|
Kitap Tanıtımı:
Bilişsel Terapi ve Uygulamaları
Sunuş
İnsanın,
varlığı ve varlık içerisinde kendini anlama ve
anlamlandırma uğraşı kendisi kadar eskidir. Düşünce tarihinde bu
anlam arayışı ilk olarak dış dünyadaki nesneler üzerinden
yorumlar yapılarak yürütülmüştür. İnsanın
kendini anlayabilmesi, kendini anladıktan
sonra dünyayı
anlamlandırması
zihinsel bir işlemdir.
Ancak, anlam arayışları
son yıllara kadar zihnin nasıl
çalıştığı
yeterince bilinmeden sürdürülmüştür.
Belki son elli yılda
yapılan,
insan zihninin bilgiyi nasıl
işlemlediği
konusundaki araştırmalar,
bulgular ve açılımlar
düşünce tarihinde önemli bir dönüm noktası
oluşturabilecek değerde
ve kıymette olmasının
yanı sıra insana anlam arayışı serüveninde de yeni
ufuklar sağlamıştır.
İnsanların
düşünceleri, duyguları
ve davranışları
zihinlerindeki bilgiyi işlemleme
prosedürlerine göre
şekillenmektedir.
İnsanın neyi düşüneceği,
nasıl düşüneceği
ve nasıl bir çıkarımda
bulunacağına
bir çok faktör etki etmektedir. Bu faktörlerin başında
bir insanın
biyolojik materyali gelmektedir. Birtakım
biyolojik etmenler (hormonlar, beyindeki nörotransmitterler vd.)
insanın
düşüncelerini, duygularını
ve dolayısıyla da davranışlarını etkilemektedir. Buna
ilaveten insanın
yaşadığı coğrafya,
iklim, aile, toplum, sosyo-kültürel
yapı,
sosyo-ekonomik yapı
ve siyasi yapı gibi etkenler düşüncenin
oluşum
sürecine etkide bulunan diğer
önemli faktörlerdir.
Bu faktörlerin bu süreçte
nasıl
işlediğini
bize gösteren bilimsel çalışmalar
bilişin
(kognitif yapıların)
neden ve niçinlerini açığa
çıkarmaya
çalışmışlardır.
Bu çalışmaların psikiyatri ve psikoterapi
literatürüne girmesi Beck tarafından
1960’lı
yıllarda
ortaya atılan
bilişsel depresyon kuramı
vasıtasıyla olmuştur. Bilgi işlemleme
sürecinin nasıl
çalıştığı
ile ilgili
Beck’le başlayan,
bilimsel araştırmaların ortaya çıkardığı veriler, insanın
düşüncesini,
duygusunu ve davranışını
anlamlandırmada bize çok yeni açılımlar
sağlamıştır.
Bir çok akademisyen ve klinisyen bu sahada çalışmalar
yaparak insanın
her türlü düşünce,
duygulanım
ve davranışının
bilişsel
(kognitif) süreçlerini epigenetik bir materyal gibi açıklamaya
gayret etmişlerdir.
Bu kitapta kognitif kuram
çerçevesinde
psikolojik bozuklukların nasıl oluştuğu ve bu bozuklukların
nasıl tedavi edildiğini vaka örnekleriyle birlikte
göreceksiniz.
İnsan
çok bilinmeyenli bir denklemdir. Bu denklemin bir tarafında
biyolojik yapısı, bir tarafında
dinamik gelişimi,
bir tarafında
kendilik yapılandırılması,
bir tarafında
davranışsal öğrenme,
bir tarafında
da kognitif yapılandırmalar
bulunmaktadır.
Bu yaklaşımlardan
her biri insanın
bir yönüne ayna tutarak o kısmı
aydınlatmaya
çalışmakta
ve insanı
daha iyi anlamaya aracılık
etmektedir.
Son dönem bilimsel gelişmeler
bütüncül bir insan anlayışı,
bütüncül bir psikoloji psikoterapi bağlamına
doğru bir trend izlemektedir. Bu kitapta kendi
sahalarında
uzman klinisyenlerin çeşitli
psikolojik bozukluklarda bilişsel terapiyi hastalarına
başarılı
bir şekilde
nasıl
uyguladıkları
anlatılmaktadır.
Bu klinisyenler kognitif yaklaşımı
esas almakla birlikte insanı
anlatan değişik bilimsel gelişmeleri,
bilişsel
yaklaşıma entegre edebilecek bir esnekliğe
sahiptirler. Zaten bilişsel
terapi herhangi bir teorinin veya ideolojinin dar kalıplarıyla,
kendini ve bu yaklaşımı kullanan uzmanlarını sınırlandırmaz.
Bilişsel terapiler Beck’in depresyon modelinde başladıktan
sonra klinisyenler tarafından
hızla yayılmış,
anksiyete bozukluklarına,
yeme bozukluklarına,
cinsel işlev
bozukluklarına,
uyum bozukluklarına,
kişilik bozukluklarına,
eş
terapilerine ve aile terapilerine kadar yaygınlaştırılmış,
hatta psikotik hastalarda dahi uygulanabilirliğini
klinik olarak kanıtlamıştır.
Biyolojik-farmakolojik bir
tedavi anlayışının
egemen olduğu
günümüzde ilaçların
etkilerinin hastalıklar
üzerinde istatistiksel olarak gösterilebilmesi, psikoterapilerin
nispeten desteksiz bir
şekilde
kenarda kalmış gibi bir izlenim doğurmaktadır. Özellikle dinamik
psikoterapinin yaygın
olduğu dünyamızda
bu psikoterapiler, hasta ile hekim arasındaki
öznelliğinin,
vaka odaklı
çalışmasının
modern bilimin getirmiş
olduğu istatistiksel verilere dönüştürülmesi ve tedavi strateji ve
prosedürlerinin standardize edilmesi noktasında bir takım
zorluklar yaşamaktadır. Bu, dinamik psikoterapilerin bilimsel
hüviyetlerini kazanamamaları
ve bilim dışına
itilmeleri sonucunu doğurmuştur.
Bu bağlamda dinamik psikoterapiler, egemen olan
bilim dünyasının
dışında
kendi jargonunu ve kendi yaşam
alanını
üretmiştir. Bu da kör ve sağırlar
diyaloğunu
oluşturmuştur.
Ama Aeron Beck’in getirmiş
olduğu
kognitif tedavi strateji ve programları
standardize edilebilme özelliğini
haiz olması,
karşılaştırmalı çalışmaların
yapılabilmesine imkan vermesi ve bir çok
kültürde uygulanabilir olduğunun
gösterilmesi ve bir çok çalışmada
ilaçla tedaviye üstünlüğünün
kanıtlanmış
olması, psikoterapilerin önünü açmış ve egemen olan biyolojik hegemonyayı
bir nebze de olsa kırmıştır.
Hastalara çok
şey
vaat ettiğine
inanılan ilaç tedavilerinin zaman zaman, belki
de çoğu
zaman uzun vadede yetersiz kaldığını
çalışmalarında
gözlemleyen klinisyenler, bilim tarafından
onanmış
alternatif bir atılım
beklerken karşılarında
kognitif-davranışçı
psikoterapi programlarını
bulmuşlardır. Bu alternatif açılıma
klinisyenler büyük bir ilgi göstermiş,
dünyanın
dört bir yanında
bilişsel terapi uygulayan klinisyenlerin sayısı
kısa
sürede artmıştır.
Bu, psikoterapi yapan hekimler için umut vadeden bir gelişme
olmuştur.
Ancak ülkemizde her sahada
olduğu gibi bilim sahasında
da her şeyi
geriden takip etme anlayışı
hala geçerliğini
sürdürmektedir. Bilgi ve bilim çağı
olarak nitelendirilen bu çağın
temel niteliği
bilginin akıcılığı
ve anında ulaşılabilir
olmasıdır.
Ne yazık ki statükoyu devam ettirmeye çalışan
geleneksel jargona sıkı
sıkıya sarılan
ve egemen organikçi terapi tekniklerinden başka bir alan tanımayan
bilim anlayışı
bu tip psikoterapötik gelişmeleri
Türkiye’ye taşımakta
isteksiz davranmış
ve ağırdan
almıştır.
Buna rağmen
bu konuya coşkuyla
eğilmiş
genç bilim adamları
bu konunun zorluklarına
katlanarak mücadele vermişler
ve bu konuda belirli bir noktaya gelerek dünyadaki bilimsel gelişmeleri
klinisyenlere ve aydınlarımıza
tanıtmaya
başlamışlardır. Klinisyenlerimiz ve toplumumuzun, bu
bilgi ve beceriler kendilerine verildiğinde
olaya ne kadar sahip çıktığı
gözlemlenmiştir.
Bilişsel terapinin Türkiye’de tanınabilmesi
ve klinisyenlerimizce uygulanabilmesi, bu etkinliklerin
sürdürülebilmesiyle mümkündür.
Litera Yayıncılık
yetkililerinin bir seri olarak, ortak hazırlamayı
teklif ettiği
bilişsel-davranışçı psikoloji ve terapiler, dinamik
terapiler ve bütüncül terapilerle ilgili bir dizi yayını
gündemimize aldık
ve bununla ilgili yoğun
bir çalışma periyoduna girdik. Bu çalışmaların
oluşabilmesi
için yoğun
gayretlerini ve desteklerini esirgemeyen Litera Yayıncılık’ın
kurucusu Muhittin Macit Bey ile bu projeyi onunla
birlikte yürüten
Hasan Hacak ve Ferruh Özpilavcı
Beyler’e öncelikle meslekten biri olarak
şükranlarımızı
ne kadar arzetsek azdır.
Kıymetli
okuyucularımı
bu kitapla başlayan
hoş bir serüvene davet ediyorum. Bir çırpıda
okuyup bitirdiğim
zihnimde yeni açılımlar
yarattığına
inandığım bu güzel eseri bütün klinisyen arkadaşlarıma
ve psikoloji
ile ilgilenen herkese tavsiye ediyor ve bu kitabı
baş
uçlarında
bir el kitabı
olarak bulunduracaklarına
inanıyorum.
Yeni kitaplarda buluşma
ümidiyle.
Tahir Özakkaş MD.,PhD.
Psikiyatrist-Psikoterapist
Tanıtım:
Bilişsel terapi otuz
beş yıl önce bir depresyon tedavisi olarak geliştirilmişti.
Günümüzde ise artık evlilik çatışması, cinsel işlev bozukluğu,
madde kullanımı, panik bozukluklar, travma sonrası stres
bozuklukları, paranoid bozukluklar ve diğer birçok duygu-durum,
anksiyete ve kişilik bozukluklarının tedavisinde etkili ve
başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
Bu kitap, her biri önde gelen bir bilişsel terapi uygulayıcısı
tarafından yazılmış açık, özlü ve etkili tedavi betimlemeleri ve
müdahaleleri içeren 20 bölümden oluşmaktadır. Okuyucu
herbölümde, metodun nasıl çalıştığı ve klinik uygulaman›n
zorluklarının nasıl aşılabileceği konularıyla ilgilenen bir
uygulayıcı için çok değerli olacak zengin klinik detaylar
bulacaktır
. Ayrıca diğer teorik yönelimlerin bilişsel çerçevede nasıl ele
alındıkları da görülecektir.
Bilişsel terapi modelinin kurucusu olan Aaron Beck, elinizdeki
kitap için şu yorumu yapıyor: "Bu kitabın yazarları olan
klinisyenler, bilişsel terapi modelini bireylerin
gereksinimlerine uyarlarken her bireyin özel ve farklı olduğunun
bilincindedirler ve her birinin uygulamadaki esnekliği
kusursuzdur.''
------------------------------------------------------------
Robert L. LEAHY, Ph.D.
Elinizdeki kitabın editörü olan Robert L. Leahy, ABD'deki Yale
Üniversitesi'nde aldığı eğitimden sonra Pennsylvania
Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki Bilişsel Terapi Merkezinde,
Bilişsel Terapinin kurucusu Dr. Aaron Beck ile çalıştı ve onunla
ortak yayınlar yaptı. ABD'nin değişik üniversitele-rinde dersler
veren Leahy, yakın bir geçmişte "Uluslararası Bilişsel Psiko-terapi
Topluluğu"nun başkanı seçilmiştir. Ayrıca New York'ta bulunan
Amerikan Bilişsel terapi Enstitüsü'nü kurmuş olup, halen ABD'de
Cornell Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü'nde
psikoloji profesörü olarak görev yapmaktadır.
Bilişsel terapi ile ilgili bir çok çalışma yapmış olan Leahy'in
bazı eserleri şunlardır.
Cognitive Therapy: Basic Principles and Applications; Practicing
Cognitive Therapy; Treatment Plans and Inter-ventions for
Depression and Anxiety Disorders (Holland'la birlikte); Over-coming
Resistance in Cognitive Therapy, and Bipolar Disorder: A Cogni-tive
Therapy Approach (Newman, Beck, Reilly-Harrington, Gyulai ile
birlikte); Clinical Advances in Cogni-tive Psychotherapy (ed.
with Dowd); Psychology and the Economic Mind; Cognitive
TherapyTechniques: The Practitioner's Guide; Roadblocks in
Cognitive-Behavioral Therapy(ed.); Psychological Treatments of
Bipolar Disorder (ed. S. Johnson ile).
|