Hipnoz ve Sanat

Hipnoz ve Sanat

Yaratıcı düşüncenin kritik anı, duygu ve düşüncelerdeki bilinen klasik kalıpların terkedilmesi ile mümkündür. Bu esnada henüz zihne ulaşmamış entellektüel ve emosyonel alanlardaki bilgi ortaya çıkar. Yaratıcılık, hatırlama ve hipnozda, birincil olarak sağ beyin yarım küresi aktivitesi etkindir. Eğer siz hipnoz pratikleri yapıyorsanız, sağ düşünce kalıplarınız daha çok uyarılacaktır. Bu durum da daha büyük yaratıcılık kabiliyetlerini ifade etmeye imkan tanınacaktır.

M. Erichson yaptığı araştırmada hipnoz altında iken insanın yaratıcı gücünün kesin bir şekilde arttığını göstermiştir.Sanatsal yetenekler sağ beyin yarım küresinin çalışmaları sonucu ortaya çıkmaktadır.Sanatsal gelişimin oluşabilmesi için sağ beyin yarım küresi çalışmalarının etkisi altında sol beyin yarım küresinin disiplini ile mümkündür. Hipnoz sağ mental düşünce kalıplarını aktive etmektedir. Bu şekilde hepimizde bulunan uykudaki sanatsal yeterlilik bir şekilde açığa çıkarılabilir. Dünyada, okullarda öğrencilere piyesler aracılığı ile yeteneklerinin nasıl ortaya çıkarılacağı öğretilmektedir.Böylelikle bir nevi otohipnoz yapılmaktadır.

Profesör B. Edwards tarafından yapılan araştırmada resim yapmada sağ beyin yarım küresinin etkisi araştırılmıştır. 5 kişiden oluşan bir gruptan bir insan yüzü çizmeleri istenmiş, daha sonra aynı grup hipnotik transa alınarak çizimleri tekrarlamaları istenmiştir. Sonuçta görülmüştür ki; iki grup resim karşılaştırldığında hipnoz altında yapılan resimler diğer resimlere nazaran çok çok iyi bulunmuştur. Sadece resimde değil müzik, bilim, iş hayatında da hipnoz ile yaratıcılık daha da artırılabilmektedir. Çünkü hipnoz esnasında insanlar daha geniş bir perspektiften hayal dünyalarını çalıştırabilmekte, sonsuz kombinasyonları rahatlıkla görebilmektedir.

Hipnoz ve Eğitim

Öğrenmede hipnozun etkisi üzerine çok şey yazılmıştır. Çalışmalar göstermiştir ki; hayal etme üzerine temellendirilmiş olan mental düşünce yardımı ile elde edilen hafıza, hatırlama ve yoğunlaşma öğrenmede önemlidir. Belirli mental araçları kullanarak hafızanın ve öğrenmenin artırılması metoduna MİNEMONİK denmektedir. Örnek olarak HOMES kelimesini hatırladığınızda Amerika’daki büyük göllerin isimleri akılınıza gelir. Bu göller Huran, Ontario, Michigan, Enie, Superior’dur. Hipnoz vasıtası ile zihinsel hayal gücünüzü aktive ettiğinizde hafızıya ulaşmada kolay bir yol olan hayal etmeyi aktive ederek kolayca öğrenebilirsiniz. Hukuk, polis akademisi ve diğer öğrenci gruplarının bulunduğu yerlerdeki zihinsel işlerde çalışanlar zor ve kapsamlı sınavları geçebilmek için kafalarında daha etkili çalışma yöntemleri düşünmektedirler. Bireylerin çoğu bilgilerine başvurulmak maksadı ile çağrıldıklarında veya herhangi bir konuda engin bilgilerine müracaat edildiklerinde gerilim içine girerler. Bu gerilim ve stress de öğrendiklerini hatırlama ve aktarmalarını güçleştirir. Sonuçta bilgi kapasiteleri azalır ve inhibisyona uğrar. Bizim klinik çalışmalarında hipnoz , mülakaat sınavları ve polis testlerinde başarılı bir uygulama alanı bulmuştur. Bu sınavlarda kişiler hipnozu kullanarak zihinlerindeki hayalleri nasıl aktive edip, nasıl gevşeyeceklerini öğrenmişlerdir. Bu şekilde bazı hayaller onların kafalarındaki ihtiyaçları olan depolanmış bilgileri emiyormuş gibi alıp çıkarır. Bu tip çalışmalar esnasında testlerde bireyler sanki yüksek kapasiteli bir kompütür gibi beyinlerindeki tüm bilgilerı çağırmayı hayal edebiliyorlardı. Herkes kendisi için spesifik bir imaj seçmiş idi. Bir polis memuru büyükannesinin sesini hayal ediyordu. Çünkü büyükannesi onun kafasında her türlü bilgiyi kendisine ulaştıran, ona kitap okuyan çocukluk döneminin temel figürü idi.

Büyük annesinin imajını kritik ettiğinde çocukluk dönemine ait bir çok hatıraları canlanıyordu. O gevşeme hislerini bu kaynaktan besliyordu. Bilgiyi hatırlama, öğrenme kapasitesini artırmaya muktedir olma kafasındaki bu güçten kaynaklanıyordu.

Öğrenme ve hipnoz, tabiatı itibarı ile sanki birbirine bağlanmış gözüküyor. A. Einstein bilimsel başarılarındaki temel özelliğin adolesan dönemde sahip olduğu hayal etme gücünden bahsetmesi ve hayal edebilmenin insana verdiği olumlu bir özellik olduğunu belirtmiştir. Çocukluk döneminden itibaren ışığın dağılımı ile ilgili düşünceleri vardı. Bu şekilde öğrenmeye kaabiliyeti artıyordu.

T. X. Barber isimli araştırıcı yaptığı araştırmada hipnozu kullanmanın indirekt olarak öğrenme kapasitesini artırdığını bulmuştur. Olumlu ototelkini kullanmak suretiyle yapılan deneysel öğrenci çalışmalarında, öğrenme kapasitelerinin artırıldığı tesbit edilmiştir. Bunlara verilen olumlu ototelkinler şu şekildedir;

1. Gevşeme ve sükünet hislerinizi kuvvetlendirin,

2. Çalışmalardaki ustalığınızı ve hoşlanma duygunuzu artırınız,

3. Canlılık ve enerji hislerinizi artırınız,

4. Vukufiyetinizi geleşitiriniz.

Olumlu telkinler zihinsel gevşemeye yardım ederek bilinçaltının daha da hür kalmasını sağlayıp, bilgilerin bilince çıkmasını temin eder. Böylece öğrenme proçesi kolaylaşmış olur. Halbuki negatif düşünceler ve gerilimler insanı öğrenmekten alıkoyan olumsuz etmenlerdir.

Hipnoz ve Spor

Hipnoz ve Spor

Hayal etme, gözünde canlandırma ve zihinsel olarak olayı yaşama başarılı atletlerin müsabakadan önce uyguladıkları temel yöntemlerdendir. Atletlerin bu tip uygulama programlarına, iç konsantrasyon, zihinsel oyun gibi isimler verilmiştir. Bunlar otohipnozun varyasyonlarıdır. Bir çok atlet kafalarında canlandırdıkları üç önemli adımdan sonra giderler. Bu zihinsel adımlardan ilk etapta kesin amaçları vardır. Bir baseboll oyuncusu belirli bir saha üzerinde dikkatli bir şekilde bir çizgi boyunca vurmayı arzu eder. Bir tenis oyuncusu topa daha çok falsolu vurmak ister. Her spor dalının ve her şahsın farklı amaçları vardır.

İkinci aşamada zihinsel olarak olayı yaşamaya çalışır. Bu esnada kafasından geçirdiği amaçlara nasıl ulaşabileceğini hayal eder. Zihninde amaçlarına ulaştığını görünce kendisini daha güçlü hisseder.

Üçüncü aşamada olayı uygular. Zihninde başarmanın verdiği arzu ile işe başlayan atlet bunun etkisi ile tutuşur. Kendini tamamen oyuna veren ve oyunda yalnız başına olduğunu düşünen bir atlette hemen hemen hiç bir gerilim yoktur. İyi bir fiziksel oyun çıkarabilmek için , böyle bir zihinsel oyunu uygulamak gerekir.

S. Kenler ( basketbol antrenörü) ekibinin 36 maçtan 33’ünü kaybetmesi üzerine bu yöntemden yararlanmak istedi. Sonuçta Kenler’in takımı son 8 yılda görmediği başarıyı kazandı. 171 oyundan 142’sini kazanmıştı. Aynı şekilde otohipnozu zihinsel tasarımda da uygulayan atletlerde de benzer başarı kaydedilmiştir. Oyundan önce gevşeme, konsantrasyon ve zihinsel tasarım oyun performansını artırmaktadır.

Biz burada hipnozun yararlı olabileceği bir çok hayat alanından sadece bir kaçına değindik. Yapılabilecek şeyler sonsuzdur. Bu kitabın içine sığdırılması da mükün değildir. Bu konuyu burada kapatırken hipnozun sadece bir araç olduğunu bilmenizi isterim.O, tüm hastalıkları iyileştirecek sihirli bir solüsyon değildir. Hipnoz zihninizdeki tabii güçleri harekete geçirerek sizi , iyiye , güzele, mutluluğa ve başarıya ulaştıracaktır.

Bilişsel-Gelişimsel Terapide Hipnozun Kullanımı

E. Thomas Dowd
Bilişsel terapi, nispeten yeni olmasına karşın, önemli bir gelişme kaydetti. Başlangıçta Albert Ellis, Aaron Beck ve Donald Meichenbaum tarafından psikolojik bozuklukların temelini oluşturduğu düşünülen çarpık düşünce yapılarını tanımlama ve değiştirme yolu olarak geliştirilen bilişsel terapi, artık oldukça esnek ve çok yönlü bir tedavi prosedürleri koleksiyonu halini aldı. Ellis, Beck ve Meichenbaum muhtemelen kendi kişiliklerinden ve teorilerinden kaynaklanan kendilerine ait metotlara sahip olmalarına rağmen, yaklaşımlarında ortak olan dört temel varsayım vardır. Birincisi, psikolojik bozuklukların yetiler, kendini beğenmişlik veya davranış ile ilgili bir olumsuz otomatik düşünceler kümesi ile ilişkili olduğunu varsaydılar. Bu otomatik düşünceler (bilişler), her zaman var olmasa da, strese yol açan durumlarda etkin hale gelecekti. İkincisi, bu olumsuz otomatik düşüncelerin yapısal anlamda nispeten geçmişe ilişkin değerlerinin olmadığı varsayıldı. Bireylerin şu an düşündükleri ile terapiste söylediklerinin geçmiştekilerden daha önemli olduğu değerlendirildi. Benzer şekilde, bu olumsuz otomatik düşüncelerin niçin var olduğuyla çok az ilgilendiler; onlara göre şu an için bunları değiştirmeye yoğunlaşmak yeterliydi. Duygusal huzur ancak bu şekilde elde edilirdi. Üçüncüsü, her sistem bir şekilde farklı prosedürlere vurgu yapsa da, temel vurgu olumsuz otomatik düşünceleri önlemeye yönelikti. Her teorisyen, yine kişisel tarzın en az teori kadar temelde durduğu, farklı bir engelleme süreci kullandı. Ellis doğrudan tartışmaya güveniyor, Beck karşıt delilin sunumunu kullanıyor, Meichenbaum ise yeni başa çıkma stratejileri geliştiriyordu. Dördüncüsü, olumsuz otomatik düşüncelerin, en azından terapistten gelen yardımla, bilince açık olduğuna ilişkin bir varsayım mevcuttu. Ulaşılamaz otomatik düşünceler kavramı (yani duyguların bastırılması) daha önceleri davranış terapisinin öncüleri tarafından bilişsel terapiden çıkarılmıştı. Görüldüğü gibi bu varsayımlar psikoanalitik düşünceye karşı bir reaksiyon olduğunu ortaya koyuyor.
Yakın bir geçmişte Dowd (henüz baskıda olan kitabında) bilişsel terapilerin evrimini anlattı ve şimdiye kadar bilişsel ve davranışsal terapi literatüründen uzaklaştırılan belli psikodinamik kavramların geri döndüğüne dikkat çekti. Bunların içinde geçmiş olayların süregelen etkisi, insan gelişiminde anne-baba gibi ilk bakıcıların oynadığı önemli rol, temel şemaların gelişiminde insan bilgisinin yapısal doğası ve bilinçdışı bilginin insanın otomatik düşüncesindeki rolü yer alıyor. Dowd ve Courchaine (1996) bilinçdışı bilginin ve örtülü öğrenmenin çalışma biçimini ve bilişsel terapinin uygulanışı için kaçınılmaz sonuçlarını ortaya koydu. Toparlarsak, bu olaylar insanın otomatik düşüncesi ve bilme süreçlerinin aşamalı yapısal gelişiminin, daha önce ihmal edilen, önemini, yani bilişsel-gelişimsel modeli öne çıkarmaktadır.
Bilişsel–gelişimsel yaklaşımda, bilişsel faaliyet bireylerin zaman içinde çevreleriyle sürekli etkileşimleri yoluyla aşamalı olarak oluşmuş ve farklılaşmış olarak kabul edilir. Bu etkileşimler sayesinde, şemalar denilen düzenli bilgi yapıları, anlamı sağlayan ve düzenleyen bilinçdışı kurallar ve sürmekte olan deneyim için bir tür tutarlılık oluşur. Şemalar yaşamın başlangıcındaki ilk önemli insanlar ve olaylar tarafından şekillenirler. Şekillendikten sonra oldukça somut olandan oldukça soyut olana doğru hiyerarşik bir sırayla düzenlenirler ve genellikle gelen duyum verilerini varolan şema ile tutarlı bir biçimde kısıtlama ve sevk etme yönünde hareket ederler. Fakat bazen gelen bilgiler o denli güçlü ve o denli şemayla tutarsızdır ki şema değişimi hemen hemen zorunlu hale gelir ve bu da derin psikolojik değişim ve bazen de düzensizlik ile sonuçlanır. Dikkat edilmelidir ki bu kavramlar Jean Piaget’nin asimilasyon-uyum (assimilation-accommodation) kavramının yanı sıra Vittorio Guidano’nun (1987) kişisel bilişsel organizasyon (PC Org) kavramı ile de tutarlıdır.
Görüldüğü gibi şemalar veya düzenleyici bilişsel kurallar insan faaliyetinin yönetici etmenleridir. Bunlar aşamalı olarak daha düzenli oldukça ve yapısal olarak farklılaştıkça, yeni duyuml verilerinin varolan bilişsel kategorilere uygun olarak yorumlanmasını gittikçe artan oranda kısıtlarlar. Buradan da insanların yeni olayları daha önce bildikleri ve inandıkları ile yorumlama eğiliminde oldukları önermesi çıkıyor. Aslında, insanlar şemaya uymayan olayları hiçbir surette farkedemeyebilirler de! Karşılıklı biçimde, bu yorumlamalar varolan şemayı destekleyici yeni bilgiler sağlarlar. Varolan bilişsel yapı sadece yinelenen ve etkili uyumsuzluk hallerine karşı koyamayabilir ve bu durum da çoğu kez önemli psikolojik bozukluğa mal olur. Böylelikle, şemalar devam eden anlam duyumunu ve kişisel kimliği koruyan tutucu bilişsel yapılar olarak görev yaparlar.
Çok kez, belki de çoğu kez, bilişsel faaliyet doğada, açık değil, bilinçdışı veya örtülüdür. Bilinçdışı bilgi daha zengin ve daha detaylı olduğundan, terapistin yardımı olsa bile, sözlü yöntemlerle ona kolayca ulaşılamaz. Sözlü psikoterapiler çoğunlukla açık ve kesin bilgi ile kullanılmak için geliştirilmiştir ve ancak bu bilgi ile en iyi biçimde çalışırlar. Oysaki bilinçdışı veya örtülü bilgiye ulaşmak daha zor olduğu gibi onu değiştirmek de daha güçtür. Bu iki otomatik düşünce süreci birbirinin zıttı kutuplar olarak değil birbirini tamamlayan sabit etkileşimdeki süreçler olarak görülmelidir. Her ikisi de yaşam süresince ayrıntılı ve farklılaşmış bir hale gelir.
Yukarıdaki tartışmadan çeşitli sonuçlar çıkmaktadır. İlk olarak, bilinçdışı bilginin ve örtülü öğrenmenin değişimi en iyi şekilde sözlü yöntemin dışındaki yöntemlerle sağlanabilir. Sözlü olmayan terapiler imajinasyon (hayal) çalışması, duygusal işleyiş, beden terapileri ve hipnotik (karşıt) koşullamayı içerir. Bu tür bilinçdışı bilgi aslında kesin bilgiden daha zengin ve daha detaylı olduğu kadar ulaşılması da daha güçtür. Ayrıca bu sözlü olmayan teknikler özellikle bilişsel-gelişimsel terapide önemli yer tutarlar.
İkincisi, insanın psikolojik faaliyetinin rahatsız edici yan ürünlerinden biri olmayan direnç (resistance), bilişsel işleyişin gerekli bir yönünü göstermektedir. Dowd (1993a) bir direnç şekli olan tepki (reactance) nin bireyden bireye farklılık gösteren ve değişken araçlı bir terapötik süreç ve sonuç olduğuna dair birtakım deliller ortaya koydu. Tepkili bireylerin özgür, bağımsız ve egemen olma ihtimalleri daha fazla olduğundan terapiye alınmaları daha zordur. Terapistin ardışık direktiflerine direnebilirler. Daha çok seans kaçırabilir ve terapiyi daha erken sonlandırabilirler. Yine de, direnç, bilişsel sistemi psikolojik düzensizliğe ve temel kimlik ve kendilik kavramı yapılarının kaybolmasına neden olan çok hızlı değişimden korumak için gerekli olabilir. Önemli psikolojik değişikliklere karşı yavaş ve ölçülü yaklaşımı savunan terapötik önerme muhtemelen iyi kurulmuştu. Bu bilişsel dirençten dolayı küçük ve yinelenen adımlar büyük ve bir kez yapılan müdahalelerden daha etkili olabilir. Özellikle Eriksoncu hipnoterapistler hipnoterapötik metotların geçici (bypassing), boşaltıcı (discharging) veya yer değiştirici (displacing) dirençlerde daha faydalı olduğunu ileri sürmekteler.
Üçüncüsü, doğrudan; kimlik, kendilik-kavramı ve bilinçdışı kuralların temel şemalarına yönelik olan müdahaleler, daha önemsiz davranışlara ve tavırlara yönelik olanlardan daha etkili olabilirler. Fakat burada iki sorun ortaya çıkıyor; temel şemaları belirleme ve onları değiştirecek müdahaleleri geliştirme. Bu bölüm her iki soruna yönelik hipnoterapötik metotlara odaklanıyor.
TEMEL BİLİŞSEL ŞEMALARIN BELİRLENMESİ
Şemalar, tam tanımıyla, bilinçdışı bilişsel yapılar olduklarından, terapist desteği olsa bile, bilince ulaşmaya kolayca izin vermezler. Gerçekten, danışanın veya hastanın önemli şema değişimine yönelik direnci, temel kimlik yapılarını korumak için, genellikle onların kolayca tespit edilmesini engeller. Yine de ısrar ve hasta veya hasta işbirliği ile şemalar belirlenebilir. Özellikle yararlı araçlardan birisi Jeffrey Young (1990) tarafından geliştirilen Şema Anketi (Schema Questionnaire) dir. Young otonomi (autonomy), bağlılık (connectedness), layıklık (worthyness) ve sınır ve standartlar (limits and standards) gibi dört alanda onbeş “Erken Dönem Uyumsuz Şeması (Early Maladaptive Schemata)” tesbit etti. Ayrıca, Young üç şema süreci de belirledi: şema muhafazası, şema iptali ve şema telafisi. Örneğin, sınırda kişilik bozukluğu olan danışanın veya hastanın, bağlılık alanının bir parçası olan terk edilme/kaybetme şeması (bireyin önemli şeyleri kaybetme ve duygusal olarak yalnız kalma korkusu) olabilir. Bu şema onu terk etmeye meyilli arkadaşlar seçerek muhafaza edilebilir, arkadaş çevresini dikkatli bir biçimde sınırlayarak iptal edilebilir ve varolan arkadaşlarıyla olan aşırı ilgi alanlarını değiştirerek telafi edilebilir.
Şema Anketi’nin dışında bilişsel-gelişimsel hip¬no¬te¬ra¬pist¬le¬rin bilinçdışı bilgiyi tespit etmek için kullanabileceği başka metotlar da bulunmaktadır. Bunlardan birisi hipnotik transda güdümlü imajinasyonların kullanımıdır. Örneğin, sosyal iticilik (layıklık alanında) şemasına sahip görünen bir hastadan kendisini sosyal bir toplantıda yabancılarla sohbet ederken hayal etmesi istenebilir. Genellikle, oluşturulan imajinasyonun veya imajinasyonun seviyesi ne kadar yüksekse, bir ana şemanın kapısının tıklatılması ihtimali o kadar büyüktür. Böylece, şemalar hipnotik hayal boyunca tespit edilen duygudurumun şiddet miktarına göre hiyerarşik sıraya göre düzenlenebilir.
Golden ve Friedberg (1986) hipnoterapide anımsatıcı hayal denilen ilgili bir teknik tanımladılar. Hastadan kendisi açısından stresli bir ortam tahayyül etmesi ve buna ilişkin düşünce ve duygulara odaklanması isteniyor. Örneğin, stresli bir iş ortamının imajinasyonu bir yetersizlik / başarısızlık şemasının (layıklık alanında) düşünce ve duygularını harekete geçirebilir. Kontrollü hayalin (hipnodrama) aksine, anımsatıcı hayal terapist tarafından yönetilmez.
Erken dönem uyumsuz şemaları belirleme ve değerlendirmeye yönelik başka bir hipnotik teknik de yaş geriletmesidir. Yaş geriletmesi hipnotize olma ihtimali daha yüksek olan hastalar için en yararlı olduğu için, herkes için uygun olmayabilir. Fakat hipnotize olma ihtimali çok yüksek olmayan hastalar trans halindeyken geçmiş hatıraların kendiliğinden tekrar canlandırılmasından faydalanabilirler. Örneğin, zarar ve hastalık şemasına (otonomi alanında) hassasiyeti olan bir hasta özellikle hassas olduğu bir yaşa aşamalı olarak döndürülüp ortamı ayrıntılı olarak tasvir etmesi istenebilir, bu da terapiste hipotezini değerlendirmek için materyal sağlayacaktır. Geçmiş olayları gözden geçirirken, terapist hastaya trans halindeyken basitçe hayatında önemli bir rol oynadığına inandığı geçmişe ait olaylar veya insanları hayal etmesini isteyebilir. Özgür ilişkiye benzerlik açıkça görülmelidir. Çoğu kez, bu yaşamın ilk yıllarındaki olayların belirlenmesi bir kendiliğinden şema değerlendirmesi olayına başlamak için yeterli olabilir. Fakat en çok, hasta şemanın lehine ve aleyhine olan kanıtları incelerken, bu yaşamın ilk yıllarındaki şemaların değiştirilmesi mevcut gerçeklikle yinelenen bir karşılaştırma gerektirir.
TEMEL BİLİŞSEL ŞEMALARIN DEĞİŞTİRİLMESİ
Freeman ve çalışma arkadaşları (1990) ve ayrıca Young (1990) temel varsayımları ve temel şemaları değiştirmek için çeşitli müdahaleler tanımladılar. Hipnoterapötik metotlar bunların bazıları için özellikle yararlı olabilirler. Bu metotların önemli bir sınıfı zihinsel imajinasyon teknikleridir. Bunlar hipnoterapötik adaptasyonları ile birlikte aşağıda tartışılmaktadır.
Değiştirme ve Başa Çıkma İmajinasyonu
Birçok sıkıntılı hastalar problemli durumlarda otomatik işlev dışı hayaller görürler. Çoğu kez bu hayaller o kadar kısa sürelidir ki hastalar onların farkına nerdeyse hiç varmazlar. Hip¬noz bu hayalleri ortaya çıkarmak ve değiştirmek için ideal bir araçtır. Örneğin, topluluk içinde konuşma korkusu olan bir hastadan trans halinde kendisini bir meclisin önünde konuşurken hayal etmesi istenir, bu sırada korkusu da sorulur, daha sonra bu hayali yavaşça ve açıkça konuştuğu başka bir hayalle değiştirmesi istenir ve giderek azalan korkusu yine sorulur. Değiştirme ve başa çıkma imajinasyonu belki yaş ilerletmesi denilen teknikle daha sağlam kurulabilir. Yaş geriletmesi hastayı geçmiş bir olaya götürürken, yaş ilerletmesi hastayı varsayılan bir geleceğe veya gerçek bir olaya götürür. Hastaya trans halindeyken kendisini yakında gerçekleşeceğini bildiği bir topluluk huzurunda konuşma ortamına götürmesi ve açık ve etkili konuşan kendisinden emin birisi olduğunu hayal etmesi söylenebilir. Hipnoterapist hastanın ima¬ji¬nas¬yo¬nu¬nu şu şekilde yönlendirebilir.
Sizden kendinizi emin adımlarla ve sorumluluk duygusuyla yavaşça bir podyuma doğru yürürken hayal etmenizi istiyorum. Konuyu iyi bildiğinizi biliyorsunuz, doğru mu? Seyircilerin sizi dinlemek için can attıklarını görüyorsunuz. Konuşmaya başladığınızda bir anlık bir endişe duyuyorsunuz – fakat kendinize konuya hâkim olduğunuzu hatırlatıyorsunuz. Ayrıca kendinize hiç olmadığı kadar yavaş konuşmanız ve sık sık duraklamanız gerektiğini hatırlatıyorsunuz, biliyorsunuz ki bu şekilde seyirciler sizi daha iyi anlayacaktır. Ve konuştukça kendinize güveniniz artıyor – ve kendinize güveniniz arttıkça daha iyi konuşuyor ve anksiyetenizin yavaş yavaş azaldığını hissediyorsunuz.
Duyarsızlaştırma ve Aydınlatma İmajinasyonu
Sistematik duyarsızlaştırma ve aydınlatma birçok yönden hipnotik tekniklerdir. Sadece hastanın trans halinde birçok kez rahatlaması değil, ayrıca terapist tarafından tasarlanıp uygulanan hiyerarşiler de hipnotik rutinlere çok benzemektedir. Temel olarak, kullanılan gerekçeler açısından ve duyarsızlaştırma ve aydınlatmanın amaçlarının daha sınırlı olması bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bu teknikleri hipnoza uyarlamak için, gerekli olan tek şey prosedürü hipnoz açısından tekrar tanımlamak ve anksiyete azalmasının daha niyetli biçimde olacağını varsaymaktır.
Bilişsel Prova
Burada hasta kendisini seçtiği bir konuda farklı ve daha uyumlu bir şekilde davranırken hayal eder. Örneğin, bir bayandan randevu isterken daha açık seçik olmayı isteyebilir. Göstermek istediği yeni davranışı belirledikten sonra, hasta, hipnotik bir transta, kendisinin randevu isterken bu şekilde davrandığını hayal edebilir. Ayrıca, kendisinden bu yeni davranışın ona hissettirdiklerini gözlemlemesi ve belirlemesi ve daha sonra bu durumu gerçek randevu olaylarında hissettiği olağan duygularla karşılaştırmasını isteyebilir. Hipnotik rutin şu şekilde yapılandırılabilir:
Karen’e doğru yürüdüğünüzü hayal edin, karşısında dimdik duruyorsunuz ve gözlerinin içine bakıyorsunuz ve ona Cumartesi gecesi dansa gitmeyi teklif ediyorsunuz. Tepkisini gözlemleyin ve neler hissettiğinize dikkat edin. Şimdi bu durumu yapmak istediğiniz farklı seçeneklerle kafanızda tekrar canlandırın, olması gerektiği gibi olduğuna emin olana kadar bunu sürdürün.
Young (1990) şemaları değiştirmek için dört tür müdahale tanımladı: duygusal teknikler, kişilerarası teknikler, bilişsel teknikler ve davranışsal teknikler. Hipnoterapi özellikle birinci alanda yararlı olabilir; aslında, Young’a göre şema odaklı bilişsel terapi sadece çocukluktan gelen sorunlara daha fazla odaklanarak belirlenemez, ayrıca duygusal teknikleri daha çok kullanır.
Hayali Diyaloglar Yaratma
Bu teknik, hastanın hayatında daha önce yer almış önemli bir kişi ile diyalog yaratmak için kullanılabilir. Young (1990) diyaloğun hastanın gözleri kapalı olarak uygulanmasını tavsiye ediyor; bu sadece hipnotik transtaki diyaloğu uygulamadan önceki küçük bir adımdır. Hastalar isterse kendilerini isterlerse önemli kişiyi canlandırabilirler veya ikisi arasında gidip gelebilirler veya iki bireyden birinin rolünü terapist oynayabilir. Hastadan, normalde yaptığı gibi değil, yapmak istediği gibi cevaplar vermesi istenir. Örneğin, bir keresinde bir hastam olmuştu, kendisi, büyükbabasına (onun hayatındaki önemli bir kişi) bir hoşçakal bile diyemeden adam aniden ölmüş. Bir transta onun varlığını hayal edebildi ve ona daha önce hiç yapmadığı bir şekilde veda etti. Hipnotik rutin şöyle bir şeydi:
Şimdi büyükbabanızı yaşarken olduğu gibi karşınızda dururken hayal edin. Orada olduğunu biliyorsunuz, fakat orada çok fazla kalmayacağını da biliyorsunuz. Ona sizin için ne kadar önemli olduğunu, onu ne kadar sevdiğinizi ve ne kadar özleyeceğinizi söyleyin.
Bu rutinin ve varyasyonlarının birkaç kez tekrarından sonra, hasta kendisini çok rahatlamış hissettiğini bildirdi ve sonunda bu önemli ölüme bir nihayet vermeyi başardı.
Duygusal Katarsis (Boşalım)
Gestalt terapistleri, bitmemiş duygusal işten doğan ıstırabı azaltacak olan boşalma duygudurumunun önemini uzun uzun vurgulamışlardır. Fakat bu, çoğu kez olumsuz olan duygudurumun ifade edilmesi güçlü duygudurumların ifadesine karşı olan kültürel ve ailevi yapılar tarafından engellenebilir. Hipnoz, bu tür ifadelerin direncini azaltarak, hastanın şimdiye kadar kendisine yasaklanan şeyleri ifade etmesine izin verebilir. Örneğin, babasına olan sinirini ifade edememiş (çözememiş) olan bir hasta trans halindeyken babasıyla konuşmaya teşvik edilebilir. Hipnotik katarsis (boşalım) geçici bir rahatlık sağlasa da, o sinirin mevcut realitesi ve çözümüne yönelik davranışsal aşamaların birlikte ele alınmasına dair müteakip tartışmanın olacağı önemlidir, öyle ki olumsuz duygudurumun ifadesi desteklenmesin. Olumsuz duygudurumun ifade edilmesini teşvik etmek, katartik prensibi ile duygudurumun gelecekte azalmasını değil, destekleme prensibi ile artmasını sağlar.
Yaş Geriletmesi ve Geçmiş Anıların Gözden Geçirilmesi
Yaş geriletmesi temel bilişsel şemaları belirlemenin yanısıra onları değiştirmek için de kullanılabilir. Daha önce belirtildiği gibi, yaş geriletmesi ile tespit edilen temel bilişsel şemalar, hipnotik yollar dışında bugünün şartları ve realitesi ışığında tekrar değerlendirilebilir. Fakat bir temel şemanın tekrar değerlendirilmesi hipnotik olarak da başlatılabilir. Dowd (1992) bunun nasıl yapılabileceğinin örneğini vermiştir. Dowd hipnoterapiyi aşırı karanlık korkusu olan bir hastada kullandı. Yaş geriletmesi yoluyla, hastadan sorunu için önemli olan bir aya veya yıla geldiğinde geriye gitmeyi bırakmasını isteyerek, hastanın üç yaşındaki korkusuna uzandı. Ardından hastanın çocukluğuna ait duygu ve düşüncelerini bir yetişkin bağlamında tekrar yapılandırmak için aşağıdaki hipnotik rutini kullandı:
Gençler, küçük ve zayıf olduklarından, daha büyük insanlar çok daha fazla güçlü göründüklerinden kendilerini çaresiz ve korkak hissederler…belki siz de böyle hissediyorsunuz…Yaşımız arttıkça daha büyük, daha güçlü ve daha kuvvetli oluruz. Fakat çoğu kez, eski korku duygularımız kalıcı olur; belki siz de böyle hissediyorsunuz. Bazen, en sonunda büyüyüp bir zamanlar bize çok büyük ve önemli görünen kişi kadar olduğumuzun farkına bile varmayız, öyle değil mi? Yine de hala korkak ve çaresiz bir çocuk gibi hissederiz… Fakat yetişkinler olarak çocukların korktukları şeylerden korkmamamız gerekir.
Bu hipnotik rutin yinelendikçe ve aşama aşama detaylandırıldıkça, bu son cümle bir nakarat gibi kullanılır.
Yaş geriletmesinin ve geçmiş anıların gözden geçirilmesinin diğer örnekleri Dowd (1996) ve Smith (1996)’in çalışmalarında görülebilir. Dowd, çalışmasında, ana-baba ilişkilerinin bilinçdışı otomatik düşüncesini tekrar yapılandırmak ve hastanın sorunu hakkındaki yeni örtülü öğrenme ile meşgul olmasını sağlamak için Erikson tarzına benzer bir hipnotik rutin kullandı. Smith’in çalışmasında ise, yaş geriletmesi çeşitli travmatik olaylar hakkındaki yaşamın ilk yıllarındaki anılarını açığa çıkartmak için kullanıldı ve bu olaylardan daha sonra hipnoz yöntemi kullanılmaksızın güçlü bilişsel şemaları değerlendirmede yararlanıldı.
Geçmiş Anıların Değiştirilmesi
Son zamanlarda geçmiş anıların doğruluğu hakkında, özellikle cinsel tecavüz alanında çok yoğun tartışmalar yapılmaktadır. Fakat ne tür anıların değişip hangilerinin değişmeyeceği çok belirgin olmamasına rağmen, anıların zaman geçtikçe, çoğunlukla kendilik-yükseltici yönde değişmesi olasıdır. Bunun için savaş gazilerinin ayrıntılı savaş anılarında yıllar geçtikçe kendilerini hareketin merkezine daha fazla koymaya başladıklarını hatırlamak yeterli olur. Fleming ve çalışma arkadaşları (1992) anının subjektif deneyimini manipüle eden üç değişken olduğunu gösteren deliller sundular: bağlam, dikkat ve olayın hatırlanma sayısı. Bağlam hastanın asıl öğrenmenin gerçekleştiği ortamlara benzer ortamlarda daha iyi öğrenebileceğini veya hatırlayabileceğini gösteriyor. Dikkat anının dikkatin bölünmesi veya odaklanması durumlarında farklı farklı olduğunu gösteriyor. Olayın hatırlanma sayısı daha sıklıkla hatıra gelen olayların daha az anımsandığını fakat daha tanıdık, ayrıntılı ve belirgin olduğunu gösteriyor.
Bilişsel-gelişimsel hipnoterapinin uygulanması için önemli çıkarımlar bulunmaktadır. Birincisi, hastaları erken bir zamana götürmek için yaş geriletmesini kullanarak, önemli bilgilerin hatırlanması bağlamsal benzerlik sayesinde arttırılabilir. Ayrıca yeni öğrenmeler de böylelikle arttırılabilir. İkincisi, yaygın olarak Eriksoncu hipnoterapide yapıldığı gibi, bölünmüş dikkati kullanmak, hastalar hipnotik mesajın kaynağını terapistten ziyade kendilerine atfettikleri için, direncin azalmasına sebep olabilir. Araştırmalar ayrıca gösterdi ki deneycinin verdiği mesajlar hatırlanan olaylar gibi çokça tecrübe edilsin diye, hipnoz bunların hatırlanmasını etkileyebilir. Bu, özellikle hipnotize edilebilme ihitimali daha yüksek olan denekler için telaffuz edilen bir fenomendir. Üçüncüsü, hastaların anıları terapistler tarafından, hipnotik bir transta, önemli olayların yinelenerek hatırlanması yöntemini kullanarak şekillendirilebileceğinden, “yineleme prensibi” özellikle önemli olabilir. Örneğin, kendisinin de ihmalkarlık sonucu sorumlu olduğu bir tecavüzü hatırlayan bir hastanın, terapistin belki de onun bundan sorumlu olmadığı ve herhangi bir katkısının bulunmadığını hatırlatmak için terapist tarafından yönlendirilerek olayı tekrar tekrar hatırlaması yoluyla kendisini suçlama duygusunu azaltmasına yardımcı olunabilir. Bu teknik zaten gittikçe birçok psikoterapi söyleşilerinin ve hatta sıradan sohbetlerin temelini oluşturmaya başladı (tabi pek olumlu bir doğrultu da değil!). Fakat psikolojik açıdan sağlıklı yöntemlerle anıyı şekillendirmek için hipnotik tavsiyelerin ihtiyatlı bir tarzda kullanımıyla bu tekniği geliştirmek mümkündür. Alloy ve Abramson’un (1988) belirttiği gibi, depresif hastalar olayları depresif olmayanlardan daha realistik olarak algılayabilir ve kendilik-yükseltici bilişsel önyargılar depresyonla daha az bağdaştırılabilir. Biraz bilişsel çarpıtma sağlıklı olabilir!
Hipnotik (Karşıt) Koşullama
Koşullama veya karşıt koşullama, uzun zamandır terapötik araçların bir parçasıdır. Başlangıçta bir davranışsal teknik olarak gelişmiş olsa da, bilişsel terapi literatürüne gizli duyarlılaştırma ve koşullama olarak girdi. Tekniğin özü, stresli bir durumun genellikle relakzasyon (rahatlama) gibi zıddı bir tepki ile eşleştirilmesidir. Psikolojik açıdan acı veren erken yaşanmış bir olay veya durum, hipnoterapötik varyantında, hasta trans halinde iken kendisine hatırlatılır, daha sonra transla bağdaşan bir relakzasyon ile eşleştirilir. Hipnotik trans relakzasyon gerektirmese de, hipnotik karşıt koşullamada sorunlu imaj hatırlatılmadan önce hastanın iyice rahatladığından emin olmak özellikle önemlidir. Örneğin, aşırı sinirli patronuyla başı belada olan bir hastadan patronunun ona, yaptığı bir hatadan ötürü, bağırırken görüntüsünü hatırlaması istenir. Daha sonra, zihninde bu görüntüyü geliştirirken yavaş yavaş rahatlaması istenerek transa geçirilir. Daha sonra, gelişimsel olarak, bu görüntü yaşamın ilk yıllarındaki sinirli anne-baba veya başka bir önemli bakıcı ile yaşanan olası güçlüklerle bağdaştırılabilir. Bu yaklaşım ve birçok standard imaj, Kroger ve Fetzler (1976) tarafından bol bol tarif edilmektedir.
BİR UYARI
Değinilmesi gereken bir konu daha var. Bu bölümdeki örnekler ve hipnoterapi ile ilgili diğer yazılar okuyucuya bir seanslık hipnoz müdahalelerinin hastanın sorununu çözmek için yeterli olduğu izlenimini verebilir. Diğer bütün psikoterapötik müdahalelerde olduğu gibi hipnoterapi de birkaç belki de birçok seansta aynı şeyleri tekrarlamayı gerektirir. İyice yerleşmiş şemalar kolayca hiçbir müdahaleye boyun eğmez! Dolayısıyla, hipnoterapistin, özellikle bilişsel-gelişimsel bir yaklaşımı takib eden bir hipnoterapistin, birbirini takip eden görüşmelerde aynı rutinleri kullanmaya hazır olması çok önemlidir. Bunu yaparken rutinleri, hem kendisi hem de hasta açısından sıkıcı olmaması için, gerektiği gibi değiştirmelidir.
Hipnozun bilişsel-gelişimsel terapiye kazandıracağı çok şey vardır. Potansiyel olarak, direnci azaltarak veya değiştirerek temel gizli şemalara ulaşmaya yardımcı olabilir. Hastaların hala mevcut otomatik düşünce ve davranışlarında önemli bir rolü olan yaşamlarının ilk yıllarındaki anılarına erişmelerine ve onları tekrar biçimlendirmelerine yardımcı olabilir. İfade edilen direnci azaltıcı yöntemlerle, varolan bilişsel şemalara güçlü çıkışlar sağlayabilir. Son olarak, hastalara ve başkalarına birçok problemle başa çıkarken kullanabilecekleri önemli bir kendini kontrol etme stratejisi sağlayabilir.
REFERANSLAR
Alloy, L. B. ve Abramson, L.Y. (1988). Depressive realism: four theoretical perspectives. Cognitive Processes in Depression kitabında, ed. L. B. Alloy. New York: Guilford.
Beck, A.T. Cognitive models of depression. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly 1:5–38.
Cautela, J.R. (1975). Covert conditioning in hypnotherapy. International Journal of Clinical and Experimental Hypnosis 23: 15–27.
Dowd, E.T. (1992). Hypnotherapy. Comprehensive Casebook of Cognitive Therapy kitabında, ed. A. Freeman ve F. M. Dattilo, s. 277–283. new York: Plenum.
——- (1993a). Motivational and personality correlates of psychological reactance and implications for cognitive therapy. Psicologia Conductual 1:131–140.
——– (1993b). Cognitive-developmental hypnotherapy. Handbook of Clinical Hypnosis kitabında, ed. J.W. Rhue, S.J. Lynn ve I. Kirsch, s. 215–232. washington, DC: American Psychological Association.
——–(baskıda). La evolucion de las psicoterapias cognitivas (The evolution of the cognitive therapies). Manual de psicoterapias cognitivas: Estada de la cuestion y proceso terapeutico (Handbook of cognitive psychotherapies), ed. I. Caro. Barcelona: Editorial Paidos, S.A.
Dowd, E.T. ve Courchaine, K.E. (1996). Implicit learning, tacit knowledge, and implications for stasis and change in cognitive psychotherapy. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly 10:163–180.
Dowd, E.T. ve Pace, T.M. (1989). The relativity of reality: second order change in psychotherapy. Comprehensive Handbook of Cognitive Therapy, ed. A. Freeman, K.M. Simon, L. E. Beutler ve H. Arkowitz, s 213-226. New York: Plenum.
Fleming, K., Heikkinen, R. ve Dowd, E.T. (1992). Cognitive therapy: the repair of memory. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly 6:155–173.
Freeman, A., Pretzer, J., Fleming, B. ve Simon, K.M. (1990). Clinical Applications of Cognitive Therapy. New York: Plenum.
Golden, W.L. ve Friedberg, F. (1989). Cognitive-behavioral hypnotherapy. Cognitive-Behavioral Approaches to Psychotherapy, ed. W. Dryden ve W. Golden, s. 290–319. london: Harper & Row.
Guidano, V. F. (1987). Complexity of the Self. New York: Guilford.
Kroger, W. S. ve Fetzler, W. D. (1976). Hypnosis and Behavior Modification: Imagery Conditioning. Philadelphia: Lippincott.
Rosen, H. (1989). Piagetian theory and cognitive therapy. Comprehensive Handbook of Cognitive Therapy, ed. A. Freeman, K.M. Simon, L.E. Beutler ve H. Arkowitz, s. 189–212. New York: Plenum.
Smith, W.H. (1996). When all else fails: hyonotic exploration of childhood trauma. Casebook of Clinical Hypnosis kitabında, ed. S.J. Lynn, I. Kirsch ve J.W. Rhue, s. 113–130. Washington, DC: American Psychological Association.
Young, J. E. (1990). Cognitive Therapy for Personality Disorders: A Schema-Focused Approach. Sarasota, FL: Professional Resource Exchange.

Diş hekimliği ve hipnoz

A. GİRİŞ

Diş hekimliğinde hipnozun kullanımını ifade eden “HİPNODONTİ”in uzun bir tarihi vardır. Hipnozun diş hekimliğinde yaygın bir kullanım alanı vardır. İlk başta da diş problemlerine bağlı ortaya çıkan akut ve kronik ağrıların tedavisinde kullanılmaktadır. Diş hekimleri günlük çalışmalarında, hipnotik telkinler yardımı ile yeni yeni ilginç kullanım alanları geliştirmektedirler.

Diş hekimliği literatüründe konu ile ilgili çok geniş araştırma, makale ve kaynak bulmak mümkündür. Son on yılın literatürü içinde toplayan “Dünyada Hipnoz – Makale Özetleri” kitabımızda da görüleceği gibi, hipnodonti ile ilgili son on yılda bir çok araştırma ve makale yayınlanmıştır. 1980 öncesi dönemde göze çarpan çalışmalar arasında Badra (1961), Bernick (1972), Bodecker (1956), Cheek ve LeCson (1968), Crowder (1965), Damseaux (1959), Drewer (1961), Golan (1975), Hortland (1966), Kornfield (1988) Klopp (1975), McAmmond (1971), Mason (1960), Owens (1970), Roston (1975), Scott (1968), Secter (1965), Shaw (1958), Thompson (1963), Wald ve Kline (1955)

Konu ile ilgili ilk çalışmalar Burgess (1952) tarafından başlatılmıştır. Bu çalışmaları da diş hekimliği psikolojisi ile hipnoz arasındaki köklü ilişkiye değinilmiştir. HİPNODONTİK terimini literatüre tanıtan kişi Moss (1956) olmuştu. Bu terimi tanımlarken; Diş biliminde hipnozun kullanımı ve yararlılıklarını ihdas eden bir dal olduğunu söylemiştik. Ayrıca diş hekimliği pratiklerinde kullanılan telkin ve diğer yöntemleri de bu kapsamın içinde mütalaa etmiştir.

Konu ile ilgili dikkate değer ilk kitap 1950 ve 1958 yılında yayınlanmıştır. Stolzenberg tarafından yayınlanan 1950 tarihli bu kitap “Psychosomatics and Sugestion Therapy in Dentistry” ismi ile basılmıştır. 1958 yılında Shaw tarafından yayınlanan diğer kitabın ismi ise “Clinical Applications of Hypnosis in Dentistry” dır. Show’a göre diş hekimliği pratiklerinde ciddi hipnoz indüksiyon tekniklerine ihtiyaç kalmadan, basit telkinler vasıtası ile bir çok dental işlem yürütülebilmektedir. Ancak daha ciddi ve komplike problemleri olan bazı hastalarda hipnotik indüksiyon yöntemi tercih edilmelidir.

Ament (1955) yayınladığı bir çalışmasında hipnozun dental pratiklerde kullanılması ile ilgili olarak ilginç bir yaklaşım getirmiştir. “Time Distortion” uygulaması ile, koltukta pratik için saatlerce kalmak zorunda kalan hastalara bu süre kısaltılmaktadır. Hasta hipnotik transa alınmakta ve zamanın çok çabuk geçtiği konusunda verilen telkinler ile hastanın uzun pratik zamanını çok kısa algılaması temin edilmektedir. Hastanın pratik işlemleri bittiğinde transtan çıkartılmakta ve hastaya ne kadar süre geçtiği sorulmaktadır. Hastalar işlem süresinin çok kısa sürdüğünü ve çok rahat ettiklerini ifade etmektedirler.

Diş gıcırdatması genellikle gece uykusunda veya alkolün etkili olduğu dönemler boyunca ortaya çıkan ciddi bir problemdir. Bilinç altındaki dürtülerden oluşan bu diş gıcırdatmaları sonucunda sağlıklı dişler tahrip olur, mine tabakaları zedelenerek hastalıklı bir diş takımı oluşur.

“Briksizm” olarak adlandırılan diş gıcırdatması bilinçaltındaki stress ve gerilimin bir nevi ifadesidir. Uykuda iken bu gerilim ve sıkıntı kendini bu şekilde ortaya koyar. Hipnoz altında iken sağlanan derin solunum çalışmaları, hastaların bir kısım stress ve gerilimlerini atmak için yeterli olmaktadır. Bazen de direk baskılama yöntemi şeklinde verilen telkinler vasıtasıyla semptomlar kontrol altına alınabilmektedir. Direk baskılama yöntemi bilinçaltındaki gerilim nedenleri veya olayı ortaya çıkaran gerçek nedenler tesbit edilemediğinde uygulanmalıdır.

Bazı vakalarda semptom değiştirme uygulanabilir. Diş gıcırdatması olan hastalara posthipnotik telkinler ile, diş gıcırdatması yerine el parmaklarını herhangi bir yere vurma ve fiskeleme şeklinde semptom ikame edilebilir. Veya daha başka uygun bir alternatif semptom bulunabilir.

Bazı vakalarda ise otohipnoz ve ototelkin yöntemi kullanılmaktadır. Uyku zamanı geldiğinde hastalar kendi kendilerine ototelkin vererek, dişlerini gıcırdatmıyacaklarını telkin eder ve uyurlar. Uyku süresince dişlerini gıcırdatmadıkları tesbit edilmiştir.

Bazı vakalarda kişiler hipnotik transa alınmakta ve bir müddet sonra telkin ile normal uykuya geçmesi sağlanmaktadır. Hasta normal uykuya geçtikten sonra diş gıcırdatması başlamaktadır. Bu hastalar hemen uyandırılmakta ve diş gıcırdatması kesilmektedir. Ardından tekrar uyumalarına izin verildiğinde, diş gıcırdatmasının süratli bir şekilde tedavi olduğu gözlemlenmiştir.

Kuhne (1959) ve Sinyer (1960) hasta ile hekim arasındaki psikolojik süreçleri ve karşılıklı ilişkileri incelemiştir. Singer özellikle Adler tarafından geliştirilen bazı teknikler üzerinde durmuştur.

Secter (1960) hipnozun diş hekimliğinde kullanım alanlarını göstermiş ve özellikle öğürme ve geğirme refleksinin tedavisinde hipnozun kullanımını göstermiştir. Hipnoz geğirme ve öğürme refleksinin kontrolünde kıymetli bir yöntemdir. Konu ile ilgili bir çok çalışma yapılmıştır. Bunlar arasında Ament (1971) Chastain (1965), Stolzenberg (1959-1961), Wegand (1972) sayılabilir. Barlett (1971) direk telkin vasıtası ile öğürme refleksinin önüne geçilebileceği belirtilmiştir.

Bilindiği gibi ağzı çok hassas kişilerde normal dişlere karşı bile bir öğürme duygusu oluşmaktadır. Bu tip hastaların muayenesinde herhangi bir organik neden bulunamamıştır. Ayrıca çeşitli diş protezleri ve apareyleri kullanan bazı hastalarda da durum aynıdır. Bunlarda da dayanılmaz bir öğürme refleksi başlayabilmektedir.

Konunun daha da vüzuha kavuşabilmesi için bir vaka takdimi yapmakta yarar vardır. Crasilneck (1971) ten naklettiğim bu vakada hastamız otuz yaşlarında, iki çocuk annesi, evli bir bayandır. Hastamızın dişleri ileri derece bir hassasiyete sahiptir. İlkokuldan bu tarafa dişlerine dışardan gelebilecek herhangi bir uyarı çok rahatsızlık vermektedir. Bu nedenle dişlerini fırçalamak ve temizlemek hemen hemen imkansız bir hale geliyordu. Zaman zaman almak zorunda kaldığı soğuk ve sıcak içeceklere tahammül edemiyordu. Her türlü farklı uyarı hastayı rahatsız ediyordu.

Hasta tüm bu şikayetlerden kurtulmak ümidiyle hipnoterapi ile tedavi olmak istiyordu. Hasta bu hassasiyeti nedeni ile diş kürdanı, diş ipi gibi temizleyici şeyler de kullanamıyordu. Tüm bunların yanında hastanın dişlerine cerrahi bir müdahale yapılmak zorunluluğu da ortaya çıkmıştı. Cerrahi öncesi muayenenin yapılması ve cerrahi sonrası oluşacak ağrıyı düşünmesi bile hastayı ileri derecede rahatsız ediyordu. Bu düşünceler altında hasta yüksek bir gerilim içine giriyor ve depresyona eğilim gösteriyordu. Hastanın ağzı ve dişleri ile ilgili sahip olduğu stress ve reaktif depresyon haricinde herhangi bir psikolojik sıkıntısı ve rahatsızlığı olmadığı gözleniyordu. Tüm bu şartlar altında, samimi bir dille diş doktoruna şöyle diyordu: “Dişçiye gitmektense bir bebek doğurmayı tercih ederim. Bebek doğurmak bu işlemin yanında benim için daha kolay gelmektedir.” Hasta ile yapılan görüşmeden sonra hastaya hipnodonti çalışması yapılmaya karar verildi.

El yükseltme testi vasıtası ile oluşturulan hipnotik indüksiyon yöntemi başarılı olmuştu. Hastada eldiven anestezisi oluşturuldu. Hastanın gözleri açık bir şekilde parmakları üzerinde ağrılı uyaran verildi. Hekimin tırnakları vasıtasıyla, hastanın parmaklarına verilen ağrılı uyaranlarda hasta hiçbir ağrı hissetmediğini duyumsadı ve gözlemledi. Bu şekilde hasta hipnoanestezi vasıtası ile ağrıyı kontrol edebileceğini gördü. Parmaklarda oluşturulan bu anestezi hali, vücudun diğer bölgelerine de rahatça yapılabilir veya taşınabilirdi. Aynı anestezik ve analjezik etki ağız içine de ulaştırılabilirdi. Bunun üzerine hastaya verilen otohipnoz ve ototelkin telkinleri sayesinde, ağzındaki hassasiyeti azaltması önerildi.

Hasta, günlük olarak yaptığı uygulamalar ile ağzı içindeki hassasiyeti azaltmayı başardı. Dışarıdan gelen uyarılara karşı artık bir tepki olmuyordu. Her geçen gün alınan sıcak ve soğuk sıvılara karşı tahammül artıyor ve ağrı duyusu azılıyordu. Sonuçta hasta diş hekimliği ile ilgili yapılacak her türlü manipülasyona fiziki ve ruhsal olarak hazır olduğunu söyledi.

Hastanın durumunu tesbit edebilmek için her gün hekimin bürosuna uğraması söylenerek günlük raporlar alındı. Hasta her gün iki kez otohipnotik transa giriyor ve kendisine öğütlenen telkinlerin yerine getiriyordu. Bu telkinlerde ağzı ve dişleri ile ilgili desensitizasyon telkinleri mevcuttu. Hasta transtan çıktığı zaman hissettiklerini şu şekilde dile getiriyordu: “Uykunun derin bir aşamasına ulaşıyorum. Ancak, düşündüğüm ve yaşadığım her şeyi detaylarına kadar hatırlıyorum.” Trans esnasında yaşanan olayların tamamının hatırlanması bir çok kişide meydana gelmektedir. Bazıları az şey hatırlarken, bazıları hiç bir şey hatırlayamamaktadır.

Bu aşamada hastaya; ağzı içinde yapılmasına tahammül edemeyeceği bir işlemin veya düşüncenin olup olmadığı soruldu. Hasta bu soruya şöyle cevap verdi: “Dişlerimin arasından havanın geçmesine veya emilmesine asla tahammül edemem. Böyle bir işleme bir saniye bile dayanabileceğimi zannetmiyorum.” Hastanın bir sarsıtıcı ve anlamsız görünen cevabı için doktoru ototelkinlere devam etmesini söyledi.

Hasta yine günlük raporlarını vermesi için büroya uğruyordu. Hassasiyet, ağrı, korku ve huzursuzluk bir hafta sonra tamamen sona ermişti. İki hafta sonra herhangi bir komplikasyon olmadan hipnoanaljezi ve hipnoanestezi sayesinde hastanın ağzındaki cerrahi işlem başarılı bir şekilde tamamlandı. Hastaya verilen posthipnotik telkinler ile cerrahi sonrası tüm olumsuz duyguları hissetmesinin önüne geçildi. Bir hafta sonra hasta kendi haline bırakıldı. Hasta zaman zaman ağzından ve dişlerinden kaynaklanan problemlerle karşılaştığında otohipnozu kullanmaktadır. Bu şekilde problemlerin üstesinden gelmektedir.

Kişiler ne kadar sağlam yapılı olsalar da, diş ile ilgili uygulamalar ve işlemler insanlarda her zaman bir sıkıntı ve stress kaynağı olmuştur. Hiç bir kimse güle oynaya dişçi koltuğuna oturmaz… İstemese de, sevmese de… zorunluluk nedeni ile o koltuğa ve hekimin uygulamalarına tahammül eder.

Bazılarına göre oral kavitenin fonksiyonları çok önemlidir. Özellikle Freud ve takipçilerinin üzerinde durduğu temel konu, psikolojik gelişimdeki oral aşamanın durumudur. Bebeğin gelişmesinde oral aşamanın rolünden büyük olduğunu iddia etmektedirler. Bir çok nevrotik problemi ve kişilik yapısının bu erken çoçukluk döneminde ortaya çıktığını iddia etmektedirler. Bu dönemde meydana gelen sapmalar, saplantılar ve fiksasyanlar, bir çok patolojik bireyi doğurmaktadır. Buna bağlı olarakta oral kavitenin hassasiyetleri ortaya çıkmaktadır.

Bir çok alışkanlık oral karakter eğilimlerinin yansımasına bağlıdır. Fazla yemek yemek, sigara içmek, alkol almak bunlara bağlıdır. Oral fiksasyon bazı homoseksüel fantazilerin gelişmesine ve bazı depressif formların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bazı nevrotik problemlerde de olduğu gibi, normal psikolojik gelişim esnasında ağız boşluğunun bu psikolojik önemi yanında, diş uygulamalarında insanların psikolojik bir sıkıntı ve gerilim içine girmesi insanları şaşırtmamalıdır. Çünkü oral boşluk gelişimin erken dönemlerden itibaren, en önemli bir iletişim merkezi ve odağı olmuştur. Bunun da ötesinde, insanın hayatiyetini devam ettirmekte gerekli olan yiyecek ve gıda alımı, konuşmanın temini, hatta sevginin ifadesi bu bölgenin bir fonksiyonudur. Böyle önemli bir bölgenin, diş uygulamalarına tabi tutulması, cerrahi işleme sokulması insanda elbette huzursuzluk ve gerilim yarartacaktır. (Pavasi, 1963; Raginsky, 1958; Sandar, 1961) Tüm bu bilinçaltı gelişim ve düşüncelerinin etkisi altında birey, kendisine uygulanacak işlemlere gereğinden fazla önem atfederek, yoğun bir stress altına girebilir. Bilinçaltındaki olumsuzluk dolu duygularını fiziksel bir ağrıya dönüştürebilir. (Castillo, 1960)

Bazı hastalar yıllardır baskıladıkları bu fantazi ve duygularını veya oral gerilimlerini, diş uygulamalarına projekte ederler. Böyle kişilerde sonuçta anksiyete oluşur, gerilim artar ve normal bir işlem şeklinde oluşması beklenen diş uygulamaları karmakarışık bir duygular kombinezonu halini alır.

Bu tip vakalarda hekimler hastanın psikolojik dinamiklerini keşfetmeye çalışmalıdır. (Barlard, 1961). Hasta niçin ve neden böyle bir semptom geliştirmektedir. Niçin böyle bir savunmaya gerek duymaktadır. Hipnoanaliz yöntemi ile hastaların bilinçaltındaki duyguları keşfedilir ve sembolizasyon mekanizması ortaya çıkarılabilir. Hastaların psişik dinamikleri ortaya çıkarıldıktan sonrada, onlara uygulanan bir tedavi yöntemi izlenir.

Jacoby (1968) yayınladığı çalışmalarında 300 hastasını daha önceden hazırladığı teyp kasetleri sayesinde hipnotik transa aldığını ve dental işlemlerini başarı ile yaptığını belirtmiştir. Stoptos (1958) hastalarında özel problemler çıktığında hipnodontiyi uyguladığını ve başarılı olduğunu söylemiştir. Smith (1965), dental uygulamalarda hipnodontiyi çocuklar üzerinde denemiş ve çok olumlu sonuçlara ulaşmıştır.

Corchrar ve Secter (1965) dört yıl boyunca histerik olarak tad duyusunu kayeden bir hastayı hipnodonti yöntemiyle tedavi ettiklerini belirtmişlerdir.

Stolzenery (1961) hipnotik yaş gerilemesini kullanarak iki hastadaki “diş fobisi”nin kaynaklarını araştırmıştır. Her iki hastada da erken dönemde uygulanan bir diş cerrahi operasyonunun bu korkudan sorumlu olması beklenirken, sonuç böyle çıkmamıştır. Her iki hastada kulaktan duyma ve toplumsal etkilenme sonucu “Diş fobisi”nin oluştuğu görülmüştür.

B. DİŞ HEKİMLİĞİNDE HİPNOZUN KULLANIM ZAMANLARI

Diş hekimliğinde hipnozun kullanım endikasyonları Marcus (1963) bir liste halinde özetlemiştir. Bunlar;

1- Diş tedavisine ihtiyacı olduğu halde buna izin vermeyen hastalara ulaşmada

2- Gereksiz korku ve endişelerin hakim olduğu durumlarda. Böyle hastalar daha öneleri hoş olmayan bir diş uygulaması geçirmiş olabilirler ve duygularını bu olumsuz anıların üzerine bina etmiş olabilirler.

3- Kimyasal meditasyona ilaveten veya onun yerine ikame edilmek üzere premedikasyon uygulamalarında

4- Kimyasal anestezik kullanılmışsa bunlara bağlı sonradan çıkan hoş olmayan durumların önlenmesinde veya hiç kimyasal anestezik kullanılmamasında.

5- Kalp hastalıkları, allerjik nedenler gibi kişiye has özellikler nedeniyle kimyasal analjezik ve anestezik olamayan hastalarda alternatif bir yöntem olarak.,

6- Parmak emme, dili sorma gibi erken çocukluk dönemi alışkanlıkları ve öğürme refleksi gibi handikapları olan hastalarda,

7- Diş uygulamaları esnasında hastaların yaşadığı olumsuz duyguları ortadan kaldırarak onlarla iyi bir iletişim içine girmek için,

8- Kapiller kanamanın kontrolünde, salgı ve tükrük ifrazatının önlenmesinde,

9- Diş uygulamalarında kullanılan çarkın hoş olmayan vibrasyon ve gürültünün azaltılmasında,

10- Operasyon sonrası meydana gelebilecek kanama ve ağrının kontrol edilebilmesi için posthipnotik telkinlerin verilmesinde,

11- Ağızdaki diş protezlerinin, yumuşak dokusu ve tüm dişler hakkındaki olumsuz zihinsel düşünce ve imajların ortadan kaldırılmasında HİPNODONTİ kullanılmaktadır.

Kanamanın kontrolü ile ilgili olarak diş literatüründe geniş bir yayın listesi bulunmaktadır. (Newman, 1971). Ancak konunun objektif kıstaslarının ortaya konabilmesi için daha çok klinik çalışmanın yapılması gerekmektedir. Yapılan bu çalışmalar hipnotik trans esnasında ve transtan önce pıhtılaşma faktörlerinin herhangi bir değişiklik arzettiği tesbit edilememiştir. Trans seviyesi, pıhtılaşma faktörleri üzerinde bir etki yaratmamaktadır ve herhangi bir değişikliğe neden olamamaktadır. Kanamanın kontrolünde temel nedeninin muhtemelen arteriollerin kontraksiyonudur. Bunun da bir ölçümü ve karşılaştırmak bir çalışması bugüne kadar yapılmamıştır. (Crasilneck ve Fogleman, 1957)

Fakat, diğer bir gerçekte hipnoz altında iken hastalardan kanama mutlaka azalmaktadır. Hatta konu hemofili hastalar üzerinde de uygulanmıştır. Aynı sonuçlara ulaşılmıştır. (Dufour, 1968; Lucos, 1965, Newman, 1974) Hemofili hastalarında bir kanamanın ne kadar ciddi sonuçlar oluşturabileceği düşünülürse, hipnozun bunlar üzerindeki etkisi ciddi olarak düşünülmeye değerdir.

Diş hekimliğinde hipnozun kullanım alanlarından çoğunu, hipnoanestizi ve hipnoanaljezi oluşturmaktadır. (Bartlett, 1970; Kroll, 1962) Aşağıda nakledeceğimiz vaka takdimi buna güzel bir örnektir. Hastamız, 32 yaşında bir bayandır. Hasta diş hekiminin bürosuna ilk gelişinden takiben 1,5 saat sonra hipnoz uygulamasına başlanmıştır ve hastaya şöyle uygulama yapılmıştır.

“Gözlerini kapa ve tüm vücudumu tamamen gevşemesine izin ver. Sanki bezden bir bebek gibi olduğunu hissetmeye çalış ve konsantre ol.. Rahatça bükülebilen bir bebek. Şimdi gerginliklerini gider ve rahat ol.. Çok iyi… Çok iyi… Şu anda gevşemeni istiyorum. Tüm vücudunu tamamen gevşet. Tamamen gevşet… Daha da gevşet.. Çok güzel.. Çok güzel… Vücudun tamamen gevşedi. Sanki eklemlerin bir birinden ayrıldı. Kaslarının her lifi gevşedi. Şu anda göz kapaklarına büyük bir ağırlık koydum. Göz kapakların kurşun gibi bir ağırlığın altında… Göz kapaklarını açmaya çalıştıkça göz kapakların daha da kapanıyor… Sanki tutkalla birbirine yapışmış gibi. Şu anda derin bir transa giriyorsun. Güzel bir hipnotik transa .. Çok başarılısın… Endişelenecek hiçbir şey yok.. Tekrar konsantre olmanı istiyorum. Şu anda sağ el işaret parmağına konsantre ol.. Zihinde işaret parmağını canlandır. Parmağının üzerine sanki bir eldiven geçirildi.. Eldiven geçen bölge tamamen hissizleşiyor.. Parmağında hiç bir ağrı duyusu kalmadı… Sadece basınç ve dokunma duyusunu hissedebiliyorsun… Basınçtan başka bir şey hissedemiyorsun. Şu anda göz kapaklarını açmaya izin veriyorum. Göz kapaklarındaki ağırlığı kaldırdım.. Evet şu anda göz kapaklarını açabilirsin. Sağ elinin başparmağına dikkatlice bakmanı istiyorum. Şu anda gördüğün gibi tırnaklarım ile parmağını sıkıştırıyorum. Ancak hiç bir ağrı duymuyorsun. Sadece dokunmamı hissediyorsun. Evet başparmağından ağrı duyusunu tamamen kaldırdım… Artık gözlerini tekrar kapatabilirsin Lütfen ağzını aç ve anestezi oluşturduğumuz, uyuşturduğumuz parmağını ağzına götür. Parmağını sancılı dişine dokundur.. Birazdan elindeki anesteziyi ağzına nakledeceğiz… Evet şu anda elindeki anestezi hissi ağzına geçti. Hissedebiliyorsun. Artık ağız içi tamamen uyuştu. Dişlerinde ve ağız içinde hiçbir sancın kalmadı. Artık hiçbir şey hissetmiyorsun.l Parmağını artık çıkarabilirsin. Çok güzel… çok güzel… Şimdi biraz da çok güzel ve hoş duygular içine gireceksin. Kulağına güzel bir müzik sesi geliyor. Kendini bu müzik sesine veriyorsun ve hoşça bir vakit geçiriyorsun. Seni muayene ederken ve ağzında gerekli işlemleri yaparken çok rahat ve huzur içinde olacaksın. Çok hoş duygular yaşayacak ve huzur içinde olacaksın. Hiç bir endişe ve korkun olmayacak. Evet işlemlere devam ediyorum. Müzik çok güzel.. Duygular çok güzel…”

İşlem boyunca hasta ile hekim arasındaki iletişim bu şekilde devam eder. Cerrahi işlem bittikten sonra hastaya şu telkinler verilmiştir:

“Dişlerinden dolayı duyduğun huzursuzluk ve korkular artık bitti. Çünkü bütün problemlerin halledildi. Ağzında ve dişlerinde yapılması gereken tüm işlemler başarılı bir şekilde ikmal edildi. Bundan sonra kendi kendine ototelkinler vereceksiniz. Dişlerin ile ilgili cerrahi bir işlem ile karşılaştığında otohipnoza girerek şu telkinleri kendine yapacaksın “Diş hekimim ağzımla ve dişlerim ile ilgili işlem yaparken hiç bir şey hissetmeyeceğim… Çok rahat ve huzur içinde olacağım… Hiç bir ağrı duymayacağım. Hiç bir kuşkuya kapılmayacağım… Tüm diş uygulaması boyunca bu durumun muhafaza edeceğim… Dişlerime ve ağzıma cerrahi işlemler uygulandıktan sonra hiçi bir olumsuz duygu taşımayacağım. Daha sonra da ağrı duymayacağım.. Süratli bir şekilde iyileşeceğim.. Transtan çıkma zamanının geldiğinde ondan bire doğru sayacağım. Bir ile birlikte uyanacağım” diyeceksiniz.

Cerrahi işlem bittikten sonra, aşağıdaki telkinler verilerek hasta transtan çıkartılmıştır.

“Cerrahi işlem başarılı bir şekilde bitirildi. Ağzın ve elinizin tamamen normal haline dönüştü. Gece boyunca rahat bir uyku çekeceksiniz. Kendi kendinizin doktoru gibi bundan sonra ağzınızın ve dişlerinizin bakımını yapacaksınız.. Gerektiğinde, herhangi bir işlem için diş hekiminize gittiğinizde otohipnozu kullanabileceksiniz. Şimdi sizi ondan bire doğru sayarak uyandırıyorum. Bir dediğimde dipdiri ve taptaze olarak, hayat dolu bir şekilde uyanacaksınız. 10 – 9 – 8 – 7 – 6 – 5 – 4- 3- 2 – 1..”

Bazı araştırıcılar (Smith, 1970) otohipnozu hastalarında kullanmışlardır. Petrov, Traillov ve Kalentgiev (1964) 49 hastalarında hipnoaneljeziyi başarılı bir şekilde kullanmışlardır.

Ülkemizde Diş tabibi Ali Eşref Müezzinoğlu’nu bu konuda oldukça ciddi çalışmaları mevcuttur. Geniş pratik çalışmalarını takdirle karşıladığımız, bu kıymetli hipnotist arkadaşımızın kendi vaka takdimlerini bir seri halinde yayınlanmasını bekliyoruz. Konuya ilgi duyan bir çok diş hekimi arkadaşımız, muayenehanelerinde bu tip uygulamaları yapmaktadır. Zaman zaman bizimle de iletişime geçen bu hekimlerimizin çalışmalarını efkarı umumiye aktarmalarında büyük yarar görmekteyiz.

Yukarıda özetlediğimiz kullanım alanlarında hipnodonti çok yararlı bir uygulamadır. Özellikle kimyasal anesteziklere karşı allerjisi bulunan hastalar için, hayati öneme haizdir. Bu tip özel vakalar literatürde sıkça neşredilmekte oldukça ilgi toplamaktadır. Bunlardan birini Crasilneck, McCranse ve Jenkis (1956) neşretmişlerdir. Procaine ve lokal anestizekleri ileri derecede hassasiyeti olan bir bayan hasta bu yöntemle tedavi edilmiştir.

Öğürme refleksi ve diş gıcırdatması diş hekimlerinin sıkça karşılaşabilecekleri iki önemli problemdir. bu problemlerin kaynağında genellikle psişik bazı faktörler yatmaktadır. Bu nedenle diş hekimlerimizin bu tip vakalarda hipnoterapi uygulayacaksa psişik dinamikleri çok iyi bilmeleri uygun olur. Çalışmalarımız ve yayınladığımız kitaplar umarız ki, onlar için bir başlangıç olur.

Kadın doğum ve hipnoz

KADIN DOĞUMDA HİPNOZUN KULLANILMASI 

A. DOĞUMDA HİPNOZUN KULLANIMI VE AVANTAJLARI

Herhangi bir hasta için ‘hipnoz’ yapmak, ufak bir gayretle ulaşılabilecek basit bir uygulamadır. Hastayı hipnotik transa sokabilmek için gösterdiğimiz yöntemlerin uygulanmaya çalışılması ve biraz gayret gösterilmesi yeterli olacaktır. Doğum hastalarının hemen hemen tamamı bu yöntemden istifade edebilirler. Tüm doktorlarda anne adaylarına hipnozu rahatlıkla uygulayabilirler. Hipnoz hasta ile hekim arasında geçen ikili bir ilişkidir. Hipnotik transta üzerinde durulması gereken önemli konu, hastanın psikolojik yapısı ve psikodinamik durumudur. Bu nedenle hekim, hipnoz uygulayacağı hastasının psikodinamik gelişimini ve psikolojik yapısını bilmelidir.

Hipnozun doğum hastalarında kullanılmasının bir çok önemli avantajı mevcuttur. Bilindiği gibi doğum esnasında veya sezeryanda bir çok kimyasal ajanlar kullanılmaktadır. Bu madde kullanımı annenin ve özellikle de bebeğin sağlığını ileri derecede tehdit etmektedir. Kimyasal maddelerin kullanımına bağlı bebekte solunum depresyonu gelişmekte, bebek oksijensiz kalabilmektedir. Ayrıca anne ve bebek kimyasal maddelere bağlı anoksi nedeniyle dolaşım ve solunum sistemi rahatsızlıklarına yakalanabilmektedir. Çeşitli enfeksiyonlar ane ve bebekte ortaya çıkabilmektedir.

İşte tüm bu olumsuzlukları; hipnoz kullanarak ortadan kaldırabiliriz. Çünkü hipnoz kullanıldığında kimyasal maddeler ya hiç kullanılmamakta ya da çok az kullanılmaktadır. Hipnoz sayesinde kasların gücü ve performansı artırılır. Sonuçta doğum boyunca anne adayları daha az yorgunluk hissederek, rahat ve huzurlu bir doğumu gerçekleştirirler.

Hipnoz kullanımının çok önemli olduğu diğer bir konu, anestezi olamayan

hastalardır. Kalp problemleri, verem, erken doğum gibi nedenlere bağlı olarak kimyasal ajanların kullanılmasının kontrendike olduğu durumlarda, hipnoz anestezi tehlikesi korkusu olmadan anne ve bebek için kullanılabilir.

Genel kabul gören ve dünyada yapılan uygulamada uterus aktivitesini oluşturabilmek için kimyasal ajanların yaygın olarak kullanılması gerekmektedir. Ancak, hipnoz da buna da gerek yokdur. Hipnotik telkinler vasıtası ile uterus aktivitesi normal olarak çalıştırılabilir.

Hipnozun kullanımına bizi iten diğer bir neden de; hipnozun her zamnan için kontrol altında tutulabilmesidir. Ancak kimyasal anestezide hastanın derin anesteziye sokulması ve ardından anestizeden çıkartılması işlemleri tam kontrol altında değildir ve zamana bağlı bir olaydır. Oysaki; hipnozda süjenin veya hastanın derin anestejiye sokulması birtelkin ile mümkün olurken, başka bir telkin ile o anda tamamen normale dönüştürülmesi mümkün olabilmektedir.

Hipnozda yaptığım anestezi durumlarını, kimyasal anesteziklerle yapmak bir anda mümkün olmadığı gibi; kimyasal anesteziklerin etkisini ortadan kaldırabilmek için başka kimyasal maddeleri vücuda vermek gerekmektedir. Bu maddelerin hepsi de sonuçta toksik etkiye sahiptir.

Genel kabul gören diğer bir husus da hipnoz esnasında, kapiller kuramının çok az olduğudur. Bunun sebebi tam olarak bilinmemektedir. Ancak iradi olarak damarların büzülmesi veya iradenin koagülasyon zamanına olan bilinmeyen olumlu etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Bu konu ile ilgili bir çok deneysel çalışma yapılmıştır. Henüz fizyolojiik bir izah ortaya konamamıştır. Konu ile ilgili daha detaylı çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Literatürden takip ettiğimiz kadarı ile, bazı vakalarda süjeler kanamaları tamamen kontrol altına alabilmektedirler ve kanama tamamen durabilmektedir. Bu araştırmaya değer çok ilginç bir konuda kanamanın durdurulması ile ilgili çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Kapiller bölgedeki kasların kontraksiyonu ve vazospazmın çeşitli şekilleri o bölgedeki kanamayı kontrol altına almaktadır.

Doğumda hipnozun kullanılmasının diğer bir nedeni de hastaya ve hekime zaman zaman kazandırmasıdır. Doğum uzmanı, doğumdan önce hastasını hipnotize eder. Uzun bir süre uğraşsa da onu somnambul safhaya ve anestezi haline getirerek doğum gününe hazırlar. Doğum günü geldiğinde artık hiçbir problem yoktur. Hastaya verilen bir kaç telkin ile hasta hemen hipnotik transa geçer ve rahat bir doğum başlatılır.

Ancak ülkemizde hipnoz ile doğum yaptırmak konusun- da yasal bir düzenleme olmadığından, tereddütler ortaya çıkmaktadır. Hastahane yönetimleri bu tip bir doğum olayına sıcak bakmamaktadırlar. Ancak bir kaç iyi niyetli yönetici ve cesaretli hekimler sayesinde bu engeller aşılabilmektedir. Ülkemizde hipnoz ile ağrısız doğum yaptıran hekimlerimiz uygulamalarını genellikle kendi kliniklerinde yapmaktadırlar. Posthipnotik telkinlerin kullanılması ve otohipnoz tekniklerinin geliştirilmesi, bu konuda yeni gelişmeleri ortaya koymaktadır. Eğitim seviyesi yüksek anne adaylarının ilgisi bu konuya gittikçe artmaktadır.

Hipnoz vasıtası ile doğum zamanı da kısaltılmıştır. Mesela doğum esnasında hasta aldığı olumlu telkinler nedeni ile rahattır. Bu durumda doktorun hastası ile devamlı ilgilenmek zorunda kalmaz. İlk doğum yapacak anne adayları doğumun ilk evresini iki saat gibi kısa bir sürede tamamlayabilmektedir. Ardında doğumun ikinci evresini fazla zorlanmadan atlatabilmekte ve doğumu gerçekleştirmektedirler.

Hipnozun doğumda kullanılmasının tercih nedenlerinden biri de; çok az alet manipülasyonuna gerek bıraktırmasıdır. Bilindiği gibi normal doğumlarda bir çok alet kullanılmaktadır. Bu da annenin ve bebeğin sağlığını olumsuz etkilemektedir.

Bu olgu anestejik ajanlara bağlı meydana gelen tehlikelerden tamamen farklıdır. Vakum, forceps v.b. aletlerin kullanılması doğumda bir çok problemleri de beraber getirmektedir. Hipnoz ile yapılan binlerce doğumda bu tip manipulasyoner ortaya çıkmamıştır ve herhangi bir vaka rapor edilmemiştir.

Hipnoz ile doğumda önemli bir nokta da; hastaların çoğunun tam bir hipnoanestezinin doğum esnasında sağlanamayacağı düşüncesine sahip olmalarıdır. Bu tamamen gerçek dışıdır. Düşük ve …. seviyede hipnoza giren hastalar bile yeterli seviyede hipno anestezi oluşturabilmektedir. Bu durumda hemen hemen tüm hastalar ister düşük seviyede isterse yüksek seviyede hipnoza yatkın olsunlar bu yöntemden yararlanabilmektedirler. Bu da doğum hastalarının %95 – 100 ünü içine almaktadır. En azından hipnoz yardımı ile doğum esnasında kullanılacak olan kimyasal maddelerin miktarı en aza indirilmiştir.

Hipnozun doğumda kullanılmasının diğer bir nedeni de; doğum sonrası bakımdaki rahatsızlıktır. Doğum yapmış anneler, alınan telkinler sayesinde lohusalık döneminin sıkıntılarından kendilerini kurtarabilirler. Bu şekilde; tamamen ağrısız bir ortamda, keyifli bir şekilde, atelektazi tehlikelerini ve diğer doğum sonrası tehlikeler en aza indirerek lohusalığın tadını çıkarırlar.

Hipnozu hastalarına uygulayan bir kısım hekimlerimiz, direk telkin ile süt salgılarının arttığı, göğüslerinin süt ile dolduğu, anne ile bebek arasındaki sevgi şelalesinin çok olumlu bir seviyeye getirildiği ve bu sayede bebek bakımının mükemmel olduğunu bildirmişlerdir.

B. HİPNOZUN KUSURLARI

Hipnozun temel dezavantajı, hastaları pusonelinin çalışmaları ile bağlanması ve kilitlenmesidir. Mesela; doğum yapacak hipnoanestezili bir hasta doğumhaneye gelir ve doğum odasındaki yatağına uzanır. Bu esnada diğer odalardan ve holden bağıran ve inleyen kadınların seslerini duymaya başlar. Her tarafında olumsuzluklar vardır. Bir sürü bağıran, inleyen kadın doğum yapmaya uğraşmaktadır. Tüm bu olumsuz çağrışımlar hastanın ağrısını hatırlatır ve ağrılarını hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle hipnoanestezisi kırılabilir. Benzer şekilde, yatağında yatmış bir vaziyette beklerken, konudan habersiz bir hemşire veya bir doktor gelerek rutin bir şekilde sancısının ve ağrısının nasıl olduğunu sorar. Bu tip sorular da hastaya ağrı çağrısını yaptırarak, hipnoanestezinin kırılması ve ağrılarının geri gelmesine neden olabilir.

Tüm bu olumsuz şartlar önceden bilinirse hasta bunlar içinde eğitilebilir. Hastaya verilen ototelkinler vasıtası ile bu tip çağrışımların önüne geçilmeye çalışılır. Bir hemşire veya doktor “Ağrı” veya “Sancı” kelimesini sorduğunda, bunu “Rahim kasılması” olarak algılaması konusunda hasta şartlandırılır. Herhangi bir hemşirenin “Sancınız nasıl?” sorusunu “Kasılmalarınız nasıl?” olarak algılar. Bu algılama sonucunda da herhangi bir ağrı duyusu uyanmaz.

C. KOMBİNE YAKLAŞIM

Hipnoz; hiç bir zaman ya hep, ya hiç fikrini ortaya atmamıştır. Zaman zaman bazı kimyasal ajanlarla birlikte kombine olarak kullanılmıştır. Bunun da hiç bir mahsuru yoktur. Her hastanın somnanbul safhaya girerek tam bir anestezi içine girmesi mümkün değildir. Toplumdaki insanların ancak %30 – 45 arası derin transa girebilmektedir. Diğerleri hafif ve orta trans seviyesinde kalmaktadır. Veyahutta hastaların bir kısmı hipnozu tam öğrenememekte ve uygulanamamaktadır. Bir çok eksiklikler ibulunmaktadır. Bu tip hastalara belirli miktarlarda %10 – 20 – 50 veya daha fazla anestezik desteği yapılabilir. Aynı zamanda hipnoz uygulamasına da devam edilir.

D. c. DOĞUMDA HİPNOZ

Böylece, indüksiyon tekniğinin bir parçası olarak hastanın arzu ve istekleri kullanılabilir. Mesela: “Artık huzurlu, rahat ve ağrısız bir doğumu bu sayede başarabilirsiniz.. Şu anda siz çok şanslısınız…

Çünkü sizin doğum tekniğinize sahip olma fırsatını elde edemeyen diğer anne adayları sizden çok daha kötü şartlarda doğum yapmak zorunda kalacaklardır. Onlar sancı içinde kıvranırken, siz rahat ve huzur içinde olacaksınız. Bu sizin için büyük bir şans…” Hekim, bu şekilde transı derinleştirmenin yollarını aramalıdır.

Bir sonraki adımda, derin transa girmiş hastaya normal doğum olayını ve aşamalarını mümkün olduğu kadar izah eder. Çünkü kadınlar ilk doğumlarında bilmedikleri bu olgudan korkarlar ve endişeye kapılırlar. Hastanın yaklaşan doğum ile ilgili tüm endişelerinin ve kuşkularının yersiz olduğunu anlatır ve telkin eder Anne adaylarında doğumda ağrının yükselmesinin ve artmasının en yaygın nedenlerinden biri bilgisizlikten ne olacağının bilinmediği bir ortam, hasta stres ve gerilim içine girer. Hemen ardından korku başlar ve ağrı artar. Bu psikolojik süreç çocuklarda çok sık olarak karşımıza çıkar. Çocuk bilmediği şeyden ürker ve korkar. Eğer hastalar hekimlerini ne yaptığını veya ne yapmak istediğini bilmiyorlarsa, onlar heyecanla sorarlar: “Doktor ne yapıyorsun?” Elbetteki bu durumda da , hastaların endişeleri, hastaların stressleri ve ağrıları artacaktır. Yukarda da izah ettiğimiz gibi, bu durum şimdiye kadar bebek sahibi olmamış anneler için geçerlidir. Anne adaylarının ne olduğunu, ne bittiğini anlamalarına izin verelim. Onların beklentileri ve umutları yönünde konuşup, telkinler verelim. Onlara olan biten hakkındaki şeyleri izah edelim. Tüm bunlar hekimin sadece bir kaç dakikasını alır. Eğer müstakbel anne bir sonraki aşamada neler olacağın bilirse, buna göre sıkıntısı, stresi ve endişesi daha az olacak. Sakinleşecek ve huzura erişecektir. Dolayısı ile ağrı hissetmesi de o oranda azalacaktır.

Bir sonraki aşamada, hastanın derin transını koruyarak amnezi fenomeni (unutma) ile ilgili telkinlerin verilmesidir. Hekim amnezi oluşturmak için şu şekilde bir telkin vermemelidir. “Sizi transtan çıkardıktan sonra, size söylediğim her şeyi unutacak ve hiçbir şey hatırlayacaksın…” Çünkü, hasta söylediğiniz şeyleri hatırlayabilir. Bu durum ise hasta bundan sonra verilecek telkinlere güveni sarsılır ve isteksiz bir tavır alabilir. Ancak baz hastalar bu yöntemle de tam bir amneziyi (unutma) gerçekleştirebilir. Yukardaki amnezi telkinleri ye – rine şu şekilde telkinler verilebilir: “Bu konuşmalarımız esnasında bir çok yeni şeyler öğrendiniz. Bu öğrendiğiniz bilgilerden bazıları sizin bilincinizde devamlı hatırlanırken, bazıları bilinçaltınızda hatırlanmadan kalabilir. Bilinçaltının, tüm düşünce ve eylemlerinizde etkisini gösterir. Bilinaçltına yerleşmiş olan bu bilgiler sizi etkiler. Siz farkında olmadan etkilenme sürer gider. Ancak bundan sizin haberiniz olmaz. Haberiniz olması da gerekmez.. Bundan kastımız, şu anda kulağınız ile duyduğunuz her şeyi hatırlamanızın gerekmediğidir. Öğrendiğimiz veya duyduğumuz, gördüğümüz her şeyin her an hatırlanması da mümkün değildir. Ancak tüm bu bilgilerimiz hafızamızda kayıtlıdır. Gerektiği oranda bilince çıkarılır. Nasıl ki; okuduğumuz kitapları, seyrettiğimiz filmleri, telefon numaralarını, çeşitli isimleri biliriz, ancak her zaman bilincimizde canlı ve hazır tutmayız. Sadece hafıza depolarında gerekeceği gün için bekletiriz. Gerekeceği gün veya an gelip çattığında, tüm o bilgiler hafıza kayıtlarından çıkarak, bilincimize erişir” Tüm bu telkinler verildikten sonra, artık duyduğu her şeyi hatırlayamaz. Bilgilerin büyük bir kısmı hafıza depolarına kaydedilir. Hasta uyandırıldıktan sonra belki bir kısım sözler ve bilgiler hafızasında canlı olarak kalabilir, ancak yarın çok daha az şeyi hatırlayacaktır. Bunların hepsi doğru ve gerçektir. Unutulan veya hatırlanmayan, bilinçaltına depo ettiğimiz tüm bu bilgiler, lazım olduklarında tek tek bilince çıkacaktır. Ancak tüm bu bilgilere hasta kendi sahiplenecek ve yaptığı işlere bir mantık kılıfı uydurarak savunmaya girecektir. Kitabımızın 1. cildini okuyan okurlarımız hatırlarlar; posthipnotik telkinler verilen hastamız elinde batırılı vaziyette duran iğne ile uyandırıldığında elindeki iğnenin gelirken otobüste batmış olabileceğini iddia etmiştir. Burada vurgulamak istediğimiz esas nokta, UNUTMA fenomeninin hastanın beklentileri ve arzuları yönünden telkinler şeklinde yapılması gerektiğidir. Hasta öğrendiği şeyleri unutmak istemeyebilir.Fakat kendi kendisinden şöyle bir iddiayı planlayarak iradesini göstermek istemiş olabilir: “Şu anda her şeyi hatırlıyorum. Ancak yarın bana söylenen her şeyi hatırlamayabilirim. Belki de gelecek hafta bana söylenen hiç bir şeyi hatırlayamayacağım…” Hasta bu şekilde kendi kendine olumlu telkinler vererek, bir iç çatışmaya gitmeden bunu sağlayabilir. Doğum için hipnoz uygulamasındaki bir sonraki aşama ANESTEZİ’nin teminidir. Eğer zaman yetersizce ve ağrıya bağımlı bir hale gelinmişse hemen hemen tüm hastalar için eldiven tarzı bölgesel anestezi oluşturmak düşünülebilir. Çeşitli hipnotik skalalar da, Anestezi fenomeninin hangi hipnotik trans seviyesinde gerçekleştirilebileceği konusunda çelişkili bulgular mevcuttur. Ancak genel kanaat orta seviyede bir hipnotik transa girebilen hastalarda, eldiven tarzında anestezinin oluşturulmasının mümkün olabileceği doğrultusundadır” Bölgesel anestezi veya eldiven anestezisi hafif trans seviyesinde de başarılabilir. Bilindiği gibi eldiven anestezisi, ellerin eldiven giydirilen bölgelerinin anestezi veya hissiz hale getirilmesidir. Hasta eğer bu eldiven anestezisini başarabiliyorsa, bunun vucudun diğer bölgelerine nasıl taşınacağı hastaya öğretilmelidir. Eldiven anestezisi verilen telkinler ile karın bölgesine, sırt bölgesine veya vücudun herhangi bir bölgesine aktarılabilir. Hasta vücudunun herhangi bir noktasında oluşturabildiği, anestezi bölgesini geliştirmeyi ve taşımayı öğrenmelidir. Eğer bu andan itibaren yeterli zaman varsa, hastaya trans derinliğine uygun olarak diğer fenomenler öğretilmeye çalışılır. Bu esnada posthipnotik telkinler verilerek; yeni öğrendiği bilgileri düzenlemek, onlara erişmek ve başarı sağlamak temin edilebilir. Hasta bunları bir keresinde başarabilmiş ise daha sonraları daha çabuk ve daha kolay bir şekilde başarabilecektir. Bu posthipnotik telkinler vasıtası ile daha sonraki seanslarda transa daha çabuk ve daha kolay gireceği, transın gelecek sefer daha da derinleşeceği konusunda talimatlar verilir. Tüm bu yapılanlar herşeyin bittiği anlamına gelmemelidir. Bu görüşme esnasında hastamız, komple bir anestezi oluşturabilir. Karın kısmı, etek kısmı veya vücudunun diğer bölgeleri tamamen hissizleşebilir. Bu durum arzu edilen bir durumdur. Ancak bu seansa bakarak hastanın doğuma tamamen hazır olduğu ve ağrısız normal bir doğumu gerçekleştirebileceği düşünülmemelidir. Tabii bu tip bir doğum uygun hastalarda mümkündür. Ancak bunu genelleştirmek doğru olmaz. Bunun yerine, hastanın anestezili ve ağrısız bir doğumu nasıl yapabileceği ile ilgili detaylı bir fikre ve tecrübeye sahip olduğu düşünülmelidir. Şimdiye kadar anlattığımız tüm bu seans araları 30 ile 60 dakika arasında sürmektedir.

E. DAHA SONRAKİ SEANSLAR

Hastamız artık rahat, çabuk ve arzu edilen seviyede hipnotik transa girebilmektedir. Bilindiği gibi doğum hastalarının normal olarak son aya kadar üç haftada bir, son ayında da ayda bir kontrol edilmektedir. Hasta bu şekilde doğuma hazırlanmaktadır. Rutin olarak devam eden bu görüşmeler esnasında, hipnoz uygulaması da yapılır. Bu hipnoz uygulamalarından amaç hastanın daha önce öğrendiklerini tekrarlaması, hipnotik fenomenleri tekrar tekrar yaşamasıdır. Aynı zamanda anksiyete ve korkulardan arındırılması bu görüşmelerle sağlanır. Bu görüşmeler esnasında her seferinde olumlu telkinler verilmeye devam edilir. Doğum günü gelip çattığında hekim daha önceki rutin uygulamalarını aynı şekilde tekrarlar. Hastayı transa alır, telkinlerini tekrarlar, anestezisini temin eder ve hastayı doğum odasında hazır tutar. Hasta doğumhaneye gelmeden önceki seanslarında, hekimi burasında olayları bir çok kez zihninde yaşamıştır. Hatta hastaya verilen özel telkinler ile otohipnoz da öğretilmiştir. Hasta otohipnoz sayesinde tüm hipnotik fenomenleri tecrübe etme imkanını bulmuştur.

Bu açıdan OTOHİPNOZ oldukça öneme haiz bir uygulamadır.
F. OTOHİPNOZ TEKNİĞİNİN UYGULANMASI

Hastamız, daha önce uyguladığımız seanslar boyunca otohipnoza hazırlanmıştır. Hastanın hipnoz ile ilgili endişe, korku ve aşırı beklentileri ortadan kaldırılmıştır. Heterohipnoz sayesinde hasta arzu edilen trans seviyesine ulaşmakta ve hipnotik fenomenleri gerçekleştirebilmektedir. Hipnotik fenomenlerden en önemlisi de, hipnotik anestezidir. Hipnotik anestezinin tam sağlanması, başarılı ve ağrısız bir doğum için oldukça önemlidir. Bu nedenle hipnotik fenomenleri ve özellikle hipnotik anesteziyi güçlendirecek her teknik sonuna kadar kullanılmalıdır. Bunlardan en önemlisi de otohipnoz tekniğidir. Otohipnoz tekniği sayesinde hasta anestezi seviyesini artırarak doğumla ilgili pratiklerini geliştirebilir. O halde hasta otohipnozu nasıl hazırlanır. Öncelikle, normal hipnotik seanslar içerisinde otohipnoz ile ilgili bilgiler ve teknikler verilir. Hastamız hipnoza çok yatkın birisi ise; ntrahipnotik olarak verilen telkinler vasıtasıyla hastaya bir şifa verilir. Hasta otohipnoza girmek istediğinde bu şifreyi tekrarladığında hemen otohipnotik transa girer. İradesinin serbest kalan bölümü ile otohipnozun gelişimini kontrol eder. Bu esnada tüm hipnotik fenomenleri vücudunda yaşamaya gayret eder. Otohipnoz yapmasını tavsiye ettiğimiz hastalarımıza şunları tavsiye ederiz.

a- Öncelikle rahat, sakin ve sessiz bir ortam seç. Bu ortam içinde uyarıcı herhangi bir şey olmasın.

b- Mümkünse bir yatağa uzan ve tüm vücudunu gevşet. Odada loş bir ışık bulunsun. Bu mümkün değilse rahat bir koltuğa veya sandalyeye otur.

c- Daha sonra, size verilmiş olan şifreyi tekrarlayınız. (Genellikle verdiğimiz şifre şudur: Sağ elinizi yumruk yapınız. Ancak baş parmağınız yumruğunuzun içinde olsun. Gözlerinizi kapatarak birden ona kadar yavaş yavaş sayınız. Bu esnada yumruk yaptığınız elinizi yavaşça karnınızın üzerine aynı şekilde koyunuz. Saymanız ona ulaştığında artık derin bir hipnotik transa girmiş olacaksınız.)

d- Hastamız kendisine öğretilen şifre, hareket ve kelime – leri uyguladıktan sonra, derin bir transa girer.

e- Derin transa giren süje kendi iradesi ile hipnotik fenomenleri tek tek deniyerek, kendi kendine güçlendirici telkinler verir. Bu esnada vücudunun muhtelif yerlerinde anestezi oluşturacak denemeler yapar.

f- Amacına ulaşan hasta daha sonra otohipnozdan çıkar.

g- Otohipnozdan çıkma iki şekilde başarılır. Ya daha önce şifre kelime ile birlikte hastaya otohipnozda kalabileceği süre belirlenmiştir, ya da hastanın kendi iradesine bırakılmıştır. Eğer hasta daha önce bu konuda posthipnotik bir telkin ile şartlandırılmış ise; bu süre genellikle 3-5 dakika arasında olmaktadır. Yok, bu konuda herhangi bir posthipnotik süre verilmemişse, hasta bu süreyi kendi ayarlar. Otohipnoza girmek hiçbir zaman bir tehlike doğurmaz. Çünkü iradenin belirli bir kısmı dış dünyaya devamlı açıktır. Dış dünyadan gelen bilgiler bilinçte değerlendirilmekte ve ona göre karar verilmektedir. Şayet dışarıdan bir tehlike varsa otohipnozdan çıkmayı gerektiren bir durum var ise hasta kendiliğinden transtan çıkmaktadır. Bu teknik hastalar tarafından hemen hemen hep uygulanmalıdır. Hastanın kendine olan güveni artırılmalıdır. Hastaya otohipnoz ile ilgili bir şifre verilmemişse yine otohipnoz uygulanabilir. Hasta pozisyonunu aldıktan sonra, gözlerini sabit bir şekilde bir noktaya tutar. Gözleri o noktada sabitleşirken, vücudunun gevşediğini daha da gevşediğini hisseder. Tüm düşüncelerini vücudunu gevşemesi ve solunumu üzerine konsantre eder. Ototelkinler vasıtası ile yavaş yavaş transa girerek, hipnotik fenomenleri uygulamaya koyulur. Çalışmaları bittikten sonra otohipnozdan çıkar. Kendi kendine hipnoza girmek için detaylı teknik bilgi OTOHİPNOZ bölümünde verilmiştir. İsteyen kimse o bölümü okuyarak, başka birine ihtiyaç duymadan otohipnoza girebilir.

G. HİPNOLOĞUN TRANSFERİNİN SAĞLANMASI

Normal trans veya ototrans için her zaman kişinin kendi hipnoloğunu her an bulabilmesi mümkün değildir. Özellikle de doğum olayı başlayıpta doğum sonuna kadar doktorunun hastasının başında devamlı kalması, zarar açısından pek mümkün değildir. Böyle durumlarda hipnolog transferi gerçekleştirilebilir. Yani hastayı transa alan hekim, kendi rolünü isteyerek bir başkasına devredebilir. Mesela; doğum anı gelip çatan bir hasta hekimi ile birlikte hastahaneye ulaşmış olsun. Hekim hastasını burada transa alır. Doğumun ilk kasılmaları başlamıştır. Ancak doğuma kadar daha çok süre vardır. Bu aradaki boşlukta hastanın bizzat takip edilip, ihtiyaçları ve arızaları yönünde güçlendirici telkinlerin verilmesi gerekmektedir. İşte bu aşamada hekim, kendi rolünü hastanın kocasına veya asistan, intörn bir doktora devredebilir. Hipnotik transa aldığı hastasanı verdiği direk telkinler ile, bundan sonra emirleri ve telkinleri kocasından veya diğer bir doktordan alacağı konusunda talimat ve telkinler verir. Bu durumda HİPNOLOG TRANSFERİ gerçekleşmiş olur.

Sonuç olarak bir hekim kendi şartlarını, büro ve hastahane şartlarını ve hastasının tüm özelliklerini gözönüne alarak uygun bir teknik seçer. Her hastaya has bu kombine teknikler vasıtası ile maksimal fayda temin edilmeye çalışılır.

H. DOĞUMDA HİPNOZUN KULLANILMASI İLE İLGİLİ BAZI SORULAR VE CEVAPLARI

Aşağıdaki sorularla sık sık karşılaşıyoruz. Özellikle doğumun hipnoz ile ağrısız bir şekilde yaptırmak isteyen anne adayları bu sualleri yöneltmektedirler. Ayrıca konuya yabancı hekim arkadaşlarımız ve araştırıcılar da bu soruların cevaplarını merak etmektedirler.

1- Herhangi bir hekim veya hipnoloğun yardımı olmaksızın, anne adayları kendi kendilerine evde bu teknikleri geliştirip, uygulayabilirler mi?

Bu mümkündür. Düzenli yapılan otohipnoz egzersizleri ile hipnotik transa ulaşmak ve hipnotik anestezi sağlamak mümkündür. Bu konu ile ilgili olarak bu kitaptaki otohipnoz tekniğine bakılmalıdır. Ayrıca “Cinsel problemlerde HİPNOTERAPİ” kitabımızın da ilgili bölümlerinin okunmasında yarar var.

2- Hastalara hipnoz ile doğumun süresi hakkında kesin bir süre vermek doğru mudur? Doğru değildir. Doğumunuz bir saatte gerçekleşecek gibi sözler sarfetmek, insanı yanıltabilir. Bu da hastanın hekimine güvenini sarsarak transın bozulması sonucunu getirebilir.

3- İlk hipnotik trans indüksiyonunu bir hemşirenin yapması uygun mudur? Bence pek uygun değildir. Çünkü hekime muayene olmak ve onun bilgisine başvurmak için gelen bir hasta, karşısında bir hemşire bulunca hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu da transın olumsuz etkilenmesine neden olur.

Ancak bazı hekimlerin yurt dışında bu tip uygulamalar yaptığı bilinmektedir. Hasta ile yapılan görüşmelerde, hipnotik transın bir hemşire yardımı ile gerçekleştirileceği söylenmekte ve hastalar buna ikna edilmektedir.

4- Hipnotik trans ile doğum yapacak anne adayı doğumun başladığının farkına varamayabilir mi? Kesinlikle hayır. Çünkü buradaki temel hadise ağrı duyusunun ortadan kaldırılmasıdır. Ancak hasta doğum kasılmalarını rahatça hissetmektedir. Fakat bu kasılmalardan ağrı duymamaktadır. Normal bir hasta kasılmaları nasıl algılı – yorsa, hipnozdaki hasta da o şekilde algılamaktadır. Ama hastaya hem ağrı duyusunu, hem de kasılmaları algılamama konusunda özet telkinler verilmişse o zaman durum farklıdır. Bu durumda anne adayı kasılmaları hissedemiyeceğinden, doğumun başladığının farkına varamayacaktır. Bu şekilde çocuk doğum kanalında ilerleyecek ve istenmeyen zaman ve mekanda doğum olabilecektir.

5- Anne adayları hipnoz uygulamasına hamileliğin hangi ayında başlamalıdırlar? İlk doğum yapacak anne adayları hipnoz tekniğini öğrenmek için, hamileliğin üçüncü veya dördüncü ayından itibaren çalışmaya başlamalıdırlar. Multipar anne adayları ise beşinci veya altıncı ayda uygulamaya başlayabilirler.

6- Hipnoz için ayrı bir ücret ödenmeli midir? Bu durum, hastanın ve hekimin şartlarına göre düzenlenmelidir. Ancak, hipnoz ile hazırlanılan bir doğum hekimi daha az yorucu ve daha az bir zamana ihtiyaç gösterdiği hatırda bulundurulmalıdır.

7- Doğum için grub hipnozu kullanılabilir mi? Kullanılabilir. Özellikle hipnoza yatkın süjelere bu konuda toplu seans yapılması zaman açısından hekime büyük avantajlar sağlar. Ancak hekim, her hastasının spesifik problemleri ve özel bir kişiliği olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır.

8- Hipnoz vasıtası ile hamileliğe bağlı bulantı ve kusmaların önüne geçilebilir mi? Bu konu ile ilgili yapılan araştırmalar olumlu sonuçlar vermektedir. Diğer tekniklere nazaran (düzenli basit, solunum egzersizleri, palrebo v.b.) daha etkili olduğu görülmüştür. Ancak konu ile ilgili daha kapsamlı ve geniş araştırmalar yapılması gerekir kanaatindeyim.

Ayrıca hipnoz vasıtası ile total anestezinin sağlanamadığı bir kısım hastalarda, hipnozun diğer fenomenlerinden yararlanması temin edilebilir. Yeni öğrendiği hipnotik fenomenler ve olumlu zihinsel düşünce sayesinde hamileliği daha rahat ve huzurlu, hamilelik sonrası daa bebek bakımı ve takibi daha güvenli olur.

D. HİPNOZ İLE DOĞUM YAPACAK ANNE ADAYLARININ HAZIRLANMASI

D. a. İLK ZİYARET

Burada, doğumda hipnozu nasıl kullanabileceğinize dair kilgileri sizlere tek tek vereceğiz. İlk ziyarette hastanın hipnoz ile ilgili kafasında canlanan suallere cevap verilmeye çalışılır. Hastanın konu ile ilgili bilgisi varsa, bu görüşme tanışma ve hipnoz üzerine genel bir sohbet şeklinde geçer. Şayet hastanın hipnoz hakkında hiç bilgisi yok veya kulaktan duyma bilgileri varsa, kendisine konu ile ilgili hazırlanmış küçük bir broşür veya kitapçık verilebilir. İkinci ziyarete kadar bu broşürü okuması istenir. Bu görüşmede hasta hekimini, hekim hastasını tanımış olur.

D.b. İKİNCİ GÖRÜŞME

İkinci görüşmeye gelindiğinde tartışma, hastanın kafasındaki hipnoz ile ilgili olumsuz şeyleri öğrenmek ile başlar. Hastanın hipnoz hakkındaki doğru ve yanlış kanaatları tesbit edilir. Özellikle hastanın hipnoza girmesinin, tamamen uykuya girmesi ve bilincinin kaybolması anlamına gelmediği hatırlatılır. Hipnoza girmiş bir hasta, normal insanlar gibi işitir, hisseder, tadar, duygulanır, konuşur ve hareket edebilir.

Hastanın yanlış kanaatları ortadan kaldırıldıktan sonra hasta seansa alınır. Hasta uykuya girmediğini hissederken, etraftaki her şeyi duyabilmektedir. Ancak bu esnada vucudunu çevirdiğini, rahatladığını ve tatlı bir duygunun bedenini sardığını hissedecektir. Verilen telkinler sayesinde hastanın dışardan gelen olumsuz duygu, düşünce ve etkileri elimine edeceği (dışlayacağı) ve konsantrasyon kabiliyetini artırabileceği telkin edilerek, uygulamaya konur.

Yukarlarda bahsettiğimiz gibi toplumun tamamı derin hipnoza giremez. Ancak bir kısmı derin hipnoza girebilir. Diğer kısım hafif ve orta trans seviyesinde kalır. Bu seviyelerde de tam bir anestezi ve analjezi sağlamak mümkün olamamaktadır.

Bu durumlarda kimyasal ajanların kombine bir tedavi olarak kullanıldığından bahsetmiştim.l Şayet hastamız hafif ve orta trans seviyesinden ileriye geçemiyorsa, bu hastaya kimyasal maddeler de kullanabiliriz. Ancak bunu hastaya dikkatli bir şekilde söylemeliyiz. Birisi çıkarda, böyle bir hastaya: “Hipnozdan fayda göremezsin sana bazı kimyasal maddeler ve ilaçlar kullanacağız” derse, her şey karışır. Bu hasta için oldukça kolumsuz bir telkinden ibarettir. Bu durum problemlerin ve trans derinliğinin daha da kötüleşmesine neden olur. Hiç bir zaman bu doktor hipnoz uyguladığı bir hastasına: “Bu çalışmadan sonuç alamadık size diğer tıbbi yöntemleri uygulayacağız” dememelidir.

Hekim, elbette hastasına doğruları söyleyecektir. Söylediği her şey doğru olacaktır, ancak her doğruyu zamanı gelmeden söylemeyecektir. Bu tip hastalarına hipnoanesteziyi, hipnoanaljeziyi, bilinç ve bilinçaltı mekanizmalarının çalışma sistemlerini anlatacak ve öğretecektir. Bu esnada ve doğum esnasında nasıl duygular taşıyacağını, hissedeceklerini anlatmalıdır. Hastanın bilinçaltı, tüm bu anlatılanlar ve yaşanılanlar karşısında bir yargıya varacaktır. Çeşitli alternatifleri kafasında karşılaştıracaktır.

Hipnotik anestezi ve analjezi ile, kimyasal anestezi ve analjeziyi karşılaştıracak, hatta hiç bir anestezik ve analjezik almadan yaşayacağı duyguları hissetmeye çalışacaktır. Onun bilinaçaltının bu farklılıklar hakkındaki kararını dinlemekte yarar vardır. O muhtemelen doğruyu ve kendisi için en yararlısını bulacaktır. Bilinçaltının yardımı ile seçtiği tekniği uygulamak isteyecektir. Hastaya bu konuda her türlü yardım yapılmalıdır. Hasta tüm bu konularda detaylı olarak aydınlatılmalıdır. Hipnotik transın faydaları kendisine izah edilmeli, alternatif yöntemlerin sakıncaları gözönüne getirilmelidir.

Bu görüşmede önemli diğer bir nokta HİPNOZ YÖNTEMİ’nin hastaya öğretilmesidir. Halen hastanın izleyeceği yolu burada ayrıntıları ile anlatmalıdır. Hipnoz hakkında ve uygulama yöntemi hakkında her hekim kendisine uygun bir yol izleyebilir. Hastasına hipnoz hakkında bilgi vermek isteyen bir hekim şu şekilde söze başlayabilir: “Yüzlerce hastama, yıllar boyunca hipnozun nasıl kullanılabileceğini öğrettim. Bu hastalarımın çoğu hipnozu çok kısa bir sürede öğrenmeyi ve uygulamayı başardı. Ancak hastalarımın bir kısmı diğerlerine nazaran daha yavaş bir şekilde öğrendi ve uygulamaya geçti. İnsanların herhangi bir şeyi öğrenmekteki yetenekleri nasıl farklı ise hipnozu öğrenmekteki yetenekleri de farklıdır. Mesela bir kısım genç kız daktilo öğrenmeye karar verse… Bunlardanr bir kısmı daktilonun tuşlarına vururken ve yazmaya çalışırken müzik dinlemekten hoşlanabilir. Müziğin ritmi ile öğrenmeyi ve kavramayı daha kısa sürede sağlayabilir. Bir kısmı bundan hiç hoşlanmayabilir veya konsantrasyonu bozulabilir. Bir kısmı gözleri açık ve tuşlara dikkatli bir şekilde bakarak daktilo yazarken, bir kısmı gözleri tuşlara bakmadan yazmayı tercih edebilir. Fakat sonuçta bunların hepsi de daktilo kullanmayı öğrenir. Öğrenirken bir çok hatalar yapılabilir. Zamanla bu hatalar telafi edilerek yanlışların farkına varılarak amaca ulaşır. Bu amaca kızların bir kısmı kısa sürede ulaştığı halde diğer bir kısmı daha uzun bir sürede bu amaçlara ulaşabilir.”

Hekim bu şekilde hastasına hipnoz yöntemini öğretmekten gayretine devam etmelidir. Hipnotik yöntem mümkün olduğu oranda izah edilmeli ve anlaşılamayan yerler açığa kavuşturulmalıdır. Hastaya şöyle devam edebiliriz: “Öğrenmek bir süreç işidir. Yükselen bir grafik gibi her an yeni şeyler öğrenirsiniz. Ancak bu grafik çizgisi dik bir seyir göstermez. Bir aşama yükselir ardından bir plato veya sabit dönem gelir. Ardından tekrar yükselir… Ardından bir düzlük ve bekleme dönemi gelir… Ardından tekrar yükselir. Sonuçta öğrenme tamamlanmış olur.”

Bu bilgilerin verilmesi ve hipnozun tartışılması sizin en çok 10 – 15 dakikanızı alır. Hastanın okuduğu hipnoz ile ilgili kitapçıkla ilgili kafasına takılan sorular varsa onlar izah edilir. Tüm bu konuşmalar ve izahlar yapılırken hastanın entellektüel ve eğitim seviyesi gözönünde bulundurulmalıdır. Eğitim seviyesi ve entellektüel durumu yetersiz olan hastalarla bu tip bir görüşme ve konuşma anlamsızdır.

Bu çalışmanın ikinci adımını, hastaların hipnozu nasıl gireceğini izah etmek oluşturmalıdır. Hastaya hipnotik trans esnasında oluşacak fenomenler izah edilmelidir. Bu aşamada hipnotik teknik için herhangi ön bir seçim yapılmamalıdır. Hipnotik indüksiyon veya uygulama hastanın rahat bir sandalyeye oturtulması ile başlar. Bu esnada hasta ile konuşmaya başlar ve kafasından geçirdiği tekniği uygulamaya koyar.

Hipnozda iki devre vardır. Bunlar; transı oluşturmak için geçen indüksiyon devresi ve trans oluştuktan sonra bu dönemden yararlan dönemidir. Transdan yararlanma döneminde, hastanın ihtiyacı olan amaçlarına ulaşması ve bunlardan yararlanmasına çalışılır. İndüksiyon tekniği başlar başlamaz, hekim hastasına önemli hedefle – rinden bahsetmeye başlar “Vucudunu tamamen gevşetmelisiniz… Kaslarınızı daha da gevşetmelisiniz… Bu şekilde daha derin bir transa gireceksiniz… Ne kadar derin transa girerseniz, hipnozdan o derece istifade edeceksiniz. Şayet daha derin bir transa girerseniz daha rahat ve huzurlu olacaksınız. Normal bir doğum yapıp, sağlıklı bir bebek sahibi olacaksınız. Derin trans ise çok şey kazandıracaktır. Doğum esnasında hiçbir ağrı duymayacaksınız… Bu da sizi çok rahat ve mutlu edecek.. Sonuçta sağlıklı bir bebeğiniz olacak…” Tüm bu konuşmalardan amaç nedir? Terapi ve hastanın tedavisi, indüksiyon tekniğinin bir parçasıdır.

Doktorların çoğu yıllarca süren tecrübeleri sonucu davranırlar. Hastalarının karşısına geçer ve onunla konuşmaya başlar. Hastasının tepkilerini dikkatli bir şekilde gözlemler. Hekim hastasının durumu ve özel prosblemleri ile ilgili görüşmeye başlar. Hastasının problemleri başağrısı, astım, karın ağrısı veya farklı bir şey olabilir. Bu esnada hastaya olan yaklaşım çok önemlidir. Candan, içten, sevecen bir yaklaşımla her kelimenin bir önemi vardır. Hasta tüm bu yakınlaşmalara karşı çok olumlu tepkiler geliştirir. Hasta bu esnasında iç dünyasına yönelir ve dertleri ile başbaşa kalır. Dış dünyadan gelen impulsları algılamaz. Trans yavaş yavaş oluşmaktadır. Hekim hastasına müşfik ve içten yaklaşarak, hastanın iç dünyasına biraz daha dalmasına yardımcı olur.

Bu esnada hasta gözlendiğinde, gözlerinin sabit bir hal aldığı, derin ve boş bakışlar içerisinde olduğu, yüz kaslarının donmuş ve hareketsiz kaldığını, vücut kas aktivitesinin olmadığı görülür. Bu esnada hasta iç dünyasına yönelmiş ve problemleri ile karşı karşıya kalma imkanını bulmuştur. Bu esnada hasta hafif, orta veya derin trans içine girmiş olabilir. Transının hangi seviyede olduğunu, tecrübeli bir hekim hemen farkederek telkinlerini ve davranışlarını ona göre ayarlar.

Hipnoz'da Sıkça Sorulan Sorular

“Hipnoz Nedir?”

Hipnoz, kişinin bilinçaltı düşüncelerine erişmeye çalışan bir teknikdir. Bir çok insanın hipnozdan korkmasına rağmen hipnozda korkulacak esrarengiz birşey yoktur. Tıbbi çalışmalar, hipnozu tedavi edici değerini, kuşkudan uzak apaçık olarak ortaya koymuştur.

“Orta Yapılı Bir Kişi Hipnoz Olabilir mi?”

Evet daha zeki olanlar ve daha fazla dikkatini toplayabilenlerde hipnoz daha faydalı sonuçlar verecektir. Her zeki, işbirliği yapabilen kişi, dikkatini bir noktaya toplama yeteneğiyle hipnoz edilebilir.

“Hipnoz Olabilmek İçin Nasıl Bir Zekaya Sahip Olmalıyız?”

Başlangıçta daha zeki olanlar, az zeki olanlara nazaran hipnoza daha çabuk daha kolay, daha yararlı sonuçlarla hipnoza girebilirler. Yine de her ortalama zeki olan kişiler anlayış ve düşünceye sahiptir ve hipnoz olmaları gerekir.

“Nasıl Bir Düşünceyi Bir Noktaya Toplama Konsantrasyonu Gereklidir?”

Biri size konuşunca onu duymayacak kadar kendinizden o kadar şiddetli bir şekilde geçebilmeniz için televizyon proğramı veya sportif bir müsabakayı seyretme deneyimine sahip olmuş olmanız gerekir. Alınmış olan bir yaradan tamamen haberdar olmamanıza rağmen kendi vücudunuzda bir çürük veya bir kesiğe sahip olduğunuzun farkında olabilirsiniz. Herhangi bir kişi bunlara benzer tecrübelere sahipse hipnoz olabilmek için yeterli derecede konsantrasyon kapasitesine sahiptir.

“Bir Hipnotik Duruma Girmek İçin Nasıl Bir İşbirliği Yapmalıyız?”

Hipnozu seninle doktor arasında olan girişimler işbirliğiyle yapılan bir olay olarak düşünmelisin. Doktor seni tamamen hipnotize edecektir. En iyi sonuç eğer sen hipnoz esnasında pasif kalırsan ve herhangi bir aktifçe bir yardım yapmaya kalkışmazsan ya da önerilen zihni düşüncelere mukavemet etmezsen en iyi sonuç elde edilecektir.

“Hipnozun Bölümleri Var mı?”

Evet genellikle hipnoz üç sınıfa ayrılır. Hafif-Orta-Derin. Tıbbi açıdan derin hipnozun orta hipnoza olan bir avantajı yoktur. Genellikle ilk seanstan sonra kişi daha çabuk hipnoz edilir ve birinciden daha fazla ve iyi bir dinleme duygusuyla hipnoz edilir. Bu kişiye bağlıdır fakat genellikle daha çok uyum sağlayabilen kişiler ikinci ve üçüncü seansı esnasında tamamen gevşerler.

“Hipnoz Esnasında Şuurumu Kaybedecekmiyim?”

Hayır. Tamamen hissedebileceksiniz ve hoşa gider bir şekilde dinlenmiş olarak; olan biten herşeyin farkında olacaksınız. Birçok insan hipnozun kendilerini şuursuz yapacağına inandığından dolayı bu noktayı karıştırır.

“Hangi Duyguları Hipnoz Esnasında Yaşayacağım?”

Şahane olarak her birini, rahatlık, dinlenme ve sakin durgun bir düşünce ve bunu hipnoz esnasında yaşayacaksınız.

“Hipnotik Seansdan Çıkamama Açısından Herhangi Bir İhtimal Var mı?”

Kesinlikle Hayır.

“Hipnoz esnasında olanları sonradan hatırlıyacak mıyım?”

Evet. Bilinçaltındaki düşüncelerinizde ne olduğunu hatırlayacaksınız, ve genellikle durumlarınızı, aynı zamanda şuurlu düşüncelerinizi de hatırlayacaksınız. Hipnozun tedavi edici değeri bilinçaltınızın tamamen hatırlanması yeteneğine bağlıdır. Seansdaki bilinçli düşüncenizi hatırlayın veya hatırlamayın bu doğaldır.

“Hipnozun Bende Sonradan Belirli Bir Zıt Etkisi Olacak mı?”

Hayır. Ben göze çarpan ehemmiyetli hipnotik ters davranışlarla karşılaşmadım. Bu benim 15 yılı aşkın tecrübelerime dayalı görüşümdür.

“Hipnoz irademi zayıflatacak mı?”

Hayır, iradenin kuvvetlendirilmesi ve iradenin zayıflamaması isteği oluşur. Bu durum hastanın ızdırap çektiği fonksiyonel ya da organik rahatsızlığın tedavisindeki mücadelede faydalı olur. Zihne ait geniş düşünce potansiyelimizin sadece küçük bir kısmı normal olarak kullanılır ve hatta bu sık sık stres, moral çöküntüsü ve gerginlik gibi irade ile giderilerek yaşamımız daha da hoş olur. Hipnoz içerisinde biz bu imkandan yararlanmaya çalışırız.

“Beni Nasıl Hipnotize Edebilirsiniz?”

Bir çok teknikleri vardır. Fakat hiçbir zaman iki kiişinin trans tekniği herşeyleriyle aynı olmaz. Sizin kişisel durumunuza uygun olan en güzel metodu seçerim.

“Hipnozun Benim Üzerimde Faydalı Olacağına İnanmalı mıyım?”

Hayır. Fakat önceden yapılan bir işbirliği girişiminin en iyi sonuçları sizin de tamamen iştirak ederek işbirliğinizle elde edilebilir.

“Eğer Hipnoza Elverişli Bir Yapıya Sahip Olmadığımı Öğrenirsem Bu Durum Benim Problemimin Çözümünü İmkansız Yapar mı?”

Hayır. Sizin sadece doktorla işbirliğine girmeye ve doktorun talimatlarını yerine getirmeye ihtiyacınız vardır. İlk seanstan sonra hipnotik seansa girme yeteneğinizde hiçbir korku ve şüphe olmayacak rahatça hipnotize olabileceksiniz.

“Bir Kişi Hipnoz Olmaya Karşı İse Hipnoz Edilebilir mi?”

Evet. Genel seansların dışında hipnoz edebilirim. Fakat yapılan işlem tıbbi tedavi için elverişli değildir. Ancak kişi çok suggestibl olmalıdır.

“Hipnoz Kullanımı Dini Eğitime Uyum Sağlar mı?”

Bütün protestan mezhepleri hipnozun tıbbi açıdan kullanılmasını onaylarlar. Bunun gibi musevilere ait inanç objektive değildir. İslami acıdan ehil kişilerin elinde tedavi amacı ile kullanılmasında hiçbir mahzur yoktur. Muhtemelen tedavi sınırları için özel şartları mevcuttur.

“Tıbbi Dernekler Hipnozun Kullanılmasını Onaylarlar mı?”

Evet. İngiliz Tıp Derneği 1775’de tıbbi hipnoz üzerine şahane bir rapor yayınladı. Amerikan Tıp derneği sözcüleri de 1958’de tıbbi hipnozun kullanılmasını uygun gördüler. Türkiye’de henüz yasal bir düzenleme yoktur

“Hipnoz İstenmeyen Alışkanlıkların Atılmasında Yararlımıdır?”

Evet. Çok yararlıdır. Bunun anlamı bir kişi sürekli bir dinlenme veya rahatlama için ciddi bir arzuya sahiptir. Örneğin oburluk, sigara içmek, tırnak yemek, alkol, moral çöküntüsü, endişe, korku veya endişe, duygusuzluk ve soğukluk, kaşıntı, hazma ait karışıklık veya rahatsızlık (kesin hazma ait olmayan), çeşitli sürekli endişeler ve içten gelen itici hisler, aşağılık veya bayağılık kompleksleri ve çeşitli fobiler fiilen tedavi edilebilir.

“Tıbbi Şikayetler İçin Hipnozun Faydalı Olduğu Gösterilmiş midir?”

Hipnozun, sinirlilik, uyuyamazlık, çeşitli sürekli baş ağrıları, kronik ağrı ve sızıları, kaşıntı veya aşırı arzular, istekler ve daha pek çok semptomlar için faydalı olduğu anlaşılmışdır. Semptom içerisinde değişim yapma önemlidir. Bu gözden kaçan organik sınırlamanın temelini teşkil etmez ve sizin aile doktoru tarafından fiziksel bir muayeneye tabi tutulmanızı bu açıdan tavsiye edilir.

“Hipnoz Deri Hastalıkları Tedavisinde Kullanılır mı?”

Evet. Hipnoterapi ve Hipnolanaliz her derde deva olmamasına rağmen geleneksel dermatolojik tedavide ziyadesiyle değerli bir ilave katkıdır. Bazı deri ve allerjik düzensizlik veya rahatsızlıklarda seçilen tedavi yöntemidir. Fakat diğerleri içerisinde tercih etmem. Düşüncedeki gerilimi ve hissi problemlerin temel teşkil ettiği deri hastalıklarıyla ilişki kuran fevkalade bir değere sahiptir. İkisinden sonuncusu hasta tarafından genellikle bilinmeyen bir unsurdur.
Daha fazla bilgi için bakınız: Allerjive Deri Hastalıklarında Hipnoterapi

“Deri Hastalıklarında Hipnozu Kullanmanın Ne Gibi Avantajları Vardır?”

Direk hipnozla uygun bir şekilde idare edilerek kesin olan cilde ait hastalıklar yenilip bertaraf edilebilir ve diğerlerinde ise belirli bir gelişme elde edilebilir.

“Eğer Hipnozu Kullanırsanız Benim Yine de İlaçla Tedavi olmam gerekir mi?”

Bu hastalıkları göre değişir. Bazı durumlarda ilaçla tedaviyi tavsiye ederrim, diğerlerinde ise etmem.

“Bütün Doktorlar Hipnozu Kullanabilirler mi?”

Hayır. Hipnoz tedavi edici bir aşamadır. Ancak doktorların çoğu, hipnoz hakkında bilgi eksikliğine sahiptir ve hipnozu kullanmada yetersizdir.

“Tedavide hipnozu kullanmaya kimler yetkilidir?”

Hipnoz tekniğinin uygulanması oldukça basittir. Ufak bir gayret ve çalışma, bizleri hipnotik tanıma ulaştırır. Hipnozu uygulayan kişi de olağanüstü her hangi bir yetenek olması söz konusu değildir. Ancak hipnozun sadece basit bir teknik olarak değil de, belirli bir tedavi yöntemi olarak kullanacaksak, o zaman durum değişir. Tedavi aracı olarak kullanılarak hipnoz tekniğinin uygulayacak olan hekimin, aynı zamanda psikiyatri ve dinamik psikolojiyi bilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde hastaya fayda yerine, zarar verebilir.

“Muayene ve terapi seans ücreti ne kadardır? Muayene ve terapi seans süresi kaç dakikadır?”

Dr. Tahir Özakkaş Muayenesi 250 YTL + KDV, Diğer Enstitü üyeleri muayenesi 150 YTL + KDV,  seans ücreti 90 YTL +KDV ‘dir.  Muayene sonrası yapılan psikoterapi ve hipnoterapi seans süresi 45 dakikadır. Hücum tedavisi (toplam olarak 10-15 gün içinde bitirilen) 40 seanstan oluşmaktadır.

Hipnozun Kullanılmaması Gereken Haller

Hipnozun Kullanılmaması Gereken Haller

Tıbbi denetim altında uygun kullanıldığı takdirde hipnoterapinin çok az kontrendikasyonları ve zararlı yan etkileri vardır. Karşılaşılan kişilerle, arasındaki ilişkilerde hiçbir zararlı etki ve bozukluk yoktur.

Psikiatristler prepsikotik ve psikotik hastalarda hipnozu denerler. Bu bir kısım psikiatrisler için oldukça heyecan vericidir. Hipnoterapi ile hızlanan bir psikozun gerçek bir sebebinin olmadığı bildirilmiştir.

Bu istisnaların dışında hipnotizmayı arzu eden hastalarda, hipnotizmanın hiçbir zorluk yaratmayacağından eminim. Hipnozla ilgili uygunsuz sonuçlar matematiksel olarak rutin yapılan cerrahi girişimler sırasındaki mental kondüsyonun canlılığındaki tetik mekanizmasından daha önemsizdir. Operasyonda karar verilen faktörler hazırdır ve yalnız uygun bir açıklama gereklidir. Dr. Erıchson “Çeşitli zamanlarda, yüzlerce konuda yapılan hipnotizmalarda, şahsî yapılan deneylerin hiçbirinde hipnozun zararlı etkisinin gözlenmediğini” bildirmiştir.

Radyoterapi gibi hipnozun da tehlikesi kullanımında değil, suistimal edilmesindedir.

Hiçbir doktor, her durum için ve her hastada hipnozu tavsiye etmemelidir. Hipnoz dikkatle seçilen durumlarda diğer tedavilerden daha etkili olduğu yerlerde kullanılır. Sağlam kliniksel hüküm koyulan vakalarda uygulanmalıdır.

Hipnozun bazı şekilleri hala anlaşılmadığından geri kalan ve açıklanmayan tek alan değildir. Psikodinamikde oryantasyon, hipnoterapinin başarılı olması için sabit olan bir unsurdur. Ve hipnoz bireye özgü değilse kötü muamele görebilir.

Bir kişiyi hipnoz yardımıyla bir suça yönlendirebilmenin mümkün olup olmadığı sorusu tıbbi görüş açısından tamamen akademiktir. Böyle bir durumun olabileceğini kabul etsek bile, hekimin moral yapısı ve tedavinin amaçları hipnotik durumun böyle bir kullanımını imkansız kılar.

Bununla birlikte hipnoz sırasında böyle bir duruma yönlendirilmiş kişide uyanıklık sırasında bu durumun gerçekleşebilmesi gayet düşük olasılıktadır. Çok az vakada kişiyi kendi isteği ve moral yapısının tersine olarak antisosyal veya kendisine zarar verici davranışlara doğru etkilemek mümkün olabilir. Bu kişiler şüphesiz ki uyanıklık durumlarında da alışılagelmiş moral durumlarına ve ilgilerine zıd aktivitelere doğru uygun tartışmalarla ikna edilmektedirler.

Trans sırasındaki kişiler deneysel amaçlarla kullanıldıklarını kolaylıkla fark edebilirler.Eğer hipnotistin dürüstlüğüne karşı tam bir inançları varsa kendilerini tehlikeli olabilecek bir rolü bile büyük bir samimiyetle oynayabilirler. Bununla birlikte bunun da nereye kadar uzanacağının bir sınırı vardır.

Doktor Woolberg böyle bir olgusunu anlatmaktadır. Doktor Wolberg hipnoz sırasında hastasına biraz sonra kendisi bir doktorun ziyarete geleceğini ve bu doktorun tüm insanları öldürmeyi planladığını, bunun içinde bir virüs geliştirdiğini söyler. Bu durumda yapılması gereken şeyin mutlaka bu zararı vermeden önce bu adamı öldürmek ve insanlığı bu beladan kurtarmak oldruğunu belirtir. Daha sonra hastasına bu doktor arkadaşı ziyarete geldiği zaman kendilerine çay ikram etmesini ve bu sırada bu kötü doktorun çay bardağına şekerlikte göstermiş olduğ X işaretiyle işaretli potasyum siyanürlü şekerlerden koyarak vermesini tenbih eder. Hasta da bunu büyük bir samimiyetle yerine getirir. Doktora birşey olmadığını gördüklerinde Dr.Wolberg hastasına olasılıkla bir hata yaptıklarını bu kez işi daha sağlama almaları gerektiğini söyler ve üzerinde potasyum siyanür yazılı iki kapsülü vererek kbu kapsülleri doktorun çayına koymasını söyler. Hasta bu sırada birden trans durumundan çıkar. Çünkü hastaya göre ilk deneme bir oyun niteliğindedir; oysa ikinci kapsüllerin içinde potasyum siyanür bulunması olasılığı çok fazladır.

Yapay olarak oluşturulmuş dissosiyatif durumlardaki deneyler Dr. Wolberg’e göstkermiştir ki kriminal kişilik özellikleri olan hastalarda bile denek hatalı olduğunu kavradığı impulslarını inhibe edebilmektedir. Bununla birlikte suça eğilimli kişiler hipnozun etkisi altında kalarak suç işlediklerini belirtip kurtulabilecekleri düşüncesi ile böyle bir fırsat yakaladıklarını kabul ederler ve suça sürüklenebilirler. Bu nedenle de hipnozun diplomasız ve meslek dışı kişiler tarafından yapılması suçtur.

Bilgili ellerde hipnozun hiçbir zararlı etkisi yoktur, fakat eğer bilgisiz kişiler tarafından ve hastadaki dinamikler anlaşılmaksızın semptomun ortadan kaldırılması işlemine girişilir ise nevrotik kişi bundan ters olarak etkilenebilir. Nevrotik kişinin zaten kişiler arası ilişkile – rinde bir sürü ciddi problemi vardır. Kişilere güvenemez ve sürekli olarak kendi motivasyonları hakkında şüpheleri vardır. Başından uygun olmayan trans denemesi geçirmiş ise akut olarak bozulabilir ve güvensizlik ve gücenikliligi daha da artar.

Hipnoz şimdiye kadar büyük oranda eğitilmemiş hipnotistler ve şarlatanlar tarafından uygulanılmıştır. Özellikle şarlatanlar popüler gazeteler ve radyo tarafından hipnozun en çarpıcı yönlerini sergilemeye yüreklendirilmişlerdir. Sonuç olarak hipnoz hak etmediği bir takım uygunsuz ön yargılarla lekelenmiştir.

Hekimlik mesleği bu durumda tamamen suçsuz olarak kabul edilemez; çünkü hekimler hipnoza sahip çıkmamışlar ve hipnozun kullanım alanlarını ve sınırlarını belirlememişlerdir. Hipnozun eylence amacıyla kullanmasını yasaklayıcı ivedi yasal tedbirlere gereksinim vardır ve hipnozun kullanımı eğitilmiş ve ehliyetli kişilere bırakılmalıdır.

Hipnoz hünerli kişiler tarafından kullanıldığı zaman bile bir takım komplikasyonlar oluşur. Hipnoz sonrasında kısa süren göz kararması, mide bulanması ve baş ağrıları yaygındır. Bazen spontan trans durumları kendiliğinden oluşabilir ve hasta bu sırada hiçbir neden yokken dissosiye beden algıları yaşıyabilir. Kendiliğinden ortaya çıkan bu trans durumları ve histerik fenomenler hipnoz sırasında bunların bir daha ortaya çıkmıyacağı kesin bir şekilde telkin edilerek önlenebilir.

Otoriteryen bir telkinle semptomu ortadan kaldırılan hastanın hekimine ne kadar bağlanacağı ise bir diğer sorudur. Teorik olarak bir bağımlılık ve sonlandırılamaz bir bağlılığın ortaya çıkabileceği düşünülebilir. Fakat pratikde hipnozun diğer psikoterapilerden daha fazla bir bağımlılık oluşturmadığı da bilinir. Hastanın bağımlı olup olmayacağı tekniğin kullanılmasından ziyade hastanın buna gereksiniminin olup olmadığına bağlıdır. Bir terapiste karşı bağımlılık gereksinimi olan hastalarda direktif olmayan pasif yaklaşımların ön planda düşünülmesi uygun olacaktır.

Hipnoza karşı tavrını bireyin temel karakter yapısı belirliyecektir. Kompulsiv bir şekilde bağımlılığı olan bir kişinin bağımlılık geliştirmek için hipnoza gereksinimi yoktur. Hipnoza karşı da diğer kişiler arası ilişkilerinde olduğu gibi tavır takınacaktır. Hipnozun kişiyi çocuklaştırdığı, iradesini zayıflattığı veya kişiyi diğer terapötik tekniklerden daha çok bağımlı bir hale getirdiği konusunda hiçbir kanıt yoktur. Kişinin sürekli olarak kendisini hipnotize edenin etkisi altında kalacağı ve bu etki alktığında istemediği birtakım şeyleri yapmaya zorlanacağı korkusu için hiçbir haklı neden yoktur.

Ender olarak bazı dengesiz ve histerik kişiler kendilerindeki arzuları yansıtarak hipnotisti seksüel tasallutla suçlayabilirler. Bu tür suçlamalar çok ender olmakla birlikte hatırda tutulmalı ve hastanın cinsel fantazilerinin güçlü bir rol oynadığı durumlarda bunlar hastaya derindeki motivasyonel paternler olarak açıklanılmalıdır. Hipnozun herkesin kafasında sembolik bir cinsel fenomen olduğunu kanıtlıyacak hiçbir olgu yoktur. Gerçekde çok ender görülen bu tür olgularda eğer hasta tüm yakın ilişkileri seksüel olarak görmüyor ise bu olguyu da bu şekilde kavraması için hiç bir neden yoktur. Hastanın hipnoz sırasındaki cinsel fantkazilerini eyleme dönüştüreceği konusunda hiç bir gerçek tehlike söz konusu değildir.

Hastanın tehlikeli olabilecek telkinlere yanıt verme yeteneğinin sınırlı oluşu terapötik olarak yararlı telkinler için de söz konusudur. Hipnozun psişik, somatik ve viseral fonksiyonlar üzerindeki dramatik etkisi hipnoz öğrencilerini hipnoza aşırı bir değer vermeye yönlendirebilir. Geçmişte hipnoz hakkında rastlanılan ümit kırıklıklarının büyük çoğunluğu da birçok nevrotik semptomların sujjesyon ile ortadan kaldırılmasında başarısızlığın ortaya çıkmış olmasındandır.

Hastayı dayanılmaz anksiyetesinden kurtaran birçok nevrotik semptomu aynı zamanda onda uygun olmayan bir dengeyi de oluşturmuştur. Nevrozun etkinliğini azalttığını hissederek hekime başvuran hastalar esasen ikili bir motivasyonla kendilerinin bütün kişiler arası ilişkilerini yapılandırırlar ve terapötik ilişkiye karşı da ne şekilde davranacaklarını koşullandırırlar.

Bireyin bu ikili motivasyonel sistemine uymayan değişiklikeri oluşturmaya çabalamak tepkiyle karşılanacaktır. Yeterli bir şekilde motive istenci olmayan bir birey transa sokulmuşsa ve bu sırada semptomlarından vaz geçmeye veya hastalığına karşı tavırlarını değiştirmeye, veya değişik bir hayat felsefesi edinmeye, veya diğer kişilerle daha kafadengi bir duruma gelmeye, veya önemli bilinç dışı çatışmalarını tanımaya zorlanırsa yanıt vermekte başarısız olur.

Transda mucizevi hiçbir şey yoktur. Birçok değerleri vardır; fakat bireyin mevcut motivasyonları ve değişebilme kapasitesi yönünden sınırları da vardır. Terapötik başarısızlıklar diğer birçokları gibi hipnozda da ortaya çıkar.

Dr. Wolberg burada bir hekim hastasını nakletmektedir. Bu hekim hasta ailesinin desteği ile New York’da tıp fakültesini bitirmiştir ve gene ailesinin isteği ile New York’ta serbest hekimlik yapabilmek için bord sınavına girecektir. Ancak sınava hazırlamak için ne zaman kitabı açsa zihni dağılmakta ve okuduğundan hiçbir şey anlayamamaktadır. Sonunda Dr. Wolberg’e gelir ve kendisini hipnotize ederek bu sorununun üstesinden gelebilmesine yardımcı olmasını ister. Dr. Wolberg’in bu konudaki yardım çabaları hep sonuçsuz kalır; çünkü hekim hastanın sevdiği kız New York’un dışında bir şehirde oturmaktadır ve temelde bu hekim de sevdiği kızın bulunduğu şehirde serbest hekimlik yapmak istemektedir. Fakat öte yandan ailesine olan borçluk duyguları bu düşüncesini açıkça ortaya koymasını engellemektedir. Tedavinin başarısız kalmasının nedeni de bu motivasyonun anlaşılamaması ve hastanın temelde hiç de istemediği bir duruma zorlanmasıdır. Dr. Wolberg bunu hekim hastası sınavı kazanamadıktan ve daha sonra sevdiği kızın bulunduğu şehirdeki sınavı kazanıp orada serbest hekimlik yapmaya başladıktan sonra anlamıştır. Bu vaka hipnotik tedavide hastanın motivasyonunun çok iyi anlaşılmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Gene Dr. Wolberg’in bir hastası hipnoz için baş vurmuştur ve tedavinin sonucunda elindeki listede belirttiği amaçları kazanmak istemektedir. Bu listede şunlar yazılıdır: birincisi! “her zaman güçlü olacaksın, özellikle kadınlara karşı” ikincisi”her zaman berrak düşüneceksin, alçak ve düzgün bir ses tonuyla etkileyici bir şekilde konuşacaksın! üçüncüsü “gece saat birde kalkacaksın ve sabah saat yedide tamamen dinlenmiş bir şekilde uyanacaksın”; dördüncüsü “bütün engellere karşı hayatta başarılı olacaksın”. Bu kişi bu amaçları çok uzun süren psikanalitik tedavide kazanamamıştı ve sonuçta kendisine hipnozun yararlı olabileceğini düşünüyordu.

Birçok kişinin, hipnozun birçok şeyi mucizevi bir şekilde düzelttiği ve sihirli gücü olduğu gibi yanlış beklentileri vardır. Hipnotiste 70 yaşında empotan yakınması olan erkek hastadan 6 yaşında, geri zekalılığı olan ve hiçbir zaman yürümeyi ve konuşmayı öğrenememiş bulunan çocuğun annesine kadar birçok kişi baş vurabilir.

Hipnozdaki başarısızlıklar iki grupda incelenebilir: Transın oluşmasında başarısız kalınanlar ve terapötik bir amacın oluşmasında başarısız kalınanlar.

Trans oluşturmakta başarısızlıklar çok şükür iyi tekniklerin uygulanmasıyla enderdir. Kişiler arası ilişkilerden korkanlarda ve özellikle zarar verici veya tehlikeli olduğu zannedilen bir otoriteye yenilme korkusu olanlarda direnç gelişebilir ve bu direnç hipnotik durumun elde edilmesini önler. Burada hipnotistin kişiliği ve deneyimi belirleyici faktör olabilir ve eğer rezistanslar uygun bir şekilde ele alınır ise trans sağlanabilir.

Burada Dr. Wolberg tarafından bir örnek verilmiştir. Bu örnekte homoseksüel dürtülerini kontrol edebilmede kendisine kontrol yeteneği kazanmak isteyen birisi hipnoz için baş vurmuştur. Hipnotik seans sırasında hasta yumruklarını ve dişlerini sıkmış ve hemen hemen kavgaya hazır bir postür almıştır. Biraz sonra da öfkeli kir şekilde yerinden kalkarak “yapamıyorum, kendimi bırakamıyorum” diye bağırmıştır. Daha sonra da orgazm olduğunu ve kendisine tamamen sahip olabilecek bir üstün güce yenilmek istiyormuş gibi hissettiğini söylemiştir. Bu hasta hipnoza kendi nevrozu çerçevesinde sımsıkı sarılmış ve kendisini hipnotize eden doktor kendisine sanki direnemediği bir aşıkmış gibi gelmiştir. Telkinlere karşı hem yenilme hem de direnmeyi arzu ederek bir trans durumuna gerçekten girdiğini sandığı sırada panik duygusu yaşamıştır.

Transın oluşabilmesi için uygun bir hipnotize edilebilme motivasyonu gereklidir. Bu motivasyon mherkeste varmış gibi görünür, fakat bazen özellikle duygusal problemi olanlarda bulunmayabilir. Hipnotize olmaya karşı direnen bir kişiyi hipnotize etmek genellikle mümkün değildir; ya hipnotistin emirlerine itaat etmeyi istemelidir ve transa girer ya da kendi iradesine karşı bir takım duyguları olmalıdır ve hipnotistin emirlerine direnemez. Bilinç dışı bir hipnotizma edilme motivasyonu, bilinçli hipnoza direnme arzusundan daha güçlü olabilir. Hipnoza girmeye karşı savaşan bir çok kişi vardır, fakat bu kişiler buna rağmen telkinler başladıktan sonra uyanık kalamazlar.

Trans endüksiyonundaki başarısızlıklar, hekimin hastanın hipnotize edilme isteğine karşı olan etmenleri tanıması ile en az düzeye indirilebilir. Eğer hekim tutum ve tavırları ile güven telkin edebilirse, hastanın hipnoz hakkındaki hatalı ön yargılarını ortadan kaldırabilirse, hastadaki iyi olmaya yönelik sağlıklı impulsları eyleme geçirebilirse ve hastayı sağlığına hipnozun yadımıyla kavuşabileceğine ikna ederse, veya bazı hırslarını veya amaçlarını tatmin ederse hipnoz korkusunun üstesinden gelmek olasıdır.

Doğaldır ki uygun bir tekniğin kullanılması zorunludur. Sayısız hipnotik teknik vardır. Bunlardan bazıları bazı bireylerde başarılı olurken diğerleri de diğer bazı bireylerde başarılı olur. Güven telkin eden, hastaya hipnoz yardımıyla çok şeyler elde edileceğini fakat çok az şey kaybedeceğini hissettiren, onun dikkatini bir uyaran üzerinde yoğunlaştırabilmesine olanak sağlayan veya monoton ve ritmik olarak yineleyen sınırlı sayıdaki uyarıların kullanıldığı bir teknik en başarılısıdır.

Trans endüksüyonuna karşı en yaygın dirençler şunlardır: hipnotistin otoritesine karşı koyma arzusu, kişinin irade gücünü veya bağımsızlığını kaybedeceği korkusu, kendisinin üstün ve hipnotistten daha güçlü olduğunu kanıtlama arzusu, hipnoz görevini yerine getirmede başarısız olacağı korkusu. Bu dirençli kişilik problemlerinin gösterileridir ve semptomlar olarak tedavi edilmelidirler. Dirençlerin doğasını önlemeye çalışmalı ve bunlar üzerine eğilmelidir.

Tekniği hastanın karakter yapısına göre uydurmak sabır ve yetenek gerektirir. Bazen transı derinleştirmek için hastanın dirençlerinden yararlanmak da olasıdır. Bunlar birlikte çok sık olarak bu yöntemin uygulanması tedavi amaçlarına ters düşebillecek bir takım karışıklıklara neden olabilir. Hastanın direncinin çok belirgin olduğu durumlarda trans endüksüyonundan vaz geçmek ve hastanın işbirliğini ve aktif katılımını istemek genellikle temeldir.

Burada doktor Wolberg hastanın dirençlerini analiz etmeden onları kırma girişiminin nasıl güçlükler ortaya çıkarabileceğini bir örnekle göstermektedir. Bu hasta iki yıllık başarısız bir psikoterapi denemesinden sonra kendisine gönderilmiştir. Bu hasta kompulsiv bir kişiydi, yeteneklerini çok fazla abarttığı ve her türlü yaklaşıma karşı, karşı koyucu bir tavır takındığı, aşırı bir gururu sürdürdüğü insanlardan kopuk bir sistem oluşturmuştu. Psikoterapi nevrotik yapısına karşı bir tehdit oluşturmuştu ve kendisini hekime karşı burnu yukarda ve düşmanca tavırlarla savunmuştu ve bu durum kendisine yararlı olacak türde bir transferansın oluşmasına engel olmuştu.

Tedavi ilerledikçe gittikçe fürüstre olmuştu ve sonuçta psikanalistine kendisini hipnotizma etmesi için ısrar etmişti. Ancak hipnoz yardımı ile güçlüklerinin üstesinden gelebileceğini sanıyordu. Analisti onu bir çok hipnotiste göndermişti. Bütün hipnoz girişimleri başarısız olmuştu. Çünkü hasta endüksüyon prosesine karşı direniyordu ve sonuçta hipnotize edilemediği için yoğun bir hayal ve ümit kırıklığı yaşamıştı.

Sonuçta Dr. Wolberg’e gelen bu hastanın ilk sözü “iddiaya girerim ki beni hipnotize edemiyeceksiniz” olmuştu. Sonra kibirli bir şekilde gülümsemiş ve mesleklerinde çok başarılı olduğu söylenen dört hipnotistin kendisini hipnotize etmede başarısız kaldığını söylemişti; onların hekim birisiyle hiçkimsenin kendisini hipnotize edemiyeceğine ilişkin kendi kendisiyle bahse girdiğini söyleyerek meydan okumuştu. Dr.Wolberg’ kendisine “öbürleri başarısız olmuş olabilirler ama bakarsınız ben başarılı olabilirim” demesi üzerine de bundan emin olmadığını, ancak sodyum amitalin hipnozda yardımcı rolü olduğunu duyduğunu ve eğer bunu kullanırsa başarılı olabileceğini söylemişti. Eğer Dr. Wolberg kendisini üç kapsül bu ilaçtan verirse belki direncini kırabilirdi. Bunun üzerine Dr. Wolberg hastaya sodyum amital olduklarını söylediği üç adet plesabo kapsülü vermişti. Hasta “onlar sodyum amital değil mi? şimdi onları almalımıyım?” diye sormuştu. Dr. Wolberg’de kendisine, bazı güçlü sedatiflerin hipnozu kolaylaştırdığı konusunda hem fikir olduğunu söylemiş ve bu ilaçların karşı direncini kırabileceğini söylemişti.

Hasta ilaçları aldıktan çok kısa bir süre sonra uyuklama hissinden yakınmaya başlamıştı. Bunun üzerine Dr. Wolberg trans endüksüyonuna başladı ve hastayı derin bir hipnotik duruma koydu. Hasta uyandığı zaman pek neşeliydi fakat çok kısa bir süre sonra yoğun bir anksiyete atağı geçirdi. Çarpıntı, nefes alma güçlüğü ve sanki duvarlar onu kapatıyormuş hissi vardır. Hasta bu ilaçları aldığı için ne olursa olsun hipnotize edilebileceğine inanmıştı ve kendisini gevşetmiş ve dikkatini belirli bir noktaya toplamış sonuçta da transa girmişti. Ama daha sonra geçici bile olsa defanslarının yıkıldığı korkusu kendisinde paniğe yol açmıştı.

Daha sonra hastanın hekimi anksiyete atağının bir hafta boyunca sürdüğünü Dr. Wolberg’e söyledi. Bu yaşantının hasta için çok yararlı olduğuna inanıyordu. Çünkü böylelikle hasta ilk defa diğer insanlarla yakın olmanın kendisine nasıl bir anksiyete yarattığını fark etmiş oluyordu. Bu olay, böyle bir durumda bile olsa hastanın dirençlerinin kırılmasının nasıl bir anksiyeteye yol açtığını göstermektedir.

Eger hipnoz başarılmış ise terapötik başarısızlıklar diğer tür psikoterapilerdeki başarısızlık nedenleri ile tamamen aynı koşullar altında oluşabilir.

Başarısızlığın en sık rastlanan nedeni hipnoz için yetersiz veya çarpık bir motivasyondur. Daha önce de belirtildiği gibi hipnoz birçok kişi tarafından sanki herşeyin üstesinden gelen bir yöntemmiş gibi algılanır ve bu nedenle bazı hastalar mucizevi bir takım beklentilerle tedaviye gelmek eğilimi gösterebilirler. Kompulsiyon nevrozları özellikle bu nedenle hipnotik yöntemlere tutkundurlar, majik bir araç olarak arzu ederler.

Bazı durumlarda hipnozda sembolik olarak doyum bulan bu çarpık motivasyonlar çok kısa bir süre sonra bazı rahatsız edici semptomlarla hastayı bir sona getirirler. Dr. Wolberg bunu da bir örnekle anlatmaktadır. Hastanın birisi kendisine saf hipnozu öğrenmek için baş vurmuştur ve amacı kendisinde deri anastezisi oluşturabilmektir. Bu özel isteği için gerekçe olarak şunları göstermektedir: Dağ başında bir otomobil kazası geçirebilir ve yardım gelinceye kadar ızdırabını dindirebilmek için bu yöntemden yararlanacaktır. Bu istek hastanın kesinlikle farkında olmadığı sorusunak, daha önce ufak tefek bir takım promlemleri olduğu, bunlardan birisinin nişanlısıyla ilgili olduğu, ama bu arada bir psikiyatristten psikoterapi gördüğü ve tedaviden yararlandığı, şu anda hiçbir terapötik yardıma ihtiyacı olmadığı yanıtını vermiştir. Hasta self hipnoz tekniklerini çok kısa bir sürede öğrenmiştir. Ancak hipnoz tedavisi boyunca rüya oluşturulması ve diğer hipnoanalitik tekniklerin kullanılması sırasında hastanın insanlardan uzak yaşamayı bir karekter defansı olarak geliştirdiği ortaya çıkmıştır.

Görünürde kendisinden memnun ve kendine güvenen bir kişidir; ancak birisiyle yakın bir arkadaşlık ilişkisine başladığını anladığı zaman bu ilişkiyi kendine özgü yöntemlerle sonlandırmaktadır. Son bir kaç ay içerisinde hayatında ilk kez bir kadına aşık olmuştur ve bu duygu kendisini rahatsız etmiştir. Bu duygudan kaçıp kurtulmak istemiş fakat ne yaptıysa başaramamıştır. Bu sırada kendisini ve duygularını kontrol edebilmek için kafasında bir plan geliştirmiştir. Self hipnoz yardımıyla kendisine ve duygularına eğemen olabilecektir. Ancak bu duygular ve yapılan plan tamamen bilinçdışıdır. Deri anestezisi öğrenme arzusu sadece dokunma duyusunu değil aynı zamanda bu duygularında kontrol edebilmesine yarayacaktır. Hastaya hipnoz sırasında bu gerçekler söylenmiş ve uyandığı zaman bunları hatırlaması istenmiştir. Ancak bu konuşmasının çok az bir etkisi olmuştur ve hemen hemen hiç kaydedilmemiştir. Daha sonra da uyanıklık döneminde hasta bu konuya ilgili tam bir amnezi geliştirmiştir. Sonuçta vücudunun çeşitli yerlerdinde, istediği zaman anastezi oluşturabilmeyi öğrenmiştir. Bundan birkaç ay sonra Dr. Wolberg’e telefon etmiş ve hipnozun kendisini yeni bir insan haline getirdiğini ve artık nişanlısının yanında kendisini huzursuz hissetmediğini söylemiştir. Ancak bu sırada birden bire self hipnozu niçin öğrenmek istediğini anlamıştır. Bundan kısa bir süre sonra da Dr. Wolberg ile psikoterapiye başlamıştır.

Hipnoz için diğer yetersiz motivasyonlar arasında mazohistik doyum elde edebilmek için omnipoten bir otoriteye boyun eğme duygusu olabilir. Bu koşullar altında psikoterapi genellikle başarısızlıkla sonlanır. Homoseksüel ilgilerinde fürüstüre olan birçok pasif homoseksüel hipnozu güçlü bir otoriteye karşı hem savaşmak hemde yenilmek için isteyebilir. Bu kişilerin bu isteklerinin altında homoseksüelliklerini kontrol etmek için hipnozun yardımını isteme arzusu varsa bile, eğer nevrotik motivasyonları anlaşılmaz ve analize edilmezse doyurucu bir tedavi sonucunun elde edilmesi tamamen önlenebilir. Eğer bu türde motivasyon varsa, bunun hasta ile hasta uyanıkken tartışılması ve tedavinin eğer hasta istiyorsa bu daha akılcı yola sokulması gerekir. Eğer hasta bunu reddetmişse hipnoterapi problemlerine yardımcı olmak yerine onları arttırabilir.

Bazı kişiler de hipnozu, diğer psikoterapiler çok uzun sürdüğünü ve bunun için yeterli sabırları olmadığı gerekçesiyle tercih edebilirler. Hipnozun terapötik prosödürü sıklıkla kısalttığı doğrudur; fakat kişinin derin çatışmaları ve başarılı bir uyumu engelleyen kişiler arası ilişkilerinde bozuklukları üzerinde gerektiği gibi uyumu engelleyen kişiler arası ilişkilerinde bozuklukları üzerinde gerektiği gibi çalışılmaksızın ona hayatta başarılı bir işlev yeteneği sağladığı yanlıştır. Kişinin nevrozunun üstesinden gelebilmek için sabırsız olması gayet anlaşılabilir bir gerekçedir; bununla birlikte bireyin hayatla diğer kişilerle işlevsel ilişkilerini tamamen düzeltmeyi amaçlayan psikoterapiler için zaman, mutlaka gereklidir. Eğer hasta tedavinin zaman alacağını anlamamışsa hipnozdan imkansızı umma eğilimi gösterir ve arzularının gerçekleşmediğini görünce de kendisini suçlayabilir ve hastalığına karşı tamamen umutksuz bir tutum geliştirebilir. Hekimin kde hipnozun yalnız başına kişiliğin bazı yönlerini düzeltemiyebileceğini anlaması zorunludur. Kendine güven ve tuttuğunu koparma yeteneği gibi bazı komponentlerin kazanılması tedavide öğrenilkenlerin gerçek hayatta uygulamaya konulmasını gerektirebilir ve bu da khatırı ksayılır bir zaman alar.

Terapötik başarısızlıkların nedenini tamamen anlayabilmek için terapötik başarıdan neyin kasdedildiğini anlamak gereklidir. Tedavide başarı bizim belirlenmiş bir amacı elde ettiğimizi gösterir. Şurası muhakkak ki terapötik başarısızlıklar terapötik başarılarda olduğu gibi önceden planlanmış terapötik amacın kazanılmaması durumunda söz konusu olabilir. Önce bu amaç tasarlandıktan sonra sonuçlarımızın bu amaca uygun olup olmadığını ve bunun bir başarı mı yoksa bir başarısızlık mı olduğuna daha sonra karar verebiliriz. Eğer elimizde yeterli zaman veya motivasyon yoksa, ya da azalmış bir “ego” gücü varsa, yalnızca kişiyi sakat bırakan bir semptomun ortadan kaldırılması gibi belirli bir hedefi elde edebileceğimize karar verebiliriz. Bu belirlediğimiz amaç açısından tedavinin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte ne gerçekten kişinin kişilik yapısını etkilediğimizi, ne de konun temel nevrotik kalıplarını düzelttigimizi söyleyemiyeceğimizi itiraf etmemiz gerekir. Böylece bir diğer görüş açısından tedavimizi bir başarısızlık olarak kabul etmemiz gerekir.

Örneğin nevrotik bir hasta hipnoterapiye sadece uykusuzluk yakınması ve bu semptomunun düzeltilmesi için gelmiş olabilir. Tedavinin sonunda direk telkinlerle bu semptomu düzelmiş olabilir. Bununla birlikte kişinin nevrotik yapısı dokunulmamış olarak kalacaktır. Bununla birlikte kişinin nevrotik yapısı dokunulmamaş olarak kalaacaktır ve bu kişi kişiler arası ilişkilerindeki bozukluktan ve kendisini kısıtlı bırakan nevrotik yapısından muzdarip olmaya devam edecektir. Bu durumda hastanın uykusuzluğunun düzeltilmesinden bir terapötik başarı olarak söz etmeye hakkımız varmıdır? Eğer hedefimiz uykusuzluk semptomunun düzeltilmesi ise o zaman onu tedavi ettiğimizi söylemeye hakkımız vardır. Bununla birlikte eğer amacımız o kişiyi toplumda işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getiren bir birey durumuna getirmek ise, o zaman çabalarımızın bir başarısızlık olarak kabul edileceğini itiraf etmemiz gerekir.

Gene Dr. Wolberg’in bir hastası Dr. Wolberg’e şu amaçla hipnoz için baş vurmuştur: Hasta psikopat ve alkoliktir, alkol aldığı sırada karşılıksız çekler imzalamaktadır. Hasta hipnozla kendisine öyle bir şey yapılmasını istemektedir ki bunun sonucunda içki içtiği halde karşılıksız çek imzalamaya karşı sağ kolunda bir spastik paralizi oluşması koşullandırılmıştır. Ancak bu hasta bir süre sonra sol kolu ile imza atmasını ögrenmiş ve gene içkili olduğu sırada sol eli ile imzalayarak birçok karşılıksız çek vermiştir.

Tedavide yeterli bir hedefin tarifi, mutlaka derin bir ideal olarak kabul edip çabaladığımız şeyin, kişinin hayatla olan ilişkilerinde tam bir rehabilitasyon sağlamak olduğu gerçeğini hesaba almalıdır. Bu dürtüleri grup değerleriyle uyum içinde doyurmak ve gereksinimleri mevcut kaynaklar ve çevresel fırsatlar doğrultusunda gidermek önemli bir amaçtır. Hasta diğer kişilerle üretken ve uyumlu bir şekilde ilişkiye girebilme kapasitesi elde etmelidir. Otorite ile olan ilişkilerinde, korku ve öfke olmaksızın, kendisini yardımcı bir rolde gördüğü ilişkiler kurabilmelidir ve bazı durumlarda da liderilk vasıflarını elinde tutabilmelidir. Kendisini streslere ve früstrayanlara karşı çocuksu tipte savunmalar veya fantaziler ortaya çıkarmaksızın, kendisini yardımcı bir rolde gördüğü ilişkiler kurabilmelidir ve bazı durumlarda da liderlik vasıflarını elinde tutabilmelidir. Kendisini streslere ve früstrasyonlara karşı çocuksu tipte savunmalar veya fantazilker ortaya çıkarmaksızın adapte edebilme yeteneği geliştirmelidir. Bu makul ölçülerde olduğunda, veya grup yararı için gerekli olduğunda, veya impulslarını hak ha – line getirmenin sonuçları, sağlayacağı rahatlıktan daha çok zarara neden olacak ise bireyin anksiyete göstermeksizin bir miktar deprivasyona tahammül edebilme yeteneğine sahip olması gerekliligini kapsar. Geçmişiyle yüz yüze gelebilme ve şu andaki mevcut sıkıntılarını çocukluk yaşantılarından ayırt edebilme kapasitesiyle birlikte bir birey olarak kendisi hakkında sağlıklı bilgileri olmalıdır. Yeteneklerinin sınırlarını bilmeli ve bu sınırlar içinde kalarak kendisini gerçekleştirebilmek yeteneğine sahip olmalıdır. Diğer amaçlar kendine güven , tuttuğunu koparıcılık, özgürlük duygusu, spontanite ve self toleransdır.
Görüldüğü gibi bu hedefler çok üst düzeydedir ve birçok vakada elde edilemiyebilir. Bunun birçok nedeni vardır. Başarısızlık için temel nedenlerden birisi kişinin motivasyonunun eksikliğidir. Problemlerinin üzerine eğilme gereksinimi yoktur, hayatla ve kişilerle yetersiz bir uyum yapmaktan doyumludur, veya kendisinin bu amaçları elde edebilmesini sağlıyabilecek olan teknikle çalışmaya karşı isteksizdir. Bir diğer neden de, bireyin ego yapısı o kadar zayıftır ki derindeki problemlerini anlamasına neden olabilecek olan olayların yarattığı anksiyetelere dayanabilecek güçte değildir. Bu problemler onu diğer kişilere bağlayan ve yaşayabilmesine, deneyim sahibi olabilmesine yarayan unsurlardır. Bu durum şizoid, çok bağımlı veya kuzak karakterlerde söz konusudur.Bu kişilerde yakın ilişkiler öyle bir anksiyeteyi eyleme geçirirler ki, bu anksiyete bu kişilerin güçlüklerinin daha yeterli bir çözümü üzerinde çalışacak elverişli gücü kullanabilmelerini olanaksızlaştırır. Üçüncü neden de bireyin nevrozu sayesinde elde etmiş olduğu sekonder kazançlar sıkıntısını bastıracak kadar çok olabilir. Bir dördüncü neden ise tedavinin yanlış yönlendirilmesidir. Bu da terapistin otoriteryen bir yaklaşımla sonuç alabileceğini zannetmesi ve hastayı öylediklerini kabullenmesi için zorlaması, da bazı durumlarda aantajı vardır; özellikle sınırlı bazı amaçların elde edilmesinin söz konusu olduğu kısa süreli psikoterapilerde yarralı olabilir fakat bu durum tam bir iyileşme elde edilmesini bloke edebilir.

Hasta tedaviye her zaman aktif yardım istediği bir problemle gelir, Hasta diğer doktorlarla ilişkilerinde olduğu gibi kendisinin doktora yalnızca problemlerini söylemek mecburiyetinde olduğunu zanneder. Hekim onun bu güçlüklerini ortadan kaldıracaktır ya da ona nasıl iyi olabileceğini söyleyecektir. Bu düşüncede çok büyük bir yanlış anlamanın tohumları yatmaktadır; çünkü terapistten gelen yönlendirmeleri ve telkinleri olduğu gibi kabul etmek hastanın iyileşmesini bloke edebilir. Hekimlerin en çok istedikleri amaç hastayı yalnızca kendi kaynaklarını kullanarak güçlü, yeterli tuttuğunu koparan bir kişi, üretken bir hayata yönelme çabalarından kendi seçimlerini ve kararlarını kendisinin yapabileceği bir noktaya getirmektir. Hasta bu güne kadar bunların hiçbirisini gerçekleştirememiştir. Kendi yetersizlik duygularının bir sonucu olan güçlüklerinin büyük bir çoğunluğu otoriteden aşırı isteklerde bulunmak, bağımlılık ve düşmanca tutumlardır. Eğer terapist tedavi boyunca hastaya sürekli telkinler veriyor ve kendisini bir lider durumunda görerek kendi moral yargılarını hastanın düşüncelerine ve eylemlerine tutmaya çalışıyorsa, bu hastayı çocuklaştıracaktır ve hasta hiçbir zaman kendi değerlerini kendisi formüle eden bir kişi olma yolunda çabalama fırsatını bulamıyacaktır. Kısıtlanma veya destek görme gereksinimlerini güçlendirmeye devam edecektir ve hiçbir zaman otoritenin eğemenliğinden kendisini kurtaramıyacaktır.

Hipnotik seansın kendi geleneksel oluşumu, hastanın terapistin otoriteryen isteklerine uymasını gerektiren bir rol oynar. Bir hasta bir hekime hipnoz için geldiğinde hemen bir pasif rolü benimser. Kendisinin kolayca telkin edilinebilir bir duruma konacağını, yönlendirileceğini ve majik bir gücün kendisini sağlığa veya başarıya götüreceğini farzeder. Kendisine telkinler verileceği ve boyun eğici bir ilişkiye gireceği gerçeğinin kesinliği tedavi edici amacı sınırlar.

Görünüşte hekimlerin çok büyük bir zıtlıklar karşı karşıya oldukları, hipnozun oluşmasının hastayı pasiviteye sürüklediği ve bir çocuk ana-baba ilişkisindekine benzer telkinlerin verildiği söylenecektir. Öyleyse hekimin emredici bir otoriter olduğu hipnozdan hastanın tam bir iyileşme amacını elde etmesi nasıl mümkün olacaktır?

Bu itirazlar geçerlidir ve Dr. Wolberg’in fikrine göre hipnotik tedavi geleneksel bir tarzda sürdürüldüğü sürece hasta ne kendisini otoriteden kurtarabilecek, ne de karakter yapısında büyük bir değişiklik elde edebilecektir. Kişiliğin gelişmesi ve bağımsız, tuttuğunu koparan bir birey olabilme yeteneği hastanın kendi problemleri üzerinde bizzat kendi kaynakları ve güçlükleriyle çalışabildiği bir tedavi yaşantısının elde edilmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle hipnotik seansın oluşturulması artık hastanın kendisini pasif bir duruma koymadığı ve kendisini ruh sağlığına doğru yönlendiren omnipoten hipnotistin telkinlerini beklemediği bir noktaya modifiye edilmelidir. Tam bir kişilik rehabilitasyonun söz konusu olduğu tedavideki kesin amacın elde edilebilmesi, hastanın terapistin yönlendirmelerine ve telkinlerine bağlanabileceği bilgisinin terk edilmesine bağlıdır. Aksi halde tedavide başarısızlıklar kaçınılmaz olacaktır.

Hipnozun geleneksel anlamda kullanılmasının çocuk ebebeyn ilişkisini yeniden canlandırması ve hastanın kişiliğinin gelişmesini engellemesi hem hipnoz oluşturmak için uygulanan teknikleri, hemde hipnoz sırasında uygulanan teknikleri değiştirmeyi zorunlu kılar. Olağan yöntemde hasta hipnozun oluşması sırasında kendisine yöneltilen telkinlere yanıt verir. Gittikçe daha uykulu bir hale gelir ve sonunda bir trans durumuna girer. Daha sonra kendisine yapılan telkinlere hem kendi serbest iradesiyle böyle yapmak istediği için, hem de bu telkinlere direnmede kendisini güçsüz bir kişinin gücü altına koyar ve kendisinden rıza göstermesi beklendiği için buna rıza gösterir.

Hastayı bu beklentiden kurtarmak için hipnoz oluşturma yönteminde yapılacak temel değişiklikler birkaç türlü olabilir. Metodlardan birisi telkinlerin hastanın kendisinin de hipnoz oluşması projesine aktif katıldığını hissetmesini sağlayacak şekilde verilmesidir. El kalkması yöntemi bu hususta en büyük yardımı yapacaktır ve başka türlü olduğunda başarısızlıkla sonlanacak birçok durumda başarıyı sağlıyacaktır. Dahası, hastayı bu konuda kendisinin de aktif katılımı olduğunu farz edebileceği bir yönde hazırlamış olmasıdır. Hasta transa girme tekniğini öğrendikçe bu işi için yönlendirme hastaya transfer edilebilir. Hastaya eğer çok arzu ediyor ise kendisine belirli bir emrin verilmesiyle kendiliğinden transa girebileceği ve bazı testleri kendi çabası ile kendi kendisine telkinler vererek elde edebileceği söylenir. Hasta kendi kendine düş görme, otomatik yazı yazma veya bir emir üzerine kendisine yapılan post hipnotik telkinleri yerine getirme testlerini gerçekleştirebilir. Bunun sonucunda hasta eylemleri kendi kendisine yerine getirme kapasitesi ve kendi problemlerini çözebilerek ego gelişmesini arttırıcı bir etki kazanır ve daha güçlü bir kişiden yardım isteme gereksiniminde olduğu duygularından kendisini kurtarmaya başlar.

Gerçi terapötik seansın bu şekilde oluşturulması tam bir kişilik rehabilitasyonunun amaçlandığı durumlarda tedavide minimum bir başarısızlığa yol açarsa da, bu tür bir tedaviyi başaramıyacak birçok kişinin olduğu da hatırda tutulmalıdır. Problemleri çok fazla, ego yapıları çok zayıf motivasyonları çok yetersiz olanlar vardır ve bunlar kendilerinden karar vermeleri ve kendi kendilerini yönlendirecekleri bir doğrultuda gelişmeleri istendiğinde kırgınlık gösterirler ve tedavi projesine katılmayı reddederler. Bu durumda daha yetersiz, fakat nevrotik karekter yapısı karşısında semptomatik bir rahatlamayı gerçekleştirebilecek türde bir tedaviye geçilerek tam bir iyileştirme amacını terk etmek gerekir.

Bu türdeki bir tedavide amaç aşağı yukarı destekleyicidir. Egoyu, gerçekleştirilemiyen gereksinimleri alabildiğince sağlıyarak, veya hastaya olabildiğince rahat etmesi için nevrotik defansları ile birlikte yaşayabileceği bu duruma getirecek yönlendirmeleri ve telkinleri vererek olabildiğince stabil bir hale getirmektir.

Buna bir örnek bir yakının ölümüne ya da ayrılığına karşı depresyon ve anksiyete ile yanıt veren, bütün hayatı boyunca bağımlılıkların yardımıyla işlev gören immatür personelitedir ve böyle bir kişi tedaviye bir kollaps durumu içinde gelir. Bu koşullarda hipnozu yapan terapist hastanın bugüne kadar bağlanmış bulunduğu bireyin yerine geçen bir otorite rolünü oynadığını farz eder, Hasta ile umutsuzca nevrotik tipte bir ilişkiye girer ve bu ilişkide hastanın gerçekleşmesini istediği gereksinimlerini sağlar. Bu durumda anksiyete, gerilim ve diğer semptomlar yok olmak zorundadır. Semptomatik rahatlamaya karşın, temelde hastanın tedavi öncesindeki aynı nevrotik kişi olduğunu hatırda tutmak önemlidir. Burada hasta yalnızca nevrotik gereksinimlerini doyurduğu yeni bir ilişki içine germiştir. Eğer tedavide amaç semptomların rahatlatılması veya anksiyetenin yok edilmesi ise bu sonucu tedavide başarı olarak kabul edebiliriz. Bununla birlikte kendimizi başarının kalitesi hakkında aldatmamalıyız çünkü burada birey gerçekte temel problemlerini çözmemiştir.

Yalnızca otoriteryen yaklaşıma duyarlı olan bazı bireylerde vardır. Burada otoritatif emirlerle semptomların terk edilmesi, anksiyetenin yok olmaya zorlanması veya yaşama karşı tavırlarının değiştirilmesine ikna ile hipnozun geleneksel kullanımı semptom rahatlatması biçiminde bir başarıya yol açabilir.

Hipnotik seansın aşırı otoriteryen bir biçimde yönetilmesi ile birçok başarıların elde edildiği bildirilmiştir. Burada Dr. Wolberg gene iki hastasını örnek olarak vermektedir. Bunlardan birisi yıllardan beri tedavi edilemeyen histerik afonisi olan bir hastadır ve sürekli olarak konuşmaya zorlandığı birkaç oturumdan sonra birden bire konuşmaya başlamıştır. Aynı hasta beş yıl boyunca bir daha histerik afoni geliştirmemiştir. Diğer vaka ise bir alkolik hastadır ve koşullandırma tedavisi, şok tedavisi ve psikoterapi ile içki içmekten vaz geçmiştir ve hemen hemen iki yıl boyuncada içmeden kalabilmiştir.

Bununla birlikte birçok olguda hastaya semptomlarını terk etmesi konusunda yapılan otoritatif emirler tam bir başarısızlıkla sonlanacaktır. Direk ataklar yerine semptomların aldatmaca yolu ile ortadan kaldırılabileceği bir değişik teknik bazen başarılı olabilir. Burada Dr. Wolberg gene bir hastasını nakletmektedir. Bu hasta hayatını trompet çalarak kazanan bir kişidir ve son zamanlarda ne zaman trampeti ağzına götürse çene kaslarında spazm oluşmaktadır ve bu durumu iki yıldan beri sürmektedir. Kişi evde yemek yerken ağzına bir çatal kaşığı götürdüğü zaman da çene kentlenmesi gene ortaya çıkamaktadır. Hastanın semptomunun sembolik doğası aşikar görünmektedir. Fakat hastanın bu konuda, kesinlikle bir iç görüsü yoktur ve ne anlamı konusunda bir şey bilmektedir ne de doğasının doktor tarafından görülmesini istemektedir. Roschach Testi rijit karakterolojik defanslar ile aşırı bir şekilde kısıtlanmış bir kişilik ve manifest ego zayıflığını işaret etmiştir. Hasta üç hafta içinde tedavi olmayı arzu etmektedir. Çünkü bir yerde çalışmak için bir kontrat yapmıştır ve hayatını kazanabilmesi için çalışması zorunludur.

Derin hipnoz altında hastanın trompetini çalması konusunda yapılan girişim boşta kalmıştır ve bunun üzerine Dr. Wolberg hastaya ne zaman trompetini çalacak olur ise çene kaslarının spazmı yerine sol ayağında bir spazm olacağını telkin etmiştir. Amaç spazmı sembolik değerleri ile birlikte daha az kapasitesi olan bir vücut bölümüne transfer etmektir. Bu aldatmadan sonra hasta trompetini çalabilmiştir ve trompetini çalarken de uyanmıştır. Hasta uyanır uyanmaz sandelyeden sevinç içinde fırlamış fakat sol ayağında bir kramp olduğunu görmüştür. Bununla birlikte konuşmaya başladıktan sonra kramp kaybolmuştur. Hasta coşkulu bir şekilde trompetini ağzına götürmüştür fakat bu sırada sol bacağında gene bir kramp olmuştur. Krampın canını sıktığını söylemiş fakat kendisini çalmaktan ala koymadığınada sevinmiştir. Hasta orada kaldığı süre içinde bu koşulla refleks güçlendirilmiştir ve daha sonra da hasta çalışmasını bu şekilde sürdürmüştür.

Yetersiz motivasyonu veya şüphesi ego gücü olan birey – lerden tam bir kişilik rehabilitasyonu amacını elde etmesi beklenemez. Burada hastanın mevcut kaynaklarının tam kapasite ile kullanımı sağlanarak hastanın mevcut olan nevrozuna uyum yapması ve hastalığa yatkınlıkların en az düzeye indirilmesi beklenilebilecek herşeydir. Hipnoz zayıf olan egonun mevcut basınç ile baş etmede yürüklendirilmesinde yardımcı olabilir. Bununla birlikte hastalıkta yinelenmeler beklenmelidir çünkü hasta bu tip bir tedavi yardımıyla yaşamın stressleri ile matür ve realistik bir biçimde baş etmesine izin verecek boyutta bir yeterliliği elde etmemiştir. İşte bu nedenle semptomları yok etme veya bireyin tavırlarını değiştirmeye iknada aracı olarak kullanılan hipnoterapi yalnızca geçici başarı sağlamaya mahkumdur. Hipnotist otoriteryen gücü ile kendisini otomatik olarak etkisi altına alan hipnoza tümden güvendiği sürece kendisinin tedavi edici etkinliği hocaların sağladığı tedaviden daha uzun süreli olmayacaktır.

Semptomların doğrudan ya da aldatmaca yolu ile ortadan kaldırılması o semptomun önemi anlaşılmadıkça ve telafi edici bazı olanaklar sağlanmadıkça genellikle tavsiye edilmez. Elimizde semptomun ortadan kaldırılmasından başka kullanabileceğimiz bir tedavinin olmadığı durumlarda, hastaya o semptomu ile sembolik olarak benzer önemi olan ve kendisini kaldırılacak olan semptomdan daha az enkapsite edecek olan bir miktar telafi edici bir diğer semptom verilmesidir. Örneğin bir hastada bir kol paralizisi ortaya çıkmışsa ve bu paralizi ebeveynlerine karşı düşmanca tavırları olan ve kendisini onları öldürme impulslarından alıkoymak amacı ile enkapasite hale getirmiş olan bir hastada paraliziyi artadan kaldırma girişimleri çok yoğun bir anlaşılmışsa hastaya tüm konunun yerine bir küçük parmağının paralize olması telkin edilerek ve bu aldatmaca hastaya kabul ettirilerek anksiyete belki önlenebilir. Dr.Wolberg otoritatif telkinlerle semptomunun ortadan kaldırılması sonucu yoğun anksiyete durumlarına girmiş birçok hasta ve bir keresindede psikotik duruma girmiş ve hastası olduğunu bildirmektedir.

Bu sınırlarına karşın telkin edici hipnozun tedavi edici sahada bir yeri vardır. Her zaman amacın kısmi olduğunu kabul etmek ve hastanın kapasitelerinin tümü ile işlev görmesini beklemek temeldir. Yapılması gereken şey hastanın uygun motivasyonlar elde etmesinde olası bütün girişimleri yaparak rehberlik etmek daha akılcı bir tedaviyi kabul edebilmesi için egosunu daha stabil bir duruma yükseltmektir.

Hipnozun yan etkileri

Tıbbi denetim altında uygun kullanıldığı takdirde hipnoterapinin çok az kontrendikasyonları ve zararlı yan etkileri vardır. Karşılaşılan kişilerle, arasındaki ilişkilerde hiçbir zararlı etki ve bozukluk yoktur.

Psikiatristler prepsikotik ve psikotik hastalarda hipnozu denerler. Bu bir kısım psikiatrisler için oldukça heyecan vericidir. Hipnoterapi ile hızlanan bir psikozun gerçek bir sebebinin olmadığı bildirilmiştir.

Bu istisnaların dışında hipnotizmayı arzu eden hastalarda, hipnotizmanın hiçbir zorluk yaratmayacağından eminim. Hipnozla ilgili uygunsuz sonuçlar matematiksel olarak rutin yapılan cerrahi girişimler sırasındaki mental kondüsyonun canlılığındaki tetik mekanizmasından daha önemsizdir. Operasyonda karar verilen faktörler hazırdır ve yalnız uygun bir açıklama gereklidir. Dr. Erıchson “Çeşitli zamanlarda, yüzlerce konuda yapılan hipnotizmalarda, şahsî yapılan deneylerin hiçbirinde hipnozun zararlı etkisinin gözlenmediğini” bildirmiştir.

Radyoterapi gibi hipnozun da tehlikesi kullanımında değil, suistimal edilmesindedir.

Hiçbir doktor, her durum için ve her hastada hipnozu tavsiye etmemelidir. Hipnoz dikkatle seçilen durumlarda diğer tedavilerden daha etkili olduğu yerlerde kullanılır. Sağlam kliniksel hüküm koyulan vakalarda uygulanmalıdır.

Hipnozun bazı şekilleri hala anlaşılmadığından geri kalan ve açıklanmayan tek alan değildir. Psikodinamikde oryantasyon, hipnoterapinin başarılı olması için sabit olan bir unsurdur. Ve hipnoz bireye özgü değilse kötü muamele görebilir.

KENDİ KENDİNİ HİPNOZ (OTO HİPNOZ)

KENDİ KENDİNİ HİPNOZ (OTO HİPNOZ)

Bir kişinin kendi kendini hipnoz edemiyeceğine dair eski bir inanç vardır ve bu hipnoanaliz için de geçerlidir. Hipnoanaliz gıdıklama veya gıcıklanmaya benzer. Kişinin kendi kendini hipnoanaliz etmesi oldukça zordur. Yine de rahatlama, anestezi ve sınırlı diğer durumlar için self hipnoz uygulanabilir ve de sürekli durumlar için de self hipnozu tavsiye etmeyi düşünebilirsiniz. En etkili olacak olanı, hasta tamamen kendinde olmaya yakın olmalı ve hasta genel hipnoz hakkında adamakıllı bilgi sahibi olmalı. Eğer hasta transta iken telkinler verilirse, self hipnozu öğrenme daha kolay olacaktır. Hastanın düzenli seansları esnasında yararlı olana paralel bir metod seçimi yapılacaktır. Sizin tavsiye ettiğiniz önerilerin takviyesi için hasta self hipnozu kullanabilir.

Bir hipnotik transda telkinle hastaya “Sen benim seninle olduğumu ve sana yaptığım gibi sana hipnoz için verdiğim önerileri düşünerek kendi kendini hipnotize edeceksin. Sana vermiş olduğum ve senin kendi kendine verebileceğin aynı uyanma telkinlerini verebileceksin ki self hipnozdan uyanmama korkusuna sahip olmana gerek kalmasın. İlave olarak sizin otomatikman uyanabilmeniz için biri sizin yanınızda olmalı ya da başka bir kişi hipnotik durum esnasında size gereklidir.”

Self hipnozu başarmak için kullanılan daha az yaygın yollar veya metodlar vardır. Bunlar, kasetçalar ile hastayı hipnotize ederek tedavi etmek, tedavi edici öneriler veya telkinler ve kendi yönteminizle uyanmak gibi çeşitli metodları içerisine alır. Hipnoz sonrasında hasta kaset çalacak ve daha sonraki hayali durumlarda hasta kendi kendine hipnotik duruma girebilecektir. Yazılı telkinlerle ve aynı yolun uygulanmasıyla bu başarılmıştır.

Aşağıdaki örnek Cinsel Problemlerde Hipnoterapi adlı kitabımızdan alınmıştır.

A. TEMEL OTOHİPNOZ

Cinsel Problemlerde Hipnoterapi’de birinci basamak, temel self-hipnozun öğrenilmesidir. Temel self-hipnozu iyice öğrenmenizden sonra, onu kendi spesifik cinsel ihtiyaçlarınıza nasıl adapte edeceğinizi bölüm altı ve yedide göreceksiniz.
Temel otohipnoz beş fazdan oluşur:

1. Doğal ritmik solunum.

2. Bilimsel vücut gevşemesi.

3. Olumlu hayal kurma.

4. Oto-telkin.

5. ‘Reentry’ (Geri Dönüş)

B. DOĞAL RİTMİK SOLUNUM

Doğal ritmik solunum, vücudunuzu kendi solunum ritmini bulmaya bırakmanızı mümkün kılar. Derin derin nefes almak için, kendinizi zorlamanıza gerek yoktur. Sadece, kendinizi uyuyan bir bebeğin rahatlığı ve sükunetiyle nefes almaya bırakın.

Fizyolojik olarak, doğal ritmik solunumun, vücudun gevşemiş bir durumda kalmasına yardım ederek, sempatik sinir sistemi fonksiyonu azaltma eğilimi vardır. Sinir sisteminizin sempatik bölümü, vücudunuzun kendi normal kapasitesinin üstünde zorlanmasından sorumludur. Stress veya tehlike zamanlarında, tehlikeyi karşılaması gereken bütün organlar aktive edilir. Sempatik sistem kalp hızını artırır, her vuruşta daha fazla kan pompalanmasına sebep olur. Göz pupillerinizi genişletir, görme duyarlılığınızı artırır. İlave adrenalin yapılır ve bu da, karaciğerinizi daha fazla glikoz üretmesi için uyarır. Stresi karşılamak için ihtiyaç duyulmayan organlara (mide gibi) giden kan azaltılır. Buna, tehlikeye cevap olarak, vücudun savaşması veya kaçması denir, çünkü, vücut tehlikeyle yüzyüze gelme veya ondan kaçma yoluyla hayatta kalmanın yolunu arar. Bu savaşma veya kaçma durumunda kalma, vücudun yıpranmasına ve hırpalanmasına yol açar. Doğal ritmik solunum, vücudunuzu rahatlatmaya yardım etmek ve normal fonksiyonuna geri döndürmek için bir yoldur.

Sürekli ve düzenli solunum yoluyla, sempatik sinir sisteminin rahatlatılması, psikolojik faydalar da sağlar. Rahatlık hissini artırır, sinirliliği yatıştırır, düşünce mekaniğinde rahatlama yapar ve iyilik hissini uyandırır. Basitçe doğal ritmik solunum, parasempatik sinir sistemini aktive ederek bütün vücudun stresten uzak fonksiyonunu sağlar.

Bu solunum tipinin faydalarını, modern bilim adamları gibi, eski yoga filozofları da biliyorlardı. Doğal ritmik solunum, fiziki aktiviteden uzaklaşmanıza izin verir, böylece zihni hipnotik tecrübe için hazırlar.
C. BİLİMSEL VÜCUT GEVŞEMESİ

‘Relaksasyon Cevabı’ adlı eserinde Dr. Herbert Benson, basit gevşeme (iskelet kası gerginliğinde azalma) ile, relaksasyon cevabı (sempatik sinir sistemi aktivitesinde azalma) arasındaki farkı belirtmektedir. Bilimsel vücut gevşemesi her ikisini de kapsar. Doğal solunum yoluyla, eş zamanlı olarak, kas gerginliğini azaltmaya ve sempatik sinir sistemi akitivitesini yavaşlatmaya çalışır. “Bilimsel” adını alır, çünkü, eksternal işaretleri gözleyerek ve ölçerek, vücudun ne zaman gevşediğini tespit etmek mümkündür. Bu eksternal belirtiler, yavaşlamış bir solunum hızı, yüz kaslarının gevşemesi, letarjik bir vücut postürü ve bilekten hafifçe kaldırıldığı zaman, elde ve parmaklarda balmumu yumuşaklığıdır. Bu durumu, bir içecek alma, televizyon seyretme veya sigara içme gibi yalancı gevşeme adı verilen daha sun’i vasıtalardan ayırt etmek için de ‘bilimsel gevşeme’ ismi verilmiştir.

Deneysel çalışmalar, bilimsel vücut gevşemesinin değişik yollarla sağlanabileceğini göstermiştir. Harvard Üniversitesinde bir fizyolog olan ve gevşemenin hastalığı önleyebileceği şeklindeki inancı sebebiyle bu yüzyılın başlarında relaksasyon üzerine araştırma yapan Edmund Jacobson, rezidüel gerginliğin (hissedemediğimiz kas gerginliği) sıklıkla hastalığın başlatıcısı olduğu sonucuna vardı. Sadece bir kası germe düşüncesiyle bile, kasla elektriksel reaksiyonun başlayacağını keşfetti. Daha sonra, Jacobson, bir kası gevşetme düşüncesinin bilimsel relaksasyon yapabileceği sonucuna vardı. Bilimsel relaksasyonu meydana getirmek için bir teknik olarak progressif relaksasyonu teklif etti. Ancak, onun metodu o kadar karmaşıktı ve o kadar çok pratik yapmayı gerektiriyordu ki, asla popüler olamadı.

Yıllar boyunca, bilimsel vücut relaksasyonunu sağlamak için, başka metodlar geliştirildi. 1920’lerde, Almanya’da otojenik eğitim tasarlandı ve psikiatrist J.H. Schultz tarafında geliştirildi. Vizüel imajı kas gevşemesiyle kombine etmesine rağmen bu metod çok uzundu ve zaman tüketiciydi. Bilimsel vücut gevşemesini temin etmek için meditasyon da kullanılmıştır. Biofeedback, relaksasyon sağlamak için, vücut-zihin iletişimini kullanmanın daha modern ve ileri bir metodudur.

Bilimsel vücut gevşemesini sağlamak için, temel self-hipnozun 4 fazında basit bir teknik teklif edilmektedir. Bu tekniğin avantajları çoktur. Bir kere öğrenilince, mevcut alternatif metodları kullanarak kısaltılabilir. Herhangi bir yerde yapılabilir ve özel bir ekipman gerektirmez. Bu relaksasyon durumunu sağlayınca, zihninizi berraklaştırabilecek ve onu kendi telkinlerinize açık hale getirebileceksiniz.

D. OLUMLU HAYAL KURMA

Aklınızın kontrolü elinizdedir. Onu kullanarak, analiz ve değerlendirme yapabilirsiniz, olaylara objektif gözle bakabilirsiniz. Tecrübe edebilir, yeniden yaşayabilir, kafanızda canlandırabilirsiniz. Birincisi, mantık ve fikir yoluyla gerçekçi düşünmedir. Sonuncu, hayal gücünü ve deneysel düşünceyi kullanarak hayal kurmadır. Cinsel Problemlerde Hipnoterapi’nin en önemli noktası olan olumlu hayal kurma, hayal gücünün, olumlu zihinsel tabloları yaratmak için esnek biçimde kullanılmasıdır. Olumlu hayal kurma gerçekleştiği zaman, zihni ve vücudu tam olarak etkiler. Uygun olarak gerçekleştirilirse böyle hayaller, bütün hislerinizi etkileyecek kadar canlı ve gerçektirler. Zihninizdeki imajları koklayabilir, işitebilir, tadına bakabilir ve hissedebilirsiniz.

Bu nasıl başarılır? Birinci basamak vücudun tam olarak gevşemesini temin etmektir, öyle ki zihin böyle hayalleri kurmak için serbest kalacaktır. Temel self-hipnozun doğal ritmik solunum ve bilimsel vücut gevşemesi fazlarından geçmenizin sebebi budur. Kalifornia Büyük Tıp Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Kroger ve Dr. Fezler’e göre, daha sonra duyusal hatırlama yoluyla canlı olarak hayal kurabilir. Dr. Kroger ve Dr. Fezler bir kere yaşamış bir duygunun, her zaman hatırlanacağını ve hissedildiği zamanı hatırlama yoluyla, o duygunun yeniden yaşanabileceğini iddia ediyorlar. Farzedin ki kendinizin plajda dinlenirken hayal ediyorsunuz. Kafanızda tuzun kokusunu canlandırabilirsiniz. Bunu, kendikendinize ‘Tuz kokusu duyuyorum’ diye tekrarlayarak değil, fakat kokuyu duyduğunuz anı yeniden yaşayarak yapabilirsiniz.

Dr. Barbara Hariton’un öncü çalışması gibi birçok çalışmalar, olumlu hayal kurmanın, cinsel zevkin temel bir parçası olduğunu göstermiştir. Çünkü, olumlu hayal kurma, aşktan uzaklaşmaya yol açan olumsuz yaklaşımları etkisiz hale getirir ve zihni daha çok cinsel zevk verecek olan ototelkine açar. Cinsel Problemlerde Hipnoterapi cinsel zevki artırmak için olumlu hayal kurmayı öğrenmenizi sağlayacaktır.

E. OTOTELKİN

Hipnoz altındaki oto telkinler, hayatınızda, tutum alma, düşünme, hissetme veya cevap verme yolunuzu değiştirmeye yöneliktir. Dr. Kroger ve Dr. Fezler oto-telkinlerin 3 kural tarafından yönetildiğini ifade etmektedirler.

1. Konsantre Dikkat Kuralı:

Kabul edilebilir bir zihinsel imaj üzerinde aşırı konsontrasyon sıklıkla imajın gerçekleşmesine yol açar. Fakat, bu durum, sadece, ferdin imajı estetik ve ahlaki yönlerden kabul edilebilir bulması halinde husule gelebilir. Bütünüyle zihinsel bir telkinin etkisi olmayacaktır. Yani, ejekulasyon problemleri olan bir adam, sadece, kendi kendisine basitçe, “Ejekulasyon refleksimi kontrol edebilirim” diyerek ilerleme sağlayamaz. Bunun yerine, kendisini her ayrıntısından zevk aldığı ve kendiliğinden ejekulasyonunu kontrol ettiği bir cinsel sahnede canlı olarak hayal etmelidir.

2. Ters Etkiler Kuralı:

Sadece daha fazla çaba gösterdiğinizde hatırlamak daha güç olur. Örneğin bir ismi veya anahtarlarınızı koyduğunuz yeri hatırlamayı denediğinizi düşünün. Hatırlamanın en etkili yolunun, hafızanızdaki şartlara, sahnelere ve yerlere giderek bütünüyle hayati hatırlama olduğunu belki de biliyorsunuzdur.

3. Baskın Etki Kuralı:

Kuvvetli bir his, zayıf bir hissin yerini alır. Bu yüzden olumlu hisleri kuvvetlendirmek gerekir. Bu, Cinsel Problemlerde Hipnoterapi programındaki olumlu oto-telkinlerin önemini vurgulamaktadır. Olumlu oto-telkinler kafanızdan olumsuz düşünceleri atmanıza yardım eder. Pekçok kimse, cinsel zevki azaltan olumsuz cinsel düşüncelere sahip oldruğundan, maksimum cinsel zevk almak istiyorlarsa, olumlu oto-telkinleri kullanarak bu düşünceleri atmaları kendileri için önemlidir.

F. GERİ DÖNÜŞ

Geri Dönüş, zihnin, hipnozik durumdan gerçeğe dönmesidir. Geri dönüş, zihniniz karışmadan tedrici olarak ve sakin bir şekilde her zamanki dünyaya geri dönmenize izin verir. Geri dönüş yoluyla, hipnotik durumdan sakin, dinlenmiş ve rahatlamış olarak çıkacaksınız.

Artık, temel self-hipnozun beş fazı arasındaki ilişkiyi anlıyorsunuz. Temel otohipnoz için hazırlanmaya başlayabilirsiniz.

G. TEMEL SELF-HİPNOZ İÇİN HAZIRLIK

Önce hipnoz hakkında genel bir fikir edinmek için, aşağıdaki temel otohipnoz senaryosunu baştanbaşa okuyun. Self-hipnozu öğrenmeniz için ideal yol, senaryoyu bir teybe okumak veya tanıdığınız birinden bunu yapmasını istemektir. Yavaş yavaş okurken yumuşak yatıştırıcı bir ses kullanmalısınız. Bir kere teybe kaydettikten sonra, arzu ettiğiniz zaman geri alabilir ve çalışabilirsiniz. Senaryoyu uygulamaya öylesine alışacaksınız ki, artık teybe ihtiyacınız kalmayacak. Şayet senaryoyu teybe kaydetmek mümkün değilse, onu ve muhtevasını zihninizde canlandıracak kadar çok okumalısınız.

Temel otohipnoz senaryosuyla rahatladığınız zaman, self hipnoza uygun, en önemlisi trafik, telefon ve konuşma gibi dış gürültülerden uzak bir çevre bulun. Işıklar loş olmalı, giysileriniz gevşek ve rahat olmalıdır. Sizi en az rahatsız eden ve en fazla rahatlatan bir çevre bulmayı deneyebilirsiniz.

Rahat bir sandalyeye oturun. Yatmaktan ziyade, oturmanız gerekir. Çünkü, bu yeni usulü öğrenmek için yeterince uyanık bulunmalısınız. Bilimsel vücut gevşemesini sağlamak için yatarsanız uyuyabilirsiniz. Yatmaktan ziyade oturma yoluyla, kendi kendinize hipnozun aktif bir işlem olduğu mesajını verirsiniz. Bu durum size, kontrol altında olduğunuz ve kendi hayatınızı iyileştirmek için birşeyler yaptığınız hissini verir. Self-hipnozdaki ustalığınız arttıkça, böyle ayrıntılı hazırlıklara gerek duymayacaksınız.

H. PRATİK YAPMA PROGRAMI

Bu eksersizin faydalı etkileri sizi şaşırtacaktır. Ancak, başlangıçta işe yaramadığı görülürse, cesaretiniz kırılmasın. Otohipnoz, pratik yapmayı ve hastanın iyice öğrenmesini gerektiren bir ustalıktır. Eksersizi sürdürün, çok geçmeden bu tecrübeden size fayda ve zevk sağlayacak başarılar elde edeceksiniz.

Yeni bir mahareti öğrenmek için herkesin farklı miktarda zamana ihtiyacı olduğundan, bu mahareti ne zaman iyice öğrendiğinize kendiniz karar vereceksiniz. Bu işlem size yürümek kadar doğal gelene dek, günde yaklaşık yarım saat temel otohipnoz pratiği yapmalısınız. Bu mahareti rahatça gösterebildiğinizi hissettiğiniz zaman, bölüm altıdan ona kadar ayrıntılı olarak verilen cinsel problemlerde hipnoterapi’nin, sonraki kısımlarına geçmek için hazır olacaksınız.

1. TEMEL OTOHİPNOZ SENARYOSU

Not: Aşağıdaki bölümde her üç periyodda talimatı gördüğünüz zaman kısa bir süre durun.

a- Faz I – Doğal Ritmik Solunum

Gözlerinizi kapatın ve vücudunuzu soluk almaya bırakın… Dikkatinizi vücudunuzun doğal solunum ritmi üzerinde toplayın… Sadece soluk alıp vermeniz üzerinde konsantre olun, bütün diğer düşünceleri uzaklaştırın… Aklınıza rahatsız edici düşünceler gelecektir, fakat bırakın onları açık pencereden geçen rüzgar gibi zihninizden gitsinler… Her nefes alışta daha çok ve daha çok gevşediğinizi hissedin… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… İşte böyle… Şimdi, her nefes alışta vücudunuzun rahat, sakin ve gevşemiş olduğunu, ve gerginlikten uzak olduğunuzu hayal edin… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Nefes alın… Verin… Alın… Bir dakika veya daha fazla süreyle böyle nefes alıp vermeye devam edin…
(Kısa bir süre durun.)

b- Faz II-Bilimsel Vücut Gevşemesi

Şimdi, kaslarınızı gevşetmeye başlayın… Sağ ayak kaslarınızın gevşemesine izin verin… Her nefes alışta ayağınızın serbest, rahat ve gevşek olduğunu hissediyorsunuz… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Gevşekliğin sağ baldırınıza yayılmasına izin verin… Sağ baldırınız ısınıyor, ağırlaşıyor ve gevşiyor… Nefes alın… Verin… Sıcaklık sağ uyluğunuza yayılıyor… Sağ bacağınız bütünüyle gevşemiş durumda… İyilik ve sıcaklık hissini sağ bacağınızda toplayın… Gevşek biçimde nefes alın… Gerginlikten uzak nefes alın… Şimdi sol ayağınızı gevşetin… Rahatlık veren gevşemenin sol ayağınıza yerleştiğini hissedin… Nefes alın… Verin… Alın… Verin… Gevşemenin sol baldırınıza yayılmasına izin verin… İşte böyle… Nefes alın… Verin…. Gevşemenin sol uyluğunuza yayılmasına izin verin. Sol bacağınız bütünüyle gevşemiş, ısınmış ve ağırlaşmış durumda… Gevşeme hissini bacaklarınızda toplayın… Bacaklarınızın serbest ve gevşemiş olduğunu hissediyorsunuz… Bir süre bacaklarınızdaki gevşeme hissinin zevkini tadın…
(Kısa bir süre durun.)