|
Bilinçdışı istek ve arzular, rüya
ve hayaller yoluyla deşarj yolu bulabilir. Rüyalar
şifrelerle donatılmış mesajlar içerir. Her şeyden önce
rüya fizyolojik bir fenomen ve ihtiyaçtır. Normal bir
sekiz saatlik uyku periyodunda her birey ortalama her
biri 15–20 dakika süren üç ya da dört rüya görebilir.
Sekiz saatlik bir uykunun her iki saatlik döneminde
rüyalı bir döneme girilir. Uyuyan bir bireyin rüya görüp
görmediği, onu gözleyen biri tarafından farkedilir.
Rapid Eye Movement (Rem), göz kürelerinin hızlı
hareketlerine verilen isimdir. Uyku esnasında, gözler
kapalıyken göz kapaklarının altındaki göz küreleri
hareket etmeye başladığında birey rüyalı döneme girmiş
demektir. Göz küreleri hareket ettiği müddetçe (ortalama
15–20 dakika) rüya da devam etmektedir. Tam bu esnada
uyandırılan bir birey rüya gördüğünü ifade eder.
Yapılan laboratuar
çalışmalarında, uyuyan bireylerin Rem dönemlerine
girdiklerinde uyandırılmaları halinde Rem’siz bir uyku
temin edilmiştir. Ertesi günkü takiplerinde bir gün önce
rüya gördürülmeyerek uyutulan bireylerin, o gün Rem
dönemlerinin iki kat arttığı tespit edilmiştir. Şayet
bireyler devam eden günlerde rüyasız bırakılırsa normal
bir uyku durumuna geçtiklerinde Rem dönemleri bütün
eksiklikleri kapatacak kadar uzamaktadır. Rem dönemi
uzun süreli engellendiğinde bireylerin gündüz uyanık
iken hayal gördükleri, halüsinasyon yaşadıkları tespit
edilmiştir. Bu durum her sağlıklı insanda ortaya
çıkabilmektedir. Hâlbuki uyanık iken halüsinasyon görmek
psikotik bir bozukluktur. Bu da rüya görmenin insanın
vazgeçemeyeceği fizyolojik bir ihtiyacı olduğunu ortaya
koyar.
Neden böyle bir ihtiyaç söz
konusudur ve rüya nasıl bir fonksiyon ifa etmektedir; bu
konuyla ilgili çok çeşitli iddialar ve tartışmalar
vardır. Bizim burada ilgilendiğimiz sorun, rüyanın
fizyolojik gerekliliği ve ne tür bir ihtiyacı
karşıladığından ziyade psikolojik olarak rüyanın ne
anlama geldiğini ve psikolojik olarak ne tür bir
ihtiyaca cevap verdiğini araştırmak ve bunu
yanıtlamaktır.
Bir takım araştırmacılara göre
rüyalar anlamsız, bağlantısız ve rasgele oluşan düşünce
ve imaj akımlarıdır; hiçbir anlamı ve özelliği yoktur.
Psikolojik yaklaşımlarda ise rüyalar farklı farklı
değerlendirilebilmektedir. Davranışçı yaklaşım tarzına
göre rüyalar, gün boyunca devam eden refleks
kalıplarının izdüşümlerinin oluşturulması,
netleştirilmesi ve hafıza kayıtlarının alınması ile
ilgiliyken; bilişsel yapıda rüyalar bireyin
kognisyonlarının aktif olarak çalıştığı ve sistemin
yerleştirildiği bir süreci ifade etmektedir.
Dinamik yapıda ise olay çok
farklı bir perspektifte ve içerikte ele alınmaktadır.
‘Rüyalar kral yoludur,’ Freud XE "Freud" böyle
demektedir. Rüyalar bilinçdışında deşarj olmaya çalışan
dürtülerin üstü örtülü bir biçimde, bazen çok özel
simgelerle bazen çok özel şifrelenmiş kodlarla deşarj
olmasını temin eden bir yapıdır. Bilindiği gibi ruhsal
aygıtımızda deşarj olmaya çalışan güçler ile bunları
engellemeye çalışan güçler arasında büyük bir savaş söz
konusudur. Bu savaşta zaman zaman engelleyici güçler
olaya hâkim iken zaman zaman da deşarj olmaya çalışan
güçler hâkim olmaktadır. Engelleyici güçlerin yoğun ve
fazla olduğu durumlarda dürtülerin aşırı oranda
bastırılması ve deşarj yolu bulamaması iç dünyamızda
bulantı ve sıkıntıya sebep olur. Bulantı ve sıkıntının
artması bir patlamanın veyahut da bir patolojinin öncü
belirtileridir. İçeride birikmiş olan bu enerji, bir
şekilde deşarj edilmelidir. Rüyalar bunu temin eden
temel mekanizmalardır. Rüyalar vasıtasıyla bu dürtüler,
öncelikle açık bir şekilde deşarj yolu bulur ve
kendilerini ifade ederler. Ancak dürtülerin bu şekilde
açıkça ifade edilmesi ego XE "ego" ve süperego güçleri
tarafından kabul edilemez bulunursa sansür mekanizmaları
devreye girebilir.
İşte dinamik yapı, sansür
mekanizmalarının hangi aşamada, ne tür yöntemlerle ve
nasıl faaliyete geçtiğini inceler ve bu sistemi deşifre
etmeye çalışır. Bu andan itibaren hikâye tamamen
farklılaşmaktadır. Bir dürtü XE "dürtü" rüyada,
fincancı katırlarını ürkütmeden kendine deşarj yolu
bulmalıdır. Bu da çok zor ve zahmetli bir şeydir. Dürtü
hem kendini ifade edecek hem deşarj yolu bulacak hem de
egoyu, gerçekliği ve süperegoyu rahatsız etmeyecektir.
İşte olmayacak olan bu işi, rüyalar çok başarılı bir
şekilde gerçekleştirebilmektedir. Dürtünün kendini
açıkça ifade etme derecesiyle, engelleyici güçlerin
engelleme derecesi veya yargılama dereceleri arasında
zıt bir korelasyon vardır. Engelleyici güçlerin
kabullenilme oranı yükseldiği oranda rüyanın içindeki
dürtü XE "dürtü" kendini daha açık bir şekilde ortaya
koyarken; engelleyici güçlerin yargılayıcı ve bastırıcı
tarafları yükseldikçe dürtünün rüyadaki temsilcisinin
şekil değiştirmesi, kılıf değiştirmesi ve kendisini
saklama oranı o derece artmaktadır.
Bir rüya nasıl oluşur
Her rüyanın bir senaristi vardır.
Bu senarist, id ile ego XE "ego" arasında duran, id’in
yapısından da egonun yapısından da haberdar olan, iki
tarafı da gözlemleyen ve gözetleyen farklılaşmış bir ego
parçasının görevidir. Yani her rüyanın yazarı kişinin
kendisidir. Rüyadaki her figür, her sahne, her cümle,
her duygu egonun bu parçası tarafından özenle seçilerek
hazırlanmış, yazılmış ve uygulamaya konulmuştur. Rüya,
yazılması çok zor, içinde çok ciddi yapılandırmalar
barındıran kompleks ve karmaşık bir senaryodur. Bu
senaryonun senaristi çok akıllı, çok zeki, çok
planlayıcı ve gelecek hamleleri önceden tayin edebilecek
yetenektedir. Her insanoğlunda da bu yetenek vardır.
Rüyanın içeriği senarist tarafından belirlendikten sonra
bir kurgu oluşturulur. Senaristin amacı hiçbir gücü
ürkütmeden bilinçdışında deşarj olmaya çalışan dürtülere
çıkış yolu sağlamaktır. Bir dürtü XE "dürtü" temel
içerik olarak alındıktan sonra kurgusal bir zemin
hazırlanır. Buna bir mekân denilebilir. Mekânın üzerine
bir zaman giydirilir. Zaman ve mekânın buluştuğu noktada
çeşitli figüranlar görevlendirilebilir. Figüranların
seçimi ve rol dağıtımı tamamen senarist tarafından
hazırlanmış bir programa göre yapılır. Figüranlara
oynatılan her rol ego tarafından bilinçli, amaçlı ve bir
hedefe hizmet etmek amacıyla verilmiştir.
Senaryonun hazırlanmasını
hiyerarşik bir zeminde tartışabiliriz. Senarist
öncelikle çıplak bir senaryo hazırlar, dürtü XE "dürtü"
açık ve nettir. Hedefine doğrudan gider. Bu bir
cinsellik veya bir saldırganlık ya da bir haz arayışı
olabilir. Bu senaryo birinci sansür heyetine gönderilir;
sansür heyetinde bu senaryo, tehlikeli olup olmayacağı
ve içteki dengeleri bozup bozmayacağı ile ilgili
değerlendirmelere tabi tutulur. Sansür heyeti bu
senaryonun tehlikeli kısımlarını belirleyerek oraların
bir işleme tabi tutulmasını ister. Sansür heyetinin,
senaryonun tehlikeli olan kısımlarını nasıl bir sansüre
tabi tutacağı ve ne tür yöntemler kullanacağı bugün için
belirlenmiş durumdadır. Bir rüyanın çeşitli aşamalarında
aşağıdaki şekillerde dürtüyü saklamaya yönelik sansür
mekanizmaları devreye girer.
1. Rüyanın esasını cürufla
saklama
Her rüya bir öz ve bir esas
içerir. Rüyanın kurgulanmasının temel amacı ise bu özü
ifade etmektir. Esasın tehlikesine, sansür heyetinin
vermiş olduğu gizlilik derecesine göre rüyanın üzeri,
esası ve özü saklayacak şekilde sanki moloz yığını ile
örtülmüş gibi görüntü ve fragmanlarla doldurulur. Özü
saklama amaçlı bu kabuk kısmının hiçbir özelliği yoktur;
bu kısım, dolgu maddesidir. Dolgu maddesinin seçiminde
de kendine has bir takım özellikler ve yararlılıklar
bulunmaktadır. Bunu daha sonra tartışacağız. Rüya
içeriğinin tehlikesinin şiddet derecesi oranında rüyanın
gereksiz materyalinin veya cürufunun çoğaldığı ve hedef
şaşırtıldığı gözlemlenmektedir. Rüyada açık ve net olan,
rahatça gözlemlenen, bilinen ve hissedilebilin şeyler
rüyanın esası ve özü değil, egonun bilinçli kısmının
dikkatini çekmeye yönelik gereksiz malzemelerdir.
2. Rüyada flûluk ilkesi
Rüyada açık ve net görülen,
hissedilen ve algılanan materyal; ego XE "ego" ,
gerçeklik ve süperego için yeteri kadar tehlikeli
olmayan malzemelerdir. Görüntü ve algı flûleştikçe
tehlikenin şiddet derecesi artmaktadır. Bir rüya
içeriğinde geçiştirilen, tam görülemeyen ve flû olarak
algılanan bölümler rüyanın esasını veya özünü
barındırır.
3. Rüyanın duygu ilkesi
Flûleşen bölgeler, geçiştirilen
kısımlar imaja ve algıya dönüşemeyen kısımlardır. Fakat
ilginçtir ki flûleşen kısımlara odaklanıp, bireyin ne
hissettiği sorulduğunda, o karanlık bölgeden nasıl bir
duygu aldığı sorgulandığında kişi görmediği, duymadığı
ve algılayamadığı şeyi çok net bir şekilde
tanımlayabildiğini fark eder. Arkasından birisi
kovalamaktadır ama onu görememektedir. Verilen rüya
materyali bu kadardır. Doktor sorar: “Arkadakini gördün
mü, kim o?” Hasta cevap verir: “Bilmiyorum”, doktor yine
sorar: “Arkandan gelen kadın mı erkek mi?” Hasta: “Büyük
ihtimalle erkek” der. Doktor sorar: “Bu erkek yedi
yaşındaki bir çocuk mu, yetmiş yaşındaki bir yaşlı
ihtiyar mı?” Hasta: “Hayır, orta yaşlarda” der. Doktor
sorar: “Bu orta yaşlı erkek, hasta ve yürüyemeyen cılız
birisi midir?” Hasta: “Hayır, güçlü ve atletik birisi”
der. Doktor: “Bu adam çok iyi niyetli ve sana bir hediye
vermek için geliyor arkandan, değil mi?” der. Hasta
cevap verir: “Hayır, bana kötülük yapacak, onu
hissediyorum” der. Doktor sorar: Sana hayatta daha önce
böyle bir kötülük yapan birisi oldu mu?” Hasta birden
bire fark eder: “Çocukluğumda bana cinsel taciz yapan
adam buydu” der. Rüyada en önemli tercüme, duyguların ve
hislerin tercümesidir. Görüntü aldatıcıdır.
4. Rüyada deformasyon ilkesi
Rüyada açık olarak ortaya konan
mesaj engelleyici güçler tarafından sıkıntı olarak
hissedilecekse rüyanın o kısmına deformasyon
yapılabilir. Deformasyon iki şekilde yapılır: a Objenin
belirli bir bölgesinin flûleştirilmesi, b Objenin
belirli bir bölgesinin değiştirilmesi. Ödipal çatışması
olan bir genç rüyasında orta yaşlı bir hanımla cinsel
ilişkiye girdiğinden ve ardından sıkıntı hissettiğinden
bahsetmektedir. Hanımın nasıl bir hanım olduğundan
bahsetmesi istendiğinde; bu hanımın yüzünün
olmadığından, yüzünün görülmediğinden bahsetmektedir.
Burada yüz flûleştirilmiştir; çünkü yüz tehlike arz
etmektedir. Muhtemelen bu yüz ensest XE "ensest"
özelliği haiz birisini simgelemektedir. Objenin şekil
değiştirmesinde belirgin bir kısmı veya özelliği,
ilgisiz bir figürle deforme edilir. Vücut birisine
benzerken yüz ilgisiz birine benzeyebilir. Bu çok
çeşitli boyutlarda ve derecelerde meydana gelebilir.
Bir hastamız, çok sevdiği eşinin
ilgisizliğinden yakınmakta, aynı zamanda ona karşı yoğun
öfke duymaktadır. Âşık olduğu bir insanın kendisine
ilgisiz kalması onu çılgına çevirmekte ve yoğun bir öfke
krizine sokmaktadır. Rüyasında eşinin vücudunu
görmektedir; ancak eşinin vücudunun üzerinde kayın
validesinin başı durmaktadır. Kayın validesi ile de
arası pek iyi olmayan bu hanım rüya boyunca kayın
validesine hakaretler yağdırmakta ve ona şiddet
uygulamaktadır. Bu hastamızın yapılan analizinde bütün
öfkesinin eşe karşı yoğunlaştığı fakat rüyanın bu
şekilde uygulamaya sokulması halinde sıkıntı derecesinin
aşırı artacağı kaygısıyla bu kısmın deforme edildiği
görülmüştür. Eşinin başı değiştirilmiş onun yerine kayın
validesinin başı getirilmiştir.
5. Rüyada yoğunlaştırma
(kondensasyon) ilkesi
Rüyada düşmanlıklar, öfkeler,
kızgınlıklar veya yasak cinsel dürtüler, oluşturulan tek
bir figür üzerinden deşarj yolu bulabilir. Bir ömür boyu
çeşitli nesnelere karşı öfke ve şiddet duyguları
içerisinde bulunan dürtüsel yapı, her bir öfke nesnesi
için bir rüya senaryosu oluşturamayacaktır. İşte
senarist burada devreye girerek bir heykeltıraş gibi
çalışma yapar. Diyelim ki şiddet ve öfke duygularımızı
deşarj ettirmek istiyoruz: Kime karşı? İki yaşındayken
uzandığımız bibloyu alan annemize karşı, dört
yaşındayken bizi yatağa almayan babamıza karşı, sekiz
yaşındayken bizimle alay eden sınıf arkadaşımıza karşı,
on üç yaşındayken bizi döven öğretmenimize karşı, on
yedi yaşındayken bizi karakola götüren polis memuruna
karşı, yirmi yaşındayken bizi reddeden kız arkadaşımıza
karşı ya da yirmi beş yaşındayken patronumuza karşı.
Velhasıl tüm öfke objeleri zamandan ve mekândan uzak bir
şekilde bir figür üzerinde şekillenir. Ayakkabıları
anne, ayakları abla, elbisesi ve pantolonu baba, ceketi
polis, duruşu öğrenci, bakışı müdür, gözleri patron,
saçları bir başka öfke kaynağını simgeleyen ve her bir
öfke nesnesinden belirgin olarak alınmış olan parçaların
oluşturduğu yeni bir yapı rüya boyunca bizim öfkemizin
boşaldığı birey olabilir. Bu bireye hakaretler yağdırır,
yumruklar savurur ve hatta o bireye işkence çektirirken
tüm bu bireylerle olan hesaplaşmamızı toptan görmüş ve
dürtüler hedefine ulaşmıştır.
6. Rüyanın ekonomiklik ilkesi
Rüyalar bir taşla birkaç kuş
vurmayı hedeflerler. Rüyanın her bir figüründe mümkün
olduğu kadar az malzeme ile çok yarar elde etmek rüyanın
temel amacıdır. Rüyanın ekonomiklik prensibi, bir
dürtünün deşarjını hedeflediği gibi o gün yeni öğrendiği
nesne ilişkisinin tecrübesini de kazanır. Belki bir ders
çalışması tecrübesi görünümünde ego XE "ego" , idealinin
oluşturmak istediği bir kimliği aynı senaryoda aktive
edebilir. Öfke veya sevgi objelerini bir figür üzerinden
tamamlayabilir.
7. Rüyada zoom ilkesi
Rüyanın içeriğinde normal bir
akış içinde bireyin dikkati özellikle belirli bir figür,
cisim, renk, eşya veya ses üzerine odaklanırsa bu
malzemenin önemli bir içeriği bulunduğu hatırlanmalıdır.
Dıştan bakıldığında anlamsız gelen bir figür, eşya, ses
bir başka olayın linkini veya çağrışımını oluşturmak
için kullanılmış olabilir. Rüya esnasında zoom yapılan
herhangi bir obje veya fenomen çok önemlidir, dikkatle
incelenmelidir.
Hipno-drama çalışmaları
esnasında, hastamızın oluşturduğu bir rüyada orman
içerisinde bir gezinti yapılmaktaydı. On dört
yaşlarındaki bayan hastamız intihar teşebbüsü ve ağır
disosiyatif semptomlar ile bize müracaat etmişti.
Kişilikte sanki bir bölünme söz konusu idi. Zaman zaman
çok iyi, çok çalışkan, çok sevimli bir kız olurken zaman
zaman birden bire vahşileşmekte, hırçın, öfkeli ve
terbiyesiz bir kız haline dönüşmekteydi. Kolej öğrencisi
olan bayan hastamız okul hayatında çok başarılı ve dönem
birincisiydi. Ruhsal muayenesinde psikotik herhangi bir
şey bulunamamış; disosiyatif bulgular ve kişilik
patolojisi tespit edilmiş idi. Tedavi süreci içerisinde
uyguladığımız hipno-drama XE "hipno-drama" çalışmasında
hastamızı anlamaya, teşhis koymaya ve tedavi etmeye
uğraşıyorduk.
O günkü seansımızda orman
içerisinde patika bir yolda, bir bahar günü, şen ve
şakrak bir şekilde yürüyüşünü yapıyordu. Şarkılar
söylüyor, kuşların sesini dinliyor ve yürüyüşe devam
ediyordu. Trans altındaki hastamız tam o sırada, ilerde
ağaçların arasında sarı papatyalar olduğunu ve o
papatyaları kopartmak istediğini ve buna izin verip
vermeyeceğimizi sordu. Şimdiye kadarki süreçte böyle bir
izin talebi söz konusu olmamıştı. Hipno-dramaların doğal
seyrinde de böyle bir süreç işlemezdi. Hastamız zoom
yapmıştı. Belirli bir figüre bizi odaklamıştı. Sarı
papatyalar bize verilen bir linkti ve içinde bir şifre
barındırıyordu. Ama o anda onun ne anlama geldiğini
bilmiyorduk. Papatyaları koparmasına izin verdik.
Papatyaları eline alarak yine şen ve şakrak bir şekilde
orman içindeki patika yolda yürüyüşüne devam etti. Bir
müddet sonra yine durdu ve bize bir soru yöneltti.
Patika yol şeffaf bir yapı ile kapatılmıştı. Yola devam
edebilmesi için o şeffaf yapının yırtılması gerekiyordu.
Şeffaf yapıyı yırtıp yırtmaması için bizden izin istedi.
Biz de izin verdik. Burada ikinci bir zoom olayı
gerçekleşmişti. Bizim iznimizden sonra kızımız şeffaf
yapıyı yırttı ve yapının öte tarafına geçti. Ancak bir
anda haykırışlar ve ağlama sesleri yükseldi. Öte tarafa
geçmesiyle birlikte ormanın zifiri bir karanlığa
büründüğünü, her yerden canavar ulumaları geldiğini ve
çok korktuğunu ifade etti. Bir an önce oradan çıkmak
istediğini söyledi ve bizden yardım talep etti. Bu
esnada ego XE "ego" destekleyici telkinlerimizle; güçlü
olduğunu, orada kalabileceğini ve bir müddet sonra
ormanın yine ışığa kavuşacağını ve korkacak hiçbir şey
olmadığını telkin ettik. Karanlığın derinliğine
baktığında orada bir ışık huzmesi belireceğini ve o
ışığa doğru yürümeye devam ederse, ışığın tüm ormanı
aydınlatacağını söyledik. Işığa yaklaştıkça ormanın yine
aydınlandığını eski normal haline döndüğünü, kızımızın
mutluluğunun da tekrar yerine geldiğini tespit ettik.
Ormandaki keşif yolculuğumuza
devam ederken hastamız bir göl kenarına geldiğini ve
gölde yüzmek istediğini ve bunun için de bizden izin
almak istediğini ifade etti. Üçüncü bir zoom olayı ile
karşı karşıya idik. Hastamızın yüzmesine izin verdik.
Göle atladı, yüzmeye başladı, derinlere daldı, çok
keyifli bir süreç yaşadı. Artık sudan çıkmak istediğini
söyledi, biz de sudan çıkabileceğini ifade ettik.
Daldığı suyun dibinden yavaş yavaş yüzeye doğru yüzmeye
başladı. Suyun yüzeyine yaklaştığında, suyun yüzeyinin
kalın bir buz tabakasıyla kaplı olduğunu ve yüzeye
çıkamadığını ifade etti. Oksijeni bitmiş ve boğulma
tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Yine büyük bir
sıkıntı ve huzursuzluk çökmüştü ve bizden onu
kurtarmamız için yardım talep ediyordu. Buzun belirli
bir bölgesinin daha ince ve zayıf olduğu telkinini
yaparak o alanı kırabileceğini ve suyun yüzeyine
çıkabileceğini ifade ettik. Hastamıza verdiğimiz ego XE
"ego" destekleyici telkinlerle hastamız, mücadele edip
buzun ince olan bölgesini kırdı ve suyun yüzeyine çıktı.
Rahat bir şekilde nefes aldı, o nefesle birlikte
tekrardan büyük bir panik ve korku başladı. Suyun
yüzeyine çıkıp nefes almıştı ama bir anda orman yine
karanlıklara bürünmüştü, vahşi ulumalar her bir taraftan
ona tehdit ve korku hissettiriyordu. Yine
telkinlerimizle hastayı normal hale getirip uyandırdık.
Yaptığımız yorumlarda hastamızın
bekâretle ilgili bir sorunu olduğu, başından bir travma
geçtiği, bu travma nedeniyle bir kişilik bölünmesine
yöneldiği, disosiyatif bir çoğul kişiliğe doğru eğilim
gösterdiği tespit edildi. Daha sonraki gelişmelerde
hastamız bu yönlerden incelendiğinde, rahatsızlığı
başlamadan önce yazlıklarında komşunun oğlu ile cinsel
bir yakınlaşma yaşadığını, bu yakınlaşmadan dolayı
bekâretini kaybettiği gibi bir endişeye kapıldığını ve
ailesinin, onu kaybettiği için kendisini ağır bir
şekilde cezalandıracağı korkusunu içinde taşıdığını
belirtti. Bütün sıkıntılar ve hikâye bu olaydan sonra
gelişmişti. Sanki içinde ikinci bir kötü kimlik
yaratarak onu tescil ettirmeye çalışıyordu: ‘Ben aslında
iyi bir kızım, ancak bir takım yanlışlar var ise bu bana
ait değil içimdeki kötü kıza aittir’ diye düşünerek bu
eylemi kendinden dışlamaya gayret ediyordu. Bunun için
de patolojik bir süreci başlatmıştı.
Yapılan tıbbı muayenelerinde
bekâretinde hiçbir problem olmadığı, bunun sadece bir
kuşkudan ibaret olduğu anlaşıldı. Bu bilgi inandırıcı
bir şekilde kendisine anlatıldıktan sonra kimlikte bir
entegrasyon terapisine geçilip süreç tamamlanmaya
çalışıldı. Rüyayı doğru şekilde yorumlamış, zoomların
üzerine odaklanmıştık. Ancak bir numaralı papatya zoomu
hala gizemini korumaktaydı. Terapilerimiz esnasındaki
konuşmaların birisinde, travma gününü tekrar konuşurken,
lakayt bir tarzda o gün üzerinde sarı papatyaların
bulunduğu bir elbisesi olduğundan bahsetti. Birinci zoom
da yerine ulaşmıştı.
8. Rüyaların rakam, isim ve
kelimelere odaklanması
Rüya içeriğinde gözlenen ve
odaklanılan sayılar, tarihler, isimler vb. özel önemi
haizdir. Bunlar bilgisayar ortamında sıkıştırılmış
dosyaların giriş şifreleri gibidir. Üzerine vurgu
yapılan bu tarih, rakam veya isimlerin arka planındaki
çağrışım zinciri kovalandığında bilinçdışı XE
"bilinçdışı" dürtünün kaynağına ulaşmak mümkündür.
Burada sadece gizli içeriğin ipucu ve ayak izleri
bırakılmaktadır.
9. Bütününün parçalanması ilkesi
Tehlike arz eden bir nesne bütün
olarak algılanır. O bütünün bir şeyi temsil XE "temsil"
ettiği bilinir, ancak o bütünün bir parçası yoktur.
Rüyanın bir başka boyutunda, o figürde aynı parça
oluştuğu halde o parça yok olmuştur. Sanki bütünün
tamamı rüyada şekillendiğinde, suç işlenmiş ve kaygı
düzeyi artmış olacaktır. Ancak bütünü oluşturan parça
eksik bırakıldığında suçun bütünü oluşmadığından,
suçluluk duygusu ve kaygı düzeyi düşük olacaktır.
10. Rüyanın figür değiştirme
ilkesi
Rüyada esas veya özü gizlemeye
yönelik olarak çeşitli figürler çeşitli figürlerin
yerine ikame edilebilir. Bir genç kızı bir büfe ile
anlamlandırmak, haset ve kıskanç bir hanımı bir yılanla
ifade etmek mümkündür.
11. Simgeleştirme, rüyaların
simge kullanma ilkesi
Rüyalar esas içeriği saklamak
amacına yönelik olarak esasla fonetik açıdan, kelime
benzerliği açısından, anlam açısından, materyal
açısından ve kıyas açısından yakınlık arz edebilecek her
türlü malzeme ile simgeleşebilir. Simgeleşen materyal
rüyanın gizli içeriğini bize anlatır ve ifade eder.
Simgelerin incelenmesinde ortak bir takım özellikler
vardır:
a- Simgelerin evrensel
özellikleri: Her kültürde ve her toplumda ortak anlamlar
içerebilecek figürler, insanoğlunun dürtü XE "dürtü" ,
duygu ve düşüncelerinin ortak simgeleri olabilmektedir.
Bunlar da rüyalarda aynı şekilde ortaya çıkmaktadır.
Aydınlığın, ferahlığı; karanlığın, sıkıntıyı; güneşin,
bereketi; karanlığın, gizliliği ve korkuyu; toprağın,
üretkenliği; yağmurun, vericiliği ve bereketi; suyun,
iyiliği ve hoşluğu; yeşilliğin, dinginliği ve muradı
simgelemesi gibi evrensel simgeler mevcuttur. Bunlar
bütün kültürlerde ortak rüya simge dili olarak
kullanılagelmiştir.
b- Kültürlere özgü simge dili:
Her kültürün değer yargılarına göre iyiliği, kötülüğü,
mutluluğu, cinselliği ve şiddeti simgeleyen öğeler ve
figürler vardır. Bir insanın kültürel özelliklerini,
yaşadığı toplumsal çevreyi bilmiyorsanız bu bireyin
rüyasını doğru bir şekilde yorumlamanız çok zordur. Bir
kültürde yaşlı bir kadın iyi bir nesneyi simgelerken bir
başka kültürde bir cadıyı simgeleyebilir. Bir kültürde
bir yabancıyı misafir etmek insanî hasletler ve
misafirperverliği simgelerken bir başka kültürde
başkalarından zarar görebilme ihtimalini simgeleyebilir.
c- Bireyin kişisel simgeleri:
Evrensel ve kültürel simgeler genel olması, özünde fazla
sırlar barındırmaması ve rüyanın özünü saklayabilme
kabiliyetinden uzak bulunması nedeniyle her birey
kendine has bireysel simgeler geliştirebilmektedir.
Bireysel simgeleri ortaya çıkarabilmek çok önemlidir.
Bir rüyayı yorumlayabilmenin, bilinçdışı XE "bilinçdışı"
içeriğini açığa çıkarabilmenin ve şifreleri
çözebilmenin temel sırrı bireyin simgesel dünyasına
girmekle mümkündür. Her insanın da simgesel dünyası
farklıdır. Bu nedenle bireyi tanımadan, bireyin iç
dünyasını bilmeden, bireyin o zaman dilimindeki sürecini
anlamadan bir rüyayı tam manasıyla yorumlamak mümkün
değildir. Bu çerçevede bireyin simgesel dünyasını
kavrayabilmek için etkilendiği kişiler, kitaplar,
kurumlar, filmler, anılar çok yakinen bilinmelidir.
Özellikle rüya görüldüğü esnada etkisi altında olduğuna
inanılan olaylar, filmler, kahramanlar, kitaplar çok iyi
değerlendirilmelidir. Bunların içerisinden alınacak
materyaller rüyada bir simge ile dile gelerek kişinin iç
dünyasındaki istek ve talepleri belirleyebilir.
12. Rüyaların ardıcıllığı ilkesi
Rüyalarda esas materyal bir simge
aracılığıyla, bir çağrışımla veya bir olguyla
verilebilir. Burada bir dürtünün bir kerede hedefi
bulmasından ve deşarj olmasından söz edilir. Bazı ego XE
"ego" idealleri bir rüya fragmanına sığmayacak kadar
detaylı ve uzun ilişkiler barındırabilir. Bu durumda bir
dizi filmi seyreder gibi ardıcıl bir şekilde rüyaların
peş peşe, bölüm bölüm senaryolaştırıldığı görülür.
Narsist kişilik örgütlenmesine sahip olan bir birey
ülkeyi kurtarma misyonuna soyunabilir. Bu misyonu
gerçekleştirmek için de tarihsel süreç içinde büyük
insanlardan birisiyle (Gandhi, Churchill, Mustafa Kemal
Atatürk vb.) gizli bir özdeşim yaparak onun yaşantısını
tekrardan yeni mekânlarda, yeni zaman dilimlerinde, yeni
figüranlarla hayata veya rüyaya sokabilir. Bu durumda
rüyayı kavrayabilmek için birçok rüyayı takip etmek,
parçaları bir araya getirmek ve senaryonun bütününü
görmek gerekebilir.
13. Rüyaların bir figür üzerinden
izlenmesi ilkesi
Bireyler ruhsal sıkıntılarını,
değişimlerini ve gelişimlerini simgesel olarak bir figür
üzerinden uzun vadeli bir şekilde anlatabilirler.
Hastalarımızda rüya işleyiş mekanizmasının çoğunlukla bu
periyotta oluştuğunu gözlemlemekteyiz. Özellikle kişilik
analizi yapıp kişilik değişimini hedeflediğimiz
hastalarımızda tek bir figür üzerinden bir gelişme ve
değişme, ısrarlı bir şekilde rüyalara aksetmektedir. Bu
figürler:
a- Ayakla ilintili
olabilmektedir: Ayağa giyilen bir ayakkabı, bir alet,
kişilikle ilintilenmektedir. Ayakkabının dar ya da geniş
gelmesi; ayakkabının çalınması, kaybolması, bir tekiyle
diğer tekinin farklılık arz etmesi, hep kişiliğin
değişim sürecini simgeleyen bir figür olarak karşımıza
çıkmaktadır. Kişi ayakkabılarını giyerek yola çıktığında
ayaklarının çıplak olduğunu fark edebilmektedir veya
ayakkabılarının değiştiğini görmektedir. Kişi belirli
bir hedefe doğru yönelmekte, o hedefe ulaşabilmek için
hep ayakkabısıyla ilgilenmektedir. Bu durum tedavi
sürecinin bir indikatörü olarak takip edilmektedir.
Kaybolan, değişen, dayanıklılığı az olan ayakkabılar
yerine ayağına tam oturan, rahatlıkla yürümesini temin
eden ve hedefe kadar onu götürebileceğinden emin olunan
ayakkabı rüyaları görülmeye başlandığında süreç
tamamlanmaktadır.
b- Otomobil veya araç rüyaları.
Kimliği ve kişilikleri en çok simgeleyen simgelerden
birisi de araba rüyalarıdır. Terapi süreçlerinde
hastalarımız özellikle arabayla ilintili rüyaları
ardıcıl bir şekilde sıkça önümüze getirmektedir. Bu
rüyaların niteliğine göre hastamızın, terapinin hangi
sürecinde olduğunu tespit etmek kolaylıkla mümkün
olabilmektedir. Bu araçlar basit bir bisikletten
otomobile, otobüsten kamyona, sandaldan gemiye,
helikopterden uçağa kadar bir değişiklik arz
edebilmektedir. Burada hep binilen bir araç ve gidilmek
istenen bir hedef vardır.
Terapi süreçlerinde kişilik
değişimi ile ilgili tedavi uygulanırken, rüyaların üç
ana bölümde geldiği gözlemlenmiştir: Tedavinin
başlangıcı, ortası ve sonu. Tedavinin başlangıcında bir
araca binilmekte, bir hedefe yönlenilmektedir. Bu bir
bisiklet, bir otomobil, bir kamyon veya uçak olabilir.
İlginçtir ki bu araçlar kullanılırken, aracı kullanan
şoför bireyin kendisi değildir. Aracın kendisine ait
olduğunu, kendisinin kullanması gerektiğini, ancak
aracın bir başkası tarafından kullanıldığını ifade
ederler. Aracı kullanan kişi çoğu zaman flû görülmekte
veya hiç görülmemekte ve direksiyon boş durmaktadır.
Birey ya şoförün yanında ya da arka tarafta
oturmaktadır. Bu tip rüyalarda hastalarımız
şaşkınlıklarını dile getirmektedir. Yapılan
incelemelerde görülmüştür ki bu dönemlerde aracın emanet
edildiği kişi genellikle tedaviyi yürüten hekim
olmaktadır. Bu da hekime olan güven derecesinin
yüksekliğini gösteren bir göstergedir. Henüz hekime
güven yok ise aracı kendi götürmeye çalışmakta, ancak
araç yerinden hareket etmemektedir. Orta seviyedeki
terapi sürecinde hasta aracı kullanmakta fakat araç
belirli bir istikamette, belirli bir hedefe doğru
giderken ya kontrolden çıkmakta ya direksiyon elde
kalmakta ya da gaz veya fren pedalları çalışmamakta veya
bir şarampole yuvarlanmakta, en iyi durumlarda da yolun
ortasında aracın benzini bitmektedir. Bu dönem çeşitli
kazaların yaşandığı, arabanın kaportasının veya
motorunun hasar gördüğü ve tadilat-tamirat işleriyle
uğraşıldığı bir süreç olarak gözlemlenmektedir.
Tedavinin son aşamasında ise rüya
içerikleri değişmekte, araçlar kaliteli, kaportası ve
motoru sağlam, hedefe emniyetle gidebilen araçlar haline
dönüşebilmektedir. Araç rüyalarında özellikle aile reisi
ve sorumluluk mevkiinde bulunan hastalarımızla
yaptığımız çalışmalarda minibüs ve otobüs gibi araçların
devreye girdiğini, eş ve çocukların ve bakmakla yükümlü
olduğu bireylerin ise yolcu olarak taşındığı
gözlemlenmektedir. Aynı sıkıntılı süreçler bu araçlar
için de devam etmektedir. Rüyaların ekonomikliği
prensibi perspektifinde, rüyalarda seçilen araçlar bazen
gemi, bazen savaş uçağı olabilmektedir. Bu durumda da
kişi kimlik değişimiyle uğraşırken ego XE "ego"
idealinin arzu XE "arzu" ve isteklerini de yerine
getirerek dürtülerini deşarj edebilmektedir. Hatta bir
rüyada savaş pilotu olarak uçan bir hastamız, sevdiği
kızın köyünün üzerinden geçerek iki kavağı biçmiş,
ardından paraşütle atlayarak canını zor kurtarmıştı. Bu
rüyada hem kimliğin durumu belirlenmekte, hem ego ideali
gerçekleşmekte, hem de sevgilisinin köyüne paraşütle
inerek sevgilisine ulaşılmakta idi.
14. Rüyaların zaman dışılığı
ilkesi
Rüyalarda, geçmişte yaşanmış bir
acı ve travma yeni bir senaryoyla değiştirilerek veya
ortadan kaldırılarak farklı sonuçlara ulaşılabilir.
Bugün yaşanmış bir gerçek, sıkıntı veriyorsa bu gerçek
rüyalarda farklı şekillerde canlandırılarak bireyin
rahatlaması sağlanabilir ve gelecekte olması istenen
beklentisel bir durum, beklemeye gerek kalmadan rüyalar
yoluyla o gün realize edilebilir. Her üç durumda da ego
XE "ego" rahatlamakta ve dürtüler hedefine
ulaşmaktadır.
15. Rüyaların sindirme ilkesi
Midemiz, gıdaları sindirmek için
gıdaları tekrar tekrar döndürmek zorundadır. Hayvanlarda
bu, daha da öteye giderek geviş getirme sistemini
oluşturmuştur. Bir travmanın hafifletilebilmesi için o
travmanın tekrar tekrar canlandırılması ve dile
getirilmesi gerekmektedir. Özellikle post-travmatik
stres XE "stres" bozukluğunda gördüğümüz klinik tabloda
bireyler, yaşadıkları travmayı ne kadar çok anlatır ve
paylaşırlarsa o derece sindirir ve patolojik bir
hastalığa neden olmadan atlatabilirler. Bu manada
yaşanmış travmaların hafifletilebilmesi için zihinde
bunların mükerreren yaşantılandırılması ve sindirime
tabi tutulması gerekir. Rüyalar bu fonksiyonu görerek
kişiyi tedavi ederler.
Aynı şekilde korkuların ve
olabilecek felaketlerin önünü alabilmek ve kişinin
egosunu ona hazırlayabilmek için ön egzersizler amacıyla
rüya hazırlanır. Böyle bir durumda sınava girecek
delikanlı, sınavdan kalma riskini hazmedebilmek ve
egosunu buna hazırlayabilmek için sınavdan kaldığı
rüyalarını görür veyahut da çok sevdiği bir nesnesini
(baba, çocuk, eş vb.) kaybedebilme riski karşısında
hazırlıksız kalmak istemeyen ego XE "ego" , böyle bir
kayba hazırlanabilmek için bunların öldüğünü rüyalarında
tekraren yaşar. Bir servetin, bir uzvun kaybı, hatta
şampiyon olmasını dilediği takımın şampiyon olamamasını
görme, bir sindirme ve hazırlanma olayıdır. Bazı
sindirme rüyalarında aşırı obsesif XE "obsesif" bir
kişilik örüntüsünün olayı abarttığı, doğal bir
mekanizmadan patolojik bir mekanizmaya dönüştürdüğü
gözlemlenmektedir. Buradaki problem, rüyanın savunma
düzeneği ile ilgili değil kişinin kişilik örüntüsünün
patolojisiyle ilgilidir.
Yukarıdaki sansür mekanizmaları,
genellikle rüya senaryosu oluşturulurken baştan
hesaplanır ve planlanır; hazırlanmış olan senaryo
uygulamaya konulur. Muhtemelen rüya uygulamaya girdikten
sonra veya uygulamanın tam ortasında tehlikeli
olabilecek durumlarda, rüya senaryosunu fazla
değiştirmeden yukarıdaki sansür mekanizmalarından bir
kısmı kullanılarak tehlike bertaraf edilmeye çalışılır.
Rol verilmesinde başlangıçta tehlike bulunmayan bir
aktör, son anda veya rüya uygulamaya alındıktan sonra
tehlike arz edecek olursa; aktörü tanınmaz hale getirmek
için üzerinde deformasyon mekanizmaları uygulanır. Bu
şekilde aktör yazılan senaryoda görevini ifa ederken,
her şeye rağmen yine aktörün kimliği açığa çıkma
tehlikesi oluşmuş ise veya hissedilirse, o anda aktörün
görüntüsü tamamen devre dışı bırakılabilir. |