|
Fobilerle
ilgili yakin zamanlarda yapilan epidemiyolojik çalismalar,
Birlesik Devletler'de en yaygin görülen mental bozukluklarin
fobik temelli oldugunu gostermistir.. Populasyonun yaklasik
%5-10 u zaman zaman bu hastaliga yakalanmakta ve bu problemlerle
ugrasmaktadirlar. Daha az ilimli yaklasimlarda bu oran,
populasyonun %25 ve daha fazlasini içerdigi tahmin edilmektedir.
Sosyal fobide ortalama baslangiç yasi 19'dur (Amies ve
ark. 1983., Marks ve Gelder 1966) Özgül fobinin hayvan
tipinde baslangiç yasi 4.4 olarak bulunmustur. (Marks
1969) Fobilerle baglantili olan stress durumu (ki özellikle
mental bir bozukluk olarak kabul edilmemis ve taninmamis
olan) daha ciddi psikiyatrik komplikasyonlara neden olabilir.
Bunlarin arasinda diger anksiyete bozukluklari, majör
depresif bozukluk, madde kullanimi bozuklugu özellikle
alkol kullanim bozuklugu vardir. (Heimberg ve ark. 1990b)
Fobileri tanimanin altinda özellikle basarisizlik ve çaresizlik
vardir. Son zamanlarda yapilan çalismalarda fobilerin
genellikle tedaviye cevap verdikleri bulunmustur. Bu tedaviler
arasinda bilissel davranissal psikoterapiler ve spesifik
farmakoterapiler vardir. Farmakoterapide trisiklik ilaçlar,
MAOI leri ve b- adrenerjik reseptör antagonistleri kullanilmaktadir.
Bir fobi, bilinçli bir sekilde korkulan objeden aktiviteden
ve durumdan kaçma sonucu ortaya çikan irrasyonel bir korku
durumudur. Beklentisel olarak ortaya çikabilecek veya
su anda olusabilecek fobik antiteler rahatsiz sahista
ciddi stress kaynagi meydana getirecektir. Böyle bir sahis
uç reaksiyonlarla taninabilir. Bununla birlikte, fobik
reaksiyon kisinin yasam içindeki fonksiyon kabiliyetlerinin
bozulmasi ile sonuçlanabilir.
Agorafobiye ilaveten DSM IV e diger iki fobi çesidi, özgül
ve sosyal fobi ilave edilmistir. Özgül fobi DSM III da
basit fobi olarak isimlendirilmistir. Sosyal fobi ise,
sosyal anksiyete bozuklugu olarak isimlendirilmistir.
Sosyal anksiyete bozuklugu, çesitli sosyal ortamlardaki
sikinti duyma veya utanilacak duruma düsmeden asiri korkma
ile karakterizedir. Bu ortamlar arasinda toplumsal konusmalara
katilma, toplu mekanlarda beklerken tuvalet hissi veya
belirgin günlerde konusma zorlugu vardir. Sosyal fobinin
yaygin tipinde genellikle kronik bir durum ve yetersizlik
duygusu vardir. Bu durumdaki kisi çogu sosyal etkinliklerden
bir fobik kaçinma ile karakterizedir. Sosyal fobinin bu
tipini çekingen kisilik bozuklugundan ayirt etmek oldukça
güç olabilir.
Yukarida da bahsedildigi gibi, fobiler en yaygin mental
hastaliklardir. Fobik sahislarin büyük bir kismi fobilerini
tedavi ettirme için bir klinisyene gelmezler veya onlar
tibbi yardim talep etmek için müracaat ettiklerinde de
yanlis teshis ile karsilasirlar.
Sosyal
Fobi
Sosyal fobinin alti aylik prevelans çalismasi ortalama
olarak yüz sahista %2-3 civarindadir. Epidemiyolojik çalismalarda,
kadinlar erkeklere göre bu bozukluga daha çok yakalanmaktadirlar.Fakat
klinik örneklerde bunun tersi de gözlemlenmektedir. Bunun
nedenleri bilinmemektedir.
Sosyal fobinin baslangiç yasinin pik yaptigi dönem 13-19
yaslari arasidir. Buna ragmen 5-35 yaslari arasinda da
baslayabilmektedir.
Etyoloji
Özgül fobi ve sosyal fobinin her ikisi de tiplere sahiptir.
Bu tiplerin kesin sebepleri birbirinden farkli gibi görünmektedirler.
Tiplerin hepsi bir grup altinda toplanmis olmasina ragmen,
bütün mental bozukluklarda oldugu gibi heterojen bir nedensellige
sahiptirler. Fobilerin patagonezi baslangiçta anlasilmistir.
Fobilerin patogenezinde bir tarafta biyolojik ve genetik
faktörlerin rolü varken, diger tarafta çevresel olaylarin
rolü mevcuttur. (Seligman 1971)
Kan, enjeksiyon, yara tipli özgül fobilere yakalanan sahislarda,
özellikle kuvvetli vazovagal reflekslere sahiptirler.
Fobik emosyonlarla baglantilidir.
Genel Prensipler
Davranissal Faktörler
1920 yilinda John B. Watson "Sartlanmada Emosyonel Reaksiyonlar"
isminde bir makale yayinladi. Bu makalede, o , küçük Albert'le
ilgili tecrübelerini nesretti. Küçük Albert tavsanlardan
ve siçanlardan korkan bir bebekti. S. Freud'un küçük Hans
olgusunda oldugu gibi , onun gelisiminin tabi seyri içinde
fobik semptomlara sahipti.
Küçük Albert, laboratuar hayvanlarinda sartlanma cevabini
basariyla temin eden iki psikologun bilimsel deneyimlerinin
direk sonuçlarinin zorlugunu ve sikintilarini yasiyordu.
Bu dogal gelisen bir fobi degildi.
Watson'un formulasyonuna göre, fobinin olusumunu açiklamak
için sartli refleksin klasik pavlovien uyaran-cevap modelli
uygulanmasi gerekiyordu. Böylece de, anksiyete dogal korku
verici uyaranla olusmaktaydi. Dogal korku verici uyarani
ikincil olarak ortaya çikarilan nötral stimulus vasitasiyla
olusturuluyordu. Böyle bir çalismada iki stimulus eslestirilir
ve basarili bir sekilde tekrarlanirsa, nötral degere sahip
uyaran bir müddet sonra anksiyete olusturan bir uyaran
haline dönüsmektedir. Bu sekilde anksiyete olusturmak
için, nötral bir uyaran sartli bir uyarana dönüstürülmüs
olmaktadir.
Fobik semptomlarda, harici kuvvetler harici uyaranlarla
ortaya çikmazsa, yillar içinde semptomun kayboldugunu
görmekteyiz.
Kosulsuz uyaranin, periyodik olarak tekrarlanmasi vasitasi
ile o güçlendirilmemisse, klasik uyaran cevap teorisinde,
bir müdddet sonra sartli uyaran büyük oranda potansiyel
gücünü kaybeder.
Kosullu sartlandirma teorisi fenomenlerini izah eden bir
teori ortaya konmustur. Kosullu sartlandirma teorisinde,
anksiyete, aci verici, zarar verici etkilere karsi organizmanin
olusturdugu bir dürtüsel cevap seklindedir. Onun rastgele
olusan davranisinin gelisim seyrinde, organizma anksiyete
olusturan kaynaklardan kaçinmaya yönelik bir ögrenme süreci
içine girer. Bu kaçinma kaliplari, zamanin uzun periyotlari
içinde stabilleserek kalir. Bu durumda bireyler yapabilecekleri
aktivitelerden kaçinarak, bu durumu kalici hale getirirler.
Bu model insanlarin fobileri nedeniyle niçin kaçinma davranislari
sergiledigini bize izah eder.
Öyle kaçinma davranislari vardir ki, hasta bu konularda
fikse olmustur. Çünkü hasta fobik anksiyeteden kaçinmak
için bu sekilde kendisi için yararli kaçinma davranis
kaliplari olusturmustur.
Ögrenme teorisi, fobik semptomlarin çok çesitli görünümlerini
basit ve mantikli olarak izah etmeyi saglar ve fobi ile
iliskisini açiklar. Bu teori semptomlarin yüzeysel anlamlarini
izah etmede bize çok yararli bilgiler sunmaktadir. Ancak
bilinçaltinin kompleks psisik süreçlerini ve semptom olusumunu
izah etmede yetersiz kalmaktadir. Bu süreçleri psikanalitik
teori ile daha iyi anlayabiliriz. (Nemiah 1981)
Psikanalitik Faktörler
Sigmund Freud fobik nevrozun formülasyonunu bize sunmustur.
Sosyal ve özgül fobiyi analitik yaklasim tarzi ile izah
etmistir. (Freud 1895b[1894]/1962) Freud'un hipotezine
göre; anksiyetenin major fonksiyonu egoya ulastirilmaya
çalisan bir sinyal niteliginde olmasidir. Bilinçdisina
baskilanmis dürtülerin, bilince çikmak için yaptigi baskinin
ego tarafindan hissedilmesidir. Içten gelen tehdit edici
güçlere karsi, ego desarj mekanizmalarini gelistirir,
onlari bir düzene kor ve kuvvetlendirerek degistirir.
Freud'a göre fobiler (uzun anksiyete histerisi) çocukluk
döneminde çözülememis ödipal sürecin üzerine oturmus çatismalarin
sonucudur. Çünkü, cinsel dürtüler, gençlik döneminde kuvvetli
ensest duygularla devam eder. Cinsel arzu ve istekler,
bir kastrasyon korku özelliklerinin sahip olan anksiyete
hissini alevlendirme egilimi gösterir.
Represyon savunmasi yetersiz olursa, ego yardimci savunma
düzeneklerini devreye sokar. Fobik hastalarda birincil
olarak gelisen savunma düzenegi yer degistirmelidir. Kisideki
cinsel çatismalar bu sekilde sahistan baska alanlara yönlendirilmistir.
Bu sekilde sanki sahis önemsiz gibi görünen çatismalarin
etkisi altindadir. Bu sekilde objelere, durumlara karsi
bir fobi gelisir.
Fobik obje veya durum, çatismanin primer kaynagi ile direk
bu baglantiya sahip olabilir. Böylece, içsel çatisma sembolizasyon
savunma düzenegi kullanilarak objeye veya duruma dönüstürülmüs
olur.
Daha da ilerisi, durum veya obje genellikle kisinin ondan
korunabilecegi seylerdir. Bu sekilde de kaçinma savunma
düzenegi ortaya çikar. Sahis bu sekilde ciddi anksiyeteden
korunmak için kaçabilir.
Freud fobik formasyonun teorik formülasyonunu ilk defa
meshur vakasi olan küçük Hans hikayesinde tartisti. Bilindigi
gibi Hans 5 yasinda olan ve atlardan korkan bir çocuktu.
(Freud 1909/1955).
Teoristler
fobilerin kaynagini kastrasyon anksiyetesine baglamis
olmalarina ragmen, (Michels ve ark. 1985) yine psikanalist
teorisyenler anksiyetenin daha baska kaynaklari olabilecegini
de ileri sürmüslerdir. Mesela agorafobide ayrilma anksiyetesi
temel rolü oynarken, eritrofobi (yüz kizarmasi) ise süperego
anksiyetesinin bir sonucudur.
Klinik gözlemler fobilerle baglantili olan anksiyete olusumunun
çesitli tipleri ve kaynaklari olabilecegini göstermistir.
Fobiler, çevresel stressör etkenlerle, yapisal genetik
faktörlerin birbirleri arasindaki iliskiler sonucunda
ortaya çikmaktadir. Longitudinal çalismalar da, fobilere
yapisal olarak yatkinlik gösteren belirli tip çocuklarin
bulundugunu telkin etmektedirler. Çünkü, bu çocuklar,
yabancilara karsi davranissal bir inhibisyon gelistiren
bilinen spesifik bir özellikle dogmuslardir. Bu çerçevede,
kronik olarak devam eden çevresel stressörlerin bazi tiplerinde,
yaratidilislarina uygun olarak fobi ortaya çikmaktadir.
Bu stressörler arasinda aile bireylerinden birinin ölümü,
aileden ayrilma daha büyük kardesler tarafindan elestirilme
ve utandirilma ve ev içinde zorlama ve siddete maruz kalma
bulunmaktadir. Bu sartlar çocuktaki gizli olarak davranis
bozuklugunu aktive edebilmektedir. Böylece çocuk semptomatik
bir hale dönüsmektedir.
Fobik Karsiti Davranis
Otto Fenichel, fobik anksiyete olgusunu, inkar savunma
düzenegi vasitasi ile tutum ve davranis kaliplarinin saklanmis
veya gizlenmis olabilecegini ileri sürdü. Bu durumda da
korkulan obje ve durumlarin korkunçlugunun veya onun korku
boyutunun inkar edilmesi söz konusudur. Bu fenomenin temelinde
durumun ters-yüz edilmesi vardir. Bu durumda dis çevrenin
pasif gözlemine karsi, korkuya galip gelmek ve ona gögüs
germek gibi aktif bir tesebbüs vardir.
Fobik karsiti hareket eden sahis, tehlikeki durumlari
arastirir ve onlara dogru korkusuzca saldirir. Potansiyel
olarak tehlikeli sporlara adanmislik veya müptela olmak,
mesela parasütle atlamak ve kayaliklara tirmanmak konturfobik
davranislara örnek olarak verilebilir. Bazi davranis kaliplari
fobik anksiyeteye sekonder olarak gelismis olabilir veya
gerçekten tehlikeli durumlarin inkari normal anlami olarak
kullanilmis olabilir. Çocuklarin oyunlari fobik karsiti
ögeler tasiyabilir
Bazi çalismalarda, davranissal inhibisyon içerikli kaliplarda
karakterize bazi çocuklarda mümkün gözlenen özellikler
rapor edilmistir. Bu özellikler PB'a sahip ailelerin çocuklarinda
belirgin olarak yaygin olabilmektedir ve çocugun ileri
yaslara dogru gelisim çizgisinde ciddi çekingenlikler
gelistirebildigi tesbit edilmistir. En azindan, sosyal
fobili sahislarin bazilarinda çocukluk döneminde davranissal
inhibisyon gösterilmis olabilir. Belki bu özellikle baglantili
olarak, (biyolojik bir temeli de düsündürüyor) psikolojik
bazi verilerin üzerine bu rahatsizlik bina edilmis olabilir.
SF li sahsin ailesinde, bir grup olarak, daha az bakim,
daha çok dislama ve çocuklari üzerinde diger ailelere
nazaran daha fazla korumaci bir tavir sergiledikleri tesbit
edilebilir.
Bazi SF arastirmalarinda, boyun egmek özelliginden hakim
olmaya dogru olusan bir spektrumda tercih özelliginin
bulundugu bildirilmistir. Hayvanlar arasindada ayni özellikler
görülmektedir. Mesela, baskin insanlar çenelerini havaya
kaldirarak yürüme egilimindedirler ve gözleri ile tesbit
yaparlar. Çekingen insanlar ise çenelerini düsürme ve
gözlerini kaçirarak yürüme egilimindedirler.
Nörokimyasal Faktörler
SF nin tedavisinde farmakoterapinin basarisi, SF in iki
tipi ile ilgili olarak iki spesifik nöro kimyasal hipotez
dogurmustur. Özellikle, b-adrenerjik antagonistlerin (mesela,
propranol) kullanildigi performans fobisi için (mesela,
toplum içinde konusmama) adrenerjik teori gelitirilmistir.
Performans fobisi hastalar daha fazla NE ve E salgilamaktadirlar.
Her ikisi de ( NE, E ) merkezi ve periferik olarak salinmaktadir.
Diger normal bireylerde bu durum söz konusu degildir veya
bu tip hastalar, adrenerjik uyarinin normal seviyesine
karsi hassas olabilmektedirler. MAOI'leri ile yapilan
gözlemlerde, genellesmis sosyal fobinin tedavisinde trisiklik
ilaçlardan daha yararli bulunmustur. Bu durum preklinik
verilerle birlestirildiginde, hastaligin patogenezi ile
baglantili olarak dopaminerjik aktivite hipotezlerine
bazi arastirmacilari götürmüstür. (Liebowitz ve ark. 1984b)
Genetik Faktörler
Sosyal fobili sahislarin birinci dereceden akrabalari,
mental hastaligi olmayan sahislarin birinci dereceden
akrabalarindan, sosyal fobiye yakalanma riski yaklasik
üç kat daha fazladir.(Kendler ve ark. 1992b)
Bazi çalismalarda monozigot ikizlerin, dizigot ikizlere
göre hastalik konusunda daha fazla konkordans içerdikleri
tahmin edilmistir.
Teshis
Sosyal Fobi
DSM IV de sosyal fobi için teshis kriterleri DSM III R
dan degistirilerek hazirlanmistir. (Tablo 10)
Tablo
10: 300.23 Sosyal Fobi (Dar veya Yaygin)
A. Tanimadik insanlarla karsilastigi ya da baskalarinin
gözünün üzerinde olabilecegi, bir ya da birden fazla toplumsal
ya da bir eylemi gerçeklestirdigi durumdan belirgin ve
sürekli bir korku duyma. Kisi, küçük duruma düsecegi ya
da utanç duyacagi bir biçimde davranacagindan korkar (
ya da anksiyete belirtileri gösterir). Not: Çocuklarda,
tanidik kisilerle yasina uygun toplumsal iliskilere girebilme
becerisi olmali ve anksiyete, sadece eriskinlerle olan
etkilesimlerinde degil, yasitlariyla karsilastigi ortamlarda
da ortaya çikmalidir.
B. Korkulan toplumsal durumla karsilasma hemen her zaman
anksiyete dogurur, bu da duruma bagli ya da durumsal olarak
yatkinlik gösterilen bir panik atagi biçimini alabilir.
Not: Çocuklarda anksiyete, aglama, huysuzluk gösterme,
donakalma ya da tanidik olmayan insanlarin oldugu toplumsal
durumlardan uzak durma olarak disavurulabilir.
C. Kisi, korkusunun asiri ya da anlasiz oldugunu bilir.
Not: Çocuklarda bir özellik bulunmayabilir.
D. Korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçeklestirildigi
durumlardan kaçinilir ya da yogun anksiyete ya da sikintiyla
bunlara katlanilir.
E. Kaçinma, anksiyöz beklenti ya da korkulan toplumsal
ya da bir eylemin gerçeklestirildigi durumlarda sikinti
duyma, kisinin olagan günlük islerini, mesleki (ya da
egitimle ilgili) islevselligini, toplumsal etkinliklerini
ya da iliskilerini bozar ya da fobi olacagina iliskin
belirgin bir sikinti vardir.
F. 18 yasinin altindaki kisilerde süresi en az 6 aydir.
G. korku ya da kaçinma bir maddenin (örn. kötüyekullanilabilen
bir ilaç, tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel
bir tibbi bir durumun dogrudan fizyolojik etkilerine bagli
degildir ve baska bir mental bozuklukla dapa iyi açiklanamaz
(örn. Agorafobi ile ya da Olmadan Panik Bozuklugu, Ayrilma
Anksiyetesi Bozuklugu, Vücut Dismorfik Bozuklugu, Yaygin
bir Gelisimsel Bozukluk ya da Sizoid Kisilik Bozuklugu).
H. Genel bir tibbi durum ya da basak bir mental bozukluk
varsa bile A tani ölçütünde sözü edilen korku bununla
iliskisizdir, örn. korku, Kekemelek, Parkinson hastaligindaki
titreme ya da Anoreksiya Nervoza ya da Bulimia Nervozadaki
yemek yeme davranisi ile iliskili degildir.
Yaygin: Korkular çogu toplumsal durumu kapsiyorsa ( örn.
söylesileri baslatma ve sürdürme, küçük topluluklara katilma,
karsi cinsle çikma, üstleriyle konusma, partilere gitme).
Not:
Çekingen Kisilik Bozuklugu ek tanisini koymayi da düsününüz.
Çünkü SF, PA'larla bagintilidir. DSM IV ün B ve F tani
kriterleri tekrardan düzenlenmistir.
DSM IV SF'e yaygin tipi de ilave etmektedir. Yaygin tip
klinik seyir, prognoz ve tedaviye cevap için kullanilabilir.
DSM IV'de G maddesinde psikiyatrik ve tibbi nedenlere
bagli ortaya çikan korku ya da kaçinma davranislarini
dislamaktadir.
Klinik Belirtiler
Fobiler, spesifik durum veya obje ile karsilastiklarinda
ciddi anksiyete hissinin yasanmasi ile karakterizedirler
veya bu sikinti, durum ve objeyle beklentisel bir yüzlesme
olabilme ihtimalin de ortaya çikabilir.
DSM IV, sosyal ve özgül fobili hastalarda sikça meydana
gelebilecek muhtemel panik ataklar üzerine de vurgu yapar.
Fakat, bu panik ataklar ilki belki hariç tutulmak kaydi
ile beklenmedik bir sekilde ortaya çikmistir. Fobik uyaranla
yüzyüze kalma veya beklentisel olarak onun beklenmesi
panik ataga egilimli sahislarda panik atagin daima degismez
bir sekilde sonuçlarini ortaya çikarir.
Fobili hastalar, fobik uyarandan kaçinmaya çalisirlar.
Bazi hastalar anksiyete uyaran durumlardan kaçinmak için
büyük problemlerin içine girerler. Mesela, fobik bir hasta
uçaga binmek yerine bir otobüsle seyahati tercih etmeye
mecbur kalabilir. Çünkü hasta fobi olan bir uçak ile temas
kurmaktan kaçinmaya çalismaktadir. Fobik uyarandan kaçmanin
belki de diger bir yolu, çogu fobik hastada oldugu gibi
madde kullanimi bozukluguna yönelmesi, özellikle alkol
kullanim bozuklugu olusturmasidir. Herseyin üzerinde,
sosyal fobili hastalarin üçte biri major depressif bozukluga
sahiptirler.
Mental durum muayenesindeki major bulgular, spesifik durum,
aktivite veya objeye bagli olarak hissedilen korkunun
ego distonik ve irrasyonel olmasidir.
Hastalar, fobik uyaranla temas kurmaktan nasil kaçindiklarini
tanimlayabilirler. Depresyon, yaygin olarak mental durum
muayenesinde tesbit edilen ve fobik hastalarin yaklasik
üçte birinde gözlenebilen bir durumdur.
Ayirici Tani
Özgül fobi ve sosyal fobiyi normal çekingenlik ve uygun
korkudan ayirtetmek gerekir. DSM IV, hastanin fonksiyonlarinin
kabiliyetini bozan semptomlarin uygun olup olmadigini
ayirabilmesine yardim eder. Panik ataklarda çarpinti,
gögüs agrisi ve basinç hissi daha fazla görülürken, SF'de
terleme, yüz kizarmasi ve agiz kurumasi daha sik görülmektedir.
(Amies ve ark. 1983., Reich ve ark. 1988)
Fobi gelistirebilecek olan psikiyatri disi tibbi durumlar,
madde kullanimini (özellikle hallüsinasyonlar ve sempatomimetikler)
M.S.S. i tümörleri ve serebrovasküler hastaliklari içermektedir.
Bu örneklerde fobik semptomlarda fiziksel, nörolojik ve
mental durum muayenesi üzerinde ilave subjektif bulgular
yoklugu tesbit edilir.
Sizofreni de, özgül ve SF in her ikisinden de ayirici
tanisi yapilmalidir. Sizofrenik hastalarda psikozlarin
bir parçasi olarak fobik semptomlara sahip olabilirler.
Fobik hastalar korkularinin anlamsiz oldugunu idrak ederler.
Ayrica sizofreni de görülen diger psikotik semptomlar
ve bizar hezeyanlar yoktur.
Özgül ve sosyal fobinin ayirici tanisinda klinisyenler
PB'u, agorafobi ve çekimser kisilik bozuklugu üzerinde
durmalidirlar. DSM IV bu durumlarda PB, Agorafobi, SF
ve özgül fobinin ayirici tanisinda bireysel vakalarin
zor olabilecegi ve klinisyenin bu durumlarda klinik becerisini
kullanmasini tavsiye etmistir. PB'u ve atipik depresyonu
da bulunan hastalarda MAOI'leri daha yararli bulunmaktadir.
(Liebowitz ve ark. 1985b)
Genellikle, özgül fobili veya yaygin olmus sosyal fobilerde,
fobik stimulusla karsilasir karsilasmaz ortaya çikan anksiyeteye
egilim vardir. Daha da ilerisi, onlarin anksiyete veya
panikleri belirli durumlarla sinirlandirilmistir ve genelde,
hastalar fobik stimulusla karsilasmadigi veya beklentisel
bir uyaranin olusmadigi durumlarda anormal bir anksiyeteye
girmezler.
Agorafobik bir hasta ekseriya anksiyete uyaran durumda
diger bir sahsin bulunmasi ile teselli bulur ve yatisir.
SF li sahis ise, diger insanlarin bulunmasi ile daha çok
anksiyete içine girer.
PB da ve agorafobide solunum düzensizlikleri, bas dönmesi,
bogulma hissi ve ölüm korkusu hissederken, SF li sahislarda
ise kizarmak, utanmak, kas segirmeleri ve dikkatle incelenmeye
bagli semptomlari tasir.
Çekimser kisilik bozuklugu ile SF in ayirici tanisi zor
olabilir ve ilave görüsmeler ve psikiyatrik anamnez gerektirir.
Sosyal Fobi
Sosyal fobi iki ilave hastaliktan ayirici tani yapilmalidir.
Bunlar major depressif bozukluk ve sizoid kisilik bozuklugudur.
Sosyal uyaranlardan kaçmak, depresyonun bir semptomudur.
Sizoid kisilik bozuklugunda, sosyalizasyon istenmez ,
sosyal olmaktan korkulmaz, bu durumda kisiye kaçingan
sosyal davranislara götürür.
Klinik Seyir ve Prognoz
SF ve özgül fobinin klinik seyri ve prognozuyla ile ilgili
detayli bilgiler yoktur. Çünkü bu hastaliklar son yillarda
göreceli olarak önemli mental hastaliklar kategorisine
alinmistir. Fobilerin farmakoterapiler ve özgül psikoterapiler
ile tedavi ile bilgilerden sonra klinik seyir ve prognoz
hakkinda ancak bilgi sahibi olunabilecektir. Maalesef
ileri tedavi stratejileri için kontrollü çalismalar yoktur.
Fobik bozukluklar, daha önceden kabul edilen daha çok
morbiditeye sahiptir. Fobik davranisin derecesi ile ilgili
olarak, sahsin fonksiyon kabiliyeti ile yakindan iliskilidir.
Bu tip sahislar ekonomik olarak baskalarina bagimli olabilir.
Mesela adultler bu durumdadir ve bu ekonomik bagimlilik
onlarin sosyal hayatlarinda beklentisel basarilarini,
toplumla iliskilerini ve okul performanslarini çesitli
derecelerde bozmaktadir.
Madde kullanim bozukluguna bagli olarak da, prognoz ve
klinik seyir degisiklikler arzetmektedir.
Tedavi
Içgörü
Yönelimli Psikoterapi
Psikanalizin gelisiminin baslangiç dönemlerinde ve dinamik
yönelimli psikoterapide, teorisyenler fobik nevrozun tedavisinin
ancak bu metodlarla yapilmasi gerektigine inanirlardi.
Çünkü bu bozuklugun kaynaginda ödipal çatismanin yattigini
düsünmekteydiler.
Son zamanlarda, hernasilsa, terapistler kabul ettiler
ki, bilinçdisi çatismalarin analizi ve açiga çikarilma
gelismeleri sürecinde, hastalar süratli bir sekilde fobik
semptomlarindan kurtulmaktadirlar.
Herseyin üzerinde fobik uyarandan kaçinmaya devam etmek
suretiyle, anksiyetelerini hastalar belirli derecede disari
da birakabilmektedirler.
Freud ve Sandor Ferenczi'in her ikisi de bu durumu kabul
etmislerdir. Yapilanmis olan bu semptomlar analiz süreci
içerisinde gelisirse, terapistler analitik rollerinin
ötesine geçmeli ve aktif bir sekilde fobik hastalarini
zorlamali ve içgörü ile sonuçlanan anksiyete tecrübelerini
ve fobik durumlarin disini arastirmaya sevketmelidir.
O zaman, psikiyatristler genellikle terapistin rolünün
derecesinin boyutlarini tartismislardir. Çünkü terapist
basarili sekilde fobik anksiyeteyi tedavi etmeyi istemektedir.
Psikodinamik içgörü yönelimli psikoterapi tekniginin temel
özelligi, olayin yalniz basina fobik semptom üzerine oturmamis
olmasidir. Fakat bu tedavi yönteminde tedavi metodunun
kullanimi ile yasam kaliplari hastanin ego yapisini pozitif
bildirimleri üzerine de yapilanmistir. (Gabbard 1990)
Içgörü yönelimli tedavi hastanin fobisinin kaynagini anlamasina
yardimci olur. Ayrica elde edilen sekonder kazançlar,
direncin rolünü ve anksiyete olusturan uyaranlarla birlikte
saglikli yasam yollarinin arastirilmasini hastaya gösterir.
Diger Terapiler
Hipnoz, destekleyici tedavi ve aile tedavisi fobilerin
tedavisinde yararli olabilir. Hipnoz, fobik objenin tehlikesiz
oldugu ile ilgili terapistin telkinlerini güçlendirmesinde
kullanilmistir. Ayrica otohipnoz ile fobik objenin olusturdugu
olumsuz duygular ortaya çiktiginda relaksasyon metodunun
kullanarak düsüncesini degistirebilir.
Destekleyici psikoterapi ve aile terapisi tadavi esnasinda
fobik objeye karsi aktif bir sekilde karsi gelmek isteyen
hastanin yardim istegine genellikle yardimci olmaktadir.
Bu terapi yönteminde sadece, hastanin tedavisine ailenin
yardimini ortaya çikarmaya yönelik bir aile terapisi yapilmayip
ailenin de hastanin problemlerinin tabiatini anlamasina
yardimci olunmaktadir.
Sosyal Fobi
S.F. in tedavisinde farmakoterapi ve psikoterapi birlikte
kullanilirlar. (Mavissakalian ve Michelson 1986b., Telch
ve ark. 1985., Zitrin ve ark. 1980) Performans durumuna
bagli tabi ve yaygin sosyal fobi için çesitli yaklasim
tarzlari gelistirilmistir. Bazi çalismalarda, yalniz basina
uygulanan psikoterapi veya farmakoterapi ile her ikisinin
birlikte uygulandigi kombine terapiler karsilastirilmistir.
Kombine terapilerin daha yararli oldugu iddia edilmistir.
(Gelertnter ve ark. 1991., Wlazlo ve ark. 1990., Mattick
ve ark. 1989))
Bu sonuçlar bütün hastalar ve bütün durumlar için söz
konusu degildir.
Birkaç iyi kontrol edilmis çalismada MAOI leri, özellikle
phenelzine(Nardil), sosyal fobinin yaygin tedavisinde
yararli oldugu tesbit edilmistir. (Liebowitz ve ark. 1992)
Diger ilaçlarin da iyi sonuçlar verdigi rapor edilmistir.
Bunlardan çok iyi kontrol edilmis çalismalar degildir.
Bunlardan alprazolam (Xanax), traylcypromine (Versiani
ve ark. 1988), klonezepam (Klonopin) ve SSRI (seratonin
spesifik Reuptake Inhibitörü) ler mevcuttur. Bu ilaçlarin
dozu depresyonda kullanilan dozlarin aynisidir ve bu ilaçlarda
cevaplar 4 ila 6 hafta içinde alinir. Bazi bilgilere göre
trisiklik antidepresanlar ve buspiron (Buspar) sosyal
fobide etkin bulunmamistir. Bu bilgiler de yetersizdir.
SF in yaygin tipinde pikoterapi genellikle bilissel davranissal
tedavi yöntemlerinin kombinasyonu olarak uygulanir. Bu
yaklasimlardan bilissel açiklama, duyarsizlastirma, seans
esnasinda prova yapmak ve ev ödevleri vermek teknikleri
uygulanir.
Performans durumu ile baglantili SF nin tedavisinde genellikle,
fobik uyarana yüzlestirmeden önce kisa süreli b-adrenerjik
reseptör antagonistleri kullanilmasi uygulanmaktadir.
En yaygin olarak kulanilan iki bilesik atenolol (tenormin)
performansdan bir saat önce veya her sabah alinan 50-100
mgr. major dozunda, propranolol ise 20-40 mg dozunda kullanilir.
Bilissel, davranissal ve ekspojure teknikleri performans
durumlarinda kullanisli olabilir.
|