Kernberg Günleri IV – Aktarım Odaklı Psikoterapi 22-24 Şubat 2013

Kernberg Günleri IV Eğitimi Başvuruları Listesi

 

Ön Kayıt Listesi Kesin Kayıt Listesi
No Adı Soyadı No Adı Soyadı
1 Serap Parmaksız 1 Tahir Özakkaş
2 Güniz Kocakaya 2 Şanver Yerebakan
3 H. Nurdan Çam 3 Tunahan Uzun
4 Aslıhan Coşkun 4 Berrin Karaeminoğulları
5 5 Feyzullah Alpman
6 6 Makbule Uras
7 7 Hasip Hakverir
8 8 Ayşe Yılmaz Kul
9 9 Eric Chalet
10 10 Konstantinos Taliouridis
11 11 Güney Toprak
12 12 Meral Aydın
13 13 Fatma Aysel Kolakıncı
14 14 Ahmet Çorak
15 15 Fatma Canan Güllü
16 16 İhsan Yamlı
17 17 İbrahim Gülyaşar
18 18
19 19
20 20
21 21
22 22
23 23
24 24
25 25
26 26
27 27
28 28
29 29
30 30
31 31
32 32
33 33
34 34
35 35
36 36
37 37
38 38
39 39
40 40

Klinik Hipnoz Uygulamalı Eğitimi (10-11 Kasım 2012)

Klinik Hipnoz Uygulamalı Eğitimi Başvuruları Listesi

Ön Kayıt Listesi Kesin Kayıt Listesi
No Adı Soyadı No Adı Soyadı
1 Cihangir Aydoğdu 1 Ayşe Yılmaz Kul
2 Pekay Aydın 2 Aygül İncisoy
3 Deniz Bıçkın 3 Reyhan Nuray Duman
4 Mustafa Özay 4 Sevim Nadir
5 Mehtap Hisar 5 H. Mehmet Karav
6 İsmail Koç 6
7 Damla Alkoç 7
8 Hasip Hakverir 8
9 Ömer Faruk Karataş 9
10 Aybars Günaydın 10
11 İbrahim Gülyaşar 11
12 12
13 13
14 14
15 15
16 16
17 17
18 18
19 19
20 20
21 21
22 22
23 23
24 24
25 25
26 26
27 27
28 28
29 29
30 30
31 31
32 32
33 33
34 34
35 35
36 36
37 37
38 38
39 39
40 40

KLİNİK H İ P N O Z  UYGULAMALI E Ğ İ T İ M İ​ 10-11 KASIM 2012

KLİNİK H İ P N O Z  UYGULAMALI E Ğ İ T İ M İ​
10-11 KASIM 2012
www.hipnozderneği.org.tr
 
AMAÇ
Hipnoz Eğitimi, sağlık alanında çalışan uzmanların, tanı ve tedavi amaçlı olarak kullanabilecekleri hipnoz hakkında teorik bilgileri edinmeleri ile hipnoz tekniklerini uygulama becerilerini kazanmalarını ve geliştirmelerini hedeflemektedir.
Eğitim süreci içinde, uygulama ağırlıklı çalışmalar yapılacak ve vaka video kayıtları destek eğitim materyali olarak kullanılacaktır

HÜCUM TERAPİSİ / DANIŞAN BİLGİLENDİRME VE DANIŞAN ONAM FORMU

DANIŞAN BİLGİLENDİRME VE DANIŞAN ONAM FORMU

HÜCUM TERAPİSİ

NEDİR?

Psikolojik sorunların çözümünde kullanılan pek çok terapi tekniği, yaklaşımı vardır. Bazı teknikler, danışanlık semptomlarının ya da belirtilerinin giderilmesi odaklı iken bazıları belirtilere neden olan kaynağın tespit edilmesine ve danışanlık yaratan bu kaynağın, danışanlık üretmeyecek hale dönüştürülmesi amacını taşımaktadır. Bu anlamda Hücum Terapisi, danışanlık kaynağına yönelik olarak çalışılan, bu çalışma sırasında davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşsal tekniklerden danışana, danışanın sorunlarına bağlı olarak seçilen bir ya da birkaç tekniğin bir arada kullanıldığı bir psikoterapi sürecidir. 

İÇERİK?

Hücum terapisi, danışan için; anlatma, bilgilendirme, kavrama, içgörü, hayata geçirme, travmaya dayanıklı hale gelme duraklarını içeren bir yol haritasını takip eder.

Bu harita bağlamında, ilk 10-15 günlük süreç danışanın hayat öyküsünü anlatması, hayat öyküsü ile sorunu çerçevesinde teorik bilgilendirilmesini içerir. Bu aynı zamanda danışanın bu bilgileri içselleştirmesini, kendi hayatı ve sorunları ile paralel olarak resmedilmesini tanımlayan kavrama ve içgörü kazanma süreçlerinin de başladığı noktadır.

10-15 günlük hücum tedavisinin ardından, idame tedavisi ile kazanılan içgörünün, danışanlıklı duygu, davranış ve düşüncenin yada ilişki biçimlerinin sağlıklı olanları ile yer değiştirmesine yardımcı olacak uygulamaları içerir.

Tüm süreç, yeni edinilen sağlıklı davranış-duygu-düşünce kalıpları ile iletişim biçimlerinin yeni sorunlara/travmalara dayanıklı hale getirilmesini amaçlamaktadır. 

SÜRESİ?

Hücum terapisi toplam 1800 dakika, günde iki seans olmak üzere 10-15 güne yayılan bir program dahilinde devam eder.

Hücum terapisini takiben danışanın sorununun şiddetine, derinliğine bağlı olarak 6 ay ile 2 yıl arasında değişen bir idame tedavisi söz konusudur. İdame tedavisinde görüşme periyodu ilk aşamada haftada bir olup, süreç içinde 15 günlük ve aylık periyotlarla devam eder ve sonlanır.

İdame tedavisi devam ederken, terapistin uygun gördüğü bir aşamada, danışan haftada bir yapılan grup terapisine yönlendirilir.

NASIL?

Bu çerçevede, ilk görüşme sonrasında danışana bir dosya açılır. Kendisi, tedavi ve ödeme planı hakkında bilgilendirilir. Danışanın ödeme yaptığına dair bir dekont ile Psikoterapi Enstitüsüne başvurması ile enstitü bünyesinde çalışan bir terapiste yönlendirilmesiyle kendisine sunulan tedavi programı başlatılır. İlk 10-15 günlük süreç içinde danışandan, mesai saatlerin tedavi ortamında geçirmesi beklenir. Günlük mesai sırasında, her gün en az iki seans görüşme yapılır. Danışan ile yapılan tüm seanslar (hücum, idame ve grup seansları) video kayda alınır. Kayılar, tedavi sırasında, terapist tarafından uygun görüldüğü zaman ve nedenlerle hasta ile eğitim amaçlı paylaşılır. Seans kayıtları tedavi sonrasında, danışanın dosyasında arşivlenir. Ne orjinali ne kopyası danışana verilmez. Kayıtlar ve arşivleme kurum profesyonelleri haricindeki kişilere kapalı tutulur. Günlük seanslar sırasında terapötik görsel ve yazılı eğitim materyalleri hastaya verilir ve izlemesi/okuması sağlanır. Tedavi süresince danışandan günlüklerini ve rüyalarını yazması ve terapisti ile paylaşması istenir. Söz konusu günlük ve rüyalar da danışanın dosyasında arşivlenir. 

Hücum terapisi bittikten sonra haftalık görüşme tarih ve saati belirlenir. Söz konusu tarih ve saat, terapistin ajandasında sabitlenir.

İdame tedavisi ile ilgili randevular, 24 saat öncesinden iptal edilmez ise, o tarihteki ve saatteki seans terapist ile danışan arasındaki süre üzerinden ücretlendirilir ve danışandan talep edilir. 

Hücum terapisine başlayan danışan hakkındaki bilgi ve gelişimler, tedavi sürecinin belirlenmesi, takibi için Uz. Dr. Tahir ÖZAKKAŞ ve PSİKOTERAPİ ENSTİTÜSÜ SÜPERVİZÖRLERİ tarafından yürütülen haftalık süpervizyon toplantılarında terapisti tarafından paylaşılır. 

NE KADAR?

* Seansların toplam ücreti kadar tutar hesaplanır ve hücum terapisi öncesinde ödenir. İLK MUAYENE ücreti 80 ABD doları karşılığı Türk  Lirası ve KDV ilavesini içerir. Seans ücretleri ise (45 dk-50 dk) ücreti 40 ABD doları karşılığı Türk  Lirası ve KDV ilavesini içerir.

* İLK MUAYENE, HÜCUM TERAPİSİ, İDAME TERAPİSİ, TEST BATARYASI (Hücum terapisi alan her danışan test bataryası almak zorundadır) ücretleri hakkında bilgi için,

Psikoterapi Enstitüsü Limited Şirketi

Fatih Sultan Mehmet Cad. Terapi İş Merkezi No:285/29

Kocaeli / Darıca

İletişim Numarası

Tel: +90 (262) 653 66 99
Gsm: +90 (532) 267 47 94
            +90 (530) 418 76 41

HESAP NO

Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Araştırma Sağlık Organizasyon ve Danışmanlık Ltd. Şti.

İş Bankası Darıca Şubesi

Şube Kodu: 2425

Hesap No: 0432025

IBAN TR 740006400000124250432025

Tedavi programı, maliyeti ve danışan kabulü ile ilgili metni okudum. Süreci, şartları kabul ettiğimi beyan ederim. 

AD/SOYAD:   …………………………………………… 

TARİH:         …………………………………………… 

İMZA:           ……………………………………………

Bildiri

1. Oturum

Dr. Tahir Özakkaş: Değerli misafirlerimiz hepiniz hoşgeldiniz. Kernberg günleri 2 ve 3’ü birlikte yapmak üzere buradayız. Aktarım odaklı psikoterapinin 2. ve 3. basamağını bu altı günlük süre içersinde yoğun bir şekilde görmüş olacağız. Eğer kısmet olursa bundan sonra da süpervizyon çalışmalarına başlayacağız. Aramızda ilk defa bu eğitim programına katılan yabancı konuklarımız var. Onlara da hoşgeldiniz diyorum.

Otto Kernberg gerçekten 2 gündür Antalya’da yoğun bir çalışma içerisinde idi. Orada da atölye çalışması ve konferansı oldu. Çok zevkle dinledik. Bir özet sunum yaptı. O sunumun detaylandırımış halini burada yapacak. Biliyorsunuz bunun 1. basamağını geçen sene John Clarkin ile beraber yapmıştık. Ve şimdi 2. Basamağına geçeceğiz. Bugün öğleden sonra Frank Yeomans aramızda olacak. Amerika’dan geliyor. Pazar gününden itibaren de Yeomans ile devam edeceğiz. Tabi dünyadaki yaşayan en büyük ustayı, dünyada yaşayan en büyük kuramcıyı aramızda ve enstitümüzde görmek bizleri inanılmaz onurlandırıyor ve mutlu ediyor. Kendisine ve eşi Kay’e çok çok teşekkür ediyorum. Sık sık dünkü sohbetlerimiz-de eşine Kay’e atıf yaparak; 35 yıllık hayatımdaki yakın destekçim, arkadaşım, dostum, meslektaşım diye ifade ettiği Kay’i de her seferinde anıyor. Ben de burada O’nu anmak lüzumunu hissettim. Ona da tekrardan hoş geldin diyorum. Güzel bir toplantı olacağını umuyorum. Teşekkürler, buyrun.

Dr. Kernberg: Çok teşekkür ederim bu güzel giriş sözleriniz için. Sabahtan iki konferansımız var. Öğleden sonra da vaka materyallerini tartışacağız. Başlamak istediğim yer; kişiliğe dair genel bir bakış, kişiliğin tanımı ve bileşenleri, kişilik bozukluklarının tartışılması, kişilik bozukluğunun sınıflandırılması, sonra, ikinci sunumda psikanalitik nesne kuramından bahsedeceğim. Kişilik bozukluklarını anlamak için temel bir çerçevedir ve geliştirdiğimiz tedavi için yani aktarım odaklı tedavi için de temel bir çerçeve sunmaktadır bize.

Kişilik kavramından bahsedelim önce. Kişilik nedir? Küresel bir şemsiye, bir çatı kavramdır. Bireyin bütün psikolojik işlevlerini içerir. Örgütlü bir sistemdir. Bu sistemin bazı temel unsurları; mizaç, karakter, kimlik, içselleştirilmiş değer sistemleri ve bilişsel potansiyel yani zekâdır.

Mizaç nedir? Mizaç, organizmanın genel psikolojik reaktivi-tesidir. Doğumdan bu yana yapısal olarak orada bulunan genetik faktörlerle belirlenir. Psikolojik reaktivite bilişsel alandaki reaktiviteye, duygulanım alanındaki ve davranış alanındaki reaktiviteye göndermede bulunur. Bebekleri doğurtan hemşireler bebeklerin farklı kişilikler olarak doğduğunu çok iyi bilirler. Mesela bazıları mutludur. Bazıları gürültücüdür. Bazıları sinirlidir, daha tetiktedir. Reaktivite-nin duygulanımsal, bilişsel, davranışsal gibi çok çeşitli yönleri vardır. Bunların içinde en önemlisi duygulanımsal reaktivite-dir. Duygulanımsal reaktivite duygulanımların etkinleşmesini, aktive olmasını anlatır. Bu duygulanım etkinleşmesinin aktivasyonu, yoğunluğu ve ritmi, duygulanımın önemi temel motivasyon sistemi olmasıdır. Bebeklerin biyolojik ihtiyaçları hipotalamus yoluyla merkezi sinir sistemi tarafından iletilir. Bu da beynin limbik sistemini içerir.

Bu limbik sistem iki temel tip duygulanım uyandırır: Olumlu ödüllendirici duygulanım: Mutluluk, merak, neşe, heyecan gibi… Ve negatif duygulanımlar; kırgınlık, öfke, korku, tiksinme… Bebeğin organizmadaki düzensizliği deneyimlemesi karşısında kan şekerinin düşmesi, bunların hepsi hipotala-mus üzerinden iletilir ve hipotalamus yoluyla limbik sisteme iletilen durumlar negatif durumları uyarır, aktive eder ve böylece bebek negatif duygulanımı ifade etmek için ağlar, acı çektiğini gösterir ve anne gelip onunla ilgilenir. Bu yüzden, duygulanımlar, davranışları motive eden etkenlerdir. Burada haz üreten bir duygulanım olduğunda bebek mutludur. Neşe, mutluluk gibi hisler görürüz. Bebek açsa veya acı içindeyse içinden gelen bir imitasyonu iletir ve anne bir şeyin yapılması gerektiğine dair uyarılır. Duygulanımlar karmaşık biyolojik ve psikolojik yapılardır. Psikofizyolojik yapılardır. Gerçekten biyolojik işlevsellikle psikolojik işlevsellik arasında bir köprü oluştururlar. Bunları oluşturan hazza dair temel bir öznel deneyimdir. Duygulanımlar haz veren, hoşa giden veya hoşa gitmeyen nitelikleri bağlamında pozitif ve negatif olarak ayrılabilirler.

 

 

İkinci olarak duygulanımların belli nörovejetatif boşaltım yolları vardır. Her bir duygulanımda uyarılan nörotransmit-terleri uyarırlar. Belli nörotransmitterler belli duygulanımların uyarılmasında, uyandırılmasında etkili ve etkindir. Beynin yapısında bu nörotransmitterlerin belirli özellikleri etkilidir. Mesela, amigdala beyinde öfke, anksiyete gibi duygulanımların kontrolünden ve bunlara dair etkide bulunmasından sorumludur. Belli nörotransmitterler beynin belli noktalarını uyarırlar. Bebeğin davranışındaki görünümler ve belli yüz ifadeleri bu nörotransmitterlerden etkilenmektedir. Memeli türlerde, hayvanlarda, yüz ifadeleri o türün bütün bireyleri için geçerlidir. Darvin bunu köpeklerin durumunda açıklamıştır ve onun bu özel yüz ifadelerine, içsel duygulanım ifadelerine dair söyledikleri Tomkins’in modern duygulanım teorisiyle örtüşmektedir. Yüzdeki duygulanım ifadelerinin genetik olarak belirlendiğini söyler. Bu genetik faktörler anne tarafından okunur ve bebeğin duygulanımını anne derhal anlar. Bunu sağlayan psikomotor işlevler ve yüz ifadeleridir. Anne çocuğun belli bir yüz ifadesinden, çıkardığı belli seslerden bebeğin ne hissettiğini mükemmel bir şekilde bilir. Bebeği mutlu mu mutsuz mu diye. Yani, duygulanımları yüz ifadelerimizle anlatmak ve diğer insanların yüzlerindeki duygulanımları okumak için doğuştan gelen bir kapasitemiz vardır. Uyumlanma dediğimiz şey burada doğuştan gelen bir kapasitedir aslında. Başka insanlardaki duygulanım ifadelerini okuma kapasitesidir.

 

Yani duygulanımların psikomotor boşaltım süreçleri, yüz ifadeleri ve aynı zamanda bilişsel açıdan bir etkisi de vardır. Duygulanım aktivasyonu limbik sistemdeki prefrontal ve preorbital korteksle bağlantılıdır. Böylece orbitalle prefrontal korteks, duygulanımın aktive olduğu bütün o durumlara dair bilişsel ve duyuşsal tasarımlarla algıyı bütünleştirir. Böylece duygulanımla çevresel koşullar biliş tarafından doğrudan birbirine bağlantılanır. Bebeğin negatif duygulanımı biliş tarafından karanlıkla, tamamen yalnız olma durumuyla bağlantılandırılır. Bebeğin meme emerkenki zevki, o memenin algılanması sıcaklık hissiyle bağlantılandı-rılır. Bütün duyulara ve bilişsel yönlere dair bütünsel bir deneyimdir. Bilişin biraraya getirdiği duygulanım ve duyusal deneyimlerden oluşur. Bu bilişsel çerçeveler ve bütün bu paket; öznel deneyim, yönelimsel davranışlar, düşünceler, uyarıcılar, uyarılar, psikomotor boşaltımlar, bilişsel çerçevelendirme, yüz ifadeleri, bunların her biri temel duygulanımları temsil eder. Özellikle anksiyete, öfke, tiksinme, merak, coşkunluk, mutluluk, depresyon. Ayrıca cinsel uyarılmayı da ekleyebiliriz buraya, ki bunların içinde en az çalışılan budur. Ama bireyin gelişiminde çok önemli olduğu görülür ve bilinir. Daha önce bahsettiğimiz duygulanımlara ek olarak erotik aktivasyonla bağlantılı belli duygulanımlar vardır.

Yani mizaç, duygulanımsal eğilimin ifadesidir ve genel duygulanımsal reaktivitede ifade edilir. Anne ile bebeği birbirine bağlar, aralarında bağlantı kurar. Anne ile ilişki kurarken bebek annenin tepkilerini bağlanma sisteminin aktivasyonunda bulur. Duygulanımlar, gerçekten, her biri birbirinden farklıdır. Ama mesela sırf anksiyetede aktive olmazlar. Genellikle bir kombinasyondur. Birkaç duygulanımın bir kombinasyonudur. Aynı haz veya acı çizgisi içindeki birkaç duygulanımın kombinasyonudur ve bu kombinasyon belli bir genel işlev, çevreye dair genel bir ilişki kurma biçimiyle ilgilenir. Bu duygulanım kombinasyonu belli temel sistemler oluşturur. Bu sistem hâlihazırda biyolojik eğilimleri ve deneyimleri içerir. Arayış ve tatmin, anneye yakın olma ve bu olmadığında anksiyete durumu. Bağlanma sistemi, bağlanma gerçekleşmediğinde ve tatmin edilmediğinde ayrılma paniği için zemin hazırlamıştır. Savaşma-kaçma sisteminin aktive olması, irrite edici uyaran kaynakları yoluyla olur. Savaş- kaç… Erotik sistem gizli bir şekilde erken bebeklikten itibaren gizli bir şekilde işlemeye başlar ve giderek daha örgütlü hale gelir. Bağlanma sisteminde, diğer türün bir başka üyesiyle oyun yoluyla iletişim kurarak bağlanma bağları gelişir. Bu bağlanma, cinsellik, savaşma, kaçma, bunlar temel psikolojik sistemlerdir. Kabaca iki gruba bölünebilirler. Tatmin edici olan erotik bağlanma, oyun, bağlanma; negatif olan savaşma-kaçma ve elbette bağlanma başarısızlığa uğradığında yaşanan ayrılma paniği.

Çocuğun anneyle veya bir başkasıyla ilişkiye girdiği her bir davranış, kendilik ve ötekiyle bir etkileşim deneyimidir. Böylece duygulanım aktivasyonu bir etkileşimi motive eder ve duygulanımların bilişsel yönleri sadece o duyguya değil, ken-dilik ve öteki arasındaki ilişkiye aittir. Bu yüzden duygulanımın aktivasyonu etrafında özellikle bağlanma bağlamında bilişsel, duyumsal deneyim gelişir. Kendilikle öteki arasında kendine ve ötekine dair ilkel bir kendilik hissi ve duygulanım deneyimi bunları bağlar. Buradaki kendilik tasarımına, nesne tasarımına ve bunlara bağlayan duygulanıma dair temel durumlar aktive olur. Bunlar duygulanım belleği olarak içselleştirilir. Bu kendilik ve nesne tasarımlarının ve duygulanımın içselleştirilmesi psikolojik deneyim birimleri haline gelir. Duygulanımsal bellek bu deneyimleri tutar ve bunlar da bir motivasyon işlevi kazanırlar. Yani bir başka deyişle haz aldığımız deneyimleri tekrarlamak isteriz, hoşumuza gitmeyen deneyimleri tekrarlamak istemeyiz. Yani duygulanımlar birincil motivasyon haline gelir. Bu duygulanım belleği, duygulanımsal ve ilişkisel motivasyon sistemlerinin bir kombinasyonudur.

–  Duygulanım kendilik ve öteki arasındaki ilişkiden çok yakından etkilenir ve içselleştirilir. Bu tür bir duygulanım belleğinde özellikle hipokampusta bir limbik aktivasyon devresidir bu. Kortikal, prefrontal ve preorbital sirkülsayon burada yer alır. Duygulanım aktivasyonu bilişsel bir çerçeveye girer ve daha sonra duygulanım belleği olarak hipokampusta içselleştirilir. Bu karmaşık, bütünleşik ve biyolojik bir yapıdır. Binlerce deneyimden gelen duygulanım belleği pozitif ve negatif yönde bunları oluşturur ve erken dönem psişik yaşam bir idealize deneyim segmenti diyebileceğimiz şeyin oluşturulmasında çok önemlidir. Pozitif ödüllendirici deneyimler ile itici ve kötü deneyimlerden oluşan segmentin, bu iki pozitif ve negatif segmentin oluşmasında erken dönem deneyimleri çok önemlidir. Burada bir içsel temel; iyi olma, güvende olma hissi ve bütün negatif deneyimlerden kurtulma hissi görülür. Negatif duygu segmentini kişi yansıtma yoluyla dışarıya atar. Zorba dediğimiz eziyet eden bir deneyim sistemi görüyoruz. Bir idealize segment, bir de negatif segment vardır. Bunların her birini oluşturan sonsuz sayıda somut ikili ilişkilerdir. Bunlar duygulanım deneyimleridir. Bu duygulanım aktivasyonu ve bu ikili ilişkilerin içselleştirilmesi…

Burada elimizde olan çizim, bu birinci temel ikili ilişkileri gösteriyor. Kendilik tasarımı, öteki insana dair nesne tasarımı ve onları bağlayan duygulanım. Başta bahsettiğim gibi pozitif segmentle negatif segment arasında kesin bir bölünme vardır. Sol tarafta zorba bir deneyim sistemi, sağ tarafta da ödüllendirici bir deneyim segmenti. Yaşamın ilk yılında oluşan ve üç yaşına kadar büyüyen bu zihinsel yaşam yavaş yavaş bütünleşik hale gelir. Çünkü bu duygulanım deneyimlerinden oluşan bir psişik yaşamın temelidir. Yoğun duygulanım deneyimleri bebeğin anneye dair, daha sonra ailenin diğer bireylerine dair düşünce biçimini etkiler. Ama bir başka deneyiminde bebeğin çok düşük duygulanım aktivasyonu esnasında tamamen bilişsel algı dünyaya dair içsel sakinlik ve dinginlik durumunda gerçekliği öğrenme fırsatı verir. Bilişsel işlev üzerinden büyüme şansı verir. Beynin bütün korteksin büyümesini sağlar. Bu genel bilişsel büyümenin etkisi altında ve pozitif deneyimlerin entegrasyonu yoluyla pozitif ve negatif bütün kendilik tasarımları bütünleşik ve gerçekçi bir tasarım halinde bütünleşir. Böylece gelişim evrelerine ulaşılır. Burada bütünleşik bir kendilik hissi pozitif ve negatif yönleri içinde barındırır. Ötekilere dair bütünleşik kendilik hissi aynı zamanda onları cinsel özellikleri bağlamında da tanır ve içsel bir nesne ilişkileri dünyası yaratır. Bu bütünleşik durumlara kimlik bütünleşmesi, kimlik entegrasyonu diyoruz. Patolojik durumlarda, normal olmayan durumlarda bu evreye erişilemez. Bu durum sonsuza kadar gider.

 

 

Devamı İçin Orjinal Dvd’ sini AlınTıkla

Psikoanalitik Psikoterapiler

İnsan beyninin çalışma prensipleri ile ilgili son yıllarda ilginç çalışmalar
var. Beyin yarım kürelerinin fonksiyonları üzerine araştırmalar yapan bilim
adamları bir takım ciddi sonuçlara uluşmışlardır. Bu çalışmalara göre insan
beyin yarım küreleri farklı fonksiyonlara sahiptir. Sağ beyin sentezci,
hayalci, keşfeden, yaratan ve sanatçı özelliklere haiz iken, sol beyin
analizci,parçacı, mantıklı düşünen, matematiksel bakan, determinal bağlara
sıkı sıkıya bağlı ve dilin yapılanmasını sağlayan bölümdür.
Yukarıdaki cümlelerimin konu ile bağlantısı olmadığını düşünen okuyucular
olabilir. Gestalt psikolojisini mikst beyin yapısının bir ürünü görüp diğer
psikoloji ve terapilere bakacak olursak hep sol beyin fonksiyonları
açısından insanları inceliyorlar gibi. Ancak varoluşçu psikoterapi yaklaşımı
diğer tüm yöntemlerin karşısına farklı bir kimlikle çıkıyor ve hepsini
reddediyor.
Prof. Dr. Özcan Köknel Varoluşçu Ruhbilim yaklaşımı hakkında güzel bir özet
yaparak şunları söylemektedir.”Varoluşçuluğu oluşturan düşünce akımları 19.
yy. ortalarında başlamıştır. Gizemci düşünür Kierkegaard’ın (1813-1885)
gizemsel düşüncelerinden yararlanan Heidegger (1889-1976), insanın kendi
varlığının kendisi tarafından yaratıldığını ileri sürerek bu öğretiyi ortaya
atmıştır.
Varoluşçuluk öğretisi, insanın kişisel anlamını değerlendirmesini, yaşama
sürecinde kendi yolunu seçmesini, düşman ve amaçsız bir evrenin doğurduğu,
kişiliğin yitirilmesi tehlikesine karşı, insanın kendi özgür istemiyle
direnmesi gerektiğini savunur.
Gabriel Marcel7in (1889-1973) öncülüğünde Tanrıcı varoluşculuk; Jean Paul
Sartre’in (1905-1980) öncülüğünde Tanrısız varoluşculuk adını alarak iki
ayrı akım olarak kısa bir süre içinde gelişmiş ve yayılmıştır.
19. ve20. yy.’da, Varoluşçu Ruhbilime katkısı olan ilk ruhbilimci olarak
Franz Brentano (1838-1917) gelir. Brentano, bilinç alanında ancak duyu
organlarıyla algılanabilen süreçler üzerinde durarak, aynı zamanda görüngüye
(fenomen) dayanan öğretiyi de kurmuştur.
Husserl (1859-1938) bu öğretiyi geliştirmiş, varoluşçu çözümlemeyi getirmiş
ve Freud’un yapısal kuramını kabul ederek hastalara yaklaşımda kullanmıştır.
Bunları, Ludwig Binswanger (1881-1966), Karl Jaspers, Eugen Minkowski,
Medard Boss,Erwin Strauss, Antonia Wenkart izlemiştir. Bu bilim adamları
varoluşçu öğretinin ruhbilim ve ruh hastalığının tedavisinde kullanılan
yöntemler içinde yer alıp gelişmesine öncülük eden görüngücülük öğretisinin
de kurucuları olmuşlardır.
Varoluşçuluk öğretsine göre, evrende kendi varlığını kendisi yaratan tek
varlık insandır. İnsandan başka tüm varlıklar, varoluşlarından önce
yapılmışlar, biçimlenmişler, nitelik kazanmışlardır. insan kendini nasıl
yapar, varlar ve değerlendirirse insan odur. Yaşama anlam veren insanın
kendisidir. İnsan kendini varladığı için özgür ve sorumlu olmak zorundadır.
Bu sorumluluk nedeniyle bunalım, sıkıntı, kaygı duyar. Varolma
sorumluluğundan doğan bu kaygı ve sıkıntı, insanın temel davranış ve eylem
gücünü oluşturur.
Görüldüğü gibi, Varoluşçuluk, enesnel varlığı insana, insanı kişisel
varlığa, kişisel varlığı da düşünceye bağlayarak idealizme varmaktadır.”
(Köknel s:29-30, 1984)
Varoluşçulara göre insan davranışları doğadaki diğer fiziksel olaylar gibi
değerlendirilemez, incelenemez, kategorilere ayrıştırılamaz. Aİnsan
davranışları bu bağlamda açıklanamaz, ancak anlaşılabilir. İnsan
davranışlarının anlaşılabilmesi için veya insanın bütüncül olarak
anlaşılabilmesi için tüm yargılardan ve ön fikirlerden uzak olmak gerekir.
İnsan mekanik bir aygıt olmadığından onun davranışlarını bir takım gruplara
ayırmak, sistematize etmek , şablonlaştırmak insanı anlamak değil , tam
tersine onun anlaşılmasını zorlaştıran temel faktördür. Hele hele bir takım
hastalık isimleri altında insanları birer kemiyet gibi değerlendirmek,
bilgisayar proğramlarına kodlamak, sistematize etmek insana yapılacak en
büyük ihanetlerden biridir.
İşte varoluşçu felsefeden yola çıkan bilim adamları insanı anlamak için
toptan psikiyatriyi reddeden antipsikiyatri anlayışlarına da kaynaklık
etmişlerdir. belki de insana insanca bir yaklaşım tarzını varoluşçu
terapilerde bulmak mümkündür. İnsanın gerçekten insan olarak
değerlendirildiği hasta ile hekimin eşit şartlarda gerçeği aradığı anlayış
ve yaklaşım tarzı sadece varoluşçu tedavilerde mümkündür. Bu kadar
müsamahalı ve geniş bir yaklaşım tarzını ihtiva etmesi nedeni ile uygulamada
geniş bir yelpazenin varlığıda otamatikman ortaya çıkmaktadır.
Bu tedavi proğramında kişi hekimi ile eşit şartlar altında kendini anlamaya
çalışır, patoloji olarak görülen bozuklukları anlamaya hayatını anlamlı
kılmaya ve aktif bir üretkenliğe dönmeye çalışır.
Varoluşçu psikoterapistler arasından Victor Frankl’ın görüşlerine ve
eklektik tarzına bakmakta yarar vardır. Ona göre;” Ego’yu tedavi etmek amacı
ile O, eklektisizme yönelerek hipnoz, davranış tedavisi, ilaç tedavisi, ve
gevşeme egzersizlerini bir arada kullanmaya kadar işi ileri götürmüştür.
Buna kendi yarattığı Logoterapi adlı yöntemi de eklemiştir. Bu yöntemin
temel hedefi hastada az ya da çok miktarda kaybolmuş olan egonun temel
gücünü, yani iradeyi geliştirmektir. Frankl’a göre yaşamında artık anlam
göremeyen bir kişi hastalanır, çünkü insan anlam yokluğunda varolamaz.
Logoterapide anlama ve özneye saygı şu yönlerde ortaya çıkar. Varoluştaki
kişisel amaç ve değerlerin keşfedilmesine engel oluşturan şeylerin analizi
zorunlu olarak anlama çabasını ve öznelliğe saygıyı gerektirir. Ama
logoterapi aynı zamanda iradeyi ve sorumluluk duygusunu uyandırmaya ve
desteklemeye yönelik teknikleri de içerir” (Güleç,s:111,1993)
Her hasta farklıdır. Semptomların ifadesinde kullanılan dil her hasta için
farklıdır. Hastaların ifadeleri ancak kendi içsel ve dışsal dinamikleri ile
birleştirildiğinde anlam kazanır. Hastanın ruhunu anlamadan yapılan yaklaşım
tkarzları her zaman hatalıdır ve kişiyi yanlışsonuçlara götürür. Hastaya
gerçekten yardımcı olmak istiyorsak tüm şahsi düşüncelerimizi bir tarfa
bırakarak hasta gibi hissetme , onunla beraber düşünmek zorundayız. Hasta
ile olan ilişkilerimizde , hastanın geçmişine kilitlenme deği , geçmişten
günümüze intikal eden şu andaki sorunlara yoğunlaşmak gerekir. Geçmiş şu
anda hastayı etkiliyorsa önemlidir.
Her hekim az veya çok varoluşçu bir yaklaşım tarzını benimsemek zorundadır.
Hastaların kendi dünyalarında bağımsız ve özgür bir fert olduğunu
kavrayamayan , insan olarak onlara gerçekten değer veremeyen hiç bir
yaklaşım tarzının fazla yararlı olammayacağı kanatindeyim.

Serpil Kızıltaş Günyüz

serpilkiziltas

Uz. Psk. Serpil KIZILTAŞ GÜNYÜZ

Kısa Özgeçmişim:

1984 yılında İstanbul’da doğdum, ilk, orta ve lise öğrenimimi İstanbul’da tamamladıktan sonra 2002 yılında İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazandım. 2006 yılında üniversiteden mezun oluşumun ardından İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Sosyal Bilimler Anabilim dalında yüksek lisans eğitimime başladı. Aynı yıl, Davranış Bilimleri Enstitüsü’ne burslu öğrenci olarak kabul edildim ve terapistliğe ilk adımımı attım. 2008 yılında yüksek lisansa devam ederken Psikoterapi Enstitüsü bünyesinde bütüncül psikoterapi eğitimine başladım. Ardından yükseklisans eğitimimi tamamlayarak uzmanlığımı aldım ve eğitimlerime devam ettim. Aynı enstitüde süpervizyon eğitimimi de tamamladıktan sonra bütüncül psikoterapi uygulayıcısı olmaya hak kazandım. Bütüncül bir psikoterapi anlayışı çerçevesinde; Masterson, Kohut, Mahler ve Kernberg gibi psikanalitik psikoterapi kuramcılarının, gerçek ve sahte kendilik, ayrılma – bireyleşme, kendilik aktivasyonu, terk depresyonu kavramlarını kullanarak netleştirme, yorumlama ve yüzleştirme teknikleriyle bireysel karakter patolojilerinin yanı sıra ego destekleyici terapilerle de çalışan ve öncelikli amacı farkındalık kazandırmak, danışanlarının değişimi gerçekten içselleştirmelerini sağlamaktayım.

Katıldığım Eğitimler:

  • 2008 – 2009 Psikoterapi Enstitüsü, Bütüncül Psikoterapi Eğitimi I. Aşama (Teorik aşama)
  • 2011 “Transference – Focused Psychoterapy, Kernberg Days II – III”
  • Personality Disorders Institute & Psikoterapi Enstitüsü, İstanbul
  • 2011 “Developmental Neurobiology and Attachment Theory”
  • Psikoterapi Enstitüsü, İstanbul
  • 2011 “Bağlanmanın Nörobiyolojik Temelleri”,
  • Psikoterapi Enstitüsü, İstanbul
  • 2009 “Kendilik Bozukluklarının Tanı ve Tedavisinde Masterson Yaklaşımı, Analitik Tedavinin İlkeleri”
  • Masterson Enstitüsü & Psikoterapi Enstitüsü, İstanbul
  • 2008 “Kognitif Terapinin Anksiyete Bozukluklarında Uygulanması Eğitimi”
  • Sedat Özkan Psikiyatrik Tıp Merkezi, İstanbul
  • 2007 “Aile Terapisine Giriş Eğitimi”
  • Davranış Bilimleri Enstitüsü, İstanbul
  • 2007 “Mesleğe Hazırlık ve Staj Programı”
  • Davranış Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

 

İletişim:

Adres: Aziz Mahmud Hüdayi Mah. Şemsi Paşa Bostanı Sk. No:33 Engin Apt. Kat:1 Daire:3 Üsküdar İstanbul

Tel: (216) 310 93 33

e-mail:  serpilkiziltas@gmail.com

 

Psk. Dan. Zeliha Togay

Adınız *
Zeliha

Soyadınız *
Togay

Doğum Tarihiniz *
13.11.1983

Cep Telefon *
05370256538

Mail Adresi *
danismanzeliha@gmail.com

Çalıştığınız Kurum ve Göreviniz
Psikolojik Danışman

İş Adresi
Bursa / Osmangazi

Lisans Eğitim Durumu *
PDR

Şu anda yaptığınız mesleğiniz*
Psikolojik Danışman

Özgeçmiş

  • Gazi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Lisans
  • 11.Bütüncül Psikoterapi Eğitimi (Teorik Aşama)
  • 11.Bütüncül Psikoterapi Eğitimi (Formülasyon Aşaması)
  • Time Limited Dynamic Psychotherapy
  • Testör: Wechler Nonverbal Scale Of Ability (MEB), Kaufman Brief Intelligence Test (MEB)
  • Çocuklara Uygulanan Objektif Testler (AGTE, Frostig Görsel Algılama Testi, Bender Geştalt
  • Görsel Motor Algı Testi, Benton Görsel Bellek Testi) Metropolitan Okul Olgunluğu, Gessel
  • Gelişim Figürleri- İstanbul Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Müge Yukay Yüksel
  • Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (Kim Psikoloji), Leiter Uluslararası Zeka Ölçeği,
  • Stanford Binet Zeka Ölçeği uygulayıcısı
  • Temel Kabiliyetler Testi 7-11, Temel Yetenekler Testi 6-8 (MEB)
  • Peri Masalları Testi (Prof. Dr. İrem Erdem Atak-2016)
  • Aile Eğitimi Programı Eğitici Eğitimi ( Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı)
  • 0-18 Yaş Aile Eğitimi Programı (MEB)
  • Özel Gereksinimli Çocukarda Tacizden Korunma (Yrd. Doç. Dr. Ayten Düzkantar)

MAHMUT AYDIN

 

Ad, Soyad MAHMUT AYDIN
Doğum Tarihi 07/20/1976
Doğum Yeri ANTAKYA
İkamet Ettiğiniz İl / İlçe HATAY-ANTAKYA
Medeni Hali Evli
Çocuk Sayısı 2
Çalıştığı Kurum & Görevi ANKARA POLİS KOLEJİ- PSİKOLOJİK DANIŞMAN
İş Adresi ÇAMLICA MAH. YENİMAHALLE-ANKARA
Telefon Numarası-GSM 5052562633
Telefon Numarası-Sabit Hat 3123973040
Web Adresi (varsa)
E Posta aydinmahmut8@hotmail.com
Yabancı Dil Ingilizce
Eğitim Durumu Lisans Ustu
Calıştığınız Kurumlar MEB BÜNYESİNDE FARKLI OKULLAR

ANKARA POLİS KOLEJİ

Katıldığınız Eğitimler AİLE VE EVLİLİK TERAPİSİ- ODTÜ SEM (2010-2011)

 

Kısa Özgeçmiş 1976 ANTAKYA DOĞUMLUYUM. İLK VE ORTA ÖĞRENİMİMİ ANTAKYA’DA TAMAMLADIM. 1999’DA ANKARA ÜNİVERSİTESİ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜNÜ,2009’DA ANKARA ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM PSİKOLOJİSİ LİSANS ÜSTÜ PROGRAMINI TAMAMLADIM.
İlgi Alanları EĞİTİM PSİKOLOJİSİ, AİLE TERAPİSİ, PSİKOLOJİK DANIŞMA
Hobiler SEYAHAT ETMEK, DOĞA İLE İÇ İÇE OLMAK
Resminiz

Uzm. Klinik Psk. Azim Şengül

Uzman Klinik Psikolog / Psikoterapist Azim ŞENGÜL

        Sinop’un Boyabat  ilçesinde doğan Azim ŞENGÜL, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Karadeniz Teknik  Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünü kazanmıştır. 1993 yılında fakülteden “Onur Öğrenciliği Belgesi” alarak mezun olduktan sonra çeşitli danışmanlık merkezlerinde, şirketlerde psikolojik danışmanlık hizmeti vermiş ve seminer çalışmalarını sürdürmüştür. İstanbul Esenyurt Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji  Yüksek Lisans programına 2014 yılında başlamış ve “Benlik Saygısı ile Öznel Mutluluk Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” konusundaki proje çalışmasını tamamlayarak “Uzman Klinik Psikolog” unvanını almaya hak kazanmıştır. Aynı zamanda üç yıl süren ve teorik-formülasyon- süpervizyon aşamalarından oluşan “Bütüncül Psikoterapi” eğitimi, “Çift ve Aile Terapisi” eğitimi, “Hipnoz” eğitimi gibi temel psikoterapistlik becerilerini oluşturan süreçleri de tamamlayarak yetkinliğini arttırmıştır. Mesleki tecrübesi ile almış olduğu eğitimleri birleştirerek oluşturmuş olduğu “Psikanalitik Yönelimli Bütüncül Psikoterapi” anlayışı ile çalışmalarını sürdürmektedir. Bütüncül Psikoterapi: içerisinde bir çok kuramı ve tekniği barındıran, teorik bilgiyi işe yararlılık perspektifinde entegre ederek danışanların gerçekliğini anlamaya çalışan ve her danışanın bireysel ihtiyacına göre süreci yeniden şekillendiren dinamik bir psikoterapi armonisidir. Bu psikoterapi armonisi ” Klasik Psikanaliz, Bilişsel-Davranışçı Psikoterapi, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Aktarım Odaklı Psikoterapi, Masterson Yaklaşımı, Kendilik Psikolojisi, İlişkisel Psikanaliz, Transaksiyonel Analiz, Varoluşçu Psikoterapi” gibi ekollerin parçalarından oluşan ve danışana özgü bir psikoterapi haline dönüşen dinamik bir yapıya sahiptir.

        Azim ŞENGÜL, almış olduğu eğitimlerin ve psikoterapi alanındaki deneyimlerinin ışığında; Kişilik Sorunları (narsisistik kişilik, borderline kişilik , şizoid kişilik , obsesif kompulsif kişilik), Kaygı Problemleri (panik atak, obsesif kompulsif yapılar, sosyal fobi, basit fobiler, sınav kaygısı, performans kaygısı), Cinsel İşlev Sorunları  (erken boşalma,  sertleşme sorunları, vajinismus, ağrılı cinsel birleşme, cinsel istek bozukluğu), Eş ve İlişki Problemleri (iletişim problemleri, öfke ve çatışmanın kontrolünün sağlanamaması, destekleyici ve kapsayıcı ilişkinin kurulamaması, terk edilme korkusu, eşe bağımlı olma, cinsel hayattaki uyumsuzluk), Bireysel Sorunlar (boşluk duygusu, depresyon, yoğun suçluluk duyguları, yalnızlığa tahammül edememe, kararsızlık ve sorumluluk alamama, dönemsel madde kullanma ihtiyacı) gibi alanlarda problem yaşayan ergen ve yetişkinlerle; bireysel terapi, çift terapisi ve aile terapisi çalışmalarına devam etmektedir.

        İnsanların huzurlu yaşamalarını, hayatın zorlukları karşısında var olan potansiyellerini en iyi şekilde kullanmalarını, hayatın güzelliklerini fark etmeleri konusunda potansiyellerini kullanabilmelerine katkıda bulunabilmeyi kendisine hedef yapan ŞENGÜL, insanın değerli bir varlık olduğu, hayatın her anını huzurla yaşaması gerektiği inancıyla bu yolda çalışmalarını ve terapilerini sürdürmekte olup, Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda haftada bir yayınlanmakta olan “Önce İnsan” programının yapımcılığını yürütmektedir. Azim ŞENGÜL’ün “Mutlu Aile” adında yayınlanmış bir kitabı vardır.

Aldığı Eğitimler ve Katıldığı Atöyle Çalışmaları;

– Karadeniz Teknik Üniversitesi /” Psikolojik Danışma ve Rehberlik” Bölümü Lisans Eğitimi

– İstanbul Esenyurt Üniversitesi / “Klinik Psikoloji” Yüksek Lisans Eğitimi

– Orta Doğu Teknik Üniversitesi / Evlilik ve Çift Terapisi Eğitimi (Prof. Dr. Hürol FIŞILOĞLU)

– Psikoterapi Enstitüsü / Teorik, Formulasyon ve Süpervizyon dönemlerinden oluşan “Bütüncül

  Psikoterapi Eğitimi” (Uz. Dr. Tahir ÖZAKKAŞ)

– Hipnoz Derneği / Temel Hipnoz Eğitimi  (Uz. Dr. Tahir ÖZAKKAŞ)

– Omni Hipnoz Akademisi / Hipnoz Eğitimi (Dr. Aybars GÜNAYDIN)

– Eft Emotional Freedom Therapy Yöntemiyle Regresyon Terapisi / (Dr. Bülent URAN)

– Psikoterapi Enstitüsü / “Narsisistik ve Borderline Kişilik Bozukluklarında Nesne İlişkilerinin Derinlemesine İncelenmesi” Eğitimi (Prof. Dr. Vamık D. Volkan)

– “Travmaları Duyarsızlaştırma Tekniği” Eğitimi

– Psikoterapi Enstitüsü / “Kaygı Bozukluklarında, Bilişsel Davranışçı Terapi Yöntem ve Teknikler” Eğitimi (Midwestern Üniversitesi Davranışçı Tıp Bölümü Program Direktörü Dr. Arthur FREEMAN)

 –  WSC-R Testinin Uygulama ve Rapor Düzenleme Eğitimi / (Dr. Selen AYAS)

 – Objektif Testler Eğitimi / (Dr. Selen AYAS)

 – Psikodrama Eğitimi / Gaziantep Üniversitesi

– Obsesif-Kompulsif Bozuklukta Kültürlerarası Çalışmalar ve Güncel Tedavi Yaklaşımları Sempozyumu / Hacettepe Üniversitesi 2016

– Çocuk Çizimlerinin Projektif Yorumları Eğitimi / Psikoterapi Enstitüsü (Klinik Psikolog Şükriye KARAHAN)

– Psikodrama / Psikoterapi Enstitüsü (Klinik Psikolog Hünkar GÜLVEREN)

– Tomatis Dinleme Terapisi Eğitimi / Psikoterapi Enstitüsü (Uzm. Psikolog Iris STEINFELD)

-Katatimik Görüntü Yaşantısı Eğitimi / Psikoterapi Enstitüsü (Uzm. Psikolog Fatih DANE)

– Genel Hatlarıyla Hipnoz Eğitimi / Psikoterapi Enstitüsü (Uzm. Psikolog Büşra TATARİ ÇELİK)

-Aktarım Odaklı Terapi İmago Çift Terapisi / Psikoterapi Enstitüsü (Klinik Psikolog Şanver YEREBAKAN)

– Oyun Terapisi Eğitimi / (Dr. Selen AYAS)

-Cinsel İstismarın Gün Yüzüne Çıkartılması Projesi/ Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği(2006)