Kişilik Bozukluğunda Bilişsel Kavramsallaştırmanın Geçerliliği

Kişilik bozukluğunun bilişsel kavramsallaştırmaları çok yeni ve son zamanlardaki başarılı bir rapordan elde edilmiş sınırlı bir araştırmadan ibaretti. İşlevsiz bilişler ve kişilik bozukluğu arasındaki genel ilişkiyi inceleyen iki eski çalışma vardır. O’Leary ve arkadaşları (1991) borderline kişilik bozukluğundaki işlevsiz inançları ve varsayımları incelemiştir. Borderline kişilik bozukluğu olan denekler kontrol grubundaki deneklere göre işlevsiz inançlara toplamda anlamlı derecede yüksek puan vermiştir ve puanları o dönemde rapor edilmiş olan tüm tanı grubundan daha yüksektir. Bunun da ötesinde, aldıkları puanlar bir ağır depresyon ya da klinik durum geçmişinin varlığı ya da yokluğundan veya halen devam eden bir depresyondan bağımsız olarak ortaya çıkmaktadır. Başka bir çalışmada; Gasperini ve arkadaşları (1989) duygu ruh hali (mood) bozuklukları, kişilik bozuklukları, Otomatik Düşünceler Ölçeği (ODÖ) ve Kendilik Denetimi Programı (KDP) arasındaki ilişkiyi faktör analizi ile incelemiştir. Otomatik Düşünceler Ölçeği ve Kendilik Denetimi Programının faktör analizi sonucunda ortaya çıkan ilk etken, B kümesi kişilik bozukluklarının (narsisistik, histriyonik, borderline ve antisosyal) varlığını yansıtmaktadır. Oysa ikinci faktör de C kümesi kişilik bozukluklarının (kompulsif, bağımlı, kaçınmacı ve pasif-saldırgan) varlığını yansıtmaktadır. Bununla birlikte, A kümesi kişilik bozuklukları (paranoid, şizoid ve şizotipal) faktör analizinde hiçbir faktörde su yüzüne çıkmamaktadır. Bu çalışmada deneklerin bazıları A kümesi kişilik bozukluklarından tanı almış ve ilişki eksikliğine sadece bu durum bile sebep olmaktadır. Bu iki çalışma da işlevsiz bilişlerin kişilik bozukluklarında oynadığı rol hakkında genel bir önerinin varlığına destek sağlamaktadır, fakat onlar kavramsallaştırmaların içinde sadece kısıtlı bir role sahiptir. Çünkü onlar, günümüz yazarlarının öngördüğü, kişilik bozuklukları ve işlevsiz bilişler arasındaki belirgin ilişkiyi incelememektedir.

Daha sonraki çalışmalar, her bir kişilik bozukluğunda rol oynadığı öngörülen inanç örüntüleri arasındaki ilişkileri incelemektedir (Beck, Freeman ve Arkadaşları, 1990; Freeman vd., 1990). Arntz, Dietzel ve Dressen(1999) Kişilik Bozukluklarındaki İnançlar Anketi’nin alt ölçeğini oluşturdular. Bu ölçek borderline kişilik bozukluğunun karakteristik inançlarını içerdiğini öne süren ve C kümesi kişilik bozukluklarından borderline kişilik bozukluğunu kesinlikle ayırt eden bir ölçektir. Beck ve arkadaşları (2001)dokuz alt ölçeği içeren ve DSM III’tebulunan kişilik bozukluklarının her birine yönelik değerlendirme yapmak üzere geliştirilen benzer bir ölçeği (Kişilik İnançları Anketi) kullanmıştır. Onlar kaçınmacı, bağımlı, obsesif-kompulsif, narsisistik ve paranoid kişilik bozukluklarında, deneklerin inançlarının kayrılıp onaylanmasının kişilik bozukluklarını geliştirmelerinde kilit role sahip olduğunu ve bu kişilerin kişilik bozukluğu olmayan psikiyatri hastalarına göre önemli derecede daha yüksek puan alan bireyler olduklarını buldular. Diğer kişilik bozuklukları çalışmadaki denek sayısının azlığı yüzünden incelenememiştir. Bu bulgular kişilik bozuklukları ile ilgili işlevini yitirmiş inançlar hakkında bilişsel teori hipotezi ile tutarlılık göstermektedir, fakat kişilik bozukluğu olan bireylerde bilişsel terapinin etkinliğine ya da gerekçe olacak sonuçlarına dair zemin oluşturmamaktadır.

BİLİŞSEL TERAPİNİN KİŞİLİK BOZUKLUKLARINDA ETKİNLİĞİ

Bilişsel terapi, Eksen I’deki bozuklukların geniş yelpazesine yönelik etkin bir tedavi olarak geliştirilmiştir. Bununla birlikte, bilişsel davranışçı terapi yaklaşımın kişilik bozukluğu olan bireylerdeki etkinliğine dair araştırmalar sınırlı kalmıştır. Tablo 1.1’de, kişilik bozukluğu tanısı konmuş bireylerde bilişsel davranışçı tedavilerin etkinliğine dair toplanmış olan verilerin bir özeti sunulmaktadır. Bu tablodan da açık bir şekilde anlaşılabileceği gibi, bilişsel davranışçı terapinin kişilik bozukluklarında etkin bir tedavi sağlayacağını iddia eden ama henüz kontrol edilmemiş birçok klinik rapor bulunmaktadır. Aynı zamanda, deneysel araştırmada modelin ve uygulamasının hızlı biçimde genişlemesiyle ilişkili öne çıkan riskleri göz önünde bulundurmayı öncelikli kılan bu iddialara destek veren, çok daha az kontrol edilmiş sonuç çalışması bulunmaktadır. Neyse ki, şu andaki klinik uygulamalara ait bazı deneysel destek çalışmalarımız bulunmaktadır.

Tablo 1.1: Bilişsel-Davranışçı Tedavinin Kişilik bozukluklarında Etkinliği

Kişilik Bozuklukluğu

Kontrol Edilmemiş Klinik raporlar

Tek vaka üzerine kurulmuş çalışmalar

Kişilik bozukluğunun tedavinin sonucu üzerine etkisini araştıran çalışmalar

Kontrol edilmiş sonuç çalışmaları

Not: +, Bilişsel-davranışçı müdahaleler etkili bulundu; -, bilişsel-davranışçı tedaviler etkili bulunmadı; +/-, karma sonuçlar. aBilişsel davranışçı müdahalelerin anti-sosyal kişilik bozukluğunda özneler test öncesi ve depresyonda iken etkili olduğu bulunmuştur.

 

Kitabı Satın Almak İçin Tıklayın 

There are no comments yet.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked (*).

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>