“DİRENCİN ÜSTESİNDEN GELMEK”

(Overcoming Resistance)

ALBERT ELLİS

Direnci Kırmada Rasyonel Emotif Davranış Yaklaşımına İlişkin Güncelleme

Direnci Kırma (Overcoming Resistance) konusunda on yedi yılı aşkın bir süre önce yazdığım ilk yazıdan beri, psikoterapi alanında hatırı sayılır bir “gelişme” oldu. Gelişme kelimesini tırnak içerisine aldım, çünkü daha sonra da değineceğim gibi bu alandaki yeni bulguların çoğu ve geliştirilmiş olan yeni teknikler genellikle yıllar ve hatta yüzyıllar önce başlatılmış olan eski konulara ilişkin değişiklikler niteliğinde. Yeni yöntemlerin birçoğunda bazen birçok kişiyle birlikte çalışmış olsalar da kuşkulu yönler bulunuyor ve bunlar birçok açıdan fayda yerine zarar getirebiliyor. Yani “gelişme”nin kendi sınırlamaları var! Burada, kısaca bu kitabın ilk baskısının yayınlandığı 1985 yılından bu yana psikoterapide yaşanan önemli değişikliklerden söz edeceğim.

 

MODERNİZMİN YÜKSELİŞİ

Post-modern felsefe, yirminci yüzyılın ilk yarısında ve daha çok birçok düşünürün modernizmin katılığına karşı başkaldırısının bir sonucu olarak ön plana çıktı. Modernizm “gerçekçi” veya “tarafsız” bir bakış açısını destekliyor ve altında yatan “gerçeği” tam olarak göremememize rağmen onun kesinlikle orada olduğu konusunda ısrarlı. Immanuel Kant onun algılanmasının sınırlı olduğunu, ancak onun orada hala var olduğunu gösterdi. Bu gerçek değil, sadece bizim bu konudaki, kuşkulu yaklaşmamız gereken, sınırlı ve önyargılı algılamamız. Dolayısıyla, o gerçekten varsa, biz gerçekten ve tam olarak onun ne olduğunu söyleyemiyor; ancak yine de günlük hayatta ve bilimsel hayatta onunla yaşayabiliyor ve onunla aramızda kurduğumuz köprünün yıkılmadığına ve bizi öldürmediğine makul ölçüler içerisinde emin olabiliyoruz.

Yirminci yüzyılın ortalarına doğru, psikologlar ve diğer bilim adamları daha çok mantıksal pozitivistlerdi ve bunlar objektif olarak neyin “gerçek” olduğunu keşfetmeye çalıştılar. Sonra, Karl Popper ve diğer bilim filozofları, Kant ile birlikte, mutlak gerçeğe veya gerçekliğe ulaşılamayacağının farkına vardılar; çünkü bir hipotez, ne kadar sağlam olursa olsun, her zaman gelecekteki bulgularla değişebiliyor ve kesinlikle gerçek olmasının zor olduğu ortaya konuyordu. Bu nedenle, Popper modernist bilimi değiştirdi ve deneyimimize göre bir hipotezin çürütülmesinin onu gerçeklemeye çalışmaktan daha değerli olduğunu gösterdi. Hatalı olduğunu göstererek, onun herkes tarafından yaygın bir biçimde desteklenmesinden daha fazla pratik bilgi edindik. Bu, Popper ve Michael Mahoney’i izlemeye başladığım zaman yayınladığım Direnci Kırma‘nın ilk baskısında edindiğim bakış açısıydı.

  1. Bretano, EdmundHusserl, Martin Heidigger ve diğer filozoflar tarafından ortaya konan ve KennethGergen ile birçok düşünür tarafından zorlamayla psikolojiye de getirilen post-modern felsefe bunun ötesine geçti; ve, modernist bilimin zorunlu olarak mutlakçı ve sınırlı olduğunu ve sosyal oluşturmacılığın(konstrüktivizmin) çeşitli türlerinin, biraz tuhaf da olsa, daha “gerçekçi” olduğunu öne sürdü.

İnsanların “gördüğü” her şey, onların kendi sınırlı algı ve kavram penceresinden görülür ve bu nedenle de hiçbir evrensel veya bilimsel “gerçek” yoktur.

Bu post-modern bakış açısına kısmen katıldım ve Psikoterapide Akıl ve Duygu adlı kitabımın revize baskısında (Ellis, 1994) bir kısmının altına imzamı koydum. Sonuç olarak, işaret ettiğim gibi, RasyonelEmotif Davranış Terapisi (REBT) mutlakçı düşünceye ve koşulsuz gerekliliklerin kullanılmasına karşıdır. Post-modernistler bu bakış açısına uyarlar ve mutlakçı “gerçekleri” reddederler. Bu nedenle, REBT kısmen post-moderndir. 1997 yılında, Mental Health Counseling (Ellis, 1997) (Akıl Sağlığı Danışmanlığı) Dergisinde,REBT’nin post-modernist düşüncenin erdemlerinden bir kısmını açık bir biçimde aktif-direktif ve muhtemelen daha etkin olan terapi yöntemleriyle benzersiz bir biçimde bir araya getirdiğini gösteren bir makale yayınladım.

Post-modernizmin kendisi, Gergen’in ve onun takipçilerinin radikal görüşlerinden diğer düşünürlerin daha ılımlı görüşlerine kadar oldukça geniş bir düşünce alanını kapsamaktadır. Aralarında özellikle kolaylıklamutlakçı ve bu nedenle de kendi ana temeliyle tutarsız olabildiğini göstermiş olan B. S. Held (1995)’in de yer aldığı birçok filozof tarafından eleştirilmiştir. Genellikle bu eleştirileri izliyorum ve hala “gerçeklik” dediğimiz şeyin bir şekilde var olduğuna inanıyorum, ancak yine de Kant’ın çok gençken Critique of PureReason (Saf Aklın Eleştirisi) kitabını ilk kez okuduğum günlerden bu yana, hiçbir şekilde onu tamamen bilemeyeceğimizi söylüyorum. Sonuç olarak, Direnci Kırma‘nın bu baskısında, ümit ediyorum ki, psikoterapistlerin modernizmden nasıl yararlanabileceklerinin ve etkin terapiyi nasıl yapabileceklerinin hala büyük oranda bilimsel yönteme bağlı olduğunu göstereceğim.

2 Direnci Kırma

 

PSİKOTERAPİDE ÖYKÜNÜN KULLANILMASI

REBT de dahil, öyküsel teknikler psikoterapide her zaman kullanılmıştır. Dili yaratma ve kullanma eğilimleri bulunan insanlarda, duygularını ve davranışlarını yüksek düzeyde etkileyen öz ifadelerini ortaya koymanın yanı sıra, kendi ifadelerini öykülerle bezeme yönünde doğal ve içsel bir eğilim bulunduğu anlaşılmaktadır. Bunlar, kendi edebiyatlarının binlerce yıldır gösterdiği gibi, öykücü olarak doğmuş ve büyümüşlerdir. Örneğin İncil, diğer kutsal kitaplar ve anlatılarda olduğu gibi, muhtemelen mükemmel öykü anlatımı bakımından etkileyici olmuştur.

Bu nedenle, REBT’nin birçok bilişsel-duygusal tekniklerinden biri de, rahatsız eden insanların nasıl davrandıklarını ve daha etkin bir biçimde nasıl düşünebildiklerini, hissedebildiklerini ve davranabildiklerini açıklamada, her zaman öykülerin, masalların, alegorilerin ve metaforların kullanımı olmuştur. Belki deREBT’nin kendi kendini ifadelere vurgusundan etkilendiği için, Michael White yararlı ve aynı zamanda rahatsız edici öyküler yazmada insanların öykü anlatmaya yoğunlaşmalarının ve kendi yapılandırıcı (konstrüktivist) eğilimlerinin altını çizmiştir. White ve yardımcısının bulgularında 1980’lerin ortalarından beri, psikoterapi üzerine güçlü bir etki bulunmaktadır (White ve Epston, 1990). Bazı yollarla, kendi kendilerine yardımcı olan öykülere kendi kendilerini engelleyici öyküleri katmak, insanlarını ürkütücülüklerinin üstesinden gelme konusunda, REBT’nin onlara kendi kendilerini sabote edici ifadeler yerine rasyonel ve üstesinden gelici öz ifadeleri kullanmalarında yardımının başka bir biçimi olmuştur.

Rasyonel üstesinden gelici ifadeler genellikle açık felsefelerdir—örneğin, “Kesinlikle önemli olan insanlar tarafından onaylanmam gerekmiyor, ancak bu gerçekleşirse çok iyi olur. Öyleyse, daha fazla onay almayı nasıl sağlayacağıma bakayım”. Bu nedenle, insanlar sıklıkla fiili ve potansiyel duygusal ve davranışsal bozukluklarla fazla çelişkiye düşebilir.

Kendi kendilerini rahatsız eden Akıldışı (İrrasyonel) İnançları Akılcı (Rasyonel) olanlarla değiştirdikleri zaman, kendi kendilerine yardımcı öyküler yaratmada genellikle daha verimli olurlar. Ancak, bu doğru olsa bile, bazı müşteriler ve özellikle de direnen bireyler, öz ifade biçimlerinden çok kendi kendilerine yardımcı olacak öykü biçimlerini kullanma eğilimi gösterirler. Daha fazla insan için çoğu zaman daha etkin olan şey muhtemelen deneysel olarak test edilebilir. Ancak, aynı zamanda, anlatı (öykü) terapisi kitapta da göstereceğim gibi bazı insanlar için bazen yararlı olabilir.

There are no comments yet.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked (*).

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>