Önsöz

Yirmi seneden daha uzun bir süre önce Aaron T. Beck ve meslektaşları Depresyonun Bilişsel Terapi (CognitiveTherapy of Depression) adlı kitabı yayımladılar ve bundan sonra bilişsel terapi gittikçe artan bir hızla gelişmeye başladı. Depresyon tedavisine yönelik sürdürülen ilk çalışmalardan bu yana model, sürekli geliştirildi ve anksiyete, panik bozukluğu, yeme bozuklukları ve madde kullanımı dahil genellikle karşılaşılan tüm klinik sendromların, aynı zamanda psikozlarla ilişkili olduğu düşünülen bozuklukların tedavisinde uygulandı. Çalışma sonuçları, bu modelin çok çeşitli klinik bozukluklarda etkin olduğunu göstermektedir. Tüm klinik popülasyonda pratik biçimde uygulanabildiği gibi, bilişsel terapi, ufak değişikliklerle de birçok farklı koşulda (ayakta tedavi görenlerde, yatılı tedavi görenlerde, çiftlerde, gruplarda ve ailelerde) ve tüm yaş gruplarında (çocuklara, ergenlere ve geriatrikhastalarda) uygulanmıştır.

Kişilik bozukluğu olan hastaları tedavi etmeye yönelik klinik çalışmalara ilgi ve bu alandaki gelişim; bilişselterapistlerin klinik beceri ve bilgileriyle birlikte artış göstermiştir. Bu kitabın ilk baskısı, farklı ve zor gruplara özel olarak odaklanmış ilk bilişsel yaklaşım olmuştur. İkinci baskısı ise tedavi edilemez olarak görülen bu bozuklukların etkin tedavisinde hem klinik bilgilerimizin hem de bilişsel terapinin potansiyelinin arttığını göstermektedir.

Bilişsel terapi alanındaki çalışmalar, tüm dünyada çok ilgi çekmektedir ve Antarktika hariç her kıtada bilişsel terapi merkezleri (ya da bilişsel terapi çalışma grupları) kurulmuştur. Prochaska ve Norcross (2003) Psikoterapi Sistemleri (Systems of Psychotherapy) adlı kitaplarının beşinci basımında şunu ifade etmektedirler:

“Bilişsel terapinin geleceği hakkında yapılabilecek en iyi tahmin, onun sürekli yükselecek olduğudur. Genel olarak bilişsel-davranışçı terapileri ve özellikle Beck ekolüne bağlı bilişsel terapileri karşılaştırmalı bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, onun en hızlı gelişen ve üzerinde en çok araştırma yapılan yönelim olduğunu söyleyebiliriz. Bugünkü popülerliğin sebepleri açıkça ortadadır: Bilişsel terapinin bir el kitabı vardır, göreceli olarak kısa sürelidir, yaygın bir şekilde değerlendirilmiştir, ilaç tedavisi ile uyumludur ve problem odaklıdır. Bu durumu şöyle ifade edelim: Eğer psikoterapi sistemlerinden herhangi birine belli bir yatırım yapmamız istenseydi, Beck’in bilişsel terapisiönümüzdeki beş yıl içinde gelişimiyle en çok kar sağlayan hisse senedi olurdu (s.396).”

1973’ten beri terapistler arasında bilişsel terapiye olan ilgi %600 artmıştır (Norcross, Prochaska ve Gallagher, 1989).

Bu cildi oluşturan temel dürtü, Pensilvanya Üniversitesi Bilişsel Terapi Merkezi’nde eğitim görmüşterapistlerden ve onlardan eğitim alan kişilerden gelmektedir. Bu çalışmanın içeriği, Beck’in eski vaka çalışmalarına ve yıllar boyunca düzenlemiş olduğu seminerlere dayanmaktadır. Çalışmalarımızdan edindiğimiz bilgileri paylaşmak üzere bir kitap yazmaya karar verdiğimiz zaman, bir iki kişinin tüm kişilik bozukluklarını tedavi etmede uzman olamayacağının farkına vardık. Bundan dolayı her biri kendi alanında uzman olan, Bilişsel Terapi Merkezi’nde eğitim görmüş seçkin ve yetenekli terapistlerden kitabın oluşumunda ortak yazar olarak destek aldık. Birbirinden kopuk (hatta gereksiz) bölümler halinde sunulmak üzere düzenlenmiş bir metin oluşturma fikrine karşıydık. Sunumun tutarlı bir bütünlük oluşturması için, katkıda bulunanların ortaklaşa bir ürünü yansıtmasına karar verdik.

Farklı yazarlar farklı özel konuların ve klinik uygulamalarının sorumluluğunu aldılar. Her bir konu başlığına dair ham materyal, metin tutarlılığının sağlanması ve birbirlerini besleyebilmeleri için elden ele geçirildi ve daha sonra gözden geçirilip geliştirilmesi için başyazar(lar)a geri verildi. Son olarak tüm müsvedde, biçim, dil ve içeriğin bütünlüğünü sağlamak için yazarlardan biri tarafından gözden geçirildi ve düzenlendi. Kitap her ne kadar bir yazarlar ekibinin ürünü olsa da, her bir yazar içerikte sorumluluk almıştır. Yine de, her bir bölümün ana yazarı, aşağıda belirtilmiştir. Bütünlüğü sağlama, son düzenleme, kitabın akıcılığını sağlama ve ikinci basımın yeniden gözden geçirilme projesini yönetme, Denise D. Davis’in çalışmasıdır.

Bu kitabın gözden geçirilmiş bir baskısını yapma nedenlerimizi göz önünde tuttuğumuzda, kararımızın birçok konudan etkilendiğini görüyoruz. Öncelikle, kişilik bozukluklarının bilişsel terapisi, 14 yıl önceki ilk basımından beri gelişmeye devam etmektedir. Bilişsel terapistler olarak deneyimlerimiz arttı, böylece bu güçlü terapötikyaklaşımın olası meydan okuyan ve değerli olan yönlerini daha açık bir biçimde görmeye başladık. Yeni deneysel kanıtlar bulma yolunda birçok kazanım oldu. İlk baskıya katkıda bulunan birçok yazar orijinal klinik uygulamalardan elde ettikleri on yıllık zengin ve derin deneyimlerini eklemeye hazırlardı. Ayrıca son yıllarda kendi alanlarında büyük katkılarda bulunmuş olan birçok yeni yazarın yardımını da sürece dahil etme fırsatımız oldu. Böylece kendi orijinal çalışmamıza taze ve güncellenmiş bir bakış açısı ekleme fırsatımız oldu. Son olarak, klinik değerlendirme alanlarındaki orijinal sunumumuzu genişletmek istedik ve bunun için duyguların rolü hakkındaki tartışmaya ve kişilik bozukluğunun bilişsel terapisi sürecinde yaşanan terapi ilişkisine dair tartışmalara ağırlık verdik.

Bu kitabı iki kısma ayırdık. İlk kısım, tarihsel, teorik ve terapötik boyutların geniş bir biçimde gözden geçirilmesini içermektedir. Bu kısmı, her bir kişilik bozukluğuna özgün olarak biçimlendirilmiş tedavilerin yer aldığı klinik uygulama bölümleri izlemektedir. Klinik uygulama bölümleri, Zihinsel Bozukluklar Teşhis ve İstatistik Kılavuzu’nda (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) tanımlanmış olan 3 kümeye göre düzenlenmiştir (DSM IV/TİK IV-TR, Amerikan Psikiyatri Birliği, 2000). A kümesi, “tuhaf ya da eksantrik” olarak tanımlanmış, paranoid, şizoid ve şizotipal kişilik bozukluklarını kapsamaktadır. B kümesi, antisosyal,borderline, histriyonik ve narsisistik kişilik bozukluklarını içeren “dramatik, duygusal ve değişken” olarak tanımlanan gruptur. C kümesi ise, “anksiyeteli ya da korkulu kişiler” kategorisini oluşturan bağımlı, kaçınmacı veobsesifkompulsif kişilik bozukluklarını içerir. Uzun süre düşünüp değerlendirdikten sonra, DSM IV-TR’de kişilik bozuklukları listesinden çıkarılmasına ve yeni bir kategori oluşturmak üzere ileri çalışmalar için ayrılmasına rağmen, pasif saldırgan kişilik bozukluğu da ikinci baskıya dahil edildi. Pasif saldırgan ya da negativistik kişilik örüntüsünün klinikle özel ilgisi üzerinde hemfikiriz. Bunun dışında, araştırmamız bu bozukluğun klinik açıdan teşhis edilmesine yönelik, işlevsiz inançlardan oluşan özgün yapısını ortaya koymaktadır.

Birinci kısımda yer alan materyal Aaron T. Beck, Arthur Freeman, Andrew Butler, Denise D. Davis ve JamesPretzer tarafından geliştirilmiştir. Birinci bölümde Freeman ve Pretzer, bilişsel-davranışçı yaklaşıma göre kişilik bozukluğu olan hastalarda veri toplama, teşhis ve tedavi planı aşamalarında yaşanan genel problemleri listeleyerek başladılar. Şema kavramının oluşumunu ve davranış üzerindeki etkisini içeren, daha sonraki bölümlerde geniş biçimde ele alınacak olan tartışma, okuyucuya çok önemli bir konuya giriş yapma imkânı sunmaktadır. Bölüm, kişiliğin bilişsel davranışçı tedavisiyle ilgili klinik çalışma ve araştırmaları tartışarak bitmektedir.

İkinci bölümde, Beck bireyin hayatında kişiliğin nasıl oluştuğuna ve uyumlayıcı işlevleri nasıl yerine getirdiğine dair açıklamalar sunmaktadır. Bölüme evrimsel bir bakış açısı ile başlayan Beck, şemaların (ve şemaların özel durumlarla ilgili kombinasyonlarının) çeşitli bozuklukların oluşumuna nasıl katkıda bulunduğunu açıklamaktadır. Uyum için gerekli olan temel stratejilerle birlikte, her bir kişilik bozukluğunun temelini oluşturan inançları/tutumları da özetlemektedir. Bilgi işleme süreci ve bilginin belirgin biçimlerde çarpıtılması şematik karakteristiklerle şemanın yoğunluğu, aktivitesi ve değerliliği de dahil edilerek ilişkilendirilmiştir. Her bir kişilik bozukluğunda, belli inançlar ve stratejiler başattır ve bunlar belli bir karakteristik profil oluşturur. Beck, her bir bozukluk için tipik olarak aşırı gelişmiş ve çok az gelişmiş olan stratejileri tanımlar. Ayrıca o bu stratejilerin, özel gelişimsel deneyimleri telafi etmek için ya da onlardan türeyen stratejiler olduğunu öne sürmektedir. Bilişsel profilleri sunarken o, kendiliğe ve diğerlerine dair bir bakış açısı ayrıca -temel ve koşullu inançları ve telafi edici ana stratejileri de dahil ederek- bozukluğa yönelik bilişsel ve davranışçı müdahalelerin uygulanabileceği geniş bir alan sağlamaktadır.

Üçüncü bölümde, Andrew Butler kişilik bozukluklarıyla ilgili yaşanan ve psikopatolojinin karmaşık etki alanını anlamak için gerekli olan kavramsal, metodolojik ve stratejik konuları da içeren bir tartışma yapmaktadır. Son yıllarda geliştirilmiş özgün bir ölçek olan Kişilik İnanç Ölçeğini (Personality Belief Questionnaire) tarif ederek, kişilik patolojisinin bilişsel ölçütlerini de burada tartışmaktadır. Dördüncü bölümde, Beck ve Freeman kişilik bozukluklarının bilişsel terapisinde yer alan genel prensipleri gözden geçirmektedir. Çekirdek şemalar öncelikle hastanın otomatik düşüncelerine bakılarak çıkarılabilir. Terapist, eski travmatik deneyimleri yeniden canlandırma ve hayal ettirme teknikleri kullanarak bu temel şemaları uyandırabilir. Bu şemalarda gizli olan inançlar, terapötikbağlam içerisinde incelenebilir. Bu bölümde, vaka kavramsallaştırmasının temel bilişsel stratejilerle nasıl geliştirildiği özetlenmektedir. Ayrıca yine terapötik işbirliği, rehberli keşif süreci ve aktarım-karşı aktarım konularının önemi tartışılmıştır. Bölüm, şemaları değiştirmek için kullanılan belli başlı bilişsel ve davranışçı tekniklerin gözden geçirilmesiyle bitmektedir.

Bu kısımda yer alan son bölüm olan beşinci bölümde ise, kişilik bozukluğunu tedavi ederken terapötik ilişkiyi aydınlatmak için yeni formüle edilmiş bilişsel yaklaşımdan bahsedilmektedir. Beck ve Freeman’ın terapötikişbirliğinin kurulamadığı çeşitli sebepleri değerlendirdiği önceki çalışması üzerine inşa edilen bölümde, DeniseDavis de kültüre bağlı olarak düşünülmesi gereken konuları ve planlı bir hizmeti eklemektedir. Buna ek olarak,Davis kişiler arası etkileşim alanının kişilik bozukluğunu tedavi ederken nasıl genişlediğini ve aktarım-karşı aktarım kavramlarının bilişsel terapi modeline dayanan kavramsallaştırılmasını sunmaktadır. Bu bölüm bilişsel terapiyaklaşımına yönelik, hem hastanın hem de terapistin duyguları için belirgin stratejiler tarif etmektedir. Bu bölüm, bilişsel müdahalenin duygusal ve kişiler arası özelliklerinin bir özeti, ikinci kısımda yer alan bölümlerdeki her bir kişilik bozukluğuna özgü terapötik ilişki kurmada belirgin olan konular ve işbirliği stratejileri sunularak tamamlanmaktadır.

İkinci kısımda yer alan bir bozukluğa odaklanmış her bölümde, öncelikle bu bozukluğun tanımlayıcı ana nitelikleri, ona yönelik tarihsel bakış açıları ve ardından klinik bağlamda genellikle nasıl sunulduğuna dair bir özet eklenmiştir. Burada tanı koymada yaşanan farklılaşmalar hakkındaki kısa bir tartışmanın yanı sıra, ana araştırma ve deneysel verilerden de bahsedilmiştir. Bu noktadan sonra, her bir yazar kendi sorumluluğundaki bozukluğa dair özgün kavramsallaştırmalarını bilişsel model çerçevesinde, bozukluğun niteliklerini taşıyan hastalara tedavinin nasıl uygulandığına dair kısa bir özet sunmaktadırlar. İşbirliğini etkileyen belirgin strateji ve inançlar ve bunlarla mücadele etmek için kullanılacak olası yöntemler, işbirliği stratejileri aşamasında belli başlı müdahaleler çok detaylı ve zengin biçimde resmedilerek ifade edilmektedir. Son olarak, ilerlemeyi sağlamaya yönelik öneriler sunulmaktadır. Bununla birlikte, yazarların her biri kendi bölümlerinde zengin farklı görüşlerin bilişsel model içinde nasıl uygulandığını betimleyen bir taslağı takip etmektedir.

James Pretzer tarafından gözden geçirilen altıncı bölüm, paranoid kişilik bozukluğu ile çalışırken yaşanan temel problemlere dair girişle birlikte klinik uygulamalarla başlar. Sık çalışılmayan bu grupta, sadece ikili ilişkilerdeki şüphe düzeyinin yüksekliği değil, kişiliğe özgü problemler de sunulur. Anthony Morrison ve Julia Renton tarafından hazırlanan yedinci bölümde ise şizoid ve şizotipal kişilik bozuklukları detaylı biçimde ele alınmıştır. Bu yazarlar, sundukları sağlam temellere dayanan ve pratik olan önerileriyle, iki bozukluk hakkındaki farklılıkların netlik kazanmasını sağlamaktadırlar. Klinik açıdan, tipik olarak tedavide işbirliğine girmekten kaçınan bu hastaların tuhaf ve eksantrik sosyal uyum karakterlerini besleyen düşünce ve inançları sunulmaktadır. B kümesi kişilik bozukluklarında yer alan dramatik, duygusal ve değişken kişilik, sekizinci bölümde Davis’in antisosyal kişilik hakkındaki orijinal düşüncesinden yola çıkarak, Freeman ve Denise Davis tarafından yeniden formüle edilip sunulmaktadır. Ayrıca bu hastaların özellikle manipülasyona ve kaçınmaya yönelik eğilimleri hakkında yüzleştirme yapmak, sınırları belirlemek, ödevlerine dahil olmak ve işlevsel olan beceriler öğretmek gibi yöntemler değerlendirilmektedir.

Dokuzuncu bölümde, Arnoud Arntz tarafından borderline kişilik bozukluğu hakkında, on yılı aşkın bir süredir bu alanda yapılmış olan ampirik ve teorik katkılar özetlenerek sunulmaktadır. Borderline psikopatolojisinin tedavisi için geçerli olan konular, şema değiştirmek için kullanılan bilişsel yaklaşımın nasıl kullanıldığı tarif edilerek yapılmaktadır. Barbara Fleming, onuncu bölümde histriyonik kişilik bozukluğu için sunmuş olduğu orijinal metni güncellemekte ve bu bozuklukla ilgili tarihsel olarak süregelen cinsiyetçi etkilerin çok ilgi çekici bir özetlemesini eklemektedir. Yazar bozukluğu bilişsel terimlerle yeniden kavramsallaştırmakta ve dramatik, abartılı duyguların psikopatolojisini açık biçimde resmeden bir tedavi planı sunmaktadır. Denise Davis, on birinci bölümde kendiliğin şişirilmiş olduğu narsisistik kişilik bozukluğu hakkındaki orijinal tartışmasını, bilişsel çözümlemesiyle yeniden ele almaktadır. Ayrıca ana inanç ve varsayımları betimlemekte, bu sırada sürece meydan okuyan problemleri ve temel inançları vurgulamakta, bu yapıların aslında değişime uyum sağlayabileceğini belirtmektedir.

On ikinci bölümde, Barbara Fleming C kümesinde yer alan anksiyeteli-korkulu hastalardan bağımlı kişilik bozukluğu olanlar hakkındaki orijinal çalışmasını gözden geçirerek ona yeniden dönmektedir. Burada bağımlı hastanın rekabet, terk edilme ve bağımsızlık ile ilgili olan inançlarını daha işlevsel ve bağımsız hale getirmesini desteklemek için çeşitli yollar ifade edilmektedir. Terapistin yarattığı engelleme Fleming’in bahsettiği kilit özelliktir. Bağımlı hastalar özellikle yapay bir şikayete bağlanma eğilimindedir ve terapistlerinin “dalkavukluğunu”, terapistle olan bağımlı ilişkilerini devam ettirmek için kullanırlar. Burada ayrıca bağımlılığı olan hastayı “sarsmak” ve yönetmek için gereken stratejiler detaylı biçimde anlatılmıştır. Christine A. Padesky ve Judith S. Beck on üçüncü bölümde kaçınmacı kişilik bozukluğunun tedavisi için işbirliği yapmak üzere bir araya geldi. Kendini değersiz görme, reddedilme beklentisi ve hoş olmayan duygularla ya da durumlarla karşı karşıya kalmanın dayanılmaz olacağı inancı ile oluşan temalar, bu yazarların klinik uzmanlık alanlarıdır. İlk baskıda olduğu gibi yazarlar,anksiyete bileşenlerinin tedavisini ve belli başlı beceri eğitimine duyulan gereksinimi vurgulamışlardır. Ayrıca yazarlar sundukları vakaları genişletmiş, teknikleri daha ayrıntılı bir biçimde anlatıp ve olası müdahale önerilerini geniş bir yelpazede sunmuşlardır.

On dördüncü bölümde, Karen M. Simon, obsesifkompulsif kişilik bozukluğu için yazdığı orijinal bölümü genişletmek ve güncellemek için geri döndü. Bu bozukluk toplum tarafından takdir gören, performans, duygusal kontrol, öz disiplin, sebat, güvenilirlik ve kibarlık gibi tutumları içermekle birlikte, Simon bu yapıcı stratejilerin nasıl işlevsiz bir katılık, mükemmeliyetçilik, ruminasyon, dogmatizm ve kararsızlığa dönüştüğünü anlatmaktadır. Burada depresyonla ilgili problemler, cinsel problemler ve yaşanan psikosomatik rahatsızlıklar ele alınmaktadır. Yeni bir katılımcı olan Gina Fusco on beşinci bölümde, pasif saldırgan ya da olumsuzcu (negativistik) kişiliği ele almaktadır. Bu bölüm, tartışmalı olan kişilik bozukluğunun tarihsel açıdan hangi kavramsal konularla çerçevelendiğini gözden geçirmektedir. Fusco temel konular olan ikirciklilik, bağımlılık ve kendini zayıf biçimde ifade etmenin, pasif saldırgan kişilerin uyumlu işlevselliklerini nasıl zedelediğine odaklanmaktadır. Fusco klinik örnekleri kullanarak, terapide oluşan kördüğümleri çözümlemek ve daha yapıcı gelişmelere doğru ilerlemek için bilişsel yaklaşımın nasıl olması gerektiğini geniş bir açıyla tarif etmektedir.

Son olarak, on altıncı bölümde James Pretzer, kilit konuların özetini yapmakta ve kişilik bozukluğunun bilişsel yaklaşımla tedavisinde gelecek sınırların neler olduğuna bakmaktadır.

XV

Teşekkürler

Bir kitabın basımında beş önemli olgu vardır. Bunların başında, kitap fikrini kavramsallaştırmanın, geliştirmenin o ilk heyecanı ve coşkusu gelir. Bu başlangıç aşamasında, fikirler önerilir, geliştirilir, değiştirilir, çıkartılır, yeniden değerlendirilir ve formülleştirilir. Bu cildin iki baskısı da, tıpkı diğer çalışmalarımızda olduğu gibi, klinik ihtiyaç ve bilimsel merakın birleşimiyle ortaya çıktı. Kişilik bozukluğu olan hastalar, merkezimizde çalışan neredeyse herterapistin işinin bir parçasıydı. Bu kitabın ortaya çıkış fikri, Aaron T. Beck tarafından verilen haftalık klinik seminerlerden doğdu. Burada belirtmemiz gerekir ki, fikir geliştikçe, Pennsylvania Üniversitesi’ndeki ve Amerika’daki çeşitli Bilişsel Terapi Merkezlerindeki meslektaşlarımızdan katkıda bulunmalarını ve klinik tecrübelerini bizimle paylaşmalarını istedik. Onların birçoğu ortak yazardır ve bu cildin iki baskısında da, biçim ve içerik üzerinde önemli etkileri vardır. Onların dehaları ve klinik sezgileri bu çalışmaya ayrı bir canlılık kattı.

Birçok kitabın basımındaki ikinci temel nokta, sonraki baskılarda, orijinal çalışma üzerinde esaslı gözden geçirmeler yapıp yapmama kararıdır. Bu özel projenin gidişatı belirlenmeden önce, yayımcı ve yazarlar arasında ciddi tartışmalar ve değerlendirmeler oldu. İkinci baskıya başlarken, projenin son halinin güncelliğini ve tutarlılığını korumak için, bir koordinatör yazar pozisyonu tariflendi.

Bir kitabın doğumundaki üçüncü temel olgu müsveddeleri derleme ve karşılaştırmadır. Bu şekilde fikirler somutlaştırılır ve kağıda dökülür. Bu aşamada, şekillendirme süreci başlamıştır. Bu cildin ikinci baskısında, DeniseD. Davis koordinatör yazar görevini üstlenerek, müsvedde, tanzim, redaksiyon ve düzeltilmiş baskıyı gözden geçirip sonlandırıncaya kadar tüm cildi yeniden ele aldı.

Dördüncü temel nokta, taslak müsvedde yayımcıya yollanınca belirir. The Guilford Press’in yazı işleri müdürü Seymour Weingarten, bilişsel terapinin uzun yıllardır destekçisidir (Bundan yirmi sene önce, Depresyonun BilişselTerapisi’ni yayımlamasını sağlayan şey, Seymour’un bilgeliği ve ileri görüşlülüğüdür). Onun desteği, teşviki ve telkininin cildin her iki baskısının da tamamlanmasına çok büyük katkısı vardır. Carolyn Graham, Craig Thomas başta olmak üzere Guilford Press’in tüm ekibi ikinci baskının tamamlanmasında sürekli destek ve yardımcı oldular.

Günümüz teknolojisi, son taslak müsveddesini oluşturmada ilave teknik destek ihtiyacımızı azaltmış olmakla beraber, bu işin büyük kısmını tamamlamamıza katkıda bulunan herkese özel teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bilişsel Terapi mütevazi bir yerden başlayıp, dünyanın en hızlı gelişen psikoterapisi oldu. Kişilik Bozukluklarının Bilişsel Terapisi’nin yeniden gözden geçirilmiş baskısı ile bilhassa gurur duyuyorum, çünkü içinde benim profesyonel ailemin birçok üretken üyesinin ortak çabasını barındırıyor (tabii ki, kızım Judith dedahil). Bu kitaba katkıda bulunan çeşitli yazarlara, özellikle yeniden gözden geçirilmiş baskıyı gerçekleştirdikleri için Denise Davis ve Art Freeman’a, şükranlarımı sunuyorum.

-AARON T. BECK

1977 yılında, Pennsylvania Üniversitesi’ndeki Bilişsel Terapi Merkezinde çalışmaya başladım, böylece Tim Beckile çeyrek asırlık ortaklığımız başladı. Bu, hayatımda bir dönüm noktasıydı, hem kişisel hem profesyonel anlamda. Tim meslektaşım, danışmanım, ortağım, destekçim, eleştirmenim ve arkadaşımdır. Denise Davis yirmi yıldan beri değerli bir meslektaşımdır. Aynı şekilde arkadaşım ve ortağımdır. Eşim, Sharon, her anlamda hayat arkadaşımdır. Onun sevgisi, yaratıcılığı ve şefkati enerji verici ve destekleyicidir.

-ARTHUR FREEMAN

Tim Beck ve Art Freeman, uzun yıllar bilişsel terapinin gelişimini yürekten desteklediler ve ona öncülük ettiler. Tim ve Art’a dostlukları ve daimi işbirlikleri için özel olarak teşekkür ediyorum. Onların güveni, gerçekten çok kıymetli bir armağandır. Bu cilde katkıda bulunan tüm yazarlar aydınlatıcı ve olağanüstüydüler, bitmez tükenmez gibi görünen taleplere yanıt verdiler. Onların çalışmalarından bir şeyler öğrenme fırsatına sahip olduğum için minnettarım. Ayrıca hayat arkadaşım, Charles Sharbel’e, bu projedeki çalışmalarımı mümkün kılan neşesi, anlayışı ve desteğinden dolayı çok teşekkür ederim.

-DENISE D. DAVIS

Son olarak, hepimiz yıllar boyunca çalıştığımız hastalarımıza, sıkıntılarına ortak olmamıza izin verdikleri için teşekkür etmek istiyoruz. Bilişsel terapi olarak adlandırılan teori ve teknikleri geliştirmemize sebep olan şey onların acıları ve kederleriydi. Onlar bize çok şey öğretti. Umarız biz de onların doyuma ve daha bütüncül yaşamlara ulaşmalarına yardımcı olmuşuzdur.

Bir kitabın basımındaki beşinci ve son aşama, kitabın yayımlanmasıdır. Önceki tüm aşamaların ardından, son aşama adeta doruk noktasından iniş gibidir. Çalışmamız şu anda sizin, meslektaşlarımızın ellerinde. Umarız bu kitap sizlere ve hastalarınıza yarar sağlar.

AARON T. BECK

ARTHUR FREEMAN

DENISE D. DAVIS

Kitabı Satın Almak İçin Tıklayın 

There are no comments yet.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked (*).

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>