Gelişimsel, Kendilik ve Nesne İlişkileri Yaklaşımı

Gelişimsel, Kendilik ve Nesne İlişkileri Yaklaşımı

Candace ORCUTT, Ph.D.

Teorik anlamda bu yaklaşım, orijinal kişilik bozukluğu kavramını koruduğu gibi, saplanma ve gerileme arasındaki dengeyi de korumaktadır; saplanma hususu ego gelişiminde bir durmayı temsil ederken, yalnızca gerileme ayrılma/bireyleşme baskısının sonucunda meydana gelir. Kişilik bozukluğu pre-ödipal bir durum olarak görüldüğünden, ödipal kaygılardan kaynaklanan gerileme terapide odak noktası değildir. Bu yaklaşım, kişilik bozukluğuna kapsamlı bir bakışı tanımlamak adına süreç boyunca biçimi değiştirerek ve detaylandırarak, ego psikolojisinin, gelişimsel yaklaşım, nesne ilişkileri ve kendilik teorisinin katmanlarını libidinal modele eklemektedir.

Masterson (1976, 1981), Freud’un orijinal anahtar kavramlarından aktarım, tekrarlama, direnç, savunma, saplanma ve gerileme kavramlarını korumaktadır. Ödipal hususları merkeze alan nevrotik kişilik özelliklerinden ziyade karakter/kişilik bozukluğuna dikkat çekmek için bu kavramlar biraz değiştirilmektedir. Ancak pre-ödipal vurgu başından sonuna dek sürdürülmektedir.

Aktarım eyleme vurumu, erken dönemde içselleştirilmiş nesne ilişkileri açısından bakıldığında, ötekinin bütün-kişi (whole-person) algısının bozulması değildir; ötekinin güçlü bir şekilde yanlış algılanmasıdır ki bu da gerçeklik testine göre ya da karışık iyi ve kötü algılamaları aklında tutma yeteneği açısından yetersiz kalan kişilerarası tepkide anlam kazanır.

Tekrarlama zorlanımı da uzlaşmaz, kaçınan bir doğaya sahiptir; kendiliğin ve ötekinin klişeleşmiş tanımlarına ve dış dünyanın objektif gözleminden etkilenmeyen bir içsel kanaatten oluşan basmakalıp ilişki kavramına itaat etmektedir.

Direnç inançları erken dönemden kaynaklanır; ayrılma ve bireyleşmeyle ilgili konularda bilinçli bir farkındalık oluşmasına izin veren kendilik değişimlerine karşı bir duvar örer.

Kullanılan savunmalar da pre-ödipal dönemin dışsal savunmalarıdır: Ayrılma, idealleştirme, değersizleştirme, yapışma, kaçınma, inkar, yansıtma, yansıtmalı özdeşim, eyleme vurma ve bölme. Daha önce de söz edildiği gibi, gerileme, ilkel ayrılma ve bireyleşme kaygıları ile tetiklenirken; saplanma, egonun gelişimsel bir başarısızlığı olmaktadır.

Masterson’un erken dönemde gelişimsel duraklama kavramını ego psikolojisinden aldığını daha evvel de belirtmiştim. Bu kavram, Margaret Mahler, Bowlby, Stern ve Schore’un gelişimsel çalışmaları ile iç içe geçer, çünkü ilk çocukluk gelişiminin belli safhalarındaki gelişimsel duraklama, kişilik bozukluğu türlerine özgün bir nitelik kazandırmaktadır. Böylece, gelişimin ayrılma-bireyleşme dönemindeki durma, kişilik bozukluğuna yol açabiliyor olsa da, barışma alt dönemindeki durma, borderline kişilik bozukluğunun belirtisi olabiliyorken, uygulama alt dönemindeki durma narsisistik kişilik bozukluğuna özgüdür.

Anna Freud’dan (1996) alınan bir kavram olan “gelişen ruhla beraber savunmalar da olgunlaşır” kavramı da Masterson teorisi için önemlidir; daha karmaşık olan yüceltme ve yaratma savunmalarının ortaya çıkışını göstermek için erken savunmalar üzerinde çalışılması gerektiğini vurgular.

Nesne ilişkileri teorisinin Masterson yaklaşımı için önemine değinilmişti. İçselleştirilmiş nesne ilişkileri, kendilik, öteki kavramlarının ve erken yaşlardaki ilişkinin tanımında kullanacağımız yöntemi oluşturmaktadır ve biz bu ana kalıbı ya da programı daha geç yaşlardaki ilişkilerimizi değerlendirmek için kullanırız. Sağlıklı bir şekilde gelişen bir çocukta, içselleştirilmiş nesne ilişkileri, gittikçe kısmi algılardan bütün algılara ve esnek birlikte çalışan gestaltlara doğru olgunlaşır. Kişilik bozukluğunda, ilişki algısı, yalnızca olgunlaşmamış bir seviyeye değil bozulmuş bir seviyeye doğru daralır ve sıkılaşır.

Özellikle, iyi ve kötü kavramları birbirinden ayrılır ve böylece insanları ve birbirleriyle olan etkileşimlerini olumlu ve olumsuz niyetlerin ve hareketlerin bir karışımı olarak görme kapasitesi önemli derecede tehlikeye girer.

Son olarak, Masterson teorisi, kişinin kendi varlığının bütünlüğü, bağımsızlığı, yaratıcılığı ve başkasıyla yakınlık kurma kapasitesi olduğu algısını verebilen kapsayıcı kendilik kavramını (1985) içine almaktadır.

Masterson kuramı, başlıca zihinsel modelleri, klinik bir yaklaşıma elverişli olan ve benzeri olmayan bir kavramsallaştırma ile sentezler.  Bu uygulamanın anahtarı tamamen bir Masterson kavramıdır: kendilik üçlüsü bozuklukları ya da ayrılma-bireyleşme (kendilik aktivasyonu), ayrılık anksiyetesi ve terk depresyonuna sebep olur ve bu da pre-Ödipal savunmanın yeniden kurulmasına yol açar. Daha da ayrıntılı açıklayacak olursak, kendilik üçlüsü bozukluğu erken gelişimsel duraklamadan kaynaklanan ve hatta ayrılma ya da bireyleşmeyi içeren önemli bir durumla karşı karşıya kalana dek kaliteli bir yaşam süren bireyin patolojik sürecini tanımlamaktadır. Bu stres yükleyici, o zaman başlangıçtaki durma zamanında başlayan aynı erken savunmalarla karşı konulan depresyon ve anksiyetede yaşanan ilk duyguları anımsatmak için bir ipucu olarak rol oynar.

Bu üçlünün özellikle keskin bir yanı var ki, o da kapsadığı değerlerin patolojik olarak ters dönmesidir. Birey yalnızca önceki bir duygusal gelişim dönemine baskı altında gerilemekle kalmaz, “iyi”nin ve “kötü”nün anlamı da temelde ters yüz olur.

Sağlıklı bir şekilde bireyleştirici olmak onaylanmamıştır ve bu nedenle “kötü” hisler uyandırmaktadır. Arabulucu ve mağdur bir tutuma boyun eğmek ise onaylanmıştır ve bu nedenle “iyi” hissettirir.

“İyi” ve “kötü” sağlıklı bir ölçünün dışına çıkmıştır ve tanımlamalar neredeyse “uysal” ve “uysal olmayan” la aynı anlamlara gelecek şekilde değiştirilmiştir.

Bu yeniden tanımlamalar neticesinde, üçlünün saplanma ve gerilemesi gibi, kişilik bozukluğunun klinik çalışması, gerçeklik testi ve davranışsal modifikasyon yoluyla basit bir durma çözülmesinden bile daha karmaşık hale gelmektedir. Güçlü duygular, patolojik durumun herhangi bir şekilde sorgulanmasını engellerler ve tabiatını anlamaya yönelik girişimleri geri püskürtürler.

Bu duygular, çocukluk deneyimleri ve ihtiyaçları etrafında şekillenmiştir ve güçlü bir şekilde korunan bir inanç sitemini destekler, çünkü bu sistem (çarpıtılmış bir şekilde) bir hayatta kalma yolunu simgeler.

Devamı için tıklayınız

Kişilik Bozukluğu

Kişilik Bozukluğu

Candace ORCUTT, Ph.D.

Amerikan Psikiyatri Derneği’nin Tanılayıcı ve İstatistiksel Kılavuz’unda (1994) kişilik kavramı şu şekilde tanımlanmaktadır: “Dış dünya ve kendisi hakkında düşünmenin, dış dünyayı ve kendisini algılamanın, dış dünyayla kendisini ilişkilendirmenin uzun süren örüntüleridir.” Ve kılavuz şu şekilde devam eder:

“Kişilik özellikleri, çok çeşitli kişisel ve sosyal bağlamlarda sergilenen kişiliğin en önemli ifadeleridir. Yalnızca kişilik özellikleri inatçı ve uyumsuz olduğunda ve önemli işlevsel zararlara ya da öznel bir acıya sebep olduklarında bir Kişilik Bozukluğu oluştururlar (sf.770).”

Bu temel tanım, bundan sonraki klinik bölümlerde bahsedilen kişilik bozukluklarının çeşitli alt tiplerini şekillendirir.

Ben sadece, kişilik bozukluğundaki inatçılık ve uyumsuzluğun, bilinçli bir sorgulama olmaksızın, tutumları ve davranışları yöneten duygularla korunmakta olan belli başlı bir inanç sistemine kadar varan “Dış dünya ve kendisi hakkında düşünmenin, dış dünyayı ve kendisini algılamanın, dış dünyayla kendisini ilişkilendirmenin uzun süreli örüntüleri…”ndeki sapmadan dolayı meydana geldiğini vurgulayacağım.

Teknik anlamda, kişilik karakterin evrim geçirmiş hali olsa da “Karakter” ve “kişilik” terimlerini birbirlerinin yerine geçecek şekilde kullanacağım. Çokça tanımlanmış ve araştırılmış olan bu konu üzerinde kapsamlı bir tekrarın gereği yok ancak ben yine de bu konunun geçmişi hakkında genel bir özet yapacağım ve James Masterson’ın teorik ve klinik boyutlarla ilgili gelişimsel, kendilik ve nesne ilişkileri yaklaşımını daha ayrıntılı bir şekilde açıklayacağım.

Dinamik psikoterapinin tarihi, saplanma ve gerileme kavramları arasında –genelde etkileşime dayanan- daima değişen bir ilişki sergilemiştir. Bu ikiliği Freud başlatmıştır ve çalışmaları, psikopatolojide ikisi arasındaki ilişki hakkında gelişen teorileri yansıtmaktadır (Laplanche& Pontalis, 1973, sf.162-163).

Freud’un çalışmasında (1908) saplanma önem kazanmaktadır (sf.45ff). Hastalık belirtilerinden çok davranış özelliklerine ve örüntülerine dayanan nevrozlara sahip çeşitli “karakterler” in tariflerini vermektedir.

Fenichel (1945) saplanma ve gerilemenin tamamlayıcılığını vurgular: “Ergenlik öncesi saplanmalar ne kadar yoğun olursa, sonraki (ruhsal) örgütlenme de o kadar zayıf olur.

Anal döneme saplanan bir birey ancak gönülsüz bir şekilde ilerleyecektir… ve çok hafif bir hayal kırıklığı ya da tehlike halinde yeni ediniminden vazgeçmeye her zaman meyilli olacaktır (sf.160)”. Fenichel’in saplanma ve “kişilik nevrozu”nun önemi üzerindeki artan vurgusu, psikanalitik teorinin odak noktası olarak yönünü kişiliğe doğru çevirmeye devam etmektedir.

Büyük olasılıkla, teorik ilgiyi büyük oranda kişilik örüntülerinin önemine çeviren, “kişilik zırhı” kavramının sahibi Wilhelm Reich’tir (1949). Libidinal model üzerinde çalışmaya devam ediyor olmasına rağmen, savunmalara vurgu yapması, ego psikolojisinin gelişmesiyle odak noktası haline gelen ego saplanmaları kavramını destekler niteliktedir.

Ego psikolojisinin yükselişiyle beraber, libidonun “saplanması”, ego eksikliği, ego sapması, ego bozukluğu ve ego gerilemesi gibi “ego modifikasyonu” biçimlerine öncelikli olarak yer verir (Blanck and Blanck, 1974, sf.92-93). Kişiliğin yapısı tanı koyma sürecinin merkezi haline gelir:

“Tanı koymak, semptom ya da semptomlar yığınıyla değil, semptomları barındıran ego yapısının ön değerlendirmesi ile yapılmalıdır.”(sf.92)

Nesne ilişkileri teorisi ve gelişimsel çalışmalarının çok karmaşık alanlarını her biri (türlü yollarla ve türlü vurgularla), bu oluşumda anne-çocuk ilişkisinin şekillenmesi, bu ilişkinin nasıl şekillendiği, nasıl karşılıklı hale geldiği ve ruh tarafından nasıl içselleştirildiği konularına vurgu yaparak, kişilik ya da karakter örüntüleri üzerinde durmaya devam etmektedirler. Bowlby (1988) bu örüntüleri şöyle tanımlamaktadır:

Yapılan gözlemler gösteriyor ki yaşamlarının ilk yılının sonlarına doğru çocuklar yakın dünyalarına dair önemli bilgiler edinmektedirler ve daha sonraki yıllarda bu bilgiler, kendilik figürü ve anne figürünü de kapsayan içsel etkin figürler şeklinde örgütlenmiş olarak görülmektedir.

Bu figürler sürekli kullanımda olduğu için, düşünceler, duygular ve davranışlar üzerindeki etkileri rutinleşmekte ve çoğunlukla birey bunun farkında olmamaktadır (sf.4). Bu nedenle, kendimizle ve diğerleriyle var olma yöntemimizin örüntüleri yavaş yavaş kişilik bozukluğu patolojisine bakışımızda baskın bir yöntem olmuştur (bu kitabın amacına uygun olarak “kişilik” ve “karakter” terimleri birbirlerinin yerine geçecek şekilde kullanılmaktadır).

Ruhsal Hastalıkların Tanılayıcı ve İstatistiksel Kılavuzu (1994) bu örüntüleri, belki daha çok metaforik olsa da, dinamik bir tutum pahasına hastaya dışarıdan nesnel bir bakış ile betimsel bir şekilde sunmaktadır.

Bu kitapta ben, James Masterson tarafından öne sürülen, dinamik olarak yönlendirilen gelişimsel, kendilik ve nesne ilişkileri ile kişilik bozukluğunun kavramsallaştırılmasını ele alacağım. Bu yaklaşım betimselden ziyade kuramsal bir yaklaşımdır ve benim bu yaklaşıma değer vermemin iki ana sebebi vardır: 1) Daha baskın ve dayanıklı zihin modellerini sentezler; 2) Etkili bir klinik çalışmaya dönüşen teorik bir altyapı sunar.

Devamı için tıklayınız

KERNBERG GÜNLERİ IV Aktarım Odaklı Psikoterapi Frank E. YEOMANS, MD, PhD Fatih Özbay, MD 22-24 Şubat 2013 Psikoterapi Enstitüsü, Bayramoğlu

Ruh sağlığı uzmanlarıyla borderline kişilik bozukluğu ve bu bozukluğun tedavisinde etkin olarak
kullanılan Aktarım Odaklı Terapi Stratejileri, Taktikleri ve Tekniklerine ilişkin teorik ve
metodolojik bilgilerin paylaşılması, video gösterimleri ve vaka süpervizyonları yoluyla Aktarım
Odaklı Psikoterapi kuramsal temelinin ve uygulama becerilerinin pekiştirilmesi.

Çorum Bölgesi Psikoterapi Enstitüsü Üyesi Psikoterapistler

Adı – Soyadı

Durum

Telefon

e-mail

CV

Dr. Bülent Sezgin

Bütüncül Psikoterapi Eğitimi Kısa tanıtım Modülü

0505 369 11 41

sezginbs@mynet.com CV
Psk. Elif Demir Tümer

Eğitimi Süpervizyon Aşamasında Dondurdu

0536 517 17 27

elifpsi@yahoo.com CV
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
   

 

   
   

 

   

Manisa Bölgesi Psikoterapi Enstitüsü Üyesi Psikoterapistler

Adı – Soyadı

Durum

Telefon

e-mail

CV

 Psk. Gökçe Çeneli

Bütüncül Psikoterapi Kısa Tanıtım Modülü

0530 567 74 44

 gokcelebi82@yahoo.com CV
 Psk. Dan. Merve Burcu Agdağ

Eğitimi Tamamladı

0505 691 95 97

 burconcu@hotmail.com CV
 Uz. Psk. Dan. Ümit Akçakaya

Eğitimi Tamamladı

0532 585 23 81

 umitakcakaya@hotmail.com CV
 Psk. Hediye Ertürk

 Süpervizyon Eğitime Devam Ediyor

0507 640 35 53 

 hediyeerturk@gmail.com CV
 Psk. Dan. Gökhan Arıkan

 Teorik Eğitime  Devam Ediyor

 0538 813 64 65 

 g.arikan84@hotmail.com CV
 Psk. Dan. Gülşah Arıkan

 Teorik Eğitime Devam Ediyor

0532 278 33 84

 g.arikan84@hotmail.com CV
 Uz. Dr. Aslı Aydın Savran

 Teorik Eğitime Devam Ediyor 

 0505 638 24 77 

 drasliaydin@gmail.com CV
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
   

 

   
   

 

   

Yalova Bölgesi Psikoterapi Enstitüsü Üyesi Psikoterapistler

Adı – Soyadı

Durum

Telefon

e-mail

CV

Psk. Blm. Uzm. Erkan Kartal

Sertifikasını Aldı

0532 783 81 65

kartalerkan@mynet.com CV
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
 

 

 

   
   

 

   
   

 

   

Trabzon Psikoterapi Enstitüsü Üyesi Psikoterapistler

Adı – Soyadı

Durum

Telefon

e-mail

CV

Uzm. Dr. Çiğdem Çiftçi Kaygusuz Formülasyon Aşamasında Dondurdu 0505 479 52 13 cifci_c@yahoo.com.tr CV
 Meral Kaya

 Eğitimi Tamamladı

 0505 475 87 69  hayat_2006@msn.com  CV
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
         
         

Elazığ Bölgesi Psikoterapi Enstitüsü Üyesi Psikoterapistler

Adı – Soyadı

Durum

Telefon

e-mail

CV

  Hidayet Çalışkan Eğitimi Tamamladı 0537 284 27 22 pskcaliskan@gmail.com CV
Uz. Psk. Mert Aytaç

Formülasyon Eğitimine Devam Ediyor

 0532 540 62 13 mertaytac23@hotmail.com CV
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
 

 

     
         
         

Aydın Bölgesi Psikoterapi Enstitüsü Üyesi Psikoterapistler

Adı – Soyadı

Durum

Telefon

e-mail

CV

Dr. Murat Ulusoy

Sertifikasını Aldı

0505 911 21 51 hipnoz@klinikhipnoz.com CV
Dr. Hatice Büyüktuna

Eğitimini Tamamladı

0505 727 11 50 haticebuyuktuna@hotmail.com CV
Hülya Volaka

Süpervizyon Eğitime Devam Ediyor

0532 694 62 90 hulyavolaka3@hotmail.com CV