gibi kognisyon bir üst kavramdır. İçeriğini
dolduran süreçler de, kısaca özetlenirse, uyaranların düzenlenmesi,
yapılanması ve değerlendirilmesidir. Söz konusu zihinsel işlemlerin
gerçekleşmesi için işe karışan ruhsal süreçler şunlardır:Algılama,
hatırlama, düşünme, dil, tutumlar (attitude), değer yargıları, beklentiler
(antisipasyonlar) ve problem çözme stratejileri.”(Güleç, s:85, 1993)
Kognitif psikotarepi yöntemini zaman zaman hipnoterapi uygulamalarımızda
kullanmaktayız. Analitik bir incelemeye gerek duymadığımız veya temelde
bilinçdışı analitik bir gerekçe düşünmediğimiz vakalarda kognitif
psikoterapiyi başarılı bir şekilde kullanmaktayız.
Özellikle çarpık algılamaya bağlı olarak farklı ve hatalı savunma
mekanizmaları geliştiren hastalrımızda hipnodrama yöntemi ile başarılı
sonuçlar almakatayız. Büyük şehirlerin çok zalim olduğu, dişlileri arasında
taşradan gelen insanları her zaman yok edip yuttuğu, herkesin zalim,
üçkağıtçı ve dolandırıcı olduğu, kimseye güvenilmemesi gerektiği şeklinde
yıllarca şartlandırmaya tabi tutulan genç veya kişi günün birinde büyük
şehirde yaşamak zorunda kaldığında ne yapacaktır? Bu kişinin egosu iyi
gelişmiş ve oluşan şartlara adaptasyon yeteneği güçlü ise bir takım
zorlukları daha rahat atlatacaktır. Şayet egosu zayıf veya bağımlı bir
kişilik sergiliyır veya şizoid bir yapısı varsa işler tamamen sarpa
saracaktır. Kişi yoğun bir anksiyete çiresine giricek, çevre ile iyi
ilişkiler içerisine giremeyecek, çevresindekilerin desteğini alamayacak ve
bu güvensizlik duyguları içerisinde hastalıklı bir çok savunma düzeneği
geliştirebilecektir. Sonuçta belki de ağır bir depresyona girerek kendini
korumaya çalışacaktır.
Aynı şahıs yetiştirildiği ortamda büyük şehirlerin veya metropollerin
fırsatlar ülkesini insana sunduğunu, bu fırsatları değerlendiren bireylerin
çok başarılı olduğunu, insana yardımcı olan çeşitli kurum ve kuruluşların
olduğunu aileden veya çevreden öğrenmiş ve buna şartlanmış olsaydı, çok
değişik olumlu savunma düzenekleri geliştirebilecekti. Bu kişinin hayat
anlayışı, çevreden beklentileri, olaylara karşı tepkisi, kişilerarasındaki
ilişkileri de bu şartlanmaya göre değişecekti.
Yukardaki örneğimizde de görüldüğü gibi insanın düşünceleri çevreyi
algılamada ve tepkisel eylemler geliştirmede çok önemli bir rol
oynamaktadır. Bu tip vakalarda kognitif terapilerin yapacağı çok şey vardır.
Hekim bu tip vakaları detaylı irdeleyerek hatalı düşüncenin ve yanlış
şartalandırmanın kaynaklarını bulmalıdır. Bulduğu bu kaynaklardan yola
çıkarak bir tedavi yeniden şartalandırma daha doğrusu gerçeği tekrardan
gasterme ve öğretme yöntemini uygulamalıdır. Bu tip problemi olan bireylerin
düşüncede meydana gelen hatalı öğretimleri hipnotik transta çözmek ve
alternatif çözüm önerilerini yine hipnotik transta öğretmek mümkündür.
Bu eğitim ve öğretimde direk, inderek telkinler kullanılabildiği gibi
hipnodrama uygulamaları ile beklenen davranış kalıpları kişiye
öğretilebilir. Bu öğretimin normal kognitif psikoterapiden farkı, kısa
sürede başarıya ulaşmasının yanında olası gelecek olayları hipnodrama
vasıtası ile denemek, kişinin bunlara verdiği motor ve emosyonel cevabı o
anda alabilmektir. Alınan bu cevaplar sayesinde kişinin öğrenmedeki ve
dolayısıyla tedavideki başarısını objektif olarak o anda değerlendirmek
mümkündür.
Kognitif Psikoterapinin kurucusu Beck’e göre depresyonda sık görülen
kognitif çarpıtmalarla ilgili belli başlı konuları aşağıdaki şekilde
incelemek mümkündür:
1. Kendine saygının azalması,
2. Kayıp duygusu,
3. Mahrum olma düşüncesi
4. Kendini eleştirme,
5. Kendini yerme ve suçlama,
6. Kendini uyarma ve kendine hükmetme,
7. İntihar düşünceleri. (Güleç, s:90, 1993)
Beck’e göre etki-tepki zinciri arasında oluşan düşüncedeki otomatik kognitif
kalıplarda şunlardır.;
1.Keyfi çıkarım (arbitrary inference)
2. Seçici soyutlama (selective abstraction)
3. Aşırı genelleme (over-generalization)
4. Abartma ve küçümseme (magnification-minimization)

1. Masterson Günleri Duyuru

Masterson Institute,New York &  Psikoterapi Enstitüsü İşbirliğinde

P S İ K O A N A L İ T İ K  P S İ K O T E R A P İ

MASTERSON GÜNLERİ-II-

9-10 Aralık 2008
Bayramoğlu

A M A Ç
Kişilik bozukluklarını, kendilik gelişimindeki sorunların derinliği ve yoğunluğu ile ilişkili görünümsel bozukluklar olarak tanımlayan ve kendilik bozukluğu üçlüsü olarak adlandıran J.F. Masterson’un yaklaşımı hakkında teorik bilgi ve uygulama deneyiminin kazanılması.

KONULAR
Kendilik Bozukluklarının Tanı ve Tedavisinde Masterson Yaklaşımı
Kendilik Bozukluklarının Ayırıcı Teşhisi
Borderline Kendilik Bozukluğu
Narsisistik Kendilik Bozukluğu
Şizoid Kendilik Bozukluğu

YÖNTEM
sunum
vaka sunumu
soru-cevap

SERTİFİKASYON ve KREDİLENDİRME
Masterson Enstitüsü ve Psikoterapi Enstitüsü imzalı Katılım Belgesi verilecektir.
Dört günlük eğitim, ileride Masterson Enstitüsünden alınacak eğitim çerçevesinde kredilendirilecektir.

K O N F E R A N S  Y E R İ**
Eğitim ve Kongre Merkezi
Bayramoğlu Sahil Mahallesi Fatih Sultan Mehmet Cad.
No:285 Darıca-Gebze/KOCAELİ Tel : 0262 6536699 Fax : 0262 6536698
www.psikoterapi.org
www.psikoterapi.com
www.hipnoz.com

**Konferans süresince merkezimizde isteyen katılımcılara başvuru yaptıkları takdirde konaklama hizmeti verilecektir.

BAŞVURU VE KAYIT için
basvuru@psikoterapi.com
Tel: 0262 6536699
Mobile:0533 326 84 53
Uz.Psk.Nevhan VAROL

Masterson Enstitüsü

Masterson Enstitüsü, Masterson Grubu’nun ve onun hem kurucusu hem de müdürü olan James F. Masterson’un çalışmalarıyla hayata geçti. Bu çalışmaların yaygın şekilde kabul görmesi, Masterson Enstitüsü’nün Dr. Masterson tarafından bizzat eğitilmiş öğretim üyeleriyle, öğretim ve araştırma için, kar amacı gütmeyen bir organizasyon olarak 1977’de kurulmasına önayak oldu. Enstitü, Kendilik Bozukluklarının psikoterapisinde gelişimsel kendilik ve nesne ilişkileri kuramını geliştirmeye, bu yaklaşımı öğretmeye ve gelecekteki araştırmaları teşvik etmeye odaklanarak öğretim faaliyetleri için kurumsal bir şemsiye oldu.

Enstitünün ilk konferansı 1977’de gerçekleşti ve arkasından bir ve iki günlük konferanslar ve çalışma grupları şeklinde ülke çapında sunum yapıldı.  O zamandan beri, Enstitü New York ve San Francisco’da yıllık konferanslar  verdi. Bu konferanslar ve çalışma grupları daha yoğun eğitim için  talep yarattı ve New York (1986) ile San Francisco’da (1988) üç yıllık resmi lisans üstü sertifika programlarının oluşturulmasını sağladı. Ayrıca,  1987’de Spokane-Washington’da özel bir sertifika programı oluşturuldu ve değiştirilmiş bir eğitim programı da Kopenhag-Danimarka’da 1987) uygulamaya konuldu. Praetorie-Güney Afrika’da da 2008 yılında bir video konferans ile yeni bir eğitim programı başlatılmıştır. Aynı şekilde 2009 yılı itibariyle de benzeri bir eğitim sürecinin temelleri Türkiye’de Psikoterapi Enstitüsü ile hayata geçirilmiştir.

Dr. Masterson

Dr. Masterson, klinik araştırmalarla, Kişilik Bozukluklarının psikoterapisinde gelişimsel kendilik ve nesne ilişkileri yaklaşımının öncülüğünü yapmıştır. Dr. Masterson aynı zamanda Ergen Psikiyatrisi Derneği’nin kurucusu ve New York Bölümü’nün eski başkanıdır.

Dr. Masterson’un çalışmalarının özü, yazmış olduğu borderline ve narsisistik bozuklukların tedavisinde öne çıkan, gerçek kendilik alanındaki ilk çalışmaları da içeren ve birçoğu çeşitli dillere tercüme edilmiş olan kitaplarında anlatılmıştır.

Zeig, Tucker, Theisen tarafından yeni basılan  son kitabı “Bağlanma Teorisi ve Kendiliğin Nörobiyolojik Gelişimi açısından bakıldığında Kişilik Bozuklukları”, Davranış Bilimi Kitapları Servisi’nin de seçtiği bir kitaptır.

Eğitimde USA çapında Dr. Masterson’un kitapları okunması gerekli kitaplardır. Kişilik Bozuklukları konusunda uluslararası bir otorite olarak Dr. Masterson’un makale ve bildirileri ülkesinde ve yurtdışında önde gelen yayınlarda basılmış olup, kitapları birçok dile çevrilmiştir.

Dr. Masterson, kendi işyerinde çalışmaya ve karşılıklı görüşme veya telefonla danışmanlık yapmaya devam etmektedir. Cornell Üniversitesi, Joan and Sanford I.Weill Medical College’ da Emekli-Kıdemli Psikiyatri Profesörüdür.

KONUŞMACILAR

Dr. Judith Pearson, Ph.D. psikoloji derecesini Fordham Üniversitesi’nde aldı. Bronx Psikiyatri Merkezinde danışman psikolog olarak ve Albert Einstein Tıp Koleji’nde Klinik Eğitmen olarak çalıştı. Masterson
Enstitüsü’nün mezunu olup şu anda aynı enstitünün klinik direktörü olarak çalışmaktadır. “Splitting up” kitabını Alvin Pam ile birlikte yazmış ve aynı zamanda Masterson’un çalışmalarında da çeşitli bölümlerin yazarlığını yapmıştır.

Candace Orcutt, MSSW, PhD Şu anda Emeritus Fakültesi üyesi olup Masterson Enstitüsü’nün desteği ile, Psikoanalitik Psikoterapi için danışmanlık, öğretmenlik ve konferanslarla klinik çalışmaları birleştirerek
1981’den beri Masterson Grubu ile çalışmaktadır. Travma ve kişilik bozuklukları üzerine yaptığı çalışmasını ABD ve Kanada’da birçok workshop ve seminerde sunmuştur. Bu konu ile ilgili yayınları ABD, Kanada ve Japonya’da
yayınlanan makalelerde çıkmıştır. Kendilik Bozuklukları: İyileştirici Yeni Ufuklar (Masterson &Klein, eds.) adlı kitapta da üç bölümün yazarlığını yapmıştır. Sertifikalı psikoanalist olarak, uzun yıllar Amerikan Klinik Hipnoz Derneği’nin ve Uluslararası Ayrışma Çalışmaları Derneği’nin üyesi olmuştur.

Jerry S. Katz, L.C.S.W. Masterson Enstitüsü lisansüstü programı mezunu olup 2000 yılından beri aynı kurumda öğretim üyesi ve danışman olarak çalışmaktadır. Dr. Masterson tarafından en son yayına hazırlanan iki kitap için (Şizoid Kişilik Bozukluğu ve İyileştirici Tarafsızlık’da yeni fikirler) bölümler yazmış ve bu yaklaşım ile ilgili birçok sunum yapmıştır. J.Katz, yıllarca New York eyaleti Gelişimsel Yetersizlik Dairesi’nde psikolog olarak çalışmış ve birçok toplum kuruluşunda gönüllü çalışanları eğiterek, yönetim kurullarında görev yapmıştır. New York şehrinde kendi işyerinde çalışmaya devam etmektedir.

Mandy Cassidy Bütüncül Psikoterapi ihtisasını (Middx Üniversitesi) Londra Metanoia Enstitüsü’nde (1999) yapmıştır ve 6 yıldır Masterson Enstitüsü’nde danışman ve terapit olarak çalışmaktadır. İngiltere- Surrey’de yaşamakta ve özel psikoterapist, eğitmen ve danışman olarak çalışmaktadır. Ulusal Sağlık Servisi’nde 8 yıl çalışmış ve Kendilik Bozuklukları konusuna merakı orada başlamıştır. Obezite ve Kendilik Bozuklukları ile ilişkisi, şimdiki ilgi alanları arasındadır. Mandy, İngiltere’de Masterson Yaklaşımı konusundaki workshop’lara liderlik etmekte ve bu yaklaşımın danışmanlığını yapmaktadır. Önceden aldığı Antropoloji eğitiminin üzerine inşa ettiği Arketipsel ve Jung’cu psikoloji özel ilgi alanıdır. Yakın zamanda, Güney Afrika ve ABD’den öğrencilerle yürütülen uluslararası eğitim programında ders vermek üzere Masterson fakültesine katılmıştır.

Murray David Schane, M.D. New York’daki Albert Einstein Tıp Kolejinde yetişkin psikiyatrisi eğitimi, Bronx Psikiyatri Merkezinde Aile Çalışmaları Bölümünde ek eğitim ve arkasından da aynı kurumda Sosyal Psikiyatri bursu almıştır. Sonra Huguenot Center’ın Day Hastanesi’nin, New York-New Rochelle’deki Harlem Valley Psikiyatri Merkezi’nin Sound-Shore Halk Servisi’nin Tıp Direktörü olmuştur. Daha sonra, tıp öğrencilerini eğittiği Doktorlar ve Cerrahlar Koleji’nin ortağı Creedmoor Psikiyatri Merkezi’nin Eğitim Direktörü olmuş ve Creedmoor’a adli danışman ve Kurumsal Teftiş Kurulu Başkanı olarak da hizmet etmiştir. Aynı zamanda Dr. Schane Masterson Enstitüsü’nde lisansüstü eğitimi almış ve 1995 yılında mezun olmuştur. 2004 yılında, Masterson Enstitüsü’nün iki konferansında sunum yapmış ve kişilik bozukluklarının psikofarmakolojisini anlatmıştır. 2003 yılında, Hayatta Kalan Erkek: Erkeklerin Cinsel İstismara Uğramasına Karşı Ulusal Organizasyon’da yönetim kuruluna katılmış, aynı yıl kurulun başkanı olmuş ve Ekim 2007’de New York John Jay Koleji’nde Uluslararası Hayatta Kalan Erkek Konferansında komite başkanlığı yapmıştır. Dr. Schane’in hazırlanmakta olan iki kitabından biri delilik savunmalarındaki anlaşmazlıklar üzerinedir. Diğerinin konusu ise, genç Freud’la 1885-6’da önde gelen Fransız jinekolog ve onların modern kadın kavramının gelişmesine ayrı ayrı etkileri üzerinedir.

Carolyn A. Bankston, L.C.S.W., şu anda Masterson Enstitüsü’nde kişilik bozuklukları konusunda lisansüstü programına kayıtlıdır. Carol Keeler L.C.S.W., Candace Orcutt M.S.S.W.ve Jerry Katz L.C.S.W.’dan 8 yıl Masterson Yaklaşımı ile vaka süpervizyonu almıştır. Carol Bankston, kendilik bozuklukları olan çeşitli topluluklarla, çocuk adalet sistemi içinde çocukları olan ailelerle ve aile içi şiddet kurbanlarıyla çalışmıştır. Halen Florida Winter Park’da kendi yerinde çalışmaya devam etmektedir.

Loray Daws kendi iş yerinde klinik psikolog olarak çalışmaktadır. Pretoria Üniversitesi’nden mezun olup 1999’dan 2006’ya kadar tam gün eğitmenlik yapmıştır. Psikometrik değerlendirme, psikopatoloji ve psikodinamik psikoterapi öğretirken aynı zamanda Sağlık Fakültesi’nde Periontoloji Bölümünde danışmanlık yapmıştır. Bu dönemde ulusal ve uluslararası yayınlar yapmış, çeşitli psikiyatri hastanelerinde, özel kliniklerde ve üçüncü derece kurumlarda ders vermiştir. Özel ilgi alanları arasında psikodiyagnostik değerlendirme, kişilik bozuklukları, karakter yapısı çalışması, yeme bozuklukları ve psikosomatik bozukluklar yer almaktadır. 2003 yılında Güney Afrika’daki Rorschach Enstitüsü’nün kuruluşuna katkıda bulunmuştur ve günümüzde bu kuruluşun yönetim kurulunda yer almaktadır. Aynı zamanda, Güney Afrika Rorschach Dergisinin yardımcı editörüdür. Psikoanalitik psikoterapi alanında gelişmeye ve daha ileri eğitime ihtiyaç duyulması sebebiyle Loray, Güney Afrika Eğitim Enstitüsü fikrini oluşturmuş ve böyle bir eğitim için Masterson Enstitüsü ile birlikte çalışılmasını sağlamıştır. Kendisi bugün Psikoanalitik Psikoterapi çalışmaları konusunda Güney Afrika Enstitüsü’nün eş-direktörü konumundadır.

William Griffith son 10 yıldır psikoloji öğretmekte ve uygulamaktadır. Pretoria Üniversitesi Psikiyatri Bölümünde öğretim üyeliği ve Weskoppies Psikiyatri Hastanesi’nde Klinik Danışmanlık yapmıştır. 2006 yılında serbest çalışmaya başlamıştır ve halen Pretoria Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde part time ders vermektedir. William, psikiyatrik bozukluk teşhisi konmuş çocuklar, ergenler ve yetişkin hastalarla psikopatoloji ve psikoterapi konularında uzmanlaşmıştır. Şimdi Masterson Enstitüsü’nde Psikoanalitik Psikoterapi eğitimi almaktadır ve Güney Afrika Enstitüsü’nün Psikoanalitik Psikoterapi çalışması konusunda eş-direktörlüğünü yapmaktadır.Klinik çalışanlarına danışmanlık yapmakta ve uygun adaylara uzun süreli psikoanalitik psikoterapi vermektedir.