Daniel N. STERN

HİSLER DÜNYASI: JOEY ALTI HAFTALIK

Joey’nin en erken dünyasına adım atın ve gerçekten hiçbir zaman neyi unutmadığınızı hatırlayın. Gördüğünüz, dokunduğunuz, duyduğunuz hiç birşeyin bir ismi olmadığını ve çok az bir anının bunlarla ilintili olduğunu hayal edin. Joey objeleri ve olayları temel olarak bunların onda uyandırdığı hislerle ve bunların ona sunduğu eylem olanakları ile deneyimler. Onları kendi içinde obje olarak deneyimlemez. Ebeveynleri onu “canım” diye çağırdıklarında canımın bir kelime olduğunu ve ona yöneltildiğini bilmez.  Hatta özel olarak bunun bir dokunuştan veya ışıktan farklı bir ses olduğunu fark etmez. Fakat bu sesin ona doğru nasıl aktığıyla dikkatle ilgilenir. Bu kelimenin süzülüşünü, pürüzsüzlüğünü ve onu yatıştırdığını veya onun sürtünüşünü, karışıklığını ve onu daha fazla uyararak hareketlendirdiğini hisseder. Her deneyim böyledir, kendi özel hissiyat tonu vardır. Bu bebeklerde olduğu gibi yetişkinlerde de vardır. Fakat biz buna daha az dikkat ederiz. Varlığımızla ilgili hissimiz buna odaklanmaz ama Joey’nin ki buna odaklanır.

Şimdi, havanın tek araç olduğunu var sayalım. Bütün sandalyelerin, duvarların, ışığın ve insanların hava coğrafyasını oluşturduğunu var sayalım. Gündüz veya gecenin özel bir anının, biricik ruh durumunun ve gücünün kendi rüzgar, ışık ve ısı birleşiminden türediğini var sayalım. Ve son olarak, bu havanın dışında durup onu izleyen bir senin olmadığını var sayalım. Siz hava coğrafyasının bir parçasısınız. Hakim olan ruh durumu ve güç sizin içinizden gelir ve etrafınızdaki her şeyi şekillendirir veya renklendirir. Veya dışarıdan başlayabilir ve içinizde yankılanır. Aslında iç ve dış arasındaki ayrım hala belirsizdir: ikisi de tek bir sürekli alanın bir parçası gibi gözükebilir. Yetişkin olarak, iç ve dış dünyanın direkt olarak birbirini etkilediği, neredeyse birinin diğerinin içine doğru özgürce aktığı bir sürü anımız vardır. Mesela, yakın olduğunuz biri size nefret ettiğiniz bir şey yaptığı zaman ve o ana yoğun bir şekilde çirkin olarak baktığında içiniz dışarıya doğru hareket eder. Veya beklenmedik bir güneşli ve temiz bir sabaha adım attığınızda dış içeriye doğru hareket eder ve ruhunuz yükselir ve bedeniniz aydınlanır. Yetişkinlerde bu iç-dış bariyerindeki kısmi kırılmalar kısa süreli yaşanır. Bebeklerde neredeyse sabittir.

İnsan hava coğrafyası hareket halindeki hislerin biricik anıdır. Fotoğraf gibi durağan değildir. Bir akort veya birkaç nota veya hatta bir müzik parçası gibi bir süresi vardır. Saliselerden birkaç saniyeye kadar sürebilir. Ve bir anı dolduran sürede Joey’nin hisleri ve algıları birlikte değişir. Her anın hareket halindeki hislerden oluşan kendi dizisi vardır: ilgide ani bir artış; bir artış, sona açlığın verdiği acının düşen dalgası; zevkin zayıflaması. Joey’nin hayatı deneyimlemesi bu anların birlikte bağlandığı dizilerdir.

Dört bölümde kısmen ben, Joey’nin altı haftalık olduğu tek bir sabahta arka arkaya ortaya çıkan bu dört anı tanımlarım. İlki, Joey’nin duvara düşen gün ışığına bakmasıdır (“Günışığı Lekesi”). Sonra beşiğinin parmaklıklarına ve onların arasından ilerideki duvara bakar (“Uzay Şarkısı”). Joey acıkır ve ağlar (“Bir Açlık Fırtınası) ve sonunda Joey beslenir (“Açlık Kasırgası Geçer). Bir filmdeki kareler gibi bir an bir sonraki ile devam eder veya giderek azalır veya aniden ona karşı kesilir veya boş bir duraksama ile ondan ayrılır. Joey için bir andan diğer ana nasıl geçtiği veya bu geçişler arasından eğer bir şey olursa ne olacağı net değildir. (Bizim için o kadar net midir?).  Fakat bütün duyuları hepsine ayrı ayrı odaklanır ve hepsini yoğun olarak yaşar. Bunların bir çoğu Joey’nin hayatı boyunca tekrar tekrar karşısına çıkacak anlardır.

GÜNIŞIĞI LEKESİ: 7.05

Joey yeni uyandı. Beşiğinin yanındaki duvarda süzülen güneş ışığı lekesine bakıyor.

Uzaklarda bir yerde bir boşluk parlar

Nazik bir mıknatıs yakalamak için çeker

Bu boşluk daha ısınıyor ve hayat buluyor

Boşluğun içinde güçler birbiri etrafında yavaş bir

dansta dönüyor

Dans daha yakına gelir

Her şey bununla buluşmak için yükselir

Durmadan gelir. Ama hiçbir zaman varmaz.

Heyecan yok olur.

Joey için dünya ile karşılaşmaların bir çoğu dramatik ve duygusaldır. Bir yetişkin olarak bizim için o kadar açık olmayan dramalar. Odadaki bütün her şeyin içinden Joey’nin ilgisini ve dikkatini çeken süzülen güneş ışığıdır. Güneş ışığının parlaklığı, yoğunluğu ve duvarın geri kalanına karşı oluşturduğu kontrast çok çarpıcıdır. Altı haftalıkken Joey gayet iyi görebilir ama henüz mükemmel değildir. Farklı renklerin, şekillerin ve yoğunlukların farkındadır. Ve Joey neye bakmak istediğine ve neyin ona zevk verdiğine dair güçlü tercihlerle doğmuştur. Bütün bu tercihlerden yoğunluk ve kontrast listenin en başındadır. Bunlar bu sahnede en önemli öğelerdir. Bir bebeğin sinir sistemi bir ışığın, sesin, dokunuşun, yani bebeğin duyularıyla ulaşabildiği her şeyin, yoğunluğunu anında incelemek için hazırdır. Bir şeyi ne kadar yoğun hissettiği büyük ihtimalle bebek için o şeye yaklaşıp veya uzaklaşacağını söyleyen ilk ipucudur.  Yoğunluk bebeği kendini korumaya çalışmasına yönlendirir. Dikkatini, merakını yönlendirip, uyarılmasının içsel seviyesine karar verir. Eğer bir şey sadece orta seviyede yoğunsa (gündüz yakılan ışık gibi), bebeğin buna karşı olan dikkati zayıftır. Eğer çok yoğunsa (direkt olarak üzerine gelen güneş ışığı gibi) bunu görmezden gelir. Fakat duvara yansıyan güneş ışığı gibi orta derecede yoğun ise o zaman bebek büyülenir. Hoş görülebilir yoğunluk ve kontrast onu harekete geçirir. Anında tepki vermek için değişir. Heyecanını arttırır ve bütün varlığı aktifleşir. Dikkati daha keskindir. Duvardaki güneş lekesi bebeğin gücünü hissettiği “nazik mıknatıstır.”

Bu yaşta ayrıca Joey net bir şekilde işaretlenmiş çerçevelerle kapalı alanlara çekilir.  Kare şeklinde olan gün ışığının köşeleri daha açık ve daha koyu olan duvarın birleştiği çizgide Joey’nin gözünü alır.  Bir anlamda güneş ışığı çeker ve köşeler yakalar.

Joey parlayan boşluğun “orada uzakta” olduğunu nasıl bilir? Mesela “burada yakında” elinin altında olmadığını nasıl bilir?  Bu genç yaşında bile Joey uzaklıkların ve boşlukların dörtlüklerini hesaplayabilir. Yakında bütün boşlukları iki ayrı alana bölebilecektir: uzayan kolunun ulaşabileceği yakın dünya içinde ve onun ilerisindeki uzak dünya.

Daha birkaç aya kadar Joey kesin olarak istediği şeye ulaşıp yakalayamayacaktır. Yinede, altı haftalıkken bu şekilde boşlukta neye ulaşıp neye ulaşamayacağının ayrımını yapmaya hazırlanıyor. (Bu beceri ona önemli olan ulaşma eylemini öğrenmesine yardımcı olacaktır. Bunu da nelerin gerçekten ulaşılabilir mesafede olduğunu onun içine tanımlayarak yapacaktır. Joey’nin aya ulaşmaya çalışması yararlı olmayacaktır veya hatta odanın diğer ucundaki şeylere ulaşmaya çalışması.)  Joey’nin boşluğu bir yetişkininki gibi mükemmel ve sürekli değildir. Sanki Joey’nin çevresinde kolunun uzunluğu çapında bir balon oluşmuş gibidir. Kör bebeklerde bile, uzanmaya çalıştıkları zaman, ses veren bir nesneye sadece o kolunun uzunluğundaki çapa geldiği zaman ulaşır. Kör bebeklerde gören bebekler gibi o mesafeyi aşarlar ama onlar gözleri ile değil kulakları ile yaparlar. Yani güneş ışığnın yansıması Joey’nin gelecekte uzanacağı mesafededir yani “orada uzaktadır”.

Neden bu güneş lekesi Joey için “canlanır” ve birbirinin etrafında yavaş bir dans ile dönen güçleri Joey’ye açar? Bu etkiler Joey’nin gözleri ve dikkati ile güneş ışığını nasıl keşfettiğine bağlıdır? Bu yaşta bebekler sanki bakışları ele geçirilmiş ve bir noktaya bakma zorunlulukları varmış gibi bir şeylere uzun uzun bakarlar.  Böyle bir durumdaki bebek Joey’nin yaptığı gibi zihinsel olarak aktiftir.

Ebeveynler bu durumda kendilerine meydan okunmuş hissedebilirler ve hatta bebeğin hayatındaki bu gibi anlardan dolayı sinirlenebilirler. Altı haftalık bebeğinizi kollarınızın arasında tuttuğunuzu hayal edin. Onunla yüz yüzesiniz. Siz oynamak istiyorsunuz ama bebeğiniz sizin alnınız ile saçınızın birleştiği noktaya bakarak donakalmıştır. Siz, onun gözünüzün içine bakmasını istiyorsunuz ve bakışını yönlendirmek için gülümsüyorsunuz. Ama gülümsemeniz başarılı olmaz. Siz çoğu ebeveynin yaptığı gibi bakışını yönlendirmeye çalışırsınız. Aptal surat ifadeleri yapar bebeğinizi yana doğru sallar ve fiziksel hareketlerle bebeğinizin bakışını bozabileceğinizi umut edersiniz. Fakat yinede sizin alnınıza bakmaya devam edebilir. Bir sürü ebeveyn bu iğrenme bakışını gerçek bir reddedilme olarak yorumlayabilir. Ve hatta göz kontağı kurmaktan bu an için vazgeçebilir. Bu her hangi bir şekilde reddedilme değildir ve normal bir fenomendir. Bu zorunlu dikkat olarak adlandırılır.

Şimdi bazen bebeğinizin bakışını değiştirmeyi başarırsınız bazen başaramazsınız. Ama başaramadığınızda bile, yani saçınız alnınız ile birleştiği yerdeki “köşeyi” görsel olarak bırakamadığında bile sizin maskaralıklarınızı içine aldığı izlenimine kapılırsınız. Ve aslında alır da. Sizin yüzünüze dikkat eder ama çevresel olarak. Çerçeve ile bakışı dona kalmıştır resim ile değil. Ve bu böyledir.

Joey ışığın duvarda yaptığı karenin köşesine bakmaktadır. Ama sırf bu güneş ışığı lekesinin bir köşesine bakıyor olması onun sadece tek bir noktaya dikkatini verdiği anlamına gelmez. Farkında olmasak bile, biz görme odağımızı (gözlerimizin tam olarak baktığı şey) dikkat odağımızdan (zihnimizin tam olarak dikkatini verdiği şey) kolaylıkla ayırabiliriz. Araba kullanmayı düşünün. Gözünüz önünüzdeki yola sabitlenir ama dikkatiniz yanlara (çevresel görüşteki nesnelere) veya ileriye veya geçmişe doğru kayar.  Veya daha iyisi, boş beyaz bir sayfada bir nokta seçin ve on bakın. Bir süre sonra o nokta sıkıcı gelmeye başladığında dikkat odağınız ama gözleriniz değil sabitlenmiş noktanın dışında onun etrafındaki alanlarda gezinecektir. Dikkatiniz bu yeni alanlarda gezinip durdukça değişiyor hatta yok oluyor gibi gözükürler. Renkler kaymaya başlar. İlk başta bembeyaz gözüken şeyde biraz yeşil veya kırmızı tonları olur. Ve bu iki renk birbirleriyle takla atabilir. Veya alanların parlaklığı ve gölgelemeleri bir tepede kayan bulutlar arasından düşen ışığın yavaş oyunu gibi değişir. Veya düz sayfa o nokta etrafında kendi şeklini değiştiriyormuş gibi gözükür: eğrilebilir, eriyebilir veya kavislerle uzaklaşabilir. Böyle illüzyonlar merkez dikkatimizin ve görsel sabitlenmemizin ayrışması ve birbirileriyle oynadıkları zaman olur.

Joey de bir süre sonra güneş ışığı lekesinin tam olarak aynı köşesine bakmaktan sıkılacaktır. Muhtemelen odak görüşü bir noktada kalacaktır ama dikkati odağı o noktadan uzaklarda gezinecektir. Dikkati ile çevresel görüşünde gözüken güneş ışığının içerisini keşfetmeye başlayacaktır. Ve Joey bunu yaptığı zaman muhtemelen bir yetişkin gibi illüzyonları deneyimleyecektir.  Güneş ışığı yansıması onun için “canlanacaktır”. Hareket etmeye başlayacak, rengi ve şekli değişecektir.  Joey bunların sadece dikkat ve görme arasındaki gerilimin zihin üzerinde oynadığı kandırmacalar olduğunu bilmez. Joey için bu güneş ışığı yansıması canlanırken güçlerin oyununu açığa çıkarır. Dans görür. Bu güneş ışığı yansıması ile dinamik bir ilişkiye girer ve ikisi de birbiri üzerine hareket eder. Joey’nin bütün algıları böyledir. Joey için “ölü” cansız nesneler yoktur. Sadece oyunda olan farklı güçler vardır. Joey bunlara katıldıkça güneş ışığı lekesi dinamikleşir ve yavaş dönen bir dans başlatır.

Güneş ışığı lekesi daha sıcaklaşıyormuş gibi gözükür ve renklerin oyunu sonucunda daha yakına gelir. Bu yaştaki bebeklerin renkli görmeleri vardır.  Bu güneş ışığı lekesinin tabiî ki beyaz duvara yansıyan sarımsı bir rengi vardır. Karşılaştırılınca beyaz duvar güneşin vurmadığı yerlerde biraz daha mavimsi gözükür. Sarı gibi “sıcak” yoğun renkler öne çıkar gibi gözükür ve mavi gibi daha “soğuk” renkler geri çekilerek arkaya gider. O zaman Joey için güneş ışığı lekesi ona doğru ilerliyor gibi gözükürken o lekenin yakının çevreleyen boşluklar uzaklaşıyor gibi gözükür. Boşluğun yavaşça yükselen ama hiçbir zaman alanından çıkmayan bir nota gibi sürekli yaklaşan bir merkezi ve yavaşça geriye çekilen çevresi vardır. Bu merkez dans eden güçlerin görünüşü ile canlı olarak hem Joey’ye yaklaşıyormuş gibi gözükür ama hiçbir zaman ona ulaşmaz. Ayrıca uzaklaşan duvara karşı ilerleyen güneş ışığı lekesi sürekli olarak içi dışına dönüyormuş gibi gözükür.

Güneş ışığı lekesi ile bu etkileşimde Joey her şeyin “bunu karşılamak” için yükseldiğini hisseder, bir çeşit umut gibi (“Durmadan yaklaşıyor) ve sonunda merakın verdiği “heyecanın” “zayıflaması”. İllüzyon ve hislerin oyunu Joey’yi büyüler. Bu sadece Joey’nin gözlerini değil bütün sinir sistemini yakalayan bir ışık gösterisidir. Bebekler uyarıcının ve hareketlenmenin birbiri üzerine bindiği deneyimlere bayılırlar. Fakat bu ne çok hızlı ne de yüksek olmalıdır. (Bebeğinizin ilgisini yakalayıp tutmak istediğiniz zaman, sezgisel olarak sesinizi ve yüz ifadenizi hareketlendirirsiniz.). Bebekler uyarıcının düşük seviyede olup değişmediği durumlarda sıkılıp uzaklaşma eğilimindedirler. Yani bir süre sonra Joey güneş ışığı lekesinde gözüken oynamalardan sıkılır. Bu oynamaların sonsuz yaklaşımı yeni ve merak uyandırıcı olmaktan çıkar. Dikkati aniden biter ve farklı bir deneyim için başka bir yere bakar. Bu noktada Joey güneş ışığının duvarı aydınlattığı noktadan başka bir yere kafasını çevirir. Devamını okuyun

There are no comments yet.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked (*).

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>