Hasta seçimi : Değerlendirme ve Hazırlama, Endikasyonlar ve Kontrendikasyonlar

Son iki dekadı aşkın süredir hipnoz alanındaki ilerlemeler, hipnotik araştırma ve uygulamaların pek çok alanında görülmektedir. Bu zaman sürecinde klinisyenler ve araştırmacılar, hipnoz olarak adlandırdığımız bu kullanışlı fenomeni tanımlamanın zorluğunu paylaşıp değerini bilirken, eş zamanlı olarak medikal ve psikoterapötik geniş uygulamalarla yararlarını araştırmaktadır. Hipnozun nasıl tanımlanacağı hakkında tartışma devam ederken pek çok alanda kullanımı da tartışılmaktadır.

Hipnoz ve Kötü Alışkanlıklar

Bazı reklamcılar bize hipnoz vasıtası ile bir çok alışkanlığımızı kontrol edebileceğimizi söylemişlerdir. Mesela bir hafta içerisinde 4 ila 5 kilogram zayıflayabilmek, ertesi sabah sigara alışkanlığını bırakarak uyanmak ve tüm isteklerinizi kontrol altında tutmak hipnoz ile mümkün olabilmektedir.

PARAPSİKOLOJİ VE PARAPSİKOLOJİK HARP Parapsikolojik Silahlanma

PARAPSİKOLOJİ VE PARAPSİKOLOJİK HARP

Parapsikolojik Silahlanma

Alb. Alexander Hodgson

Aşağıda Silahlı kuvvetler dergisinde çıkmış bir makaleyi okuyacasınız. Konunun uzmanı bir askeri yetkili tarafından neşredilen bu makalenin sınırları çok geniş ve insanın hayal sınırlarını zorluyor. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle spekülasyona dayandığından bilimsel irdelemesini ve incelemesini yapmak hemen hemen imkansız gibi bir şey.

Ancak biz teorik planda yaptığımız çalışmalar ve bazı pratik bilgilerimizin yol göstericiliği çerçevesinde bir sonuca ulaşabilmekteyiz. Hipnoz gibi insanın bilinç altına inen, biliç altı mekanizmalarını keşfeden ve insanın savunma mekanizmaların devre dışı bırakan bir yöntemle hayal ufkumuzun ötesinde de şeyler yapılabileceğine inanıyorum.

Literatür taramam esnasında tesadüfen ele geçirdiğim bazı bilgisayar temelli bilgi bankası kaynaklarında çok ilginç çalışmaların ipuçlarını buldum. Özellikle gizli haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri bir nevi zorunlu hipnotik trans gibi gelmektedir. CIA tarafından konu ile ilgili yayınlanmış gizli bir raporda soğuk savaş döneminde KGB’in beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Bu raporda insanın savunma sistemlerinin nasıl yıkılabileceği ve yeni model bir insanın nasıl inşa edileceği detaylı olarak anlatılmıştır.

Rejime muhalif insanların bu beyin yıkama yöntemlerinden nasibini aldığı gibi, rejimin yanında gönüllü olan insanların rejim ile tam bir uyum içerisinde birer robot gibi çalıştırılabilmesi için de bu yöntemler uygulanmaktadır. Gönüllü hipnoz ve benzeri seanslar ile bilinç altına girilen savunmasız birey rejimin tam bir robotu olabilmektedir. Tüm düşünce kalıpları rejimin istediği insan tipini inşa eden, gerektiğinde bir terörist, gerektiğinde bir sabotajcı gibi eğitilmesine imkan vermektedir. Konu ile ilgili çalışmalar sanat kültür hayatına konu olmuş ve bir çok özgün sanat eseri yapılmıştır. Bunlarla ilgili yazılan romanlar, senaryolar, tiyatrolar ve çekilen filmler hatıralarımızda hala canlılığını korumaktadır. Beyin yıkama yöntemlerinden en güzel bir örnek olarak son imparator filminde Mançurya İmparatorunun beyin yıkama operasyonudur. Bir imparatordan rejime uygun bir insanın nasıl inşa edildiği güzel bir örnek olarak sergilenmiştir.

Konu ile ilgili yaptığım diğer bir çalışmayı da burada müjdelemek isterim. Beyin yıkamanın tüm boyutlarını içine alan bir çalışmam ayrıca devam etmektedir. İnsanın zihninin bilinmezlik boyutlarını keşfeden emperyalist ülkeler sömürü çarklarını bu bilgiler üzerine inşa etmişlerdir.

Şimdi sizleri hipnoz ve ötesini , parapsikolojiyi içine alan bir gezinti ile baş başa bırakacağım.

 “PARAPSİKOLOJİ VE PARAPSİKOLOJİK HARP

Parapsikolojik Silahlanma

CIA eski başkanlarından Richard Helms Watergate soruşturmalarında Warren Komisyonu‘na verdiği bilgilerde şöyle demiştir:

“Yapılan araştırma göstermiştir ki SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak şekilde, halkının davranışlarını düzenleyebileceği bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknolojiyi daha karışık bir yaklaşımla, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Bu insan zihinleri harbi olacaktır”

1980 yılları başında ise, ABD‘yi uyaran daha enteresan ve ürkütücü haberler duyuluyordu. Başkan Reagan ABD‘de iktidara gelince Pentagon, CIA, FBI, DIA‘nın kesin bilgilerini kapsayan dosyalarla karşılaştı. Bu bilgilerin bir kısmına açık basında da rastlıyoruz. Konu, Sovyetlerin zihin harbi ve parapsikolojisi çalışmalarıdır.

Bu raporlarda, ABD’de yerleşen yeni tip bir casusluk şebekesinin mevcudiyetinden söz edilmektedir. Hipnoz, telapati., düşünce okuma ve nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltlarını etkileyerek düşüncelerini KGB (Sovyet İstihbarat Örgütü)’nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışmaktadır. Bu ajanlar çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfüz ederek, bu organizasyonları konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek yolundadırlar. Washington çevresi, ABD yöneticileri ve politikacılarnı etkilemek için başlıca hedef bölgesi olarak seçilmiştir.

Albay Alexander Raporu olarak basına intikal eden bilgilerde; ” Başkan Reagan‘ın zihnini ve şahsi kararlarını kontrol altına almak” şeklinde belirlenen çalışmalardan bahsedilmektedir. Yine aynı raporda insan ve çeşitli tip hayvanları etkileyebilmek için deneyler yapıldığı anlatılmaktadır. Sovyet vatandaşı bayan Kulagina‘nın PK gücüyle bir kurbağanın kalp atışlarını durdurabildiği açıklanmıştır.

Albay Hodgson’un da, basına, parapsikolojik  harp konusunda yaptığı açıklamalar çok önemlidir. Rapora göre, nükleer silah etkileri ESP gücü ile bir araya getirilerek “Hyperspace Nuclear Howıtzer” Uzay Üstü  Nükleer Obüs adı verilmiştir. Sibiryanın ıssız bir bölgesinde beton sığınak içinde meydana getirilen nükleler infilak etkisi, bir grup yetenekli psjiko süje tarafından, tahribi istenen hedef üzerine, zihinsel olarak nakledilmektedir. Mesafe sınırlaması yoktur.

Sovyetler’in; labaratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile uzak mesafelerde, zihin yoluyla hastalık çıkarabildikleri de anlatılmaktadır.

Albay Hodgson, raporunda psişik güç yükselticiden de bahsetmektedir. Düşüncelerin konsantrasyonu ve yükseltilmesi yoluyla hedefler tahrip edilebilecektir. Bu işlem için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmaktadır.

ABD’de Hieronimus makinası olarak bilinen ve patenti alınmış olan cihazla uzak mesafelerden zararlı böcekler öldürülebilmektedir.

1963 yılında kaybolan ABDde Nükleer Denizaltısı Tehresher‘in, bu tür bir silahla batırıldığı söylenmektedir.

ABD’de parapsikolojik savunma için psişik süje yetiştirme çalışmaları başlatılmıştır. Profesyonel yetenekli medyumlardan da yararlanılmaktadır. Parapsikoloji labaratuvarında ilk planda 34 medyum çalışmalara başlamıştır.

Hipnoz ve Endüstri

Hipnoz ve Endüstri

Çoğu iş adamı ve idareci hipnoz kelimesinden bahsedildiğinde küçümser bir eda ile gülümserler. Onlar hipnoz hakkında ne bilmektedirler? Onların bilgileri; hipnozun sadece ilginç, büyücülükle alakalı gizemli bir şey olduğudur. Halbuki şu anda uygulanan bilimsel hipnoz teorileri ile kendi kafalarındaki hipnozun hiç bir alakası yoktur. Gerçekte ise iş hayatı ile ilgili klasik kitapların çoğunda hipnoz kelimesinden bahsedilmeden hipnotik prensipler öğretilir.

D. Jornegia hata yapmaksızın başarılı olabilmek için ototelkinin ve hayal gücünün kontrollü kullanılmasının önemi üzerinde durmuştur. N. Vinjent Peale ise hayal aracılığı ile olumlu düşünceleri geliştirmenin metodunu araştırmıştır. N. Hill ise ototelkin ve hayal ile zihinsel düşüncenin zenginleşeceğini söylemiştir. M. Malts ise otohipnoz ve otoimaj çerçevesinde oluşturduğu psikosibernetik bilimini geliştirmiştir.

Konu ile ilgili bir çok çalışmalar yapılmıştır. Sonuçta ototelkin ve otoimajın uygulanması ile iş hayatında başarılar artmıştır. Bu nedenle binlerce profosyenel iş adamı ve yönetici otohipnozun başarısını teyid etmiştir. Biz de sizlere otohipnozu kullanarak işlerinizde daha başarılı olabileceğinizi söylüyoruz. İş sahasında 4 spesifik alanda hipnotik tekniği kullanabilirsiniz.

1. Negatif inançlanızı değiştirmede,

2. Önemli konuları ezberlemek için mental kapasitenizi artırmada,

3. Değişime direnç gösteren eğilimlere ve düşüncelere karşı savaşmada,

4. Kazanılmış başarıların devamı için.

Yukarıda belirlenen hedeflere ulaşmak için dinamik bir hayal proğramı geliştirilmiştir. Birinci aşamada negatif inançları değiştirmek için sekiz basamak çizildi. Negativizmden uzaklaşabilmek için olumlu ototelkin ve hayal otohipnozun sistematik olarak uygulanması ile yeniden güç kazanımı bunlardan bir kaçıdır. Diğer üç aşamada da aynı programlar uygulanır. Bu programı uygulayan birisi daha yaratıcı olabildiği gibi iki günde yapılabilecek işleri bir günde yapabilmektedir.Bu şahıs kendini sükunet içinde gerilimi azalmış , iş hayatında daha mantıklı ve makul davranmaya başlamıştır. Genel hayatı bile düzelmiştir.

Otohipnoz daha çok yaratıcı üretimde yeni alanlar temin eder. Etkili bir yaşam , daha mutlu bir hayat otohipnozun sağladığı diğer imkanlardır. Gevşemenin ve rahatlamanın gerektiği yaşam sahalarının bir çoğunda otohipnoz prensipleri ile karşılaştığımızda hoş bir şaşkınlığa düşeriz. Dişçide, yoğun trafikte, sıkıcı toplantılarda, kendimizi patronun baskısı altında hissettiğimiz zamanlarda hep otohipnozun yardımını bekleriz. Liste sonsuza kadar uzatılabilir. Barber, hipnozun daha geniş kullanılabilmesi için beş olgu tesbit etmiştir. Bu olgular eğitimde olduğu gibi iş sahasında da geçerlidir.

Onun Amaçlarının Temel Prensipleri; (Deneysel olarak gösterilmiştir.)

a. Biz devamlı kendi kendimizle konuşarak meşgul oluruz,

b. Kendi kendimize ne söylüyorsak performansımız ve üretimimiz ona eşdeğerdir,

c. Kendimize zaman zaman söylediğimiz negatif ve mutsuz şeyler, negatif hislerimizi artırır,

d. Düzenli çalışmalar ile negatif konuşmalarımızı azaltmayı, pozitif ototelkini artırmayı öğrenmeliyiz,

e. Mental teknik ve pratikler ile performans ve üretimi artırmak mümkündür.

Düşüncelerimiz hayatımıza yön verir. Bu negatif veya pozitif olabilir. Cinsel yaşamınız, aileniz ve arkadaşlarınız bundan bağımsız değildir. Olumlu yaklaşımlar ile iş hayatının etkin bir üyesi olmanız mümkündür. Otohipnoz tekniğini öğrenen bir kişi şöyle der; “Beynimde yepyeni bir sistem oluşturdum. Yıllarca kafamda taşıdığım tüm bilgileri , şimdi eskisinden daha iyi kullanıyorum.

Hipnoz ve Sanat

Hipnoz ve Sanat

Yaratıcı düşüncenin kritik anı, duygu ve düşüncelerdeki bilinen klasik kalıpların terkedilmesi ile mümkündür. Bu esnada henüz zihne ulaşmamış entellektüel ve emosyonel alanlardaki bilgi ortaya çıkar. Yaratıcılık, hatırlama ve hipnozda, birincil olarak sağ beyin yarım küresi aktivitesi etkindir. Eğer siz hipnoz pratikleri yapıyorsanız, sağ düşünce kalıplarınız daha çok uyarılacaktır. Bu durum da daha büyük yaratıcılık kabiliyetlerini ifade etmeye imkan tanınacaktır.

M. Erichson yaptığı araştırmada hipnoz altında iken insanın yaratıcı gücünün kesin bir şekilde arttığını göstermiştir.Sanatsal yetenekler sağ beyin yarım küresinin çalışmaları sonucu ortaya çıkmaktadır.Sanatsal gelişimin oluşabilmesi için sağ beyin yarım küresi çalışmalarının etkisi altında sol beyin yarım küresinin disiplini ile mümkündür. Hipnoz sağ mental düşünce kalıplarını aktive etmektedir. Bu şekilde hepimizde bulunan uykudaki sanatsal yeterlilik bir şekilde açığa çıkarılabilir. Dünyada, okullarda öğrencilere piyesler aracılığı ile yeteneklerinin nasıl ortaya çıkarılacağı öğretilmektedir.Böylelikle bir nevi otohipnoz yapılmaktadır.

Profesör B. Edwards tarafından yapılan araştırmada resim yapmada sağ beyin yarım küresinin etkisi araştırılmıştır. 5 kişiden oluşan bir gruptan bir insan yüzü çizmeleri istenmiş, daha sonra aynı grup hipnotik transa alınarak çizimleri tekrarlamaları istenmiştir. Sonuçta görülmüştür ki; iki grup resim karşılaştırldığında hipnoz altında yapılan resimler diğer resimlere nazaran çok çok iyi bulunmuştur. Sadece resimde değil müzik, bilim, iş hayatında da hipnoz ile yaratıcılık daha da artırılabilmektedir. Çünkü hipnoz esnasında insanlar daha geniş bir perspektiften hayal dünyalarını çalıştırabilmekte, sonsuz kombinasyonları rahatlıkla görebilmektedir.

Hipnoz ve Eğitim

Öğrenmede hipnozun etkisi üzerine çok şey yazılmıştır. Çalışmalar göstermiştir ki; hayal etme üzerine temellendirilmiş olan mental düşünce yardımı ile elde edilen hafıza, hatırlama ve yoğunlaşma öğrenmede önemlidir. Belirli mental araçları kullanarak hafızanın ve öğrenmenin artırılması metoduna MİNEMONİK denmektedir. Örnek olarak HOMES kelimesini hatırladığınızda Amerika’daki büyük göllerin isimleri akılınıza gelir. Bu göller Huran, Ontario, Michigan, Enie, Superior’dur. Hipnoz vasıtası ile zihinsel hayal gücünüzü aktive ettiğinizde hafızıya ulaşmada kolay bir yol olan hayal etmeyi aktive ederek kolayca öğrenebilirsiniz. Hukuk, polis akademisi ve diğer öğrenci gruplarının bulunduğu yerlerdeki zihinsel işlerde çalışanlar zor ve kapsamlı sınavları geçebilmek için kafalarında daha etkili çalışma yöntemleri düşünmektedirler. Bireylerin çoğu bilgilerine başvurulmak maksadı ile çağrıldıklarında veya herhangi bir konuda engin bilgilerine müracaat edildiklerinde gerilim içine girerler. Bu gerilim ve stress de öğrendiklerini hatırlama ve aktarmalarını güçleştirir. Sonuçta bilgi kapasiteleri azalır ve inhibisyona uğrar. Bizim klinik çalışmalarında hipnoz , mülakaat sınavları ve polis testlerinde başarılı bir uygulama alanı bulmuştur. Bu sınavlarda kişiler hipnozu kullanarak zihinlerindeki hayalleri nasıl aktive edip, nasıl gevşeyeceklerini öğrenmişlerdir. Bu şekilde bazı hayaller onların kafalarındaki ihtiyaçları olan depolanmış bilgileri emiyormuş gibi alıp çıkarır. Bu tip çalışmalar esnasında testlerde bireyler sanki yüksek kapasiteli bir kompütür gibi beyinlerindeki tüm bilgilerı çağırmayı hayal edebiliyorlardı. Herkes kendisi için spesifik bir imaj seçmiş idi. Bir polis memuru büyükannesinin sesini hayal ediyordu. Çünkü büyükannesi onun kafasında her türlü bilgiyi kendisine ulaştıran, ona kitap okuyan çocukluk döneminin temel figürü idi.

Büyük annesinin imajını kritik ettiğinde çocukluk dönemine ait bir çok hatıraları canlanıyordu. O gevşeme hislerini bu kaynaktan besliyordu. Bilgiyi hatırlama, öğrenme kapasitesini artırmaya muktedir olma kafasındaki bu güçten kaynaklanıyordu.

Öğrenme ve hipnoz, tabiatı itibarı ile sanki birbirine bağlanmış gözüküyor. A. Einstein bilimsel başarılarındaki temel özelliğin adolesan dönemde sahip olduğu hayal etme gücünden bahsetmesi ve hayal edebilmenin insana verdiği olumlu bir özellik olduğunu belirtmiştir. Çocukluk döneminden itibaren ışığın dağılımı ile ilgili düşünceleri vardı. Bu şekilde öğrenmeye kaabiliyeti artıyordu.

T. X. Barber isimli araştırıcı yaptığı araştırmada hipnozu kullanmanın indirekt olarak öğrenme kapasitesini artırdığını bulmuştur. Olumlu ototelkini kullanmak suretiyle yapılan deneysel öğrenci çalışmalarında, öğrenme kapasitelerinin artırıldığı tesbit edilmiştir. Bunlara verilen olumlu ototelkinler şu şekildedir;

1. Gevşeme ve sükünet hislerinizi kuvvetlendirin,

2. Çalışmalardaki ustalığınızı ve hoşlanma duygunuzu artırınız,

3. Canlılık ve enerji hislerinizi artırınız,

4. Vukufiyetinizi geleşitiriniz.

Olumlu telkinler zihinsel gevşemeye yardım ederek bilinçaltının daha da hür kalmasını sağlayıp, bilgilerin bilince çıkmasını temin eder. Böylece öğrenme proçesi kolaylaşmış olur. Halbuki negatif düşünceler ve gerilimler insanı öğrenmekten alıkoyan olumsuz etmenlerdir.

Hipnoz ve Spor

Hipnoz ve Spor

Hayal etme, gözünde canlandırma ve zihinsel olarak olayı yaşama başarılı atletlerin müsabakadan önce uyguladıkları temel yöntemlerdendir. Atletlerin bu tip uygulama programlarına, iç konsantrasyon, zihinsel oyun gibi isimler verilmiştir. Bunlar otohipnozun varyasyonlarıdır. Bir çok atlet kafalarında canlandırdıkları üç önemli adımdan sonra giderler. Bu zihinsel adımlardan ilk etapta kesin amaçları vardır. Bir baseboll oyuncusu belirli bir saha üzerinde dikkatli bir şekilde bir çizgi boyunca vurmayı arzu eder. Bir tenis oyuncusu topa daha çok falsolu vurmak ister. Her spor dalının ve her şahsın farklı amaçları vardır.

İkinci aşamada zihinsel olarak olayı yaşamaya çalışır. Bu esnada kafasından geçirdiği amaçlara nasıl ulaşabileceğini hayal eder. Zihninde amaçlarına ulaştığını görünce kendisini daha güçlü hisseder.

Üçüncü aşamada olayı uygular. Zihninde başarmanın verdiği arzu ile işe başlayan atlet bunun etkisi ile tutuşur. Kendini tamamen oyuna veren ve oyunda yalnız başına olduğunu düşünen bir atlette hemen hemen hiç bir gerilim yoktur. İyi bir fiziksel oyun çıkarabilmek için , böyle bir zihinsel oyunu uygulamak gerekir.

S. Kenler ( basketbol antrenörü) ekibinin 36 maçtan 33’ünü kaybetmesi üzerine bu yöntemden yararlanmak istedi. Sonuçta Kenler’in takımı son 8 yılda görmediği başarıyı kazandı. 171 oyundan 142’sini kazanmıştı. Aynı şekilde otohipnozu zihinsel tasarımda da uygulayan atletlerde de benzer başarı kaydedilmiştir. Oyundan önce gevşeme, konsantrasyon ve zihinsel tasarım oyun performansını artırmaktadır.

Biz burada hipnozun yararlı olabileceği bir çok hayat alanından sadece bir kaçına değindik. Yapılabilecek şeyler sonsuzdur. Bu kitabın içine sığdırılması da mükün değildir. Bu konuyu burada kapatırken hipnozun sadece bir araç olduğunu bilmenizi isterim.O, tüm hastalıkları iyileştirecek sihirli bir solüsyon değildir. Hipnoz zihninizdeki tabii güçleri harekete geçirerek sizi , iyiye , güzele, mutluluğa ve başarıya ulaştıracaktır.

Bilişsel-Gelişimsel Terapide Hipnozun Kullanımı

E. Thomas Dowd
Bilişsel terapi, nispeten yeni olmasına karşın, önemli bir gelişme kaydetti. Başlangıçta Albert Ellis, Aaron Beck ve Donald Meichenbaum tarafından psikolojik bozuklukların temelini oluşturduğu düşünülen çarpık düşünce yapılarını tanımlama ve değiştirme yolu olarak geliştirilen bilişsel terapi, artık oldukça esnek ve çok yönlü bir tedavi prosedürleri koleksiyonu halini aldı. Ellis, Beck ve Meichenbaum muhtemelen kendi kişiliklerinden ve teorilerinden kaynaklanan kendilerine ait metotlara sahip olmalarına rağmen, yaklaşımlarında ortak olan dört temel varsayım vardır. Birincisi, psikolojik bozuklukların yetiler, kendini beğenmişlik veya davranış ile ilgili bir olumsuz otomatik düşünceler kümesi ile ilişkili olduğunu varsaydılar. Bu otomatik düşünceler (bilişler), her zaman var olmasa da, strese yol açan durumlarda etkin hale gelecekti. İkincisi, bu olumsuz otomatik düşüncelerin yapısal anlamda nispeten geçmişe ilişkin değerlerinin olmadığı varsayıldı. Bireylerin şu an düşündükleri ile terapiste söylediklerinin geçmiştekilerden daha önemli olduğu değerlendirildi. Benzer şekilde, bu olumsuz otomatik düşüncelerin niçin var olduğuyla çok az ilgilendiler; onlara göre şu an için bunları değiştirmeye yoğunlaşmak yeterliydi. Duygusal huzur ancak bu şekilde elde edilirdi. Üçüncüsü, her sistem bir şekilde farklı prosedürlere vurgu yapsa da, temel vurgu olumsuz otomatik düşünceleri önlemeye yönelikti. Her teorisyen, yine kişisel tarzın en az teori kadar temelde durduğu, farklı bir engelleme süreci kullandı. Ellis doğrudan tartışmaya güveniyor, Beck karşıt delilin sunumunu kullanıyor, Meichenbaum ise yeni başa çıkma stratejileri geliştiriyordu. Dördüncüsü, olumsuz otomatik düşüncelerin, en azından terapistten gelen yardımla, bilince açık olduğuna ilişkin bir varsayım mevcuttu. Ulaşılamaz otomatik düşünceler kavramı (yani duyguların bastırılması) daha önceleri davranış terapisinin öncüleri tarafından bilişsel terapiden çıkarılmıştı. Görüldüğü gibi bu varsayımlar psikoanalitik düşünceye karşı bir reaksiyon olduğunu ortaya koyuyor.
Yakın bir geçmişte Dowd (henüz baskıda olan kitabında) bilişsel terapilerin evrimini anlattı ve şimdiye kadar bilişsel ve davranışsal terapi literatüründen uzaklaştırılan belli psikodinamik kavramların geri döndüğüne dikkat çekti. Bunların içinde geçmiş olayların süregelen etkisi, insan gelişiminde anne-baba gibi ilk bakıcıların oynadığı önemli rol, temel şemaların gelişiminde insan bilgisinin yapısal doğası ve bilinçdışı bilginin insanın otomatik düşüncesindeki rolü yer alıyor. Dowd ve Courchaine (1996) bilinçdışı bilginin ve örtülü öğrenmenin çalışma biçimini ve bilişsel terapinin uygulanışı için kaçınılmaz sonuçlarını ortaya koydu. Toparlarsak, bu olaylar insanın otomatik düşüncesi ve bilme süreçlerinin aşamalı yapısal gelişiminin, daha önce ihmal edilen, önemini, yani bilişsel-gelişimsel modeli öne çıkarmaktadır.
Bilişsel–gelişimsel yaklaşımda, bilişsel faaliyet bireylerin zaman içinde çevreleriyle sürekli etkileşimleri yoluyla aşamalı olarak oluşmuş ve farklılaşmış olarak kabul edilir. Bu etkileşimler sayesinde, şemalar denilen düzenli bilgi yapıları, anlamı sağlayan ve düzenleyen bilinçdışı kurallar ve sürmekte olan deneyim için bir tür tutarlılık oluşur. Şemalar yaşamın başlangıcındaki ilk önemli insanlar ve olaylar tarafından şekillenirler. Şekillendikten sonra oldukça somut olandan oldukça soyut olana doğru hiyerarşik bir sırayla düzenlenirler ve genellikle gelen duyum verilerini varolan şema ile tutarlı bir biçimde kısıtlama ve sevk etme yönünde hareket ederler. Fakat bazen gelen bilgiler o denli güçlü ve o denli şemayla tutarsızdır ki şema değişimi hemen hemen zorunlu hale gelir ve bu da derin psikolojik değişim ve bazen de düzensizlik ile sonuçlanır. Dikkat edilmelidir ki bu kavramlar Jean Piaget’nin asimilasyon-uyum (assimilation-accommodation) kavramının yanı sıra Vittorio Guidano’nun (1987) kişisel bilişsel organizasyon (PC Org) kavramı ile de tutarlıdır.
Görüldüğü gibi şemalar veya düzenleyici bilişsel kurallar insan faaliyetinin yönetici etmenleridir. Bunlar aşamalı olarak daha düzenli oldukça ve yapısal olarak farklılaştıkça, yeni duyuml verilerinin varolan bilişsel kategorilere uygun olarak yorumlanmasını gittikçe artan oranda kısıtlarlar. Buradan da insanların yeni olayları daha önce bildikleri ve inandıkları ile yorumlama eğiliminde oldukları önermesi çıkıyor. Aslında, insanlar şemaya uymayan olayları hiçbir surette farkedemeyebilirler de! Karşılıklı biçimde, bu yorumlamalar varolan şemayı destekleyici yeni bilgiler sağlarlar. Varolan bilişsel yapı sadece yinelenen ve etkili uyumsuzluk hallerine karşı koyamayabilir ve bu durum da çoğu kez önemli psikolojik bozukluğa mal olur. Böylelikle, şemalar devam eden anlam duyumunu ve kişisel kimliği koruyan tutucu bilişsel yapılar olarak görev yaparlar.
Çok kez, belki de çoğu kez, bilişsel faaliyet doğada, açık değil, bilinçdışı veya örtülüdür. Bilinçdışı bilgi daha zengin ve daha detaylı olduğundan, terapistin yardımı olsa bile, sözlü yöntemlerle ona kolayca ulaşılamaz. Sözlü psikoterapiler çoğunlukla açık ve kesin bilgi ile kullanılmak için geliştirilmiştir ve ancak bu bilgi ile en iyi biçimde çalışırlar. Oysaki bilinçdışı veya örtülü bilgiye ulaşmak daha zor olduğu gibi onu değiştirmek de daha güçtür. Bu iki otomatik düşünce süreci birbirinin zıttı kutuplar olarak değil birbirini tamamlayan sabit etkileşimdeki süreçler olarak görülmelidir. Her ikisi de yaşam süresince ayrıntılı ve farklılaşmış bir hale gelir.
Yukarıdaki tartışmadan çeşitli sonuçlar çıkmaktadır. İlk olarak, bilinçdışı bilginin ve örtülü öğrenmenin değişimi en iyi şekilde sözlü yöntemin dışındaki yöntemlerle sağlanabilir. Sözlü olmayan terapiler imajinasyon (hayal) çalışması, duygusal işleyiş, beden terapileri ve hipnotik (karşıt) koşullamayı içerir. Bu tür bilinçdışı bilgi aslında kesin bilgiden daha zengin ve daha detaylı olduğu kadar ulaşılması da daha güçtür. Ayrıca bu sözlü olmayan teknikler özellikle bilişsel-gelişimsel terapide önemli yer tutarlar.
İkincisi, insanın psikolojik faaliyetinin rahatsız edici yan ürünlerinden biri olmayan direnç (resistance), bilişsel işleyişin gerekli bir yönünü göstermektedir. Dowd (1993a) bir direnç şekli olan tepki (reactance) nin bireyden bireye farklılık gösteren ve değişken araçlı bir terapötik süreç ve sonuç olduğuna dair birtakım deliller ortaya koydu. Tepkili bireylerin özgür, bağımsız ve egemen olma ihtimalleri daha fazla olduğundan terapiye alınmaları daha zordur. Terapistin ardışık direktiflerine direnebilirler. Daha çok seans kaçırabilir ve terapiyi daha erken sonlandırabilirler. Yine de, direnç, bilişsel sistemi psikolojik düzensizliğe ve temel kimlik ve kendilik kavramı yapılarının kaybolmasına neden olan çok hızlı değişimden korumak için gerekli olabilir. Önemli psikolojik değişikliklere karşı yavaş ve ölçülü yaklaşımı savunan terapötik önerme muhtemelen iyi kurulmuştu. Bu bilişsel dirençten dolayı küçük ve yinelenen adımlar büyük ve bir kez yapılan müdahalelerden daha etkili olabilir. Özellikle Eriksoncu hipnoterapistler hipnoterapötik metotların geçici (bypassing), boşaltıcı (discharging) veya yer değiştirici (displacing) dirençlerde daha faydalı olduğunu ileri sürmekteler.
Üçüncüsü, doğrudan; kimlik, kendilik-kavramı ve bilinçdışı kuralların temel şemalarına yönelik olan müdahaleler, daha önemsiz davranışlara ve tavırlara yönelik olanlardan daha etkili olabilirler. Fakat burada iki sorun ortaya çıkıyor; temel şemaları belirleme ve onları değiştirecek müdahaleleri geliştirme. Bu bölüm her iki soruna yönelik hipnoterapötik metotlara odaklanıyor.
TEMEL BİLİŞSEL ŞEMALARIN BELİRLENMESİ
Şemalar, tam tanımıyla, bilinçdışı bilişsel yapılar olduklarından, terapist desteği olsa bile, bilince ulaşmaya kolayca izin vermezler. Gerçekten, danışanın veya hastanın önemli şema değişimine yönelik direnci, temel kimlik yapılarını korumak için, genellikle onların kolayca tespit edilmesini engeller. Yine de ısrar ve hasta veya hasta işbirliği ile şemalar belirlenebilir. Özellikle yararlı araçlardan birisi Jeffrey Young (1990) tarafından geliştirilen Şema Anketi (Schema Questionnaire) dir. Young otonomi (autonomy), bağlılık (connectedness), layıklık (worthyness) ve sınır ve standartlar (limits and standards) gibi dört alanda onbeş “Erken Dönem Uyumsuz Şeması (Early Maladaptive Schemata)” tesbit etti. Ayrıca, Young üç şema süreci de belirledi: şema muhafazası, şema iptali ve şema telafisi. Örneğin, sınırda kişilik bozukluğu olan danışanın veya hastanın, bağlılık alanının bir parçası olan terk edilme/kaybetme şeması (bireyin önemli şeyleri kaybetme ve duygusal olarak yalnız kalma korkusu) olabilir. Bu şema onu terk etmeye meyilli arkadaşlar seçerek muhafaza edilebilir, arkadaş çevresini dikkatli bir biçimde sınırlayarak iptal edilebilir ve varolan arkadaşlarıyla olan aşırı ilgi alanlarını değiştirerek telafi edilebilir.
Şema Anketi’nin dışında bilişsel-gelişimsel hip¬no¬te¬ra¬pist¬le¬rin bilinçdışı bilgiyi tespit etmek için kullanabileceği başka metotlar da bulunmaktadır. Bunlardan birisi hipnotik transda güdümlü imajinasyonların kullanımıdır. Örneğin, sosyal iticilik (layıklık alanında) şemasına sahip görünen bir hastadan kendisini sosyal bir toplantıda yabancılarla sohbet ederken hayal etmesi istenebilir. Genellikle, oluşturulan imajinasyonun veya imajinasyonun seviyesi ne kadar yüksekse, bir ana şemanın kapısının tıklatılması ihtimali o kadar büyüktür. Böylece, şemalar hipnotik hayal boyunca tespit edilen duygudurumun şiddet miktarına göre hiyerarşik sıraya göre düzenlenebilir.
Golden ve Friedberg (1986) hipnoterapide anımsatıcı hayal denilen ilgili bir teknik tanımladılar. Hastadan kendisi açısından stresli bir ortam tahayyül etmesi ve buna ilişkin düşünce ve duygulara odaklanması isteniyor. Örneğin, stresli bir iş ortamının imajinasyonu bir yetersizlik / başarısızlık şemasının (layıklık alanında) düşünce ve duygularını harekete geçirebilir. Kontrollü hayalin (hipnodrama) aksine, anımsatıcı hayal terapist tarafından yönetilmez.
Erken dönem uyumsuz şemaları belirleme ve değerlendirmeye yönelik başka bir hipnotik teknik de yaş geriletmesidir. Yaş geriletmesi hipnotize olma ihtimali daha yüksek olan hastalar için en yararlı olduğu için, herkes için uygun olmayabilir. Fakat hipnotize olma ihtimali çok yüksek olmayan hastalar trans halindeyken geçmiş hatıraların kendiliğinden tekrar canlandırılmasından faydalanabilirler. Örneğin, zarar ve hastalık şemasına (otonomi alanında) hassasiyeti olan bir hasta özellikle hassas olduğu bir yaşa aşamalı olarak döndürülüp ortamı ayrıntılı olarak tasvir etmesi istenebilir, bu da terapiste hipotezini değerlendirmek için materyal sağlayacaktır. Geçmiş olayları gözden geçirirken, terapist hastaya trans halindeyken basitçe hayatında önemli bir rol oynadığına inandığı geçmişe ait olaylar veya insanları hayal etmesini isteyebilir. Özgür ilişkiye benzerlik açıkça görülmelidir. Çoğu kez, bu yaşamın ilk yıllarındaki olayların belirlenmesi bir kendiliğinden şema değerlendirmesi olayına başlamak için yeterli olabilir. Fakat en çok, hasta şemanın lehine ve aleyhine olan kanıtları incelerken, bu yaşamın ilk yıllarındaki şemaların değiştirilmesi mevcut gerçeklikle yinelenen bir karşılaştırma gerektirir.
TEMEL BİLİŞSEL ŞEMALARIN DEĞİŞTİRİLMESİ
Freeman ve çalışma arkadaşları (1990) ve ayrıca Young (1990) temel varsayımları ve temel şemaları değiştirmek için çeşitli müdahaleler tanımladılar. Hipnoterapötik metotlar bunların bazıları için özellikle yararlı olabilirler. Bu metotların önemli bir sınıfı zihinsel imajinasyon teknikleridir. Bunlar hipnoterapötik adaptasyonları ile birlikte aşağıda tartışılmaktadır.
Değiştirme ve Başa Çıkma İmajinasyonu
Birçok sıkıntılı hastalar problemli durumlarda otomatik işlev dışı hayaller görürler. Çoğu kez bu hayaller o kadar kısa sürelidir ki hastalar onların farkına nerdeyse hiç varmazlar. Hip¬noz bu hayalleri ortaya çıkarmak ve değiştirmek için ideal bir araçtır. Örneğin, topluluk içinde konuşma korkusu olan bir hastadan trans halinde kendisini bir meclisin önünde konuşurken hayal etmesi istenir, bu sırada korkusu da sorulur, daha sonra bu hayali yavaşça ve açıkça konuştuğu başka bir hayalle değiştirmesi istenir ve giderek azalan korkusu yine sorulur. Değiştirme ve başa çıkma imajinasyonu belki yaş ilerletmesi denilen teknikle daha sağlam kurulabilir. Yaş geriletmesi hastayı geçmiş bir olaya götürürken, yaş ilerletmesi hastayı varsayılan bir geleceğe veya gerçek bir olaya götürür. Hastaya trans halindeyken kendisini yakında gerçekleşeceğini bildiği bir topluluk huzurunda konuşma ortamına götürmesi ve açık ve etkili konuşan kendisinden emin birisi olduğunu hayal etmesi söylenebilir. Hipnoterapist hastanın ima¬ji¬nas¬yo¬nu¬nu şu şekilde yönlendirebilir.
Sizden kendinizi emin adımlarla ve sorumluluk duygusuyla yavaşça bir podyuma doğru yürürken hayal etmenizi istiyorum. Konuyu iyi bildiğinizi biliyorsunuz, doğru mu? Seyircilerin sizi dinlemek için can attıklarını görüyorsunuz. Konuşmaya başladığınızda bir anlık bir endişe duyuyorsunuz – fakat kendinize konuya hâkim olduğunuzu hatırlatıyorsunuz. Ayrıca kendinize hiç olmadığı kadar yavaş konuşmanız ve sık sık duraklamanız gerektiğini hatırlatıyorsunuz, biliyorsunuz ki bu şekilde seyirciler sizi daha iyi anlayacaktır. Ve konuştukça kendinize güveniniz artıyor – ve kendinize güveniniz arttıkça daha iyi konuşuyor ve anksiyetenizin yavaş yavaş azaldığını hissediyorsunuz.
Duyarsızlaştırma ve Aydınlatma İmajinasyonu
Sistematik duyarsızlaştırma ve aydınlatma birçok yönden hipnotik tekniklerdir. Sadece hastanın trans halinde birçok kez rahatlaması değil, ayrıca terapist tarafından tasarlanıp uygulanan hiyerarşiler de hipnotik rutinlere çok benzemektedir. Temel olarak, kullanılan gerekçeler açısından ve duyarsızlaştırma ve aydınlatmanın amaçlarının daha sınırlı olması bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bu teknikleri hipnoza uyarlamak için, gerekli olan tek şey prosedürü hipnoz açısından tekrar tanımlamak ve anksiyete azalmasının daha niyetli biçimde olacağını varsaymaktır.
Bilişsel Prova
Burada hasta kendisini seçtiği bir konuda farklı ve daha uyumlu bir şekilde davranırken hayal eder. Örneğin, bir bayandan randevu isterken daha açık seçik olmayı isteyebilir. Göstermek istediği yeni davranışı belirledikten sonra, hasta, hipnotik bir transta, kendisinin randevu isterken bu şekilde davrandığını hayal edebilir. Ayrıca, kendisinden bu yeni davranışın ona hissettirdiklerini gözlemlemesi ve belirlemesi ve daha sonra bu durumu gerçek randevu olaylarında hissettiği olağan duygularla karşılaştırmasını isteyebilir. Hipnotik rutin şu şekilde yapılandırılabilir:
Karen’e doğru yürüdüğünüzü hayal edin, karşısında dimdik duruyorsunuz ve gözlerinin içine bakıyorsunuz ve ona Cumartesi gecesi dansa gitmeyi teklif ediyorsunuz. Tepkisini gözlemleyin ve neler hissettiğinize dikkat edin. Şimdi bu durumu yapmak istediğiniz farklı seçeneklerle kafanızda tekrar canlandırın, olması gerektiği gibi olduğuna emin olana kadar bunu sürdürün.
Young (1990) şemaları değiştirmek için dört tür müdahale tanımladı: duygusal teknikler, kişilerarası teknikler, bilişsel teknikler ve davranışsal teknikler. Hipnoterapi özellikle birinci alanda yararlı olabilir; aslında, Young’a göre şema odaklı bilişsel terapi sadece çocukluktan gelen sorunlara daha fazla odaklanarak belirlenemez, ayrıca duygusal teknikleri daha çok kullanır.
Hayali Diyaloglar Yaratma
Bu teknik, hastanın hayatında daha önce yer almış önemli bir kişi ile diyalog yaratmak için kullanılabilir. Young (1990) diyaloğun hastanın gözleri kapalı olarak uygulanmasını tavsiye ediyor; bu sadece hipnotik transtaki diyaloğu uygulamadan önceki küçük bir adımdır. Hastalar isterse kendilerini isterlerse önemli kişiyi canlandırabilirler veya ikisi arasında gidip gelebilirler veya iki bireyden birinin rolünü terapist oynayabilir. Hastadan, normalde yaptığı gibi değil, yapmak istediği gibi cevaplar vermesi istenir. Örneğin, bir keresinde bir hastam olmuştu, kendisi, büyükbabasına (onun hayatındaki önemli bir kişi) bir hoşçakal bile diyemeden adam aniden ölmüş. Bir transta onun varlığını hayal edebildi ve ona daha önce hiç yapmadığı bir şekilde veda etti. Hipnotik rutin şöyle bir şeydi:
Şimdi büyükbabanızı yaşarken olduğu gibi karşınızda dururken hayal edin. Orada olduğunu biliyorsunuz, fakat orada çok fazla kalmayacağını da biliyorsunuz. Ona sizin için ne kadar önemli olduğunu, onu ne kadar sevdiğinizi ve ne kadar özleyeceğinizi söyleyin.
Bu rutinin ve varyasyonlarının birkaç kez tekrarından sonra, hasta kendisini çok rahatlamış hissettiğini bildirdi ve sonunda bu önemli ölüme bir nihayet vermeyi başardı.
Duygusal Katarsis (Boşalım)
Gestalt terapistleri, bitmemiş duygusal işten doğan ıstırabı azaltacak olan boşalma duygudurumunun önemini uzun uzun vurgulamışlardır. Fakat bu, çoğu kez olumsuz olan duygudurumun ifade edilmesi güçlü duygudurumların ifadesine karşı olan kültürel ve ailevi yapılar tarafından engellenebilir. Hipnoz, bu tür ifadelerin direncini azaltarak, hastanın şimdiye kadar kendisine yasaklanan şeyleri ifade etmesine izin verebilir. Örneğin, babasına olan sinirini ifade edememiş (çözememiş) olan bir hasta trans halindeyken babasıyla konuşmaya teşvik edilebilir. Hipnotik katarsis (boşalım) geçici bir rahatlık sağlasa da, o sinirin mevcut realitesi ve çözümüne yönelik davranışsal aşamaların birlikte ele alınmasına dair müteakip tartışmanın olacağı önemlidir, öyle ki olumsuz duygudurumun ifadesi desteklenmesin. Olumsuz duygudurumun ifade edilmesini teşvik etmek, katartik prensibi ile duygudurumun gelecekte azalmasını değil, destekleme prensibi ile artmasını sağlar.
Yaş Geriletmesi ve Geçmiş Anıların Gözden Geçirilmesi
Yaş geriletmesi temel bilişsel şemaları belirlemenin yanısıra onları değiştirmek için de kullanılabilir. Daha önce belirtildiği gibi, yaş geriletmesi ile tespit edilen temel bilişsel şemalar, hipnotik yollar dışında bugünün şartları ve realitesi ışığında tekrar değerlendirilebilir. Fakat bir temel şemanın tekrar değerlendirilmesi hipnotik olarak da başlatılabilir. Dowd (1992) bunun nasıl yapılabileceğinin örneğini vermiştir. Dowd hipnoterapiyi aşırı karanlık korkusu olan bir hastada kullandı. Yaş geriletmesi yoluyla, hastadan sorunu için önemli olan bir aya veya yıla geldiğinde geriye gitmeyi bırakmasını isteyerek, hastanın üç yaşındaki korkusuna uzandı. Ardından hastanın çocukluğuna ait duygu ve düşüncelerini bir yetişkin bağlamında tekrar yapılandırmak için aşağıdaki hipnotik rutini kullandı:
Gençler, küçük ve zayıf olduklarından, daha büyük insanlar çok daha fazla güçlü göründüklerinden kendilerini çaresiz ve korkak hissederler…belki siz de böyle hissediyorsunuz…Yaşımız arttıkça daha büyük, daha güçlü ve daha kuvvetli oluruz. Fakat çoğu kez, eski korku duygularımız kalıcı olur; belki siz de böyle hissediyorsunuz. Bazen, en sonunda büyüyüp bir zamanlar bize çok büyük ve önemli görünen kişi kadar olduğumuzun farkına bile varmayız, öyle değil mi? Yine de hala korkak ve çaresiz bir çocuk gibi hissederiz… Fakat yetişkinler olarak çocukların korktukları şeylerden korkmamamız gerekir.
Bu hipnotik rutin yinelendikçe ve aşama aşama detaylandırıldıkça, bu son cümle bir nakarat gibi kullanılır.
Yaş geriletmesinin ve geçmiş anıların gözden geçirilmesinin diğer örnekleri Dowd (1996) ve Smith (1996)’in çalışmalarında görülebilir. Dowd, çalışmasında, ana-baba ilişkilerinin bilinçdışı otomatik düşüncesini tekrar yapılandırmak ve hastanın sorunu hakkındaki yeni örtülü öğrenme ile meşgul olmasını sağlamak için Erikson tarzına benzer bir hipnotik rutin kullandı. Smith’in çalışmasında ise, yaş geriletmesi çeşitli travmatik olaylar hakkındaki yaşamın ilk yıllarındaki anılarını açığa çıkartmak için kullanıldı ve bu olaylardan daha sonra hipnoz yöntemi kullanılmaksızın güçlü bilişsel şemaları değerlendirmede yararlanıldı.
Geçmiş Anıların Değiştirilmesi
Son zamanlarda geçmiş anıların doğruluğu hakkında, özellikle cinsel tecavüz alanında çok yoğun tartışmalar yapılmaktadır. Fakat ne tür anıların değişip hangilerinin değişmeyeceği çok belirgin olmamasına rağmen, anıların zaman geçtikçe, çoğunlukla kendilik-yükseltici yönde değişmesi olasıdır. Bunun için savaş gazilerinin ayrıntılı savaş anılarında yıllar geçtikçe kendilerini hareketin merkezine daha fazla koymaya başladıklarını hatırlamak yeterli olur. Fleming ve çalışma arkadaşları (1992) anının subjektif deneyimini manipüle eden üç değişken olduğunu gösteren deliller sundular: bağlam, dikkat ve olayın hatırlanma sayısı. Bağlam hastanın asıl öğrenmenin gerçekleştiği ortamlara benzer ortamlarda daha iyi öğrenebileceğini veya hatırlayabileceğini gösteriyor. Dikkat anının dikkatin bölünmesi veya odaklanması durumlarında farklı farklı olduğunu gösteriyor. Olayın hatırlanma sayısı daha sıklıkla hatıra gelen olayların daha az anımsandığını fakat daha tanıdık, ayrıntılı ve belirgin olduğunu gösteriyor.
Bilişsel-gelişimsel hipnoterapinin uygulanması için önemli çıkarımlar bulunmaktadır. Birincisi, hastaları erken bir zamana götürmek için yaş geriletmesini kullanarak, önemli bilgilerin hatırlanması bağlamsal benzerlik sayesinde arttırılabilir. Ayrıca yeni öğrenmeler de böylelikle arttırılabilir. İkincisi, yaygın olarak Eriksoncu hipnoterapide yapıldığı gibi, bölünmüş dikkati kullanmak, hastalar hipnotik mesajın kaynağını terapistten ziyade kendilerine atfettikleri için, direncin azalmasına sebep olabilir. Araştırmalar ayrıca gösterdi ki deneycinin verdiği mesajlar hatırlanan olaylar gibi çokça tecrübe edilsin diye, hipnoz bunların hatırlanmasını etkileyebilir. Bu, özellikle hipnotize edilebilme ihitimali daha yüksek olan denekler için telaffuz edilen bir fenomendir. Üçüncüsü, hastaların anıları terapistler tarafından, hipnotik bir transta, önemli olayların yinelenerek hatırlanması yöntemini kullanarak şekillendirilebileceğinden, “yineleme prensibi” özellikle önemli olabilir. Örneğin, kendisinin de ihmalkarlık sonucu sorumlu olduğu bir tecavüzü hatırlayan bir hastanın, terapistin belki de onun bundan sorumlu olmadığı ve herhangi bir katkısının bulunmadığını hatırlatmak için terapist tarafından yönlendirilerek olayı tekrar tekrar hatırlaması yoluyla kendisini suçlama duygusunu azaltmasına yardımcı olunabilir. Bu teknik zaten gittikçe birçok psikoterapi söyleşilerinin ve hatta sıradan sohbetlerin temelini oluşturmaya başladı (tabi pek olumlu bir doğrultu da değil!). Fakat psikolojik açıdan sağlıklı yöntemlerle anıyı şekillendirmek için hipnotik tavsiyelerin ihtiyatlı bir tarzda kullanımıyla bu tekniği geliştirmek mümkündür. Alloy ve Abramson’un (1988) belirttiği gibi, depresif hastalar olayları depresif olmayanlardan daha realistik olarak algılayabilir ve kendilik-yükseltici bilişsel önyargılar depresyonla daha az bağdaştırılabilir. Biraz bilişsel çarpıtma sağlıklı olabilir!
Hipnotik (Karşıt) Koşullama
Koşullama veya karşıt koşullama, uzun zamandır terapötik araçların bir parçasıdır. Başlangıçta bir davranışsal teknik olarak gelişmiş olsa da, bilişsel terapi literatürüne gizli duyarlılaştırma ve koşullama olarak girdi. Tekniğin özü, stresli bir durumun genellikle relakzasyon (rahatlama) gibi zıddı bir tepki ile eşleştirilmesidir. Psikolojik açıdan acı veren erken yaşanmış bir olay veya durum, hipnoterapötik varyantında, hasta trans halinde iken kendisine hatırlatılır, daha sonra transla bağdaşan bir relakzasyon ile eşleştirilir. Hipnotik trans relakzasyon gerektirmese de, hipnotik karşıt koşullamada sorunlu imaj hatırlatılmadan önce hastanın iyice rahatladığından emin olmak özellikle önemlidir. Örneğin, aşırı sinirli patronuyla başı belada olan bir hastadan patronunun ona, yaptığı bir hatadan ötürü, bağırırken görüntüsünü hatırlaması istenir. Daha sonra, zihninde bu görüntüyü geliştirirken yavaş yavaş rahatlaması istenerek transa geçirilir. Daha sonra, gelişimsel olarak, bu görüntü yaşamın ilk yıllarındaki sinirli anne-baba veya başka bir önemli bakıcı ile yaşanan olası güçlüklerle bağdaştırılabilir. Bu yaklaşım ve birçok standard imaj, Kroger ve Fetzler (1976) tarafından bol bol tarif edilmektedir.
BİR UYARI
Değinilmesi gereken bir konu daha var. Bu bölümdeki örnekler ve hipnoterapi ile ilgili diğer yazılar okuyucuya bir seanslık hipnoz müdahalelerinin hastanın sorununu çözmek için yeterli olduğu izlenimini verebilir. Diğer bütün psikoterapötik müdahalelerde olduğu gibi hipnoterapi de birkaç belki de birçok seansta aynı şeyleri tekrarlamayı gerektirir. İyice yerleşmiş şemalar kolayca hiçbir müdahaleye boyun eğmez! Dolayısıyla, hipnoterapistin, özellikle bilişsel-gelişimsel bir yaklaşımı takib eden bir hipnoterapistin, birbirini takip eden görüşmelerde aynı rutinleri kullanmaya hazır olması çok önemlidir. Bunu yaparken rutinleri, hem kendisi hem de hasta açısından sıkıcı olmaması için, gerektiği gibi değiştirmelidir.
Hipnozun bilişsel-gelişimsel terapiye kazandıracağı çok şey vardır. Potansiyel olarak, direnci azaltarak veya değiştirerek temel gizli şemalara ulaşmaya yardımcı olabilir. Hastaların hala mevcut otomatik düşünce ve davranışlarında önemli bir rolü olan yaşamlarının ilk yıllarındaki anılarına erişmelerine ve onları tekrar biçimlendirmelerine yardımcı olabilir. İfade edilen direnci azaltıcı yöntemlerle, varolan bilişsel şemalara güçlü çıkışlar sağlayabilir. Son olarak, hastalara ve başkalarına birçok problemle başa çıkarken kullanabilecekleri önemli bir kendini kontrol etme stratejisi sağlayabilir.
REFERANSLAR
Alloy, L. B. ve Abramson, L.Y. (1988). Depressive realism: four theoretical perspectives. Cognitive Processes in Depression kitabında, ed. L. B. Alloy. New York: Guilford.
Beck, A.T. Cognitive models of depression. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly 1:5–38.
Cautela, J.R. (1975). Covert conditioning in hypnotherapy. International Journal of Clinical and Experimental Hypnosis 23: 15–27.
Dowd, E.T. (1992). Hypnotherapy. Comprehensive Casebook of Cognitive Therapy kitabında, ed. A. Freeman ve F. M. Dattilo, s. 277–283. new York: Plenum.
——- (1993a). Motivational and personality correlates of psychological reactance and implications for cognitive therapy. Psicologia Conductual 1:131–140.
——– (1993b). Cognitive-developmental hypnotherapy. Handbook of Clinical Hypnosis kitabında, ed. J.W. Rhue, S.J. Lynn ve I. Kirsch, s. 215–232. washington, DC: American Psychological Association.
——–(baskıda). La evolucion de las psicoterapias cognitivas (The evolution of the cognitive therapies). Manual de psicoterapias cognitivas: Estada de la cuestion y proceso terapeutico (Handbook of cognitive psychotherapies), ed. I. Caro. Barcelona: Editorial Paidos, S.A.
Dowd, E.T. ve Courchaine, K.E. (1996). Implicit learning, tacit knowledge, and implications for stasis and change in cognitive psychotherapy. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly 10:163–180.
Dowd, E.T. ve Pace, T.M. (1989). The relativity of reality: second order change in psychotherapy. Comprehensive Handbook of Cognitive Therapy, ed. A. Freeman, K.M. Simon, L. E. Beutler ve H. Arkowitz, s 213-226. New York: Plenum.
Fleming, K., Heikkinen, R. ve Dowd, E.T. (1992). Cognitive therapy: the repair of memory. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly 6:155–173.
Freeman, A., Pretzer, J., Fleming, B. ve Simon, K.M. (1990). Clinical Applications of Cognitive Therapy. New York: Plenum.
Golden, W.L. ve Friedberg, F. (1989). Cognitive-behavioral hypnotherapy. Cognitive-Behavioral Approaches to Psychotherapy, ed. W. Dryden ve W. Golden, s. 290–319. london: Harper & Row.
Guidano, V. F. (1987). Complexity of the Self. New York: Guilford.
Kroger, W. S. ve Fetzler, W. D. (1976). Hypnosis and Behavior Modification: Imagery Conditioning. Philadelphia: Lippincott.
Rosen, H. (1989). Piagetian theory and cognitive therapy. Comprehensive Handbook of Cognitive Therapy, ed. A. Freeman, K.M. Simon, L.E. Beutler ve H. Arkowitz, s. 189–212. New York: Plenum.
Smith, W.H. (1996). When all else fails: hyonotic exploration of childhood trauma. Casebook of Clinical Hypnosis kitabında, ed. S.J. Lynn, I. Kirsch ve J.W. Rhue, s. 113–130. Washington, DC: American Psychological Association.
Young, J. E. (1990). Cognitive Therapy for Personality Disorders: A Schema-Focused Approach. Sarasota, FL: Professional Resource Exchange.

Diş hekimliği ve hipnoz

A. GİRİŞ

Diş hekimliğinde hipnozun kullanımını ifade eden “HİPNODONTİ”in uzun bir tarihi vardır. Hipnozun diş hekimliğinde yaygın bir kullanım alanı vardır. İlk başta da diş problemlerine bağlı ortaya çıkan akut ve kronik ağrıların tedavisinde kullanılmaktadır. Diş hekimleri günlük çalışmalarında, hipnotik telkinler yardımı ile yeni yeni ilginç kullanım alanları geliştirmektedirler.

Diş hekimliği literatüründe konu ile ilgili çok geniş araştırma, makale ve kaynak bulmak mümkündür. Son on yılın literatürü içinde toplayan “Dünyada Hipnoz – Makale Özetleri” kitabımızda da görüleceği gibi, hipnodonti ile ilgili son on yılda bir çok araştırma ve makale yayınlanmıştır. 1980 öncesi dönemde göze çarpan çalışmalar arasında Badra (1961), Bernick (1972), Bodecker (1956), Cheek ve LeCson (1968), Crowder (1965), Damseaux (1959), Drewer (1961), Golan (1975), Hortland (1966), Kornfield (1988) Klopp (1975), McAmmond (1971), Mason (1960), Owens (1970), Roston (1975), Scott (1968), Secter (1965), Shaw (1958), Thompson (1963), Wald ve Kline (1955)

Konu ile ilgili ilk çalışmalar Burgess (1952) tarafından başlatılmıştır. Bu çalışmaları da diş hekimliği psikolojisi ile hipnoz arasındaki köklü ilişkiye değinilmiştir. HİPNODONTİK terimini literatüre tanıtan kişi Moss (1956) olmuştu. Bu terimi tanımlarken; Diş biliminde hipnozun kullanımı ve yararlılıklarını ihdas eden bir dal olduğunu söylemiştik. Ayrıca diş hekimliği pratiklerinde kullanılan telkin ve diğer yöntemleri de bu kapsamın içinde mütalaa etmiştir.

Konu ile ilgili dikkate değer ilk kitap 1950 ve 1958 yılında yayınlanmıştır. Stolzenberg tarafından yayınlanan 1950 tarihli bu kitap “Psychosomatics and Sugestion Therapy in Dentistry” ismi ile basılmıştır. 1958 yılında Shaw tarafından yayınlanan diğer kitabın ismi ise “Clinical Applications of Hypnosis in Dentistry” dır. Show’a göre diş hekimliği pratiklerinde ciddi hipnoz indüksiyon tekniklerine ihtiyaç kalmadan, basit telkinler vasıtası ile bir çok dental işlem yürütülebilmektedir. Ancak daha ciddi ve komplike problemleri olan bazı hastalarda hipnotik indüksiyon yöntemi tercih edilmelidir.

Ament (1955) yayınladığı bir çalışmasında hipnozun dental pratiklerde kullanılması ile ilgili olarak ilginç bir yaklaşım getirmiştir. “Time Distortion” uygulaması ile, koltukta pratik için saatlerce kalmak zorunda kalan hastalara bu süre kısaltılmaktadır. Hasta hipnotik transa alınmakta ve zamanın çok çabuk geçtiği konusunda verilen telkinler ile hastanın uzun pratik zamanını çok kısa algılaması temin edilmektedir. Hastanın pratik işlemleri bittiğinde transtan çıkartılmakta ve hastaya ne kadar süre geçtiği sorulmaktadır. Hastalar işlem süresinin çok kısa sürdüğünü ve çok rahat ettiklerini ifade etmektedirler.

Diş gıcırdatması genellikle gece uykusunda veya alkolün etkili olduğu dönemler boyunca ortaya çıkan ciddi bir problemdir. Bilinç altındaki dürtülerden oluşan bu diş gıcırdatmaları sonucunda sağlıklı dişler tahrip olur, mine tabakaları zedelenerek hastalıklı bir diş takımı oluşur.

“Briksizm” olarak adlandırılan diş gıcırdatması bilinçaltındaki stress ve gerilimin bir nevi ifadesidir. Uykuda iken bu gerilim ve sıkıntı kendini bu şekilde ortaya koyar. Hipnoz altında iken sağlanan derin solunum çalışmaları, hastaların bir kısım stress ve gerilimlerini atmak için yeterli olmaktadır. Bazen de direk baskılama yöntemi şeklinde verilen telkinler vasıtasıyla semptomlar kontrol altına alınabilmektedir. Direk baskılama yöntemi bilinçaltındaki gerilim nedenleri veya olayı ortaya çıkaran gerçek nedenler tesbit edilemediğinde uygulanmalıdır.

Bazı vakalarda semptom değiştirme uygulanabilir. Diş gıcırdatması olan hastalara posthipnotik telkinler ile, diş gıcırdatması yerine el parmaklarını herhangi bir yere vurma ve fiskeleme şeklinde semptom ikame edilebilir. Veya daha başka uygun bir alternatif semptom bulunabilir.

Bazı vakalarda ise otohipnoz ve ototelkin yöntemi kullanılmaktadır. Uyku zamanı geldiğinde hastalar kendi kendilerine ototelkin vererek, dişlerini gıcırdatmıyacaklarını telkin eder ve uyurlar. Uyku süresince dişlerini gıcırdatmadıkları tesbit edilmiştir.

Bazı vakalarda kişiler hipnotik transa alınmakta ve bir müddet sonra telkin ile normal uykuya geçmesi sağlanmaktadır. Hasta normal uykuya geçtikten sonra diş gıcırdatması başlamaktadır. Bu hastalar hemen uyandırılmakta ve diş gıcırdatması kesilmektedir. Ardından tekrar uyumalarına izin verildiğinde, diş gıcırdatmasının süratli bir şekilde tedavi olduğu gözlemlenmiştir.

Kuhne (1959) ve Sinyer (1960) hasta ile hekim arasındaki psikolojik süreçleri ve karşılıklı ilişkileri incelemiştir. Singer özellikle Adler tarafından geliştirilen bazı teknikler üzerinde durmuştur.

Secter (1960) hipnozun diş hekimliğinde kullanım alanlarını göstermiş ve özellikle öğürme ve geğirme refleksinin tedavisinde hipnozun kullanımını göstermiştir. Hipnoz geğirme ve öğürme refleksinin kontrolünde kıymetli bir yöntemdir. Konu ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır. Bunlar arasında Ament (1971) Chastain (1965), Stolzenberg (1959-1961), Wegand (1972) sayılabilir. Barlett (1971) direk telkin vasıtası ile öğürme refleksinin önüne geçilebileceği belirtilmiştir.

Bilindiği gibi ağzı çok hassas kişilerde normal dişlere karşı bile bir öğürme duygusu oluşmaktadır. Bu tip hastaların muayenesinde herhangi bir organik neden bulunamamıştır. Ayrıca çeşitli diş protezleri ve apareyleri kullanan bazı hastalarda da durum aynıdır. Bunlarda da dayanılmaz bir öğürme refleksi başlayabilmektedir.

Konunun daha da vüzuha kavuşabilmesi için bir vaka takdimi yapmakta yarar vardır. Crasilneck (1971) ten naklettiğim bu vakada hastamız otuz yaşlarında, iki çocuk annesi, evli bir bayandır. Hastamızın dişleri ileri derece bir hassasiyete sahiptir. İlkokuldan bu tarafa dişlerine dışardan gelebilecek herhangi bir uyarı çok rahatsızlık vermektedir. Bu nedenle dişlerini fırçalamak ve temizlemek hemen hemen imkansız bir hale geliyordu. Zaman zaman almak zorunda kaldığı soğuk ve sıcak içeceklere tahammül edemiyordu. Her türlü farklı uyarı hastayı rahatsız ediyordu.

Hasta tüm bu şikayetlerden kurtulmak ümidiyle hipnoterapi ile tedavi olmak istiyordu. Hasta bu hassasiyeti nedeni ile diş kürdanı, diş ipi gibi temizleyici şeyler de kullanamıyordu. Tüm bunların yanında hastanın dişlerine cerrahi bir müdahale yapılmak zorunluluğu da ortaya çıkmıştı. Cerrahi öncesi muayenenin yapılması ve cerrahi sonrası oluşacak ağrıyı düşünmesi bile hastayı ileri derecede rahatsız ediyordu. Bu düşünceler altında hasta yüksek bir gerilim içine giriyor ve depresyona eğilim gösteriyordu. Hastanın ağzı ve dişleri ile ilgili sahip olduğu stress ve reaktif depresyon haricinde herhangi bir psikolojik sıkıntısı ve rahatsızlığı olmadığı gözleniyordu. Tüm bu şartlar altında, samimi bir dille diş doktoruna şöyle diyordu: “Dişçiye gitmektense bir bebek doğurmayı tercih ederim. Bebek doğurmak bu işlemin yanında benim için daha kolay gelmektedir.” Hasta ile yapılan görüşmeden sonra hastaya hipnodonti çalışması yapılmaya karar verildi.

El yükseltme testi vasıtası ile oluşturulan hipnotik indüksiyon yöntemi başarılı olmuştu. Hastada eldiven anestezisi oluşturuldu. Hastanın gözleri açık bir şekilde parmakları üzerinde ağrılı uyaran verildi. Hekimin tırnakları vasıtasıyla, hastanın parmaklarına verilen ağrılı uyaranlarda hasta hiçbir ağrı hissetmediğini duyumsadı ve gözlemledi. Bu şekilde hasta hipnoanestezi vasıtası ile ağrıyı kontrol edebileceğini gördü. Parmaklarda oluşturulan bu anestezi hali, vücudun diğer bölgelerine de rahatça yapılabilir veya taşınabilirdi. Aynı anestezik ve analjezik etki ağız içine de ulaştırılabilirdi. Bunun üzerine hastaya verilen otohipnoz ve ototelkin telkinleri sayesinde, ağzındaki hassasiyeti azaltması önerildi.

Hasta, günlük olarak yaptığı uygulamalar ile ağzı içindeki hassasiyeti azaltmayı başardı. Dışarıdan gelen uyarılara karşı artık bir tepki olmuyordu. Her geçen gün alınan sıcak ve soğuk sıvılara karşı tahammül artıyor ve ağrı duyusu azılıyordu. Sonuçta hasta diş hekimliği ile ilgili yapılacak her türlü manipülasyona fiziki ve ruhsal olarak hazır olduğunu söyledi.

Hastanın durumunu tesbit edebilmek için her gün hekimin bürosuna uğraması söylenerek günlük raporlar alındı. Hasta her gün iki kez otohipnotik transa giriyor ve kendisine öğütlenen telkinlerin yerine getiriyordu. Bu telkinlerde ağzı ve dişleri ile ilgili desensitizasyon telkinleri mevcuttu. Hasta transtan çıktığı zaman hissettiklerini şu şekilde dile getiriyordu: “Uykunun derin bir aşamasına ulaşıyorum. Ancak, düşündüğüm ve yaşadığım her şeyi detaylarına kadar hatırlıyorum.” Trans esnasında yaşanan olayların tamamının hatırlanması bir çok kişide meydana gelmektedir. Bazıları az şey hatırlarken, bazıları hiç bir şey hatırlayamamaktadır.

Bu aşamada hastaya; ağzı içinde yapılmasına tahammül edemeyeceği bir işlemin veya düşüncenin olup olmadığı soruldu. Hasta bu soruya şöyle cevap verdi: “Dişlerimin arasından havanın geçmesine veya emilmesine asla tahammül edemem. Böyle bir işleme bir saniye bile dayanabileceğimi zannetmiyorum.” Hastanın bir sarsıtıcı ve anlamsız görünen cevabı için doktoru ototelkinlere devam etmesini söyledi.

Hasta yine günlük raporlarını vermesi için büroya uğruyordu. Hassasiyet, ağrı, korku ve huzursuzluk bir hafta sonra tamamen sona ermişti. İki hafta sonra herhangi bir komplikasyon olmadan hipnoanaljezi ve hipnoanestezi sayesinde hastanın ağzındaki cerrahi işlem başarılı bir şekilde tamamlandı. Hastaya verilen posthipnotik telkinler ile cerrahi sonrası tüm olumsuz duyguları hissetmesinin önüne geçildi. Bir hafta sonra hasta kendi haline bırakıldı. Hasta zaman zaman ağzından ve dişlerinden kaynaklanan problemlerle karşılaştığında otohipnozu kullanmaktadır. Bu şekilde problemlerin üstesinden gelmektedir.

Kişiler ne kadar sağlam yapılı olsalar da, diş ile ilgili uygulamalar ve işlemler insanlarda her zaman bir sıkıntı ve stress kaynağı olmuştur. Hiç bir kimse güle oynaya dişçi koltuğuna oturmaz… İstemese de, sevmese de… zorunluluk nedeni ile o koltuğa ve hekimin uygulamalarına tahammül eder.

Bazılarına göre oral kavitenin fonksiyonları çok önemlidir. Özellikle Freud ve takipçilerinin üzerinde durduğu temel konu, psikolojik gelişimdeki oral aşamanın durumudur. Bebeğin gelişmesinde oral aşamanın rolünden büyük olduğunu iddia etmektedirler. Bir çok nevrotik problemi ve kişilik yapısının bu erken çoçukluk döneminde ortaya çıktığını iddia etmektedirler. Bu dönemde meydana gelen sapmalar, saplantılar ve fiksasyanlar, bir çok patolojik bireyi doğurmaktadır. Buna bağlı olarakta oral kavitenin hassasiyetleri ortaya çıkmaktadır.

Bir çok alışkanlık oral karakter eğilimlerinin yansımasına bağlıdır. Fazla yemek yemek, sigara içmek, alkol almak bunlara bağlıdır. Oral fiksasyon bazı homoseksüel fantazilerin gelişmesine ve bazı depressif formların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bazı nevrotik problemlerde de olduğu gibi, normal psikolojik gelişim esnasında ağız boşluğunun bu psikolojik önemi yanında, diş uygulamalarında insanların psikolojik bir sıkıntı ve gerilim içine girmesi insanları şaşırtmamalıdır. Çünkü oral boşluk gelişimin erken dönemlerden itibaren, en önemli bir iletişim merkezi ve odağı olmuştur. Bunun da ötesinde, insanın hayatiyetini devam ettirmekte gerekli olan yiyecek ve gıda alımı, konuşmanın temini, hatta sevginin ifadesi bu bölgenin bir fonksiyonudur. Böyle önemli bir bölgenin, diş uygulamalarına tabi tutulması, cerrahi işleme sokulması insanda elbette huzursuzluk ve gerilim yarartacaktır. (Pavasi, 1963; Raginsky, 1958; Sandar, 1961) Tüm bu bilinçaltı gelişim ve düşüncelerinin etkisi altında birey, kendisine uygulanacak işlemlere gereğinden fazla önem atfederek, yoğun bir stress altına girebilir. Bilinçaltındaki olumsuzluk dolu duygularını fiziksel bir ağrıya dönüştürebilir. (Castillo, 1960)

Bazı hastalar yıllardır baskıladıkları bu fantazi ve duygularını veya oral gerilimlerini, diş uygulamalarına projekte ederler. Böyle kişilerde sonuçta anksiyete oluşur, gerilim artar ve normal bir işlem şeklinde oluşması beklenen diş uygulamaları karmakarışık bir duygular kombinezonu halini alır.

Bu tip vakalarda hekimler hastanın psikolojik dinamiklerini keşfetmeye çalışmalıdır. (Barlard, 1961). Hasta niçin ve neden böyle bir semptom geliştirmektedir. Niçin böyle bir savunmaya gerek duymaktadır. Hipnoanaliz yöntemi ile hastaların bilinçaltındaki duyguları keşfedilir ve sembolizasyon mekanizması ortaya çıkarılabilir. Hastaların psişik dinamikleri ortaya çıkarıldıktan sonrada, onlara uygulanan bir tedavi yöntemi izlenir.

Jacoby (1968) yayınladığı çalışmalarında 300 hastasını daha önceden hazırladığı teyp kasetleri sayesinde hipnotik transa aldığını ve dental işlemlerini başarı ile yaptığını belirtmiştir. Stoptos (1958) hastalarında özel problemler çıktığında hipnodontiyi uyguladığını ve başarılı olduğunu söylemiştir. Smith (1965), dental uygulamalarda hipnodontiyi çocuklar üzerinde denemiş ve çok olumlu sonuçlara ulaşmıştır.

Corchrar ve Secter (1965) dört yıl boyunca histerik olarak tad duyusunu kayeden bir hastayı hipnodonti yöntemiyle tedavi ettiklerini belirtmişlerdir.

Stolzenery (1961) hipnotik yaş gerilemesini kullanarak iki hastadaki “diş fobisi”nin kaynaklarını araştırmıştır. Her iki hastada da erken dönemde uygulanan bir diş cerrahi operasyonunun bu korkudan sorumlu olması beklenirken, sonuç böyle çıkmamıştır. Her iki hastada kulaktan duyma ve toplumsal etkilenme sonucu “Diş fobisi”nin oluştuğu görülmüştür.

B. DİŞ HEKİMLİĞİNDE HİPNOZUN KULLANIM ZAMANLARI

Diş hekimliğinde hipnozun kullanım endikasyonları Marcus (1963) bir liste halinde özetlemiştir. Bunlar;

1- Diş tedavisine ihtiyacı olduğu halde buna izin vermeyen hastalara ulaşmada

2- Gereksiz korku ve endişelerin hakim olduğu durumlarda. Böyle hastalar daha öneleri hoş olmayan bir diş uygulaması geçirmiş olabilirler ve duygularını bu olumsuz anıların üzerine bina etmiş olabilirler.

3- Kimyasal meditasyona ilaveten veya onun yerine ikame edilmek üzere premedikasyon uygulamalarında

4- Kimyasal anestezik kullanılmışsa bunlara bağlı sonradan çıkan hoş olmayan durumların önlenmesinde veya hiç kimyasal anestezik kullanılmamasında.

5- Kalp hastalıkları, allerjik nedenler gibi kişiye has özellikler nedeniyle kimyasal analjezik ve anestezik olamayan hastalarda alternatif bir yöntem olarak.,

6- Parmak emme, dili sorma gibi erken çocukluk dönemi alışkanlıkları ve öğürme refleksi gibi handikapları olan hastalarda,

7- Diş uygulamaları esnasında hastaların yaşadığı olumsuz duyguları ortadan kaldırarak onlarla iyi bir iletişim içine girmek için,

8- Kapiller kanamanın kontrolünde, salgı ve tükrük ifrazatının önlenmesinde,

9- Diş uygulamalarında kullanılan çarkın hoş olmayan vibrasyon ve gürültünün azaltılmasında,

10- Operasyon sonrası meydana gelebilecek kanama ve ağrının kontrol edilebilmesi için posthipnotik telkinlerin verilmesinde,

11- Ağızdaki diş protezlerinin, yumuşak dokusu ve tüm dişler hakkındaki olumsuz zihinsel düşünce ve imajların ortadan kaldırılmasında HİPNODONTİ kullanılmaktadır.

Kanamanın kontrolü ile ilgili olarak diş literatüründe geniş bir yayın listesi bulunmaktadır. (Newman, 1971). Ancak konunun objektif kıstaslarının ortaya konabilmesi için daha çok klinik çalışmanın yapılması gerekmektedir. Yapılan bu çalışmalar hipnotik trans esnasında ve transtan önce pıhtılaşma faktörlerinin herhangi bir değişiklik arzettiği tesbit edilememiştir. Trans seviyesi, pıhtılaşma faktörleri üzerinde bir etki yaratmamaktadır ve herhangi bir değişikliğe neden olamamaktadır. Kanamanın kontrolünde temel nedeninin muhtemelen arteriollerin kontraksiyonudur. Bunun da bir ölçümü ve karşılaştırmak bir çalışması bugüne kadar yapılmamıştır. (Crasilneck ve Fogleman, 1957)

Fakat, diğer bir gerçekte hipnoz altında iken hastalardan kanama mutlaka azalmaktadır. Hatta konu hemofili hastalar üzerinde de uygulanmıştır. Aynı sonuçlara ulaşılmıştır. (Dufour, 1968; Lucos, 1965, Newman, 1974) Hemofili hastalarında bir kanamanın ne kadar ciddi sonuçlar oluşturabileceği düşünülürse, hipnozun bunlar üzerindeki etkisi ciddi olarak düşünülmeye değerdir.

Diş hekimliğinde hipnozun kullanım alanlarından çoğunu, hipnoanestizi ve hipnoanaljezi oluşturmaktadır. (Bartlett, 1970; Kroll, 1962) Aşağıda nakledeceğimiz vaka takdimi buna güzel bir örnektir. Hastamız, 32 yaşında bir bayandır. Hasta diş hekiminin bürosuna ilk gelişinden takiben 1,5 saat sonra hipnoz uygulamasına başlanmıştır ve hastaya şöyle uygulama yapılmıştır.

“Gözlerini kapa ve tüm vücudumu tamamen gevşemesine izin ver. Sanki bezden bir bebek gibi olduğunu hissetmeye çalış ve konsantre ol.. Rahatça bükülebilen bir bebek. Şimdi gerginliklerini gider ve rahat ol.. Çok iyi… Çok iyi… Şu anda gevşemeni istiyorum. Tüm vücudunu tamamen gevşet. Tamamen gevşet… Daha da gevşet.. Çok güzel.. Çok güzel… Vücudun tamamen gevşedi. Sanki eklemlerin bir birinden ayrıldı. Kaslarının her lifi gevşedi. Şu anda göz kapaklarına büyük bir ağırlık koydum. Göz kapakların kurşun gibi bir ağırlığın altında… Göz kapaklarını açmaya çalıştıkça göz kapakların daha da kapanıyor… Sanki tutkalla birbirine yapışmış gibi. Şu anda derin bir transa giriyorsun. Güzel bir hipnotik transa .. Çok başarılısın… Endişelenecek hiçbir şey yok.. Tekrar konsantre olmanı istiyorum. Şu anda sağ el işaret parmağına konsantre ol.. Zihinde işaret parmağını canlandır. Parmağının üzerine sanki bir eldiven geçirildi.. Eldiven geçen bölge tamamen hissizleşiyor.. Parmağında hiç bir ağrı duyusu kalmadı… Sadece basınç ve dokunma duyusunu hissedebiliyorsun… Basınçtan başka bir şey hissedemiyorsun. Şu anda göz kapaklarını açmaya izin veriyorum. Göz kapaklarındaki ağırlığı kaldırdım.. Evet şu anda göz kapaklarını açabilirsin. Sağ elinin başparmağına dikkatlice bakmanı istiyorum. Şu anda gördüğün gibi tırnaklarım ile parmağını sıkıştırıyorum. Ancak hiç bir ağrı duymuyorsun. Sadece dokunmamı hissediyorsun. Evet başparmağından ağrı duyusunu tamamen kaldırdım… Artık gözlerini tekrar kapatabilirsin Lütfen ağzını aç ve anestezi oluşturduğumuz, uyuşturduğumuz parmağını ağzına götür. Parmağını sancılı dişine dokundur.. Birazdan elindeki anesteziyi ağzına nakledeceğiz… Evet şu anda elindeki anestezi hissi ağzına geçti. Hissedebiliyorsun. Artık ağız içi tamamen uyuştu. Dişlerinde ve ağız içinde hiçbir sancın kalmadı. Artık hiçbir şey hissetmiyorsun.l Parmağını artık çıkarabilirsin. Çok güzel… çok güzel… Şimdi biraz da çok güzel ve hoş duygular içine gireceksin. Kulağına güzel bir müzik sesi geliyor. Kendini bu müzik sesine veriyorsun ve hoşça bir vakit geçiriyorsun. Seni muayene ederken ve ağzında gerekli işlemleri yaparken çok rahat ve huzur içinde olacaksın. Çok hoş duygular yaşayacak ve huzur içinde olacaksın. Hiç bir endişe ve korkun olmayacak. Evet işlemlere devam ediyorum. Müzik çok güzel.. Duygular çok güzel…”

İşlem boyunca hasta ile hekim arasındaki iletişim bu şekilde devam eder. Cerrahi işlem bittikten sonra hastaya şu telkinler verilmiştir:

“Dişlerinden dolayı duyduğun huzursuzluk ve korkular artık bitti. Çünkü bütün problemlerin halledildi. Ağzında ve dişlerinde yapılması gereken tüm işlemler başarılı bir şekilde ikmal edildi. Bundan sonra kendi kendine ototelkinler vereceksiniz. Dişlerin ile ilgili cerrahi bir işlem ile karşılaştığında otohipnoza girerek şu telkinleri kendine yapacaksın “Diş hekimim ağzımla ve dişlerim ile ilgili işlem yaparken hiç bir şey hissetmeyeceğim… Çok rahat ve huzur içinde olacağım… Hiç bir ağrı duymayacağım. Hiç bir kuşkuya kapılmayacağım… Tüm diş uygulaması boyunca bu durumun muhafaza edeceğim… Dişlerime ve ağzıma cerrahi işlemler uygulandıktan sonra hiçi bir olumsuz duygu taşımayacağım. Daha sonra da ağrı duymayacağım.. Süratli bir şekilde iyileşeceğim.. Transtan çıkma zamanının geldiğinde ondan bire doğru sayacağım. Bir ile birlikte uyanacağım” diyeceksiniz.

Cerrahi işlem bittikten sonra, aşağıdaki telkinler verilerek hasta transtan çıkartılmıştır.

“Cerrahi işlem başarılı bir şekilde bitirildi. Ağzın ve elinizin tamamen normal haline dönüştü. Gece boyunca rahat bir uyku çekeceksiniz. Kendi kendinizin doktoru gibi bundan sonra ağzınızın ve dişlerinizin bakımını yapacaksınız.. Gerektiğinde, herhangi bir işlem için diş hekiminize gittiğinizde otohipnozu kullanabileceksiniz. Şimdi sizi ondan bire doğru sayarak uyandırıyorum. Bir dediğimde dipdiri ve taptaze olarak, hayat dolu bir şekilde uyanacaksınız. 10 – 9 – 8 – 7 – 6 – 5 – 4- 3- 2 – 1..”

Bazı araştırıcılar (Smith, 1970) otohipnozu hastalarında kullanmışlardır. Petrov, Traillov ve Kalentgiev (1964) 49 hastalarında hipnoaneljeziyi başarılı bir şekilde kullanmışlardır.

Ülkemizde Diş tabibi Ali Eşref Müezzinoğlu’nu bu konuda oldukça ciddi çalışmaları mevcuttur. Geniş pratik çalışmalarını takdirle karşıladığımız, bu kıymetli hipnotist arkadaşımızın kendi vaka takdimlerini bir seri halinde yayınlanmasını bekliyoruz. Konuya ilgi duyan bir çok diş hekimi arkadaşımız, muayenehanelerinde bu tip uygulamaları yapmaktadır. Zaman zaman bizimle de iletişime geçen bu hekimlerimizin çalışmalarını efkarı umumiye aktarmalarında büyük yarar görmekteyiz.

Yukarıda özetlediğimiz kullanım alanlarında hipnodonti çok yararlı bir uygulamadır. Özellikle kimyasal anesteziklere karşı allerjisi bulunan hastalar için, hayati öneme haizdir. Bu tip özel vakalar literatürde sıkça neşredilmekte oldukça ilgi toplamaktadır. Bunlardan birini Crasilneck, McCranse ve Jenkis (1956) neşretmişlerdir. Procaine ve lokal anestizekleri ileri derecede hassasiyeti olan bir bayan hasta bu yöntemle tedavi edilmiştir.

Öğürme refleksi ve diş gıcırdatması diş hekimlerinin sıkça karşılaşabilecekleri iki önemli problemdir. bu problemlerin kaynağında genellikle psişik bazı faktörler yatmaktadır. Bu nedenle diş hekimlerimizin bu tip vakalarda hipnoterapi uygulayacaksa psişik dinamikleri çok iyi bilmeleri uygun olur. Çalışmalarımız ve yayınladığımız kitaplar umarız ki, onlar için bir başlangıç olur.